You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kerbela faciası....

Kerbela faciası....

Posting Freak
Kerbela faciası....
MUSTAFA CEMİL KILIÇ :

Kerbelâ faciası, yalnızca 10 Ekim 680 yılında Hz. İmam Hüseyin'le Yezid arasında geçen bir olay olarak ele alınamaz. Kerbelâ olayına nasıl gelindi, bu olayı meydana getiren etkenler nelerdi?
[Resim: 2.gif] Muharrem ayı gerek dinler tarihi gerek İslam tarihi gerekse insanlık tarihi açısından olağanüstü öneme sahip bir aydır.

Bu ayda pek çok tarihsel olay yaşanmıştır. Dinsel kaynaklarda belirtildiğine göre bu ayda yaşanan başlıca olaylar şunlardır

Adem Peygamber, 10 Muharrem günü eşi Havva ile buluşmuştur.

Nuh Peygamber, 10 Muharrem günü tufandan kurtulmuştur. Ayrıca o gün gemide kalan erzakları bir araya getirerek aşure pişirmiştir. Aşr, on demektir, aşur veya aşura, Muharrem'in onuncu günü pişirilen buğday tatlısıdır.

İbrahim Peygamber, Nemrut'un attığı ateşten kurtulmuştur.

İshak veya İsmail Peygamber, kurban olmaktan kurtulmuştur.

Yakup Peygamber, oğlu Yusuf'a kavuşmuştur.
Eyüp Peygamber, ağır dertlerinden kurtulmuştur.
Yunus Peygamber, balığın karnından kurtulmuştur.
Musa Peygamber, Firavun'un gazabından kurtulmuştur.
Kızıldeniz 10 Muharrem günü Musa'ya yol vermek için ikiye ayrılmıştır.
Hazreti Muhammed, Mekke'den Medine'ye bu ayda hicret etmiştir.

Görüleceği üzere pek çok peygamber bu mübarek günde tehlikelerden kurtulmuş, düşmanları da helak edilmiştir. Yalnız bir istisna yıl var ki, işte o sene yüreklerin tâ iç kısmına kan damlamıştır. 10 Muharrem 680…

Cihâna doğan İslâm güneşinin üzerinden henüz üç çeyrek asır bile geçmemişti. Son resul Hakka yürüyeli, sadece yarım asır olmuştu. O nur deryasından feyz alan sahabelerin bir kısmı henüz hayattadır. Lâkin, hilâfet merkezinin başında bir zalim bulunmaktadır.
O zalimin adı Yezit Bin Muaviye'dir…

Yezit'in zulmünün kökü ta peygamberin vefatına ve hatta öncesine değin varmaktadır. Bu nedenle
Kerbela Faciasının anlaşılabilmesi için peygamber dönemine gitmek ve Mekke'de Arap toplumu arasındaki akrabalık ilişkilerine değinmek gerekmektedir.
Kerbelâ faciası, yalnızca 10 Ekim 680 yılında Hz. İmam Hüseyin'le Yezid arasında geçen bir olay olarak ele alınamaz. Kerbelâ olayına nasıl gelindi, bu olayı meydana getiren etkenler nelerdi?

Geriye doğru dönüp, bu feci olayın tarih süreci içersindeki oluşum safhalarını görmek lazımdır. Bunun için de Kureyş kabilesi ve bu kabileyi temsil eden Haşim Oğulları ile Ümeyye Oğullarını tanımamız gerekmektedir.

Zira bu iki kabile arasındaki akrabalık derecesi ve aralarındaki husumetin nedenlerinin neler olduğunu bilmeden
Kerbela Faciasını yeterince anlayabilmek mümkün değildir.

Konuya,
Hz. Muhammed 'in soyunun geldiği İbrahim Peygamber ve onun oğlu İsmail Peygamber ile başlayalım. Bilindiği gibi, İbrahim Peygamber, oğlu İsmail ile birlikte Kâbe'yi inşa etti. Hz. İbrahim, burada dinini yaymaya çalıştı. Daha sonra da oğlu İsmail bu görevi sürdürdü.

Hz. İsmail, Cürhüm kabilesinden evlendiği kızlarla, neslini çoğalttı. İşte yüzyıllar sonra İslam dinini ve Müslümanlığı tebliğle görevlendirilecek olan
Hz. Muhammed 'in soyu olan Kureyş kabilesi de İsmail Peygamber'in evlendiği Cürhüm kabilesinden gelmektedir.

Kâbe'den dolayı Mekke şehri kutsallık kazandı ve günden güne önemi arttı. Böylece Hz. İsmail'in soyundan gelen Kureyşliler, Mekke ve Kabe'ye egemen oldukları için Arap yarımadasının değişmez hakimi durumuna geldiler.

Bu arada Mekke yönetimini elinde bulunduran Huzaelilerin başkanı Huleyl, kızı Hubbey'i, Kureyş kabilesinin başkanı Kusay (Zeyd) ile evlendirdi. Huzaelilerin başkanı Huleyl ölünce de Mekke'nin ve Kâbe'nin yönetimi Kusay'ın karısına kaldı ve böylece Mekke'nin ve Kâbe'nin yönetimi , Kureyş kabilesinin başkanı Kusay'ın eline geçmiş oldu. Kusay, Kabe'yi yeniden onardı ve pek çok yenilikler yaptı. Kusay'ın ölümünden sonra Mekke'nin ve Kâbe'nin yönetimi, Kusay'ın büyük oğlu Abdüddar'a geçti.

Abdüddar'ın ölümünden sonra ise Kureyş kabilesinin başına Abdülmenaf geçti. Abülmenaf'ın tek batında doğan iki oğlu vardı ve bunlardan birinin adı Haşim (Amr), diğerinin adı Abdüşşems idi.

Abdülmenaf, Kâbe'nin yönetimini iki oğlu arasında bölüştürdü. Hacılara su dağıtımı (sikaye) ile yiyecek dağıtımı (rifade) görevleri, Abdümenaf'ın oğlu Haşim'e (Amr) verildi. Diğer görevler ise Abdülmenaf'ın diğer oğlu Abdûşşems'te kaldı. Ancak, bir müddet sonra Abdûşems'in oğlu Ümeyye, kendi yönetimlerindeki görevlerin gelirleriyle yetinmeyip, amcası Haşim'in gelirlerinden de pay almak için harekete geçti. Kâbe'nin en önemli görevlerinin, amcası Haşim'in elinde bulunmasını bir türlü sindiremiyor, sürekli kavga çıkarıyordu.

Bu kavganın nedenleri arasında Kâbe'nin öneminden dolayı Mekke'nin günden güne gelişerek, Arap Yarımadası'nın en önemli ticaret merkezlerinden biri durumuna gelmiş olması da yer almaktadır. Mekke'nin ve Kâbe'nin bu özelliklerinden dolayı Ümeyye, amcası Haşim'i bir türlü rahat bırakmıyordu.

En sonunda Haşim ile Ümeyye, mahkemelik oldular. Davayı kaybeden Ümeyye, on yıl müddetle Mekke'den Şam'a sürgüne gönderildi. Bir müddet sonra Haşim öldü. Onun ölümünden sonra cezası sona ermiş olan Ümeyye de Mekke'ye döndü. Fakat kısa bir süre sonra o da ölünce Kâbe'nin yönetimi, Haşim'in kardeşi Muttalib'in eline geçti.

Diğer tarafta Haşim'in daha önce Medine'de evlendiği eşinden Şeybe adında bir oğlu vardı. Bu çocuk büyümüş, delikanlı olmuştu. Muttalib, Kâbe'nin yönetimini eline alınca, Medine'ye gidip Haşim'in oğlu Şeybe'yi Mekke'ye getirdi ve Kâbe'nin yönetimine ortak etti. Muttalib, yeğeni Şeybe'yi Medine'den Mekke'ye getirirken devesinin arkasına bindirmişti. Halk, Şeybe'yi Muttalib'in kölesi sanmış ve ona Muttalib'in kölesi anlamına gelen "Abdulmuttalib" demişti. Daha sonra Şeybe adı unutulmuş, Abdulmuttalib adı halk arasına yerleşmişti. Abdulmenaf'tan sonra kabile "Haşimiler" ve "Ümeyye" oğulları (Emeviler) olarak ikiye ayrıldı.

Haşimoğulları Abdümenaf, Haşim (Amr), Muttalib, Abdulmuttalib (Şeybe), Abdulmuttalib'in oğulları, Abdullah ve Ebu Talip'tir. Abdullah'ın oğlu
Hz. Muhammed , Ebu Talib'in oğlu ise Hz. Ali 'dir.

Ümeyye oğulları Abdülmenaf, Abdüşşems, Ümeyye, Harb, Sahar (Ebû-Süfyan), Muaviye ve Yezid'dir.

Özetleyecek olursak, önceleri Haşim ile Ümeyye arasında başlayan bu mücadele, âlemlere rahmet olarak gönderilen
Hz. Muhammed 'in Haşimi soyundan gelmiş olmasıyla birlikte bir kat daha arttı. Ümeyye oğullarını çileden çıkaran en büyük sebep de bu oldu.
Görüleceği üzere, İslamlık öncesi Kâbe ve Mekke'nin yönetimiyle başlayan bu iki kabilenin düşmanlıkları, daha sonra
Hz. Muhammed ile onun karşıtları olan Ebu Cehil, Ebu Leheb ve Ebu Süfyan arasında devam etti.
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Posting Freak
Kerbela faciası....
Hz. Muhammed: Ali'nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız.

KERBELA FACİASI (2)

Hz. Muhammed'in Son Sözü: " En Yüce Dosta…!"

Peygamberimiz son haccını yaptıktan iki ay kadar sonra Cennet'ül-baki adı verilen mezarlığa gitmiş, burada dua etmişti. Ziyaretten bir gün sonra hastalandı. Hastalığı on üç gün sürdü.

Bu sürede, kendisini ziyarete gelen Müslümanlara öğütler veriyordu. Kendisinin bir insan olduğunu, herkes gibi öleceğini anımsatıyor, ölümünden sonra eski cahiliye adetlerine dönmemeleri konusunda onları uyarıyordu.
Hz. Muhammed, ölümüne yakın insanları toplayarak şöyle dedi:

"–Ey insanlar, kimin sırtına kamçı vurmuşsam, işte sırtım gelsin vursun kimin bende alacağı varsa, işte malım gelsin, alsın. Bana en yakın olan dostum, burada benden hakkını isteyen veya gönül hoşnutluğuyla helal edendir. Ben Rabbime yüz akıyla kavuşmayı umuyorum."

Sonra şöyle dedi:

"–Allah beni dünya ile kendi katı arasında özgür bıraktı. Bu kul, Allah katında olanı tercih etti."

Hakka yürüyeceği günün sabahı, yüce resul sanki iyileşmişti. Öğleye doğru ateşi tekrar yükseldi. Ateşini düşürmek için yanında bulunan kaptaki suya ellerini daldırıyor, yüzünü, boynunu ıslatıyordu. Bir taraftan da şöyle diyordu.

"–La ilahe illallah… Ölümün de şiddetlisi var… Allah'ım günahlarımı bağışla, bana merhamet et, beni yüce dosta kavuştur."

Kızı Fatıma çaresizlik için ağlıyordu. Yüce resul ona:

"–Üzülme kızım, baban bugünden sonra bir daha hiç acı ve üzüntü çekmeyecek" dedi.

Hz. Muhammed, dilinden La ilah illallah cümlesini düşürmeyerek 13 Rebiulevvel 11 (8 Haziran 632) tarihinde
Pazartesi günü Hakka yürüdü. Ölmeden önce son sözü, "En Yüce Dosta…!" sözcükleri oldu.

Peygamberimizin kutlu cenazesini, Şah – ı merdan ı Hz. İmam Ali yıkadı. Cenaze dışarı çıkarılmadı. Önce erkekler, sonra kadınlar Peygamberimizin cenaze namazını kıldılar. Peygamberimizin naaşı, bulunduğu yerde bir mezar kazılarak toprağa verildi.


O, iffet timsali Hazreti Fatıma'nın babası, cennet gençlerinin efendileri olan Hazreti İmam Hasan ve Hazreti İmam Hüseyin'in sevgili dedeleriydi.

O, bir yarısı Hazreti İmam Ali olan nurun diğer yarısıydı.

O, Gadirhum'da nurun diğer yarısını Hakkın esinlemesiyle veli ve vasi ilan etmişti.

Ve bu kutlu ilana on binlerce mümin tanıklık etmişti.

Ali Bin Ebi Talip, apaçık bir biçimde Hakk'ın esinlemesiyle veli ve imam tayin edilmiştir.

Alevi inancına göre bu gerçeğe iman, mümin olmanın şartlarındandır. Hz. Ali, veliyyullahtır…

Hazreti Muhammed, Hazreti Ali için şöyle demiştir:

"Ben kimin efendisi isem, Ali de onun efendisidir.

Ali, bedenimde baş gibidir.

Tahkik, Ali benden sonra velinizdir.

Ya Ali! Sen bana Musa'nın Harun'u gibisin.

Ben uyarıcı, Ali hidayete vesile olucudur.

Ben ve Ali, Allah'ın kulları üzerine, Allah'ın hüccetiyiz.

Ben ilmin şehri, Ali de kapısıdır. İlmi arzu eden kapıya gelsin.

Benden sonra ümmetimin en âlimi, Ali bin Ebi Talip'tir.

Halk içinde Ali, Kur'an içinde "Kul hüvallâhü Süresi" gibidir.

Allah'ım Ali'yi seveni sen de sev, ona düşman olana sen de düşman ol, ona yardım edene sen de yardım et, onu hor göreni sen de hor gör. O nereye yönelirse Hakk'ı onunla beraber kıl.

Ali'nin kanı kanımdandır, canı canımdandır, teni tenimdendir, ruhu ruhumdandır, Ali ile biz bir nurun ikiye bölünmüş parçalarıyız."

Hazreti Muhammed, Gadirhum hutbesiyle de yetinmeyip Hakka yürümeden evvel müminlere bir vasiyet yazmak istedi.

"Bana bir kağıt, bir kalem getirin size bir vasiyet bırakayım, ta ki benden sonra dalâlete düşmeyesiniz" buyurdu.

Allah'ın Resulü'nün yaşamının sonunda yazmak istediği bu vasiyete, orada hazır bulunan Hattab oğlu Ömer, "Peygamber sayıklıyor" diyerek engel oldu. Oysa, âlemlere rahmet olarak gönderilen Allah'ın Resulü, kendi nefsi ile değil, Tanrı'nın esinlemesiyle ile hareket ederdi. Çünkü, "Levh-i Mahfuz" O'nun kitabı, kalem-i â'la ise yol göstericisi idi. Zira, Kur'an'da: " (Muhammed) sapmadı ve batıla inanmadı o, arzusuna göre de konuşmaz. O'nun bildirdikleri, vahyedilenden başkası değildir." denilmektedir. Bu ayetten de anlaşılacağı gibi, Ömer'in müdahalesi yersiz idi. Çünkü Hz. Muhammed, Tanrı'nın izni olmaksızın tek söz etmemiştir.

Gerek Gadirhum hutbesi gerekse vasiyet hadisesine karşın peygamberin Hakka yürümesinin ardından Müslümanlar onun Haktan aldığı istek ve işaretine uymadılar.

Hazreti Ali'nin hilafet ve imametini kabul etmediler. Hattaboğlu Ömer'in yönlendirmesiyle Ebu Bekir bir oldu bittiyle Halife seçildi. Böylece Kerbela Faciasına giden yolun önü açılmış oldu. Bu sırada Hazreti Ali, yüce resulün cenaze işleriyle meşgul idi.

Halife seçimi İslam'daki ayrılıkların başlangıcı olmuştur. Bu olay süreç içinde Müslümanlar arasındaki pek çok ihtilafın ana sebebini teşkil etmiştir.

Bilindiği gibi, birinci Halife Ebu Bekir, vefatından önce yerine Hattapoğlu Ömer'i tavsiye etmiş ve vasiyet üzerine ikinci halife olarak Ömer seçilmiştir. İkinci Halife Ömer de altı kişilik bir şura atamış ve Hz. Ali'nin ismini ise en sona yazmıştır. Şura ise bir oldu bittiyle 3. Halife olarak Osman'ı seçmiştir. Eğer Halife Osman'nın ölümü ani olmasaydı ve vasiyet edecek zamanı bulunsaydı, muhakkak ki o da halife olarak Muaviye'yi önerecekti. Muaviye'nin Şam'a vali olarak Halife Ömer tarafından atandığını ve yine onun tarafından korunup kollandığını anımsamak hem İslam'daki ayrılıkların sbeeplerini anlamak bakımından hem de Kerbela Faciasını doğuran etkenleri doğru analiz edebilmek açısından son derece hayati bir noktadır.

Kuşkusuz Hz. Ali, Hz. Peygamber'in gerçek vasisi ve varisidir. Ancak Hz. Ali, İslam Dininin parçalanmaması ve zarar görmemesi için yapılan tüm haksızlıklara karşı sabır göstermiştir.

Eğer ki Hazreti Muhammed'in vasiyetine uyulsaydı Kerbela Faciası yaşanmaz, yüce resulün vasiyeti gereği hilafet ve imamet Müslümanlar arasında bir tartışma ve ihtilaf sebebi olmazdı. Hazreti İmam Ali ile birlikte başlayan imamlar nesli Müminlerin önderliğini deruhte eder ve Müslümanlar bölünüp parçalanmazdı.
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada


[Resim: zohreanaxq1.jpg]
Member
Kerbela faciası....
Emegine sağlık ayfercigim.Smile
MAZLUMUN ZALİMDEN ÖÇ ALACAĞI GÜN,
ZALİMİN MAZLUMA ZULMETTİĞİ GÜNDEN DAHA ÇETİNDİR.
Hz.ALİ

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.