You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Kent Ortamında Alevilerin Kendilerini Tanımlama Biçimleri

Kent Ortamında Alevilerin Kendilerini Tanımlama Biçimleri

Posting Freak
Kent Ortamında Alevilerin Kendilerini Tanımlama Biçimleri
KENT ORTAMINDA ALEVİLERİN KENDİLERİNİ TANIMLAMA BİÇİMLERİ VE İNANÇ RİTÜELLERİNİ UYGULAMA SIKLIKLARININ SOSYOLOJİK AÇIDAN DEĞERLENDİRİLMESİ
Ali Aktaş (Sosyolog/İstanbul)
I.GİRİŞ
Ülkemiz genelinde de, bölgeler arasındaki dengesizliklerle, kentsel ve kırsal yerleşim yerleri arasında farklılıklar göze çarpmaktadır. Gerek kentler düzeyinde, gerek ülke çapında bölgesel düzeyde çoklu yapılar gözle görünür düzeydedir. Ancak genel çizgileri ile gelişmemiş bölgelerin (özellikle kırsal alanların), gelişmiş bölgelere (kentsel alanlara) oranla çözüm bekleyen sorunları daha kapsamlı ve yoğun d ur. Kırsal alanlardaki doğurganlığın çok yüksek oluşu, aşırı kırsal nüfus artışı göçlerle kente yansımakta, kent nüfusunu arttırmaktadır. Bundan dolayı Türkiye’deki kent nüfusu, kırsal nüfustan fazladır. 1993 yılında kent nüfusu 33.619.996 iken kırsal nü f us 26.619.004’tür. Ancak bu durum kentlerdeki doğal nüfus artışından gelmemekte, kırsal kesimden kentlere göçler nedeniyle olmaktadır. 1
Bireyler ve onların oluşturdukları topluluklar bilgi, görgü, düşünce ve davranış yönünden farklılıklar göstermektedir. Gelişmiş bölgelerde yüksek öğrenimli bireyler, gelişmemiş bölgelerde okuma ve yazması bile olmayan bireyler bu farklılıklara en açık örneği teşkil etmektedir. Aynı yerde yaşayan, aralarında kültürel-ekonomik-toplumsal eşitsizlikler, farklılıklar, denges i zlikler bulunan sos yo-ekonomik, sos yo-kültürel yapıları farklı ikili bir topluluk sürekli olarak birlikte yaşamaktadır (Gecekondu kesimi ve zengin kesim gibi) ve bu iki ayrı topluluk birbirleriyle karşılıklı etkileşim içindedirler. 2
Kırdan kente göç, insan topluluklarının, gerçekleştirdiği dinamik bir süreç olmakla birlikte, göç kararını alan bireydir. Göçün bireyin özgür seçimine bağlı olması da göç olgusunun değerlendirilmesinde önem taşımaktadır. Türkiye’de kır-kent dengesinde içgöçlerin etkisi old u kça önem taşımaktadır.1927-1950 yılları arasındaki dönemde yoğun bir içgöç olgusuna rastlanılmamaktadır. İçgöçler 1950 sorası Karadeniz ve İç Anadolu illerinden; 1960 yılından sonra ise Doğu Anadolu’da bulunan illere kaymıştır. 1970’li yıllarda ise bu ke z kırdan merkeze olan göçler hız kazanmıştır. Göç kararını veren birey, göç ederken ya da yer değiştirirken de bunu değişik beklentilerini gerçekleştirmek amacıyla yapmaktadır. Göç olgusu toplumsal açıdan değerlendirildiğinde ise, toplumun yeniden yapılan m a süreci içine girdiği, sermaye, emek ve mekanda yeni bir denge kurulduğu ve bunun evrimsel bir boyut kazandığı görülmektedir. Bu evrimde belirli öğeler seçilebilmektedir:
    • Göçün nereden - nereye yöneleceği belirlenmekte,
    • İnsan kitleleri birbirini çekerek, toplumda hareket doğmasına neden olmakta,
    • Mekan değişiklikleri yaşamakta,
    • Siyasal değişiklikler olmakta,
    • Sosyo-ekonomik yapıda değişiklikler gözlenmektedir. 3
Ülke çapında kırsal kesimden kente göçü etkileyen bir öge olarak ya da bir göç nedeni olarak “çoklu yapı”ortaya çıkmaktadır. Çoklu yapı sorunu kır-kent farklılaşması ya da kırsal alanlar ile kentsel yerleşmeler arasındaki yapısal farklılıklar, çelişkiler olarak kendisini göstermekte, bu farklılaşma kırdan büyük kentlere ve özellikle de İstanbul’ a gidildikçe daha da belirginleşmektedir. Söz konusu durum modernleşmenin, çağdaşlaşmanın bir sonucudur. Başka bir değişle, çağdaş gelişme çoklu toplum yapısını ortaya koymaktadır: Köyler/kentler, yoksullar/zenginler, sos yo-ekonomik yapı farklılıkları ile gecekondular/zengin mahalleleri; düşünce ve inanç yapılarındaki farklılıkları ile laik/anki-laik, Alevi/Sünni/Ateist; etnik ve emik açıdan taşıdıkları farklılıkları ile Türk/Kürt/Zaça/Laz vb. ayrımlar söz konusu çoklu yapıyı örneklemektedir. 4 Kentsel aland aki din kurumu da çoklu yapı oluşturmaktadır (Müslüman/Hıristiyan/Musevi : Alevi/Hanefi/Şafi vb. gibi). Hatta aynı inanç içerisinde bulunan topluluk kendi içerisinde çok sayıda çoklu yapılar arz edebilmektedir:Alevi–Türk / Alevi-Kürt / Alevi-Zaza ya da Al e vilik bir din / mezhep / tarikat /öğreti / kültür /yaşam biçimi veya Alevilerin ibadet yeri olarak cem evi /camii / mescit veyahut Alevilerin ibadeti olarak cem ayini / namaz vb. gibi.
Toplumun çeşitli kurumlarından biri olarak ele alınan din kurumunun, salt bir kurum olduğunu ileri sürmek yanıltıcı olacaktır. Dinin kurumsal yapısıyla bağlantılı olarak diğer yönlerini de ele almak gerekmektedir. Din kurumunun iki farklı boyutu vardır. Bunlardan birincisi dinin grupsal boyutudur. Yani dindeki belli amaçlar (ibadet, ritüeller vb. uygulamalar) için kişilerin bir araya gelmesi ile oluşturdukları kompozisyonlar dinin grupsal boyutu olarak ele alınmaktadır. Dinin bu boyutu demografik ve psikolojik bir özellik taşımaktadır. Daha somut olarak ifade etmek gerekirse , belli inançtan olan bireylerin sayısı, yatay ve dikey kuşaklarla 5 birlikte veya ayrı/aynı inanç kompozisyonunda olmaları... dinin grupsal özelliklerini yansıtmaktadır. Dinin ikinci boyutu ise kurumsal boyutudur. Genel kuruluş ve işleyiş kuralları yani inanç seçimi/tercihi, ibadetler, ritüeller ve kurallar, inancın benimsenmesinden sonra grup-içi ve grup-dışı ilişkileri ve de dinin işlevleri konusunda var olan kurallar bütünü dinin kurumsal yönünü yansıtmaktadır. Bu yaklaşım içinde din, grupsal ve kurumsal boyutları ile birlikte tarihsel bir perspektif içinde değerlendirilmektedir.
Kentsel alanda din kurumunun toplumsal yapı içindeki yerini ve işlevlerini, bu işlevlerin toplumsal ve ekonomik dönüşümlere bağlı olarak nasıl değiştiğini, ayrıca din kurumunun niteliklerinde ve inancı benimsendiği topluluk üyelerinin ilişkilerinde ne tür gelişmeler olduğunu toplumbilimsel açıdan incelemek gerekmektedir. Bu amaç çerçevesinde ilk olarak dinin tanımına ilişkin görüşler, dinin işlevleri, dinin ortaya çıkışı, dinsel t opluluklarda grup-içi ilişkiler ve dinin özellikleri kuramsal incelenmiş ve din kurumu, içinde bulunduğu toplumsal yapıda meydana gelen toplumsal-ekonomik değişmelerden etkilenen ve topluluk üyelerine kazandırdığı tutum ve davranışları ve toplumu etkileye n bir kurumsal/grupsal yapı olarak ele alınmıştır. Din, kentleşme, sanayileşme, ekonomik gelişmeler vb. gibi -bu farklı- değişkenlerle doğrudan ve/veya dolaylı bir ilişki içindedir. Yalnızca ekonomik ilişkiler veya yalnızca değer ve norm sisteminin din üz e rinde salt belirliyiciliği ya da yalnızca dinin, bu farklı değişkenler üzerinde salt bir belirleyiciliği söz konusu değildir. Hem bu farklı değişkenlerin dinin üzerinde, hem de dinin bu farklı değişkenler üzerinde sürekli etkisi olmakta, ama bu karşılıklı etkinin zamana ve mekana göre ağırlığı değişebilmektedir. Örneğin, belli bir dönem kırsal-tarımsal yapıdan kentsel alanlara geçişte ekonomik ilişkiler dinin değişmesinde göreli bir öneme sahip olabilirken, belli bir süre sonra, değişen bu dinsel ilişkiler i n, dinsel-geleneksel bir takım kurallarla kentsel alanda yaşayan toplum hayatında etkili olduğu görülmektedir.
Bu yaklaşım esas alınarak yapılan çalışma temel olarak bir alan araştırmasıdır. Uygulamalı niteliği ağır basmaktadır. Kentsel ortamda bulunan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi inancında olanların, inanç yapısında ve uygulamalarında meydana gelen değişmeleri tespit etmek üzere kente göç etmiş Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler ele alınmıştır. Bu amaçla İstanbul ili Kadıköy ilçesi Merdivenköy semtinde yer alan Şahk u lu Sultan Dergahı ve Nevşehir ilinin Hacıbektaş ilçesinde her yıl 16-17-18 Ağustos tarihlerinde yapılan “Hacı Bektaşi Veli’ yi Anma Etkinlikleri” farklı nitelikteki iki araştırma alanı olarak seçilmiştir. Bu araştırma alanlarında belirlenen tüm kişilere görüşme formu ya da anket uygulanmıştır.
II . ALEVİ KAVRAMININ İÇERİĞİ
Günümüzde, Hz. Ali'ye bağlılıklarından dolayı dünyanın birbirinden farklı toplum ve topluluklarının hepsine birden " Alevi" denmektedir. Oysa etimolojik olarak, bir Alevinin soyca Hz. Ali'ye bağlı olması gerektiğine inanılır. Ancak Alevi olmayı ve Aleviliği yalnız, soyca Hz. Ali'ye bağlı olma ile sınırladığımızda; Aleviliğin farklı etnik kökenli topluluklar arasında ve değişik ülkelerde yayılmasını ve bu toplulukların kendil e rini Alevi saymalarını açıklayamayız. Tüm bu topluluklar, soyca Hz. Ali'ye bağlı olmasalar da; Hz. Ali'yi sevmekle ve saymakla ve de düşünsel bir bağ ile Hz. Ali'ye bağlanmaktadırlar. 6
Böylece Hz. Muhammed'in yeğeni ve damadı olan ve de Arap ırkından gelen Hz. Ali, farklı Alevi topluluklarının atfettikleri değer sonucunda, ırk, zaman ve mekan boyutlarını aşan bir kimliğe bürünmektedir. Yani tarihsel kimliğini aşarak Suriye'de Arap kökenli; Balkanlarda Arnavut ya da Bulgar kökenli; Anadolu'da ise Türk veya Kürt kökenli bir Hz. Ali olarak karşımıza çıkmaktadır. Üstelik bu yerlerde karşımıza çıkan söylencelerdeki Hz. Ali, kimi zaman gönlünde taht kurduğu insanların susuzluğunu gidermek için keramet göstererek su çıkartıyor, kimi zamanda kendini sevenleri kur t armak için savaşlar yapıyor. Sözlü kültürde ya da söylence kaynaklarında çok zengin bir yere sahip bulunan Hz. Ali, artık o toplulukların kültürünün bir parçası haline gelmiştir. 7
Dolayısıyla Alevi topluluklarının yaşam tarzları ve ibadet biçimleri, ülkeden ülkeye farklılıklar gösterebilmektedir. Örneğin Alevilik içinde yer alan Yemen'deki “ Zeydiyye Kolu” ile Hindistan'daki “ İsmâiliyye Kolu” gibi. Yine tarihsel açıdan Aleviler ülkemizde olduğu gibi, kutsal şahsiyetlerin etkisinden ya da toplumsal-kültürel ve ekonomik nedenlerden dolayı gösterdikleri farklılıkların bir sonucu olarak, değişik adlarla anılmaktadırlar. Örneğin Anadolu'da yer alan “Tahtacılar”, “Nalcılar”, “Sıraçlar”, “Kızılbaşlar”,” Amucalılar” ve “ Bektaşiler” gibi. Ayrıca tarihsel süreçte farklı topluluktan ya da topluluk önderlerinin farklı oluşu bakımından da değişik adla adlandırılabilmektedirler. Örneğin, “ Babailer”, “Kalenderiler”, “Haydariler”, “Cavlakiler”, “Torlaklar” ve “ Işıklar” gibi. Bunun dışında üzerinde durulması gereken bir başka gerçeklik ise, aynı ülke topraklarından inanç ve ritüeller ve de uygulamalar açısından büyük farklılıklar taşıyan Alevilerin yaşaması durumudur. Örneğin ülkemizde “Kızılbaş” olarak adlandırılan ve “Alevi-Bektaşi” diye bilinenlerle birlikte, Azeri kökenl i “Şiiler” ve Arap kökenli “Nusayrilerin” bir arada bulunması gibi. 8
Dünya üzerinde yaşayan Alevilerin ve Alevilik anlayışlarının bu kadar çeşitlilik göstermesine neden olan faktörleri toplumbilimsel açıdan çözümlersek:
1. Alevi Toplulukların Hz. Ali'ye Atfettikleri Değerin Birbirinden Farklı Olması

Hz. Ali'ye sevginin normal ve makul ölçüde olanı yanında, derece derece Hz. Ali'yi Tanrısallığa ulaştıracak kadar aşırı biçimde seven Alevi toplulukları vardır. İran'da yaşayan Şiiler, Hz. Ali'nin hilafet yani iktidarı elinden alınmış olduğunu ileri süren bir yaklaşımla benimsemekle birlikte, yine İran'da yaşayan Ehl-i Hak (Ali İlahi) topluluğu Hz. Ali sevme ve ibadet uygulamaları bakımından farklılık göstermektedir.
Zaten Ehl-i Haklar Hz. Ali'ye besledikleri fazla sevgiden dolayı, O' nu Tanrısallaştırmış ve efsaneleştirmiştir. Bundan dolayı Ehl-i Haklara "Ali İlahi", "Ali Allahi" de (yani Ali'yi Allah bilenler de) denilmiştir. Bu yönü ile ülkemizdeki Alevi-Bektaşilerle Ehl-i Haklar benzer özellikler göst ermektedir.
2. Alevi Topluluklarında Hz. Ali'nin Kabul Gören Soy Zincirinin Birbirinden Farklı Olması
Hz. Ali'nin kabul gören soy zincirinin kısalığı ya da uzunluğu da Alevi kabul edilen toplulukları birbirinden farklı kılmaktadır. Alevilik içinde kabul edilen bu farklı kollar, Yemen ve çevresinde yaygınlığa sahip olan dört imamı benimseyen " Zeydiyye Kolu"; Hindistan ve Pakistan çevresinde yedi imamı benimseyen "İsmâliyye Kolu"; Anadolu, Azerbaycan ve İran bölgesinde oniki imamı benimseyen "İmamiye Şiası Kolu ", Hz. Ali'nin kabul gören soy zincirine göre farklılık göstermektedir.
3. Alevi Topluluklarında İbadet, Tören ve Ritüellerinin Uygulanma ve Ortaya Konma Biçimlerinin Birbirinden Farklı Olması

İbadet biçimleri bakımından Sünni ibadet biçimine benzer Alevi topluluklarının yanı sıra, Sünni Ortodoks ibadetlerden çok farklı ibadet biçim ve ritüellere sahip Alevi topluluklarına da rastlamak olanaklıdır. Yani Sünni ibadetlerin benzerini yerine getiren ve uygulayan İranlı Şiiler gibi, Sünni ibadetlere ben zemeyen ibadet ve ritüellere sahip "Alevi-Bektaşi" ve "Ali İlahi" gibi isimlendiren Alevi toplulukları da bulunmaktadır. Ancak bu farklılıkların tarihsel-siyasal-ekonomik, toplumsal ve kültürel arka planının bulunduğu gözden kaçırılmamalıdır.
4. Alevi Topluluklarının Kültürel Bakımdan Beslendikleri Kaynakların Birbirinden Farklı Olması
Daha çok bir ülkemiz içerisinde yaşayan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi topluluklarının tümü dini amaca uygun olarak yaptıkları ibadetler ya da ritüeller içindeki küçük uygulama farklılıklarından dolayı değişiklik adlarla anıldıkları görülmektedir. Bu ayrım daha çok Alevi öğretici ya da Alevi topluluklarını yönlendiren önderin ve Alevi topluluklarının yerleştikleri bölgelerin kültürlerini de özümsemelerinden dolayı ortaya çıkan bir d urumdur. Dolayısıyla bu durum Aleviliğin çözümlenmesinde alt ayrımların yapılmasında kullanılabilir. Örneğin Anadolu Alevi öğreticilerinin genel bir sınıflaması yapıldığında karşımıza çıkan tablo şöyledir:

  • Ocakzadeler Kolu : Anadolu'ya Hacı Bektaş Veli' den önce gelen, yerleşen ve Aleviliği soy anlayışına dayalı olarak sürdüren " Dedeler Kolu" yani “Ocakzadeler Kolu”9

  • Dedeganlar/Çelebiler Kolu : Hacı Bektaş Veli' nin soyundan geldiği kabul gören ve yine Aleviliği soy anlayışına dayalı olarak s ürdüren "Dedeganlar" yani "Çelebiler Kolu".

  • Babaganlar Kolu : Var olan Alevilik olgusunda, "kamil insan" yaklaşımını, tarikat modelinde soydan gitmeyeceğine inanan ve öğreticilerin mertebeleşme ile örgütlendiği " Babagan Kolu" yani “Babalar Kolu”.

  • Diğer Öğreticiler :
[INDENT][INDENT][INDENT][INDENT] a) Dikme Dedeler Kolu : Ocakzadelerin el vermesi yani taliblerine ulaşamadığı yerlerde görev yapması için belirlediği ve daha sonra kendilerini bağımsız ocaklar kabul eden " Dikme Dedeler Kolu".
b) Geçici İcazetli Dedeler : Çelebilerin gidemediği yörelerde görev yapmak için yazılı ve mühürlü bir belge ile işlev gören "Geçici İcazetli Dedeler".
c) Bağımsız Babalar : Babagan kolundan bağımsız hareket eden baba ya da halifebabaların oluşturduğu değişik adlarla anılan (örneğin: Bedreddini Babalar gibi) "Bağımsız Babalar" öğretici olarak görev yapmaktadırlar.
d) Başka Öğreticiler : Yine günümüzde öğreticilik/önderlik görevi yerine getiren yazar ve araştırmacıların oluştuğu grup modernlik sürecinde zorunluluktan ortaya çıkmış toplumsal bir gruptur. Kırdan kopuş sürecinde göç edenler kentlileşirken, yani geleneksellikten modernliğe geçişte “Dedelik/Babalık Kolu” nun Kızılbaşlar üzerinde işlevini yitirmesi ya da yerine getirememesi sonucu ortaya çıkan bir “tampon kurum” özelliği taşımaktadır.
[/INDENT][/INDENT][/INDENT][/INDENT] Görüleceği gibi tüm Alevi toplulukları hangi açıdan ele alınırsa alınsın temel hareket noktası yani genel belirleyici Hz. Ali olmaktadır. Öğreticiler açısından bile konuya yaklaşıldığında, soydan gelme ya da o yola inanma bağlamında bile belirleyici olan Hz. Ali'ye olan bağlılık dahası onun koyduğuna inanılan, kurallara gösterilen liyakat esastır.
Ülkemizde yaşayan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukları sosyolojik açıdan analiz edersek, bu inanca bağlı toplulukları şu kategorilere ayırabiliriz ve inceleyebiliriz:

  1. Yaşadıkları Bölgelere Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar a) Tarihi Yerleşim Alanlarında/Bölgelerinde Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
    ( Cumhuriyet öncesi ve sonrasında mevcut kırsal yerleşim alanlarında yaşamlarını sürdüren Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler)
    b) Göç Sonrası Yerleşilen Alanlarda/Bölgelerde Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
    ( Ağırlıklı olarak 1950 sonrasında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin vb. gibi daha çok kentsel alanlara göç eden Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler)
    <B>
  2. Dini Öğreticilerine/Önderlerine Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar
[INDENT][INDENT][INDENT]</B> Bu kategori iki değişik perspektiften değerlendirmeye tabi tutulabilir:
i) Bağlı Oldukları Yaşayan Öğreticilere/Önderlere Göre Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar .
[/INDENT][/INDENT][/INDENT]
    1. Ocakzade Dedeler Koluna Bağlı Olarak Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
    1. Ocakzade Dedelere Bağlı Olanlar
    2. Dikme Dedelere Bağlı Olanlar
    1. Dedegan (Çelebiler) Koluna Bağlı Olarak Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
    1. Dedegan (Çelebiler ) Koluna Bağlı Olanlar
    2. İcazetli Dedelere Bağlı Olanlar
    1. Babagan ( Babalar ) Koluna Bağlı Olarak Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
    1. Dedebabaya Bağlı Ol anlar
    2. Bağımsız Babalara Bağlı Olanlar
    3. Bedreddini Babalara Bağlı Olanlar
    1. Hiçbir Dini Öğreticiye/Öndere Bağlı Olmadan Yaşayan Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
[INDENT][INDENT][INDENT] ii) Geçmişte Yaşamış Olan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Büyüklerinden Birine Kendilerini Bağlı Saymalarına Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar.
[/INDENT][/INDENT][/INDENT] a) Kendini Hacı Bektaş Veli’ye Bağlı Kabul Eden Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar
    1. Hacı Bektaş Veli’yi Seven ve Kendinin Ona Bağlı Bir Kol Olduğunu Kabul Edenler
    2. Hacı Bektaş Veli’yi Seven ve Kendinin Ondan Farklı Bir Kola Bağlı Olduğunu Kabul Edenler (Ocakzadeler gibi)
[INDENT][INDENT][INDENT][INDENT]b) Kendini Başka Bir Erene/Veliye Bağlı Kabul Eden Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar (Bedreddiniler gibi)
[/INDENT][/INDENT][/INDENT][/INDENT] C. Etnik Yapılarına Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar
[INDENT][INDENT][INDENT] a) Türk/Türkmen Kökenliler
b) Kürt Kökenliler
c) Zaza Kökenliler
d) Arap Kökenliler
e) Arnavut Kökenliler
[/INDENT][/INDENT][/INDENT]
  1. f) Acem Kökenliler
[INDENT][INDENT][INDENT] g) Diğer Kökenlerden Olanlar
D. Yerleşim Yerlerindeki Yoğunluklarına Göre Farklılaşan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar
[/INDENT][/INDENT][/INDENT]

    1. Yalnız Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Toplulukların Yaşadığı Alanlar
    2. Diğer İnanç Grupları ile Birlikte Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Toplulukların Bir arada Yaşadığı Alanlar
[INDENT][INDENT][INDENT] E. İbadet Uygulamalar ve Ritüellerde Farklılıkları Bulunan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Topluluklar
[/INDENT][/INDENT][/INDENT]

    1. Cem Ayini, Semah vb. Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Kaynaklarında Yer Alan Uygulamaları Benimseyen Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
    2. Sünni İbadet Uygulamalarını Benimseyen Kızılbaşlar/Alevi-Bektaşiler
III. ARAŞTIRMANIN YÖNTEMSEL YAKLAŞIMI
Giriş bölümünde açıklanan kuramsal çerçeve ile bilimsel yöntemi bağdaştıracak ve araştırmaya ışık tutacak bilgi toplama araçlarından yararlanılmıştır. Özet olarak tümdengelim ve tümevarım yaklaşımlarının araştırma içinde bütünleşmesine ve araştırmayı beklenen sonuca ulaştıracak birer araç olarak kullanılmalarına dikkat edilmiştir. 10
Toplumbilimsel araştırmalarda, bilgiyi elde edebilmek ve düzenli bir biçimde ortaya koyabilmek için "bilimsel yöntem"den 11 yararlanılmak zorundadır. "Bilimsel yöntem, olguları ya da olgusal ilişkileri açıklamaya yarayan, mantıksal düşünme ve çıkarım kurallarını içeren bir süreçtir. Bilimsel yöntem hem tümevarımsal hem de tümden gelimseldir.” 12 Yani “bilimsel yöntem, tümevarım ile tümdengelim yaklaşımlarının ayrı ayrı yeterli olmayışları sonucu, her ikisini de içeren, iki yaklaşımın bir sentezi olarak ortaya çıkmıştır. 13 Bilimsel yöntemin temel özelliği, olgulardan hareket etmesi, nesnel gerçeğe, somuta veya nesnel varlığa dönük olmasıdır.” 14 Bundan dolayı araştırmada, bilimsel araştırma yöntem ve teknikleri kullanımıştır. 15
Bu çalışmada istenilen bilgiye ulaşılabilmek, sağlıklı sonuçlar alabilmek - elde edilen bilgilerin güvenir ve geçerli olabilmesi - için kullanılacak yöntem ve tekniklerin seçimi üzerinde önemle durulmuştur. Araştırma konusunu belirledikten sonra, öncelikli olarak “Kızılbaşlık ”, “Alevilik”, “ Bektaşilik ”, “ Rafızilik” vb. gibi adlarla anılan topluluğu, doğrudan ya da dolaylı olarak ele alan kaynaklarla ilgili arşiv araştırması yapılmıştır. 16 Ayr ıca sosyoloji alanında, “ bilimsel yöntem ve teknikler ” üzerine yazılı kaynaklardan 17 , yine sosyoloji ve ilahiyatın ortak alt dalı “ din sosyolojisi ” alanında yapılmış olan “kuramsal çalışmalardan ” ve “ alan çalışmalarından” faydalanılmıştır. 18 Yine bu araştırmaya derinlik kazandıracak halkbilim, antropoloji, etnoloji, ilahiyat vb. gibi bilim dallarında yapılan araştırmaların yöntem ve teknikleri incelenmiştir. 19
Araştırmada Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukların tümünü incelemenin olanaksızlığından dolayı - ana kitlenin bütünü yerine - topluluğu temsil edebilecek yani güvenirliliği ve geçerliliği olabilecek “temsili” bir parçasının incelenmesi benimsenmiştir. Alan araştırmasında tesadüfi örneklem ile belirlenen Kızılbaşlara/Alevi-Bektaşilere, anket ve görüşme formu uygulanmıştır. Ayrıca katılımlı gözlem gibi veri toplama teknikleri kullanılmıştır. “Anket” ve “Görüşme Formu”nun hazırlanmasında izlenen yol şöyledir: Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukların yazılı kaynaklarıda 20 ,inanç ritüellerine ilişkin yol kuralları (erkanlar) esas alınarak, incelenecek alana uygun öncelikli sorular hazırlanmış, daha önce alan yönelik olarak yapılmış çalışmalar çerçevesinde eksikler gözden geçirilmiş ve bu sorular pilot çalışma sonrasında gerekli düzeltmeler ve değişiklikler yapıla r ak anketler uygulanmıştır.
Oluşturulan anket 21 ve görüşme formları 22 , katılarak gözlem tekniği kullanılarak İstanbul Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergahı ’nda ve 6. - 7. ve 8. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri ’nde uygulanmıştır. Araştırma kapsamı yalnızca Alevilerle sınırlı tutulmuş, bu inanç yapısı dışında olduğunu belirten kişilere görüşme formu ya da anket uygulanmamıştır.
Çalışmanın bölümleri, belli başlı iki merkezde gerçekleştirildiği için araştırma; tanımlayıcı ve kesitsel bir araştırmadır.
[INDENT][INDENT] 1. EVREN ÖRNEKLEM
[/INDENT][/INDENT] Alan araştırması bölümünde iş yeri ya da konutlar yerine, Kızılbaş/Alevi-Bektaşi toplulukların kutsal mekanları veya özel anma günlerinin seçilmesinde, bu topluluk üyeleri gündelik
yaşamlarında anket çalışmasına – dahası soru bile sorulmasına – pek sıcak bakmaması, ayrıca sorunların din/inanç gibi hassas bir konuyu içermesi gibi olumsuzluklardan dolayı ankete katılımın çok düşük düzeyde kalabileceği göz önüne alınarak araştırma alanı “İstanbul Merdivenköy Şahkulu Sultan Dergahı” nda ve “ Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri” belirlenmiştir. Yine görüşülmek istenen kitleye kolayca ulaşmak olanağı da yer seçiminin belirlenmesinde etkili olmuştur.
Tercih edilen mekanın ve topluluğa ait etkinliğin araştırma alanı olarak seçilmesinde, dergah bahçesinde “Şahkulu Sultan” ve diğer erenlere ait gömütlerin olması, dergahdaki mistik ortam, inanç ritüellerine yönelik faaliyetlerin olması, gelen topluluk üyelerinin aidiyet duygusu ile gerek anket, gerek görüşme formunun yanıtlanmasında sağladığı kolaylık belirleyici olmuştur. Bu ortamda görüşülmek istenen bireyler daha kolay ikna edilmiş, topluluk nezlinde inandırıcı olmayı sağlayan güven duygusu bu ortamda kolayca sağlanmış, görüşmeye katılanların zarar görmeyeceği duygusunu pekişm i ş ve dolayısıyla araştırmaya katılım artmıştır. Özellikle Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı’nın yöneticilerinin araştırma boyunca sağladıkları çalışma mekanı ise, araştırmayı kolaylaştıran bir başka önemli etmendir.
Farklı yerleşim birimlerinden (kırsal ve kentsel alanlardan) gelen Kızılbaşların/Alevi-Bektaşilerin inanç uygulamalarını ve pratiklerini belirlemek ve de uygulama sıklıklarını belirleyebilmek için özellikle “Hacı Bektaş Veli”yi anma etkinliklerinde anketlerden faydalanılmıştır. Ancak kırsal ve kents e l mekanlara yönelik hazırlanan anket ve görüşme formu, özellikle medya etkisinden uzak olan ve kontrol grubu olarak belirlenen “Nizip Abdalları”na uygulanırken göçer-yarı göçer topluluklara yönelik bazı konular açısından eksiklikler olduğu gözlemlenmiştir (Bu grubun yıl içi gerçekleştirdiği hareketlilik ve bu toplumsal hareketliliğin ortaya çıkardığı yapıyla ilgili soruların olmayışı gibi).
Bu araştırma yalnızca Kızılbaşlara/Alevi-Bektaşilere yönelik olduğu için bu inançtan olanlarla sınırlı tutulmuş, bu inanç yapısı dışında olduğunu belirten kişiler – örneğin, İstanbul ilinde araştırma kapsamında yer alan Şahkulu Sultan Dergahı’na veya Hacıbektaş ilçesindeki anma törenlerine, bir evliyayı ziyaret etmek, Kızılbaşların/Alevi-Bektaşilerin inançlarını izlem e k ya da her ne amaç için gelirse gelsin Sünni inançtan olanlar, ülkemiz içinde yaşayan “İran Şiiliği”ne benzer özellikler taşıyan “ Caferiler ” ve özellikle Antakya ve çevresinde yaşayan “ Nusayriler” , bu araştırma kapsamı dışında tutulmuştur.
Zaman ve ma ddi olanaklar açısından “Nizip Abdalları” tam örneklem, araştırmanın diğer bölümlerinde ise tesadüfi örneklem tekniği kullanılmıştır.
    1. ARAŞTIRMANIN DEĞİŞKENLERİ Araştırmanın bağımlı değişkenleri, inanç uygulamalarının biçimleri, inanç uygulamalarının sıklıkları, inançla ile ilgili bilgileri öğrenme yerleri, bağlı oldukları öğreticiler/önderleri değerlendirme biçimleri, hayır işlerine ait uygulamaları, ziyaret yerlerine ve boş inanma ile ilgili düşüncelerini anlatmaktadır.
      Araştırmanın bağımsız değişkenleri ise, Kızılbaş/Alevi-Bektaşi topluluğa ait bireylerin kendini dinsel ve etnik olarak tanımlama biçimi, bağlı oldukları öğreticiler/önderler, yaş durumları, cinsiyet , gelir düzeyi, eğitim düzeyi /öğrenim durumları, kitle iletişim araçlarını izleme duru m ları, medeni durumları, kırsal ya da kentsel alanlarda yaşamaları gibi toplumsal-ekonomik statüyü belirleyen değişkenleridir.

    2. BİLGİ TOPLAMA ARAÇLARI Gözlem
      Özellikle “ Dede/Evlad-ı Resul /Seyyid ” veya “Baba/Halifebaba/Dedebaba ” diye adlandırılan Kızılbaş/Alevi-Bektaşi topluluğun dini önderleri/öğreticileri ile görüşülmüş, ses ve/veya görüntü kayıtları alınmıştır. Özellikle kısa bir süreyi içeren Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’ne ilişkin değerlendirmeleri daha geniş açıdan yapabilmek amacıyla Ağustos ayının 13 ile 20’si arasında Hacıbektaş ilçesinde kalınmıştır. İki öğretici/önder sayılan kolun önde gelen kişilerinin - Dedegan/Çelebiler Kolu’ndan Doğan ve Yusuf Ulusoy’un ve Babagan Kolu’ndan Halifebaba Mustafa Eke’nin23 - evlerinde kalınmış ve talib/derviş gibi bu şahsiyetlere bağlı insanların “ adak kurbanı”, “hakkullah/çıralık verme”, “meydan açma” vb. gibi inanç uygulamalarına yönelik ritüelleri gözlemlenmiştir. İstanbul’da yürütülen çalışmada, çoğunlukla görüşme formu kullanılmış ve ayrıca “ Cem Ayini”, “Semahlar”, “ Muharrem Ayı ”ve “ Aşure Günü ”, “ Adak Kurbanı ”, “ Can Aşı ”, “[BNevruz[/B]” ve “ Kurban Bayramı ” vb. gibi Alevilere ait önemli dönemler, inanç uygulamaları/pratikleri ve ritüeller, görüntü kayıtları da yapılarak izlenmiştir. Böylece konuya ilişkin bilgiler, belirgin ölçüde zenginleştirilmiştir.
      Pilot Çalışma
      Daha önce açıklanmış olan kurumsal çerçeveye göre hazırlanan " Kızılbaş/Alevi-Bektaşi Kültürünü Araştırma Anketi" (10 kişiye), “Bektaşiliğin Babagan Kolu Öğreticileri: Halifebaba / Baba Görüşme Formu” (5 kişiye) ve “ Dedelik Kurumu Görüşme Formu” (5 kişiye) Şahkulu Sultan Dergahı’nda toplam 20 kişiye uygulanmıştır. Pilot çalışmanın amacı, soruların ne kadar zaman aldığı, anketteki ve görüşme formundaki anlaşılmayan soru, sözcük ve cümlelerde ne gibi düzeltmelerin yapılması gerektiğini tespit etmek olmuştur.
      Bu uygulama sonuçlarına göre, ankette ve görüşme formunda bazı düzenlemeler yapılmıştır. Düzeltmeler sırasında anketin ve görüşme formunun kapsam bakımından bütüncü bir görüşü yansıtması, araştırma probleminin çözümüne sağlayacağı katkı göz önünde bulundurulmuştur. Araştırma konusunun karmaşıklığından dolayı soruların kapsamı, beklenen sonuçları aşacak, ancak, bizi beklenen amaca ulaştıracak biçimde düzenlenmiştir.

    3. ALAN ÇALIŞMASININ SÜRESİ
B u araştırmanın alan çalışması, olanaklar ölçüsünde görüşülebilen kişi sayısının artması amacıyla 1995-1996-1997 yıllarında 13 ve 20 Ağustos tarihlerini kapsayacak biçimde Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri ’nde, toplam 24 gün ve Ocak 1997-Temmuz 1998 döneminde Şahkulu Sultan Dergahı’nda toplam 18 ay boyunca yürütülen çalışma süresini kapsamaktadır. Daha önce de belirtildiği gibi araştırma problemini çözebilmek için, çeşitli fırsat ve olanaklardan mümkün olabildiği kadar geniş ölçüde yararlanılmaya çalışılmıştır.
Yapılan çalışmada kent boyutunu verebilmek için, araştırmanın İstanbul’da yapılan kısmı bu kapsamda değerlendirilmiştir. Alan araştırmasına katılanlar içerisinde kent boyutunun ele alındığı bu bildiride Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’nde yapılan çalışma kapsam dışında bırakılmıştır. Şahkulu Sultan Dergahı’nda yapılan çalışma sırasında elde edilen verilerin tümünün bu makalede değerlendirmeye tutulması yer ve zaman açısından olanaklı değildir. Tüm araştırmaya ilişkin sonuçlar/kalan veriler daha sonra kitap olarak yayınlanacaktır.
Araştırmaya katılanların bir bölümü –103 anket – ya görüşülenlerin görüşme sırasında mekandan (Şahkulu Sultan Dergahı’ndan) ayrılmak zorunda olmaları , ya da anket sorularının uzunluğu nedeniyle soruların bazı görüşülenleri sıkılıp görüşmeyi yarıda bırakması gibi nedenlerden dolayı değerlendirme dışı bırakılmıştır. Yine araştırmanın başlangıç döneminde yer alan ve anketçi olarak kullanılan Alevilik-Bektaşilik Temel Eğitim Kursu öğrencilerinin, görüşmeler sırasında jest y a da mimiklerle görüşülenleri yönlendirdikleri görüldüğü için 74 anket geçersiz sayılmış ve bu aşamadan sonra çalışma yeniden Şahkulu Sultan Dergahı’nda bizzat araştırmacılar Sosyolog Ali AKTAŞ ve Siyasal Tarihçi Ali YAMAN tarafından, Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri’ndeki anketler ise Sosyolog Ali AKTAŞ ve Sosyolog Çiğdem AKTAŞ tarafından araştırma için seçilen iki alanda uygulanmıştır.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Posting Freak
Kent Ortamında Alevilerin Kendilerini Tanımlama Biçimleri
IV. ARAŞTIRMANIN BULGULARI
Araştırmaya katılanların bir bölümü -değerlendirme dışında bırakılan 103 anket kağıdı- gerek anket soruların uzunluğu nedeniyle görüşmeye ayırdıkları süre içinde dergahtan ayrılmak zorunda oluşları, gerek soruların bazı görüşülenleri sıkılması gibi nedenlerden dolayı bu çalışma dışında bırakılmıştır. Alan araştırmasına katılanlar içerisinde k ent toplumunun ele alındığı bu bildiride “Hacı Bektaş Veli yi Anma Etkinlikleri”nde yapılan anket çalışmaları da kapsam dışında bırakılmıştır. Dolayısıyla “Şahkulu Sultan Dergahı”nda yapılan 1623 anketin belli bir bölümünün sonuçları değerlendirmeye alın m ıştır. Tüm araştırmaya ilişkin sonuçlar daha sonra yayınlanacaktır.
TABLO- 1: GÖRÜŞÜLENLERİN CİNSİYETE GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 12851013pf4.jpg]

Araştırmada görüşülenlerin ancak dörtte birini kadınlar/genç kızlar oluşmaktadır. Ancak kadınlar sayısal açıdan 409 kişi yani tüm görüşülenlerin % 25’i ile yeterli bir örneklem oluşturmaktadır. Görüşülen kitle, Türkiye’nin nüfus profilinden iki açıdan farklılık göstermektedir.
Birincisi, görüşülenler en az 16 yaşında ya da 16 yaşından büyük olması koşulu ile görüşmeler sınırlandırılmış, dolayısı ile 16 yaşının altını oluşturan Türkiye nüfus profilinin yaklaşık % 34’ünü
TABLO- 2: GÖRÜŞÜLENLERİN YAŞA GÖRE DAĞILIMI


[Resim: 62603036jk8.png]

oluşturan kesim (çocuklar, gençler) araştırmanın kapsamı dışında tutulmuştur. İki ncisi ise, “ Şahkulu Sultan Dergahı ” nın daha çok orta yaş ve üstünde olanlarca ziyaret edilmesi, görüşülenlerin Türkiye’nin demografik yapısından farklı yapı arz etmesinin de başlıca nedeni olarak gösterebiliriz. Tablo-1’de bakıldığında görüşülenlerin 16-25 yaş arasında yer alanlar (gençler) görüşülenlerin %23.10’nu; 26-45yaş arasında yer alanlar (orta yaş grubu) %27.08’ini; 45 yaş ve üstünde olanlar (yaşlı grup) ise %49.82’ sini oluşturmaktadır.
TABLO- 3: GÖRÜŞÜLENLERİN MEDENİ DURUMA GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 74383572ig7.png]


Topluluğun kentte yaşayanları üzerine yapılmış bir araştırmanın olmayışı karşılaştırma ve değişme bazında değerlendirmeyi de güçleştirmektedir. Ancak temel Alevi kaynaklarında ve kırsal kesimde pek sık görülmeyen – hoş karşılanmayan - boşanma olgusu vb. gibi durumlar ile ilgili bazı bulgulara araştırmada rastlanmıştır. Sanayileşme, teknoloj i k gelişmeler, eğitimin yaygınlaşması, ekonomik gelişmeler vb. gibi faktörler, aile-içi ( karı-koca, anne-çocuk, baba-çocuk) ve aile-dışı (akrabalar ve diğer yakınlarla) ilişkilerin değişmesine neden olmuştur. Bu yapılanma kadının özgürleşmesine, ailenin k u ruluş biçimi, yapısı ve işlevlerinin de farklılaşmasına yol açmıştır. Aleviliğin mensupları üzerinde etkisi geçmişe oranla zayıflamakla birlikte, bu farklılaşma ve değişmedeki etkisi ise iki yönlüdür: Geleneksel yapısında barındırdığı bazı unsurlar örneği n kaç-göç (kadının saklanması) olgusunun olmaması eğitime yönelen kızların yolunu açarken olumlu; eğitim sonucunda geleneksel normlardan uzaklaşan kadının konumuna, örneğin kadının yönetici ya da dinsel önder olmasını engelleyici gizli biçimde tepki göste r me de olumsuz yönünü oluşturmaktadır. Bu yapı özel bir çalışma ile daha belirgin ve nesnel olarak ilerde yapılacak araştırmalarla ortaya çıkarılacaktır.
TABLO- 4: GÖRÜŞÜLENLERİN HANELERİNDE BULUNAN KİŞİ SAYISI

[Resim: 36749637my1.png]


Kırsal alanda hane halkı sayısı ile karşılaştırıldığında, kentteki hane halkı sayısının giderek azaldığını, ancak kent ortamında geçim zorluğu vb. nedenlerle yaygın olan geçici geniş ailenin bir tampon kurum özelliği taşıdığını söyleyebiliriz. Yani kentte yaşayan çekirdek aileler, kırsal bölgelerde yaşayan kardeşler, teyzeler, amcaların kentteki yaşama başlangıçlarında kalacağı yer bakımından b i r mekan işlevi üslenmektedir. Ekonomik denge sağlanana kadar çekirdek aileler, geçici geniş aileye dönüşerek tüm ihtiyaçların çalışan üyelerince sağlandığı bir yapıya bürünmektedir.
TABLO- 5: GÖRÜŞÜLENLERİN EĞİTİM DURUMUNA GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 26705659fj4.png]


İbadet ve inanç uygulamalarını da içeren bu merkezin daha çok belli bir yaş grubunun üzerinde olanlar için çekim merkezi olduğu gözlemlenmektedir. Gençler ise, sayısal açıdan fazla bir ağırlığa sahip olmamakla birlikte çeşitli kurslar (Saz, Semah ve Alevilik Temel Eğitim K u rsları) Dergah için önem taşımaktadır. Ancak o gençlerin sürekliliği yalnızca katıldığı kursların süresi ile sınırlı olmaktadır. Görüşülenlerden yaşlı kesim içinde okuma-yazma bilmeyenler önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle bu grup içindekiler 1970 önc e si İstanbul’a yerleşen ve çoğunlukla hizmet sektöründe (kapıcılık, hamallık vb. işlerde) çalışanlardan oluşmaktadır. Okur-yazar olmayanlar için belirtilecek bir başka özellikte, okuma-yazma bilmeyen grubun büyük oranda kadınlardan oluştuğudur(okuma-yazma b ilmeyen 133 kişinin, 103’ü kadındır). Okur-yazar olmayan grup içinde yer alanlarda da belirgin özellik; orta yaş üzerinde olanlar ve bunların arasında da kadınlar çoğunluğu oluşturmaktadır. Son olarak genç kuşak içinde değerlendireceğimiz grup içinde üni v ersite mezunları bakımından da %53.16’sı (159 kişinin 84’ü) kadınlardır. Bu toplumsal değişim sürecinde kadının giderek toplumsal hayatın her sahasında yerini almaya başladığının göstergesidir.
TABLO- 6: GÖRÜŞÜLENLERİN GELİR DURUMUNA GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 81958525xt8.png]


1950 sonrası kentlere başta iş, eğitim olmak üzere, daha iyi olanaklar için göç eden Alevilerin yaklaşık yarım yüzyıllık dönemde henüz istenilen, mevki ve ekonomik şartlara sahip olamadıkları tespit edilmiştir. Ancak % 15’inin ekonomik açıdan iyi olanaklara sahip oldukları, % 22’sinin orta ekonomik yapı içinde bulundukları, % 34’ünün orta grup ile alt grup arasında ve % 29’unun ise en alt ekonomik yapı içinde yer aldıkları ortaya çıkmıştır.
Bütün görüşülen Alevilerin içinde ancak % 2’si en üst ekonomik dilim içindedir. Yoğun bir biçimde yurt-dışına göç etmelerine rağmen, topluluk üyelerinin eğitim, kültür çerçevesinde yeterli donanıma ulaşamayarak, elde ettikleri geliri iyi kullanamadıkları da ortaya çıkmaktadır.
Ekonomik açıdan zayıf olan Alevilerin büyük bir bölümü, 1980-1990 ve 1990 sonrasında İstanbul’a göç etmiş topluluk üyelerinden oluşmaktadır. Varlıklı olanlar ise, daha çok eğitimli ve siyasal partilerle (özellikle başta DYP, ANAP, CHP ve DSP ile) doğrudan ya da dolaylı ilişkili ken t kültürünü yaşamayı hedefleyenlerden topluluk üyeleridir.
TABLO- 7: GÖRÜŞÜLENLERİN KENDİNİ EKONOMİK OLARAK TANIMLAMALARINA GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 29426060ao5.png]


Kentsel doku içinde yer almakla birlikte, kent kültürü içindeki ekonomik paydan, kültürel etkinliklerden ve diğer toplumsal hizmetlerden de, çok az ya da nerdeyse hiç yararlanamayan Alevilerin büyük bir bölümü ekonomik açıdan çok olumsuz koşullarda metropol kent İstanbul'’a yaşamlarını sürdürmektedirler. Bu yapı zaman zaman kentsel mekan içinde “kentsel gerilimleri” de besleyen ana neden olarak karşımıza çıkmaktadır. (Gazi Mahallesi Olayları gibi.)
Alevilerin yaklaşık % 5’lik dilimi kendini üst gelir grubunda (zengin olarak) kabul ederken, buna karşılık % 20’lik dilimi alt gelir grubu içinde kendilerini değerlendirmeleri Ülkedeki gelir dağılımındaki çarpıklığın daha keskin olarak Alevilerde de olduğunu göst ermektedir. Kendini ekonomik açıdan değerlendiren Alevilerin, ekonomik yönden kendilerini yetersiz olarak görmeleri siyasal tercihlerinde ve toplumsal adalet anlayışlarında farklı taleplerinin olmasında etkili olmaktadır.
TABLO- 8: GÖRÜŞÜLENLERİN MESLEKLERE GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 20399005sm8.png]


Çoğunluğu yani % 63.15’i işçi, işçi emeklisi, ev kadını, öğrenci, çiftçi, ve işsizlerden oluşan bu kitlenin % 15.22’si esnaf – bu kısımda yer alanların büyük bir bölümü küçük işletmeci – olduklarını belirtmişlerdir. Ancak esnaf grubunun bir bölümü ile serbest meslek grubunun büyük çoğunluğu aynı zamanda ekonomik açıdan en varlıklı grup içinde kendini görmektedir.
Kent ortamında yaşayan Alevilerin yoğun olarak göç ettikleri yerler göz önünde bulundurulduğunda, Doğu Anadolu Bölgesi ve İç Anadolu Bölgesi’nden geldikleri görülmektedir. Ziyaret ya da ibadet etme amacıyla gelenlerin İstanbul’a geldikleri bölgeler, Şahkulu Sultan Dergahı’nda günümüzde sürdürülen erkan uygulaması ve bu topluluk üyelerinin bağlı oldukları dini şahsiyetle bağımlı bir yapıyı da ortaya koymuştur. Ağırlıklı olarak sıra s ı ile Doğu Anadolu (Erzincan, Malatya,Tunceli, Elazığ, Bingöl, Muş, Kars ve Erzurum illeri), İç Anadolu (Sivas,Yozgat, Kırşehir, Ankara ve Kırıkkale illeri), Ege (İzmir, Manisa, Aydın, Afyon, Denizli, Kütahya ve Muğla illeri), Akdeniz (K.Maraş, Mersin, Ad a na, Hatay, Isparta, Burdur ve Antalya illeri), Karadeniz (Tokat, Çorum, Amasya, Samsun, Ordu ve Kastamonu illeri) , Marmara (Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Balıkesir, Bursa ve Bilecik illeri) ve Güney Anadolu (Adıyaman, G.Antep, Diyarbakır ve Ş.Urfa illeri ) bölgeleridir. Bu dağılım bize Anadolu Alevilerinin ağırlıklı olarak “Dedelere” bağlı olduğunu da göstermektedir.
TABLO- 9: GÖRÜŞÜLENLERİN İSTANBUL’A YERLEŞMEDEN ÖNCE YAŞADIKLARI BÖLGELERE GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 67609351jd8.png]

İstanbul’da ikamet eden Alevilerin: Yaklaşık % 20’si Türkiye’de yoğun olarak göç olgusunun başladığı ilk dönem olan 1950-1970 yılları arasında; 1970-1980 yılları arasında yaklaşık % 29’u; 1980-1990 yılları arasında yaklaşık % 34’ü ve 1990 sonrası ise yaklaşık % 17’si y a şadıkları yerleşim birimlerinden göç ederek İstanbul’a yerleşmişlerdir. (Bu sonuçları incelerken görüşülenlerin yaş olarak 16 yaşından küçük olmadığı gözden kaçırılmamalıdır.)
TABLO- 10: GÖRÜŞÜLENLERİN İSTANBUL’DA OTURMA SÜRELERİ

[Resim: 10js2.png]


Doğu Anadolu Bölgesi’nden gelen topluluk üyelerinin yoğunluğu, aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin bir yurttaşı olan, ancak konuşma dilinde farklılık arz eden bir yapının, yani farklı etnik kökenden gelen Alevilerin de karşımıza çıkmasında etkili olmaktadır. Dinsel açıdan farklı etnik yapılardan oluşan ve üst kimlik/üst kültür olarak Türkiye Cum h uriyeti vatandaşı olan Alevilerin etnik yapısında, Zaza ve Kürtlerin oranı, bu araştırmada çeşitli tahminlerden yüksek çıkmıştır. Ancak bu bulgular Türkiye’deki Alevilerin içindeki veya ülkemizde yaşayan Zaza ya da Kürtlerin oranını yansıtmaz. Çünkü bu d urum araştırma alanı olarak seçilen “Şahkulu Sultan Dergahı”nın - eskiden
TABLO- 11: GÖRÜŞÜLENLERİN KENDİLERİNİ TANIMLADIKLARI ETNİK KÖKEN

[Resim: 11qi7.png]


“Babagan Kolu”na ait Bektaşi Dergahı’nın - 1983 yılından başlanarak Doğu Anadolu Bölgesi’nde etkin olan “Ocakzade Dedeler Kolu”na bağlı kişiler tarafından yeniden onarılması ve “Ocakzade Dedeler” ile “taliplerinin” geleneklerini/erkanlarını bu dergahta sürdürmeleri böyle bir oranın ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Elimizde bulunan kaynaklar, belgeler ve yaptığımız diğer a r aştırmalar,
Alevi inancını benimseyen Zaza ve Kürt kökenlilerin oranının, bu çalışmada tespit edilenden çok daha az olduğunu göstermektedir. Bu durum ancak Türkiye genelinde yapılacak daha geniş boyutlu araştırmalarla da ortaya konulabilecektir (Örneğin, Marmara Bölgesi’nde yer alan Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Balıkesir, Bilecik ve Bursa’da; Ege Bölgesi’nde yer alan İzmir, Manisa, Afyon, Aydın, Denizli, Kütahya ve Muğla’da; Akdeniz Bölgesi’nde yer alan Isparta, Burdur, Antalya, Mersin, Hatay ve Adana’da (son üç ilde Arap kökenli Aleviler/Nusayriler ağırlıklı olmak üzere); İç Anadolu Bölgesi’nde yer alan Eskişehir, Ankara, Kırıkkale, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Kayseri’de; Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Kastamonu, Çorum, Amasya, Samsun, Ordu ve T okat’ta; Doğu
TABLO- 12: GÖRÜŞÜLENLERİN KONUŞABİLDİKLERİ DİLLERE/LEHÇELERE GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 12ag3.png]


Anadolu Bölgesi’nde Kars’ta; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yer alan Diyarbakır (yedi köy) ve Ş.Urfa (bir köy) gibi yerleşim bölgelerinde yaşayan Alevilerin çoğunluğu Türkmen ya da kısmen Yörük kökenlidir. Bu yörelerdeki Alevilerin % 93’ü Türkmen (Çepni, Amuca, Abdal, Tahtacı ve Sıraç vb. gibi adlarla anılan topluluklar bu başlık altında toplanmıştır) % 5’i Yörük ve % 2’si ise etnik köken açıdan farklı topluluk üyelerinden oluşmakt a dır .Bu sınıflama içinde Arap kökenli Alevi olan Nusayriler kapsam dışı tutulmuştur.
TABLO- 13: GÖRÜŞÜLENLERİN AİLESİNDE KONUŞULAN DİL/LEHÇELERE GÖRE DAĞILIMI

[Resim: 13tr6.png]


Akdeniz Bölgesi’nde K.Maraş’ta; İç Anadolu Bölgesi’nde Sivas’ta; Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzincan, Tunceli, Erzurum, Elazığ, Malatya, Muş ve Bingöl’de; Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde Adıyaman ve G.Antep gibi yerleşim birimlerinde etnik açıdan Türkmen, Kürt ve Zaza kökenliler ayrı veya bazı köylerde birlikte karışık olarak yaşamaktadır. Yaklaşık olarak bu yöredeki Alevilerin % 61’i Zaza; % 23’ü Kürt ve % 16’sı Türkmen’dir.
Görüşülen kişilerin ailesinde konuşulan dil/lehçe olarak Türkçe’yi bilenlerin oranı % 85 iken, görüşülen kişilerde bu oranı % 100’dür. Yine görüşülenlerin ailesinde konuşulan dil/lehçe olarak %15.16’lık oranla Kürtçe ve % 40.30’luk oranla Zazaca yer alırken, görüşülen kişilerde bu or a n Kürtçe’de % 15.16 ile aynı kalırken, Zazaca % 25.82’lik orana gerilemiştir. Konuşma dili/lehçesi dışında görüşülenlerin kendilerini etnik açıdan - bu etnik tanımlamadan çok emik tanımlama da diyebileceğiz bir yapıyı ifade eden - tanımlamalarında, %60.69 ’ u kendisini Türkmen olarak (Türk/Türkmen % 50.77; Tahtacı % 2.34; Çepni % 2.65; Nalcı % 0.31; Sıraç % 1.17; Abdal % 3.45), %18.05’i Kürt (Zaza kökenlilerin % 2.89’u da kendini Kürt kökenli saymaktadır.), % 13.37’de kendisini Zaza olarak tanımlamaktadır. S o n dönemlerde belirgin bir biçimde etnik açıdan farklı olan toplulukların/bireylerin, emik yaklaşımla kendilerini olduğundan farklı etnik bir kimlik içinde tanımladıkları -Zazaca konuşanların emik açıdan kendilerini, Türk veya Kürt kabul ettikleri- görülm e ktedir. Zazaların ya da Kürtlerin etnik kökenlerine ilişkin pek çok tez ileri sürülmesine karşın, etnik kökenler üzerine araştırma yapmak bu çalışmanın kapsamını aşan bir değerlendirmedir ve farklı bir çalışma alanına girmektedir. Bu konu “etnoloji”, “etn i k sosyoloji”, “etnik antropoloji”, “etnomüzikoloji”, “halkbilimi”, “etnik dil bilimi” ve “tarih bilimi” alanlarında yapılacak nesnel araştırmalarla ortaya konulabilecek bir araştırma alanıdır.
TABLO- 14: GÖRÜŞÜLENLERİN KENDİLERİNİ İNANÇ AÇISINDAN TANIMLAMA BİÇİMİ

[Resim: 14am9.png]


İnançlarını kendileri açısından nasıl tanımladıklarına gelince, gerek geleneksel açıdan, gerek başka inançtan olanlarca topluluk üyelerini tanımlamada kullanılan Kızılbaş kavramı bugün bile kullanılmaktadır. Eskisi kadar yaygın olmasa bile bu ad topluluk üyelerinin % 1 0’u tarafından kendilerini adlandırma kullanılmaktadır. %56..87’si kendini yalnızca Alevi olarak tanımlarken %13.24’ü ise Hacı Bektaş Veli’ye olan bağlılıklarınında bir göstergesi olarak Alevi-Bektaşi adını kullanmayı tercih etmektedir. 19. Yüzyıl sonl a rına doğru kullanıdığı belirtilen Alevi adını topluluk nezlinde yaklaşık %70 gibi bir oranda kabul gördüğü ortaya çıkmıştır. Caferi olarak kendini tanımlayanlarda %7.46 gibi bir oranla topluluk arasında yer almaktadır <B>
[INDENT][INDENT]
TABLO- 15: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIĞI / ALEVİ-BEKTAŞİLİĞİ TANIMLAMA BİÇİMİ

[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 15re9.png]


Alevi adı etrafında biçimlenen bu kimlik anlayışın içinde yer alan topluluk üyeleri, bu adın bir inançla ilgili olduğu yönünde %64.19 ile görüş bildirmişlerdir. Ancak bu yanıtı verenlerin %10.35’i İslamiyet’ten bağımsız bir inanç olduğunu belirtmişlerdir. Aleviliği, kendilerine göre son derece değişik biçimde tanımlamanın yalnız örgütlerde değil kitle içinde olduğu ortaya çıkmıştır. Kültür ya da yaşam biçimi olarak algılayanların toplamı %33.02 gibi yüksek orandadır.Bu durum k i mlik tanımlamayla ilgili bazı zorlukların daha uzun süre devam edeceğinide göstermektedir. Unutulmamalıdır ki inancın (yani dinin) etrafında oluşan ve her topluluğun ya da toplumun bir kültürü ve yaşam tarzı olarak ortaya çıkan kültürel yapı ve yaşam biçi m i araştırmacılarca göz ardı edilmektedir. Bu süreçte araştırmacıların bir bölümü tarafından Aleviliği açıklarken ileri sürülen yalnız kültür ve yaşam biçimi yaklaşımları söylemden öteye geçmeyen ve Aleviliği tanımlamayı da güçleştiren içi doldurulmamış ka v ramlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
[INDENT][INDENT]
TABLO- 16: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIKLA / ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE İLGİLİ BİLGİ EDİNME YOLLARI

[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 16qg9.png]


Topluluk üyelerinin Alevilikle ilgili bilgi edinme yollarında çoğunluğun %51.26’sı nın kendi kendine okuyup araştırarak yanıtını verdiğini görmekteyiz. Ancak kendi kendine araştırarak bilgi edinme yollarıyla ilgili söylenenlerin pek sağlıklı olmadığını ortaya çıkmaktadır. Topluluk üyelerinin <B>
[INDENT][INDENT]
TABLO- 17: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIKLA / ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE

YA DA DİN İLE İLGİLİ KİTAP OKUMA SIKLIĞI
[Resim: 17ps4.png]
[/INDENT][/INDENT]
%28.34’ü hiç okumadığını, %36.29’u çok nadir olarak konuyla ilgili olarak kitap okuduğunu, %21.93’ü ara sıra okuduğunu belirtmiştir. Yani konuyla ilgili okuma alışkanlığının olmadığını ya da son derece zayıf olduğu görülen %86.56’lık bir kitle ortaya çıkmıştır. Yine konuyla ilgili, gerek program, gerek söyleşi ya da toplantı izleme veya takip etme düzeyinin hiç olmadığı veyahut son derece zayıf olduğu %75.29’luk bir kitlenin varlığı, bize konuyla ilgili bilgili kişi sayının son der e ce az olduğu gerçeğine götürmektedir.
[INDENT][INDENT]
TABLO- 18: GÖRÜŞÜLENLERİN ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE YA DA DİN İLE İLGİLİ OKUDUĞU KİTAPLAR

[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 18kt5.png]


İnanan/dindar bir insanın, inancıyla ilgili bazı temel ilkeler hakkında bilgi sahibi olması beklenmektedir. Alevilikteki On İki İmamlar’ın, Ehl-i Beyt’in adlarını bilme gibi. Dini bilgi düzeylerini yeterli görüp görmemeleri, dini bilgilerin öğrenildiği kaynaklar, eserler önem taşımaktadır. Görüşülenlerin evlerinde ne tür din i kitapların bulunduğu gelince; gerek Alevilik gerek diğer dini yayınların topluluk üyelerinin yarıya yakınında hiç bulunmadığı biçiminde bir sonuçla karşılaşılmıştır. Kitap açısından son derece kısıtlı kaynakların varlığı da topluluk üyelerinin konu ile i l gili okuma düzeyene paralellik arz etmektedir. Okunması kolay olan Hz.Ali’nin Cenkleri, İmam Cafer Buyruğu, Şeyh Safi Buyruğu, Hacı Bektaş Veli Vilayetnamesi, Hüsniye, Kumru, Menakıbnameler, Kur’an-ı Kerim (Meal olarak), Cönkler ve İslam İlmihali gibi kit a plar topluluk üyelerinde bulunmaktadır. <B>
[INDENT][INDENT]
TABLO- 19: GÖRÜŞÜLENLERİN KIZILBAŞLIKLA / ALEVİ-BEKTAŞİLİKLE İLGİLİ PROGRAM, SÖYLEŞİ VE TOPLANTI İZLEME SIKLIĞI
[Resim: 19rq2.png]

[/INDENT][/INDENT]




Alevilikle ilgili söyleşi, toplantı ve radyo ya da televizyon programlarını da izleme oranı oldukça düşüktür. Topluluk üyelerinin yoğun olarak izledikleri veya dinledikleri konuşmalardan daha ziyade deyiş, nefes ve gülbangların yer aldığı programlardır. Bunun dışında konuşma ve anlatım içerikli olan toplantı ve benzeri etkinliklere pek rabet etmemekteler.
TABLO- 20: GÖRÜŞÜLENLERİN ALEVİLİKLE İLGİLİ KENDİ BİLGİ DÜZEYLERİNİ TANIMLAMA BİÇİMİ

[Resim: 20tw5.png]


Okuma oranlarının düşüklüğü, kendilerine yönelik toplantı vb. etkinliklere katımanın yanı sıra, Cem’e katılmanın da düşük olduğu topluluk üyelerinin kendi bilgi düzeylerini fazla abarttıkları görülmüştür.
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Son Düzenleme: 24/10/2008, 22:49, Düzenleyen: PELİN.
Posting Freak
Kent Ortamında Alevilerin Kendilerini Tanımlama Biçimleri
TABLO- 21: GÖRÜŞÜLENLERİN BAĞLI OLDUKLARI ÖĞRETİCİ/ÖNDERLERE GÖRE DAĞILIMI
[Resim: 21vl5.png]
Sürdürülen erkan uygulaması ve bu topluluk üyelerinin bağlı oldukları dini şahsiyetler bakımından Alevilerden Erzincan, Malatya,Tunceli, Elazığ, Bingöl, Muş, Kars, Erzurum (Doğu Anadolu Bölgesi), İzmir, Manisa, Aydın, Afyon, Denizli, Kütahya, Muğla (Ege Bölgesi), K.Maraş, Mersin, Adana, Hatay, Isparta, Burdur, Antalya (Akdeniz Bölgesi), Adıyaman, G.Antep, Diyarbakır ve Ş.Urfa (Güney Anadolu Bö l gesi) illerinde yaşayanları “ Ocakzade Dedeler Kolu ”na; Sivas, Yozgat, Kırşehir, Ankara, Kırıkkale (İç Anadolu Bölgesi), Tokat, Çorum, Amasya, Samsun, Ordu, Kastamonu (Karadeniz Bölgesi), Balıkesir, Bursa ve Bilecik (Marmara Bölgesi) illerinde yaşayanları “Çelebi (Dedegan) Kolu ”na bağlıdır. Bu dağılım bize Anadolu Alevilerinin ağırlıklı olarak “Dedelere” bağlı olduğunu da göstermektedir. “ Babagan Kolu ”na bağlı olanlar Sivas,Yozgat, Kırşehir, Ankara , Kırıkkale (İç Anadolu Bölgesi), İzmir, Manisa, Aydın, Afyon, Denizli, Kütahya, Muğla (Ege Bölgesi), Mersin, Adana, Isparta, Burdur, Antalya (Akdeniz Bölgesi), Tokat, Çorum, Amasya, Kastamonu (Karadeniz Bölgesi), Edirne, Tekirdağ, Kırklareli, Balıkesir ve Bursa (Marmara Bölgesi) illerinde yaşamaktadır. Anadolu A l evi-Bektaşilerinin çok az bir bölümü “ Babagan Kolu ”na bağlıdır, belirlenen etki alanlarına ilişkin illerin bir çoğunda bağlı bulunan kişi sayısı, 3 ya da 9 gibi köy halkı veya bu köylerde yaşayan birkaç hane ile sınırlı olabilmektedir. Bu kolun en etkin olduğu yerleşim alanları Trakya (tamamına yakını) ve Ege’nin bir bölümüdür.
Kurumlaşmış bütün inançlarda olduğu gibi Alevilikte de bir insanın “ Alevi ” olarak kabul edilmesi için, inanması gereken bir takım ilkelerin yanında, yapması gereken ibadetler de yer almaktadır. Bu ilkeler inancın kuramsal ya da öğreti kısmını oluşturmaktadır. Var olan her inanç –Alevilik dahil- mensuplarından bu ilkeleri kabul etmelerini beklemektedir. Alevilikte “birlik düşüncesi ” ve “eline,beline,diline sahip olmakta” ifadesini bul an bir ilkeler sistemi bulunmaktadır. Bu inanç sisteminin temelinde bulunan “birlik düşüncesi”nin odağında ise, “Tanrı’ ya inanç” başta olmak üzere “Cem’e katılma ”, “Semah” , “Muharrem Orucu tutma”, ve “Muharrem Orucu sonunda kurban kesme”, “ Hızır Orucu ”, “Niyaz etme”, “Dedelerden/Babalardan el alma”, “Musahip tutma”, “ İkrar verme” ve “ Hakkullah/Çıralık verme” vb. gibi inanç ve uygulamalar yer almaktadır.
[INDENT][INDENT]
TABLO- 22: GÖRÜŞÜLENLERE GÖRE ALEVİLİKTE YER ALDIĞINA İNANILAN TEMEL İNANÇ UYGULAMALARI
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 22hu8.png]
İnanç normu, bütün dinlerde olduğu gibi Aleviliğin de temel normunu oluşturmaktadır. Ancak gerek yaratıcının bazı özellikleri (yaratıcıya yüklenen sıfatlar), gerekse dini inanış gereği kabul edilen ibadet ve uygulamalar her inanç açısından farklılıklar gösterebildiği g ibi Alevilik açısından da farklılık gösterebilmektedir.
Her şeyden önce bu çalışmada hedeflenen, ülkemizde varlığını sürdüren Aleviliğin mahiyetini belirlemek değildir. Bu inanca mensup topluluk üyelerinin dini davranışlarını tespit etmek ve içinde yer aldığı yapıyla bağlantılı olarak yorumlamaktır.
Tanrıya inanç ilkesi (Tevhit İnancı), Alevi inancı mensuplarında çok yüksek bir oranda (%96.67.si) benimsemektedir. Tanrı inancını taşıyan bireyler, Tanrıya inanmakla birlikte topluluk üyeleri çözümleyemedikleri bazı konularında olduğunu da belirtmişlerdir. Olaya yalnızca inanma-inanmama açısından bakıldığında büyük çoğunluğun inandığını görmekteyiz. Ancak az da olsa Tanrıya inanmayanlar da bulunmaktadır. Bu inanç ile ilgili tutumda cinsiyet açısından büyük f arklılıklar gözlenmezken; eğitim düzeyi ve sosyo-ekonomik düzey arttıkça inanma tutumunda bir azalma söz konusu olmaktadır. Buna karşın yaş ilerledikçe inanma oranında bir artıştan söz edilebilmektedir. Yine de şunu belirtmek gerekmektedir: Bu çalışma “Ta n rı” kavramının Alevi inancına mensup toplulukta ki içeriğini çözümlemeye yönelik değildir. Bu yapı ayrı ve daha özel bir çalışmayı gerektirmektedir.
Özellikle tek tanrılı dinlerde Tanrının vahiyini insanlara ulaştıran anahtar roldeki “ peygamberlere inanma ” önemli bir temel ilke olarak benimsenmektedir. İslamiyet'le ilintili olan her öğreti gibi Alevilikte de, peygamberlere ve İslam dininin peygamberi olan Hz. Muhammed’e ve onun Tanrının elçisi olduğuna inanma yer almaktadır.
İslamiyet'in dayandığı temel kutsal metin Kur’an-ı Kerim’dir. Günümüze kadar hiç değişmeden geldiğine ve kutsal metinin bütünüyle gerçeği içerdiğine ve inanılan bu metnin, İslamiyet'in kültürel yapısını belirlemekte egemen olduğu bilinmektedir. Ancak Kur’an-ı Kerim’e inanmanın yanın d a, içeriğinde bulunan bazı bilgilerin doğruluğuna ilişkin birtakım kuşkular bu topluluk üyelerince taşınmaktadır. Hatta kutsal metnin içinde anlatılanların bütününün doğru olmadığına ilişkin görüşlerde belli ölçülerde kabul görmektedir. Böyle bir düşünce i le ilintili olan bir başka yaklaşımda Kur-an’ın (yani kutsal kitabın) evrensel ve her çağda geçerli olmadığına ilişkin şüphelerin varlığıdır.
Bu dünyanın sonunun olduğuna inanış topluluk üyelerinde kabul görürken, bundan sonra bir ahiret hayatının yaşanacağına ilişkin yaklaşımlar pek ilgi görmemektedir. Zaten ahret hayatının içeriği ile ilgili anlayışlar dinlere, mezheplere göre değişmektedir. Konuya yaklaşım açısından Alevilerin farklılık taşıyan yönleri, öldükten sonra cennet yada cehenneme gidilec e ği konusunda inançları bir hayli zayıf olduğu gözlemlenmektedir. Daha çok benimsenen ve kabul gören “Don değiştirme ” (reekarnasyon ) anlayışı, bu topluluk inancına “ atalar kültü ”nden gelmektedir. Yine Tanrının iyileri ödüllendirme ve kötüleri cezalandırma ögesi, var olan egemen olan Sünni İslam kültüründen farklılık göstermektedir. Ödüllendirmenin daha çok kendi ruhunun başka bir insanda yeniden ortaya çıkması ve cezalandırmada ise ruhun insan dışındaki diğer canlılarda ortaya çıkma biçiminde olduğuna ilişk i n kanılar topluluk üyelerince taşınmaktadır.
Sünni inanç uygulamaları ile benzerlik taşıyan tutum ve davranışların kısmen -çok az olarak- kabul gördüğü topluluk üyelerinde, bütün açısından kendi içinde büyük oranda tutarlı bir yapıya sahip olduğu görülmektedir. Sünnilikten farklı bir yapının olduğu, topluluk üyelerince “Tanrıya inanma” oranı ile “ peygambere inanma”, hatta “ ahret inancı” arasında bir paralellik görülmemesi anlayışında bile kendini göstermektedir. Bu önemli farklılaşmanın temelinde, “ anl amlandırma” bakımından Alevilik ile Sünnilik değerlendirmelerinin birbirinden ayrıldığı gerçeğinde yatmaktadır. Özellikle Alevi topluluklarının Kur’an’a dayalı “ batini yorumu ” benimsemeleri ve Kur’an dışı “ atalar kültü ”ne dayalı bir yöntemden hareket etmeleri bu farklılıkta etkili rol oynamaktadır.
Dini inancın yanında ahlaki davranışlarda büyük önem taşımaktadır. Bir inanç temeline dayanan dinin bir anlamda amacı da, insanlar arasında ahlaki davranışların yayılmasını sağlamaktır. Alevilikte bu ahlaki bo yut “ gözünle görmediğini gördüm deme, kulağınla duymadığını duydum deme, elinle koymadığını alma” biçiminde formüle edilmiştir. Böylece insanların birbirlerine karşı davranışlarının sağlıklı olmasına büyük önem verilmiş ve bu bağlamda bireyler “ can” kavram ı ile tanımlanmıştır. Canların birlikteliğini pekiştirici olarak ta “ Musahiplik Kurumu” ve “ İkrar Verme” uygulamaları ile topluluk bilinci ve de saygınlığının sağlanması hedeflenmiştir. Bu saygınlık ve ahlaki boyuta verilen önem sonucunda toplumsal kontrolü sağlayıcı bir yargı süreci de olan “ Dar’a çekme” ve toplumsal koruyucu olarak da “ Düşkünlük Kurumu” (topluluktan tecrit etme) uygulaması topluluk inancı olarak biçimlenmiştir.
[INDENT][INDENT]
TABLO- 23: GÖRÜŞÜLENLERİN ALEVİLİKTE YER ALDIĞINA İNANDIĞI TEMEL İNANÇ UYGULAMALARINI YERİNE GETİRME SIKLIĞI
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 23dd4.jpg]
Aleviliğe inanmanın yanında bir takım pratik uygulamalarında yerine getirilmesine dayanmaktadır. Özellikle tek tanrılı dinlerde inanmadan sonra önem verilen dindarlık boyutu ibadetlere katılmak ya da belirlenen ibadetleri yerine getirmektir. İbadetleri yerine getirme, zorunlu olan ibadetlere katılma, daha subjektif olan dua etme ve dini metinleri ibadet etme niyetine okuma olarak belirlenmiştir. Buradan hareketle, kişinin di n darlığının tespitinde cemlere katılma düzeyi önemlidir. Cemlere katılma dindarlığın boyutları içinde diğerlerine oranla daha kolay gözlenebilen bir fenomen olduğu için, dindarlığın tespitinde dini pratikleri yerine getirme üzerinde daha fazla durulmuştur . Alevilikte ibadet anlayışı içinde, inanmadan (imandan) sonra üzerinde önemle durulan ibadet türü “Cem’e katılma”dır. Cem’e katılma, yılın belli dönemlerinde yapılan, belli yaş sınırını aşmış, “musahip tutmuş” ve “ikrar vermiş” canların katıldığı bir ibade ttir. Ancak birden fazla “Ayini Cem ” vardır ve her “ Cem Töreni ” farklı nitelikler taşımakta ve farklı uygulamaları da içermektedir. Cemler: “ Abdal Musa Birlik Cemi”, “ Hızır Cemi ”, “ Aşure (Muharrem Matemi) Cemi ”, “Sultan Nevruz Cemi ” yılda kırk sekiz hafta yapılan cemler, “Kısa Cem ” ve “Muhabbet Cemi ” (eğitim cemleri) uygulamalar açısından benzer özellikler gösterirken, “ Görgü Cemi”, “Musahiplik Cemi” ve “ Düşkün Kaldırma Cemi” düzenleniş ve uygulamalar açısından farklılıklar taşımaktadır. Birden çok Cem çeşi dinin içinde, “Muhabbet Cemi ” Alevi kökenlilerin –düşkün sayılanlar ve diğer inançtan olanlar hariç- tümüne açıktır. Yani Alevilikte inanmadan sonra Cem’e katılma yer almaktadır. “ Muhabbet Cemi '’nde yaş sınırı vb. ön şartlar aranmaz. Çünkü bu " Cem” çocukla rın ve gençlerin toplumsallaştırılmasına ve toplumsal birlikteliğin pekiştirilmesine yöneliktir. Alevilikte bütün cemlere katılma zorunluluğu bulunmamaktadır. Yani tüm cemler aynı önem derecesine sahip değildirler. Örneğin bu cemlerden; “ Görgü Cemi”, “Musahiplik Cemi” ve “ Düşkün Kaldırma Cemi”ne katılmak zorunlu ve son derece önemli iken, diğer cemlere katılmak ise daha çok isteğe bırakılmıştır. Ancak yine de birlik ve dayanışma açısından tüm cemlere katılma önemli bir unsur olarak topluluk yaşamında yer almaktadır.
Yine yapılan ibadetlerden birisi de Muharrem ayında tutulan oruçtur. Ancak bu ibadetin sonucunda sevap kazanma söz konusu değildir. Matem orucu hüviyetini taşıyan ve uygulanış biçimi ile de Ramazan ayında tutulan oruçtan farklılıklar arz eden bir yapısı bulunmaktadır.
Hakk’a duyulan özlemi içeren ve insanın bir anlamda psikolojik durumuna ve ihtiyaçlarına bağlı olarak duygularını dile olan dua, kişinin dini tecrübesiyle de yakından ilgilidir. Dini yaşamın en subjektif yönünü de dua oluşturmaktadır. Gündelik yaşamda olmasa bile, çok sıkıntılı anlarda yada cenaze, mevlit gibi özel durumlarda dua etmenin yaygınlaştığı gözlemlenmektedir. Duaya verilen önem, Tanrı’nın insanın duasına karşılık verip vermediğine inançla ilgilidir. Bu bağlamda duaya d evam edip etmeme de, yapılan duanın kabul edilip edilmediğine inanmanın önemli bir etkiside bulunmaktadır. <B>
[INDENT][INDENT]
TABLO- 24: GÖRÜŞÜLENLERİN ZİYARET ETTİĞİ VELİLER/EVLİYALAR VE ZİYARETLERİN SAYISI
</B>[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 24py8.jpg]
Çoğunlukla tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin, o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesi biçiminde bir ibadet olarak “Hac” olayı gerçekleştirilmektedir. Sünni öğretiyi benimseyen topluluk üyelerince zilhicce ayında Mekke’de yapılan Kabe’yi ziyaret ve tavaf töreni, Alevilerde pek rağbet edilen bir uygulama olarak görülmemektedir. Ancak çok küçük bir bölümü uygulamayı inancın temel uygulaması olarak kabul etmektedir.
Dinsel bir buyruğu, bir adağı yerine getirmek için hayvan kesmeye kurban olayı denilmektedir. Yine Kurban Bayramı’nda kesilen uygulamadan farklılık arz eden Alevilikteki kurban olgusu, inanca yönelik olarak erkanlarda (yazılı kaynaklarda;Buyruk gibi) belirtilen durumlarda, Hakk’a kavuşmanın anısına, lokma edilip yenmek için tığlanan (kesilen) belli özelliklere vahip hayvan ifade etmektedir. Alevilikt e kurbanın saygın bir yeri vardır. İnanç yolunda Hakikat’e ulaşmayı -gerçeğe kavuşmayı- başardıkları zamanın anısına bir kurban tığlamak zorunluluk sayılmaktadır.
[INDENT][INDENT]
TABLO-25: GÖRÜŞÜLENLERİN YAPTIKLARI HAYIR İŞLERİ
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 25kz9.jpg]
Alevilerde, mal veya para olarak verilebi len dinsel ödentiler bulunmaktadır. Bir tür dinsel mali yükümlülük olarak görülebilecek bu ödentiler, “Dedelere”, “Babalara”, “Çelebilere” verilebildiği gibi, dergahların ve küçük tekkelerin hizmetlerinin karşılanması için verilebilmektedir. Kapalı bir to p lumsal yapıya sahip Alevilerdeki cemaat yapılanmasının doğal bir sonucu olarak, dinsel hizmetleri gören dedelere, Alevi toplumu hizmetlerinin karşılığını bu biçimde ödemekte ve bu hizmetlerin devamı bu şekilde sağlamaktadır. Bu tür benzeri uygulamalara İs l amiyet'i benimsemeden önce Türkler arasında da rastlanmaktaydı. Dedelere para veya mal olarak, verilebilen bu armağanlar en yaygın olarak hakkullah veya çıralık olarak adlandırılmaktadır. 24
Bütünüyle ekonomik durumla ilgili ibadet olan “hakkullah verme”, dedelere geçimlerini sağlamak için yapılan yardımdır. Dedelerin görevi, cem yönetmek, yılın belli günlerinde kendilerine bağlı taliplerin bulunduğu yerleşim yerlerini dolaşarak topluluk ilişkilerini gözden geçirmektedir. Dede’ye bu hizmetleri karşılığında her talip daha önceden rehber yada saygın bir kişinin başkanlığında toplanan kururun kenddisine uygun görerek verdiği para ya da mala “hakkullah” denir. Bu bedel kimi kez köylüler ya da topluluk üyelerince –taliplerce – ortak olarak verilebilmektedir. Sün n i inanış içinde yer alan zekat (Müslümanların mal ve paralarından , helalliği sağlamak için her yıl yoksullara vermekle hükümlü bulundukları kırkta birlik pay ) ve Fitre’den (Ramazan ayı içinde verilmesi dince buyurulan, miktarı belirli sadakadan) oldukça farklılık taşıyan “hakkullah” zaman zaman bu uygulamalarla kariştırılmaktadır.
İslamiyet içinde yer alan farklı düşünce gruplarının bir çoğunda büyü, sihir, falcılık gibi uygulamalarla uğraşma ve bunlara inanma yasaklanmıştır. Ancak bu gibi uygulamalar çok kesin biçimde bile yasaklandığı topluluklar içinde bile yayılma olanağı bulmuştur. Bir takım gizli tekniklerle doğaüstü güçlerle bağlantı kurarak insanlara etki edebileceği temeline dayanan bu tür batıl inanışlar, özünde gizil bir yön taşıdıklarından ta r ih boyunca insanların sürekli ilgisini çekmiştir/çekmektedir. Gizemli yönü bakımından dine benzeyen yapısından dolayı insanların pozitif yollarla çözemedikleri sorunlarının var olan çözümü olarak bu tür uygulamalara yöneldikleri bilinmektedir. Din dışı b u inanışların hangi işlevleri yerine getirdiğini ve araştırma alanımızda bu inanışların ne derece yaygın olduğu araştırılmıştır.
[INDENT][INDENT]
TABLO- 26: GÖRÜŞÜLENLERİN İNANDIKLARI/BAŞ VURDUKLARI UYGULAMALAR
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 26ss2.jpg]
Alevilerin ibadet dışındaki uygulamalarında h alen “atalar kültü” nün hissedilir derecede topluluk üyelerinin yaşamlarında yer almaya devam ettiğini söyleyebiliriz. Özellikle veli veya eren kabul edilen evliya türbelerini ziyaret, mum yakma, kurşun döktürme ve fala baktırma ve de dolayısı ile nazara inanma topluluk üyelerin oldukça yer etmiştir.
[INDENT][INDENT]
TABLO- 27: GÖRÜŞÜLENLERİN EHL-İ BEYTİN ADLARINI SAYABİLME DURUMLARI
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 27ym1.jpg]
Dini birikim, daha çok duygu ile kavranılan gerçekliğin doğrudan denenmesini içerir. Dini birikim ve nesnel olmayan yaşantı, ihtiyaç, idrak, güven ya da korku, endişe biçimlerinde ortaya çıkabilmektedir. Dinsel alanda ihtiyaç, inanma veya yaşamın anlamını aramada, karşılaşan güçlüklerle başaçıkılmaya yardım eden ve tüm olumsuzluklara karşı insana güven duygusu veren Tanrı’ya ya da ilahi bir güce inanma şeklinde olabilmektedir. Dini b i rikim, kişisel dindarlığın bir belirtisi sayılabilmekte ve bu birikim dini duygu biçiminde kendini gösterebilmektedir.
[INDENT][INDENT]
TABLO- 28: GÖRÜŞÜLENLERİN ONİKİ İMAMLARIN ADLARINI SAYABİLME DURUMLARI
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 28su2.jpg]
Görüşülenlerin %27.30’u Alevilikle ilgili bilgilerin yüksek %17.44’ü orta derece olduğunu beritmiş, yani %44.44’ü Alevilikle ilgili bilgilerinin yeterli olduğu kanısındadır. Ancak Ehl-i Beyt anlayışı ve On İki İmamların Alevilikte yeri ve önemini belirtilenlerin, %13.61’i On İki İmamların adlarını, %26.25’i Ehl-i Beyt’in adlarını (bazıları sırasını karıştı r makla birlikte) tam olarak sayabilmişlerdir. Her iki oranda nesnel bilgilerinin ölçümünde bile yeterli olmadıklarını göstermektedir.
Aleviliğin temel ilkelerinin yazılı olduğu buyruk kitaplarında, çeşitli araştırmalarda ve Aleviler arasında günümüze kadar sürmüş bulunan uygulamada yer alan şu nitelikler dedelerde aranmaktadır: Evlad-ı Resul (ocakzade) olmaları; Eğitici, terbiye edici (mürebbi) olmaları; Bilgili ve örnek insani özelliklere sahip (mürşid-i kâmil) olmaları; Buyruklarda yazılı esaslara ve ye r leşmiş geleneksel Alevilik esaslarına uyuyor olmaları. Dedelerin belirtilen niteliklere sahip olduktan sonra, gerek bulundukları yerleşim alanlarında, gerekse belli zamanlarda kendilerine bağlı yerlerdeki taliplerini ziyaretleri sırasında işlevleri yerine getirirler. Dedelerin uzakta bulunan talipleri için kendilerine bağlı bir mürebbi (dikme dede) ya da “icazetli dede” atadıkları da görülmektedir. Dikme dede, kendisini atayan ocakzade dedeye bağımlıdır. Ocakzade dede taliplerin şikayeti üzerine onu görev d en alabilmekte ve “dikme dede”ye, “ocakzade dede”ye verilen hakkullah da verilmemektedir. Her hasat zamanı bir miktar ürün vermek yeterli görülmektedir. Hakkullah, “ocakzade dede” geldiğinde ancak ona verilebilirdi. Bazı “dikme dedeler”in bir bölümünün za m anla, bağlı oldukları ocakları tanımadıkları ve bağımsız ocaklar oluşturdukları da görülmektedir. <B>
[INDENT][INDENT]
TABLO-29: GÖRÜŞÜLENLERİN DEDELERE / BABALARA BAKIŞ AÇISI
</B>[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 29iq3.jpg]
Dini önder/öğretici görevini üstlenen “Dedelerin”ve “Babaların” topluluk nezlinde halen değerini koruduğunu söyleyebiliriz. Eski etkinlikleri kalmasada, görüşülen Alevilerin -yani iyi ile kötüyü, bilgili ile bilgisizi ayırmak kaydıyla- büyük bir bölümü %78.92’si inanç önderlerinin bir gereksinim olduğu konusunda hem fiki r diler. Ancak %18.18’i inanç önderlerine gereksinimleri olmadıklarını belitmesine ve %2.90’nı ise fikir belirtmediği halde; inanç önderleri, halen topluluk üyelerince belli ölçülerde açıkça kabul gördüğü sonucu ortaya çıkmaktadır.
[INDENT][INDENT]
TABLO-30: GÖRÜŞÜLENLERİN DEDELERDEN / BABALARDAN BİLGİ VERMESİNİ İSTEDİKLERİ ALANLAR
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 30va1.jpg]
Dede/Baba gibi inançönderlerini faydasız olarak gören 295 kişiden 116’sı da öğretici olarak inanç önderlerinin neler anlatmaları gerektiğini konusunda görüş bildirmişlerdir. İnanç önderleri olarak “Dedeler” ve “Babalar”dan vermesini istedikleri bilgiler açısından öncelikli olarak; öğretici olarak taliplerine “ A levilik yol ve erkanının öğretilmesi” ön plana çıkmıştır. Daha sonra inanç önderlerinden “günlük olayları ve bunların dinsel açıklamalarının yapılması”, “Cem dışındaki ibadet ve erkanları öğretmeleri ” ve “ Aleviliğin tarihi anlatmaları ” beklenmektedir.
Dedelerin başlıca işlevleri şu biçimde sınıflandırılabilir: Toplumsal ve dinsel bakımdan cemaate (topluluğa) önderlik etme, cemaati irşat (topluluğu aydınlatma) ve bilgilendirme; Dinsel ayinleri (cem törenleri) yönetme; Suçluları düşkün etme, dargınları barıştırma; Bayram, cenaze, evlenme, sünnet vb. törenlerdeki görevleri.
Alevi dedeleri ve dede soyundan olanlar toplumda büyük saygı görürler. Dede Alevi topluluklarında öğretici ve lideri konumundadır. Dedenin saygınlığı taşıdığı niteliklerinden ve toplumsal alanda sağladığı katkıdan kaynaklanmaktadır. Alevilerce dedenin soyu kutsal bir nitelik taşımakta ve dede, bu topluluk içinde en bilgili olarak kabul görmektedir. Çünkü dede Alevi inancının kurallarının yazılı olduğu “Buyruk” kitaplarına sahiptir ve k aynakları okuyabilmektedir. Tüm bu nitelikleri ile taliplerin her türlü problemlerine çözüm üretebildiği topluluk içinde kabul görmektedir. Alevilerde yaşamın her alanında dede nüfuzunu görmek olanaklıdır. Her konuda dedeye danışılmakta ve Dede belli aralıklarla yapılan cem törenlerinde taliplere öğütler vermekte, onları bilgilendirmektedir. Aleviler, geçmişte dedelerinin buyruklarına titizlikle uymakta ve uymayanlarına da çeşitli yaptırımlar uygularken, günümüzde bu yapı değişmiştir/değişmektedir. Aleviler, “Buyruk”larda yer alan “dinsel esasları”, “Oniki İmamlar”, “Kerbela” vb. konuları ve yarı tarihi, yarı menkıbevi ya da bütünü ile menkıbevi bilgileri Dededen öğrenmekte idi.
Dedelerin en önemli işlevlerinden biri de, cem törenlerini yönetmesi sırasında üstlendiği görevdir. Alevilerin ibadetlerinin temeli kabul edilen cem törenlerinde Dede, cem törenini yönetir. Cem töreni, dede tarafından görevlendirilmiş hizmet sahiplerince (Rehber, Gözcü, Çerağcı, Zakir, Süpürgeci, Sakkacı, Sofracı, Pervane, Peyik, İznikçi ve Kapıcı), dedenin yönetiminde, belli bir düzen içerisinde yerine getirilir. Dede bu görevini, cem yapılan yerin baş köşesinde bulunan post üzerinde oturarak yerine getirmektedir. Burada cem töreninin karmaşık işleyişinden çok, dedenin yönettiği bu cemin (görgü cemi) Aleviler arasındaki işlevleri önem taşımaktadır. Her musahip görülmesinde dede, cemaatten razılık alır ve “Bu canlardan razı mısınız?” diye sorar. Ayrıca Cem’de kurban hizmeti görülür ve semah ve dualar (gülbank) okunur. Cem’de işleyiş, dedenin yönetiminde ve diğer hizmet sahiplerinin hizmetleriyle büyük bir disiplin içerisinde yürütülür.25 “Görgü Cemi”nin yanı sıra, “Musahiplik Cemi”, “Abdal Musa Kurbanı”, “Sultan Nevruz Cemi”, gibi diğer toplanma zamanlarında da yönetici konumundadır, cemaate öğütler ve bilgiler verir. İyi insan (insanı kâmil) olabilmenin ancak, “eline, diline, beline bağlı olmak” ilkesine uyularak mümkün olabileceği öğütlenir. Toplumun suç saydığı fiillere, ağır yaptırımların uygulanacağı, Aleviliğin kötü davranışları yapanları dışladığı, Alevi ulularının da böyle kişilerden razı olmayacağı şeklinde soyut, somut nitelikli çeşitli telkinlerde bulunularak dede tarafından topluluk üyelerine bu bilgiler aktarılmaktadır.
Alevi dedelerinin önemli işlevlerinden biri de, dargınları barıştırmaktır. Bu işlev, çeşitli nedenlerle ortaya çıkan düşmanlıkların sona ermesini sağlayarak, toplumsal huzurun bozulmasını önlemektedir. Birbirleriyle konuşmayan, dargın olanlar dedenin huzurunda mutlaka barıştırılmakta ve barışmayanlar cez alandırılmaktadır. Yani bu kişiler toplum tarafından dışlanmakta, hatta sürgün bile edile bilinirdi. Dedelerin dargınları barıştırması işlevi, çeşitli araştırmacıların da dikkatini çekmiş, kapalı bir toplumsal yapıya sahip Aleviler arasında varolan suç oranındaki azlık ve toplumsal barış ortamında bunun da rolüne dikkat çekilmiştir.
Alevi dedelerinin bayram, ölüm, evlenme, sünnet gibi törenlerde de birtakım görevleri bulunmaktaydı. Cemaat için çok önemli olan böyle zamanlarda dede mutlaka bulunurdu. Bayram günlerinde, bayramlaşmalarda dede büyük saygı görür, dedenin veya bir başka kişinin evinde toplanılır, dede bu sohbetlerde o günün Alevi inancındaki önemi üzerine bilgiler verir, cemaatle söyleşirdi. Dede ölüm halinde yas yerine gider, akrabalarına başsağlığında bulunur dualar ederdi.
Alevi-Bektaşilerde ölüm haline, hakka yürümek denirdi. Bazı bölgelerde cenazeyi dede veya dede vekili yıkar cenaze namazını da dede kıldırırdı. Dedelerin bir görevi de evlenme zamanlarında görülür. Çoğu zaman nikahları dedeler kıyar, nikah dedenin duasıyla sona ererdi. Dede sünnet törenlerinde bulunur ve dualar ederdi. Örneğin geçmişte, nişan töreni eğlencesiz ve gürültüsüz olarak yapılırdı. Yani bu tören yalnızca “Emr’i Hak”ı yerine getirmek için, erkek ve kız tarafından gelenlerle bir heyet oluşturularak ve aralarında bulunan “Seyyid” ya da “Dede” tarafından, “Emr’i Hak” denilen sözü, yani orada bulunanları şahit göstererek kızın oğlana nişanlandığını ilan etme biçiminde gerçekleşmekteydi. Alevi geleneği olarak nişanda De de “On İki İmam”ın isimleri anılarak bir dua okur, şerbet içilir, tören biterdi. Bu derece basit bir törenle sonuçlanan nişan, bütün kutsiyetini Dedenin okuduğu “Emr’i Hak”dan ve “On İki İmam”ın ismi geçen duadan almaktadır.
Dedelerin toplumsal işlevleri daha da arttırılabilir. Dedeler hastalıkların tedavisinde de rol sahibi oldular. Bu tedavi biçimi, dedelerin hastalara dua etmeleri ve bitkilerden yaptıkları ilaçları kullanmalarına dayanmakta idi. Dede kimi zaman hastaya ve ailesine, bir Alevi büyüğü içi n kurban kesmelerini veya hastayı, bir Alevi büyüğünün bulunduğu türbeye götürmelerini salık verebilirdi. Örneğin, Erzincan’ın Ocak köyündeki Hıdır Abdal Sultan Türbesi’ne hastaların tedavi için getirildikleri, daha sonra iyileşenler için kurban kesmek için, yeniden geldikleri bilinmektedir.26
Dedelerin bir diğer önemli işlevi de, onların sözlü halk geleneğinin nesilden nesile yüzyıllardır aktarıcısı olmalarıdır. Bugün varolan halk edebiyatımızda dedelerin yaşatıcı ve geliştirici rolleri yadsınamaz. Pir Sultan Abdal’ın, Kul Himmet’in, Şah Hatayi’nin coşkulu şiirlerini dillerinden düşürmeyen, cem törenlerinde sürekli bunları tekrarlayan dedeler, bu şiirleri halka da aşılayarak yüzyıllardır yaşamalarını sağlamışlardır.
Düşkünlük cezası ya dede, ya da dede vekili tarafından verilirdi. Suç dedeye söylenir, ceza istenirdi. Suç ne olursa olsun dede suçluyu dinler, sorar, sonra cezayı bildirirdi. Düşkünlük cezasının sonunda yeniden dedeye başvurulurdu. Dedenin de uygun görmesiyle, düşkünlüğü sona eren talip yenide n topluma kazanılmış olurdu. Aleviler Dedelerin, kendilerini düşkün etmesinden korkmakta ve düşkünlük kurumu toplumsal bir yaptırım olarak toplumsal işlevde görmektedir.
[INDENT][INDENT]
TABLO-31: GÖRÜŞÜLENLERİN DEDELERİ / BABALARI BİLGİ VE YAŞANTI BAKIMINDAN DEĞERLENDİRMELERİ
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 31am2.jpg]
İnanç önderlerini faydalı olup olmadığı ya da hangi olaylarda bilgi vermeleri gerektiğinin dışında, bugün yaşayan değer olarak var olan inanç önderlerini –ki bunlar kendini tanıyabildikleri ile sınırlı Dedeleri/Babaları- bilgi ve yaşantı olarak değerlendirilmeleri istenmiştir. Bilgi bakımından yaklaşık %27’si yeterli bulurken, %70’i yetersiz bulmuştur. Ahlak yönünden ise yaklaşık %35’i dav r anış ve yaşantıları bakımından yeterli olmadıkları yönünde fikir belirtmişlerdir.
[INDENT][INDENT]
TABLO-32: GÖRÜŞÜLENLERİN YAŞANTILARINA DEDELERİN / BABALARIN ETKİLERİ
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 32kf6.jpg]
İnanç önderlerinden etkilenme biçimlerini yaklaşık %47’si olumlu yönden olduğunu belirten Alevilerin, %13’ü olumsuz yönden etkilendiklerini ve ianançlarını bundan dolayı terk ettiklerini, %40’ı ise olumlu yada olumsuz etkilerinin bulunmadığı yönünde görüş bildir m işlerdir. Alevilik içinde inanç önderlerinin daha bilgili olmaları yönünde görüş bildiren kesmin yüksek olmasının bir nedeni de, öğreticilerin olumsuz yönde etki bırakmasında;gerek bilgisizliğin, gerek davranış kalıplarının yetersizliğidir. Yeterli aydınlatıcılıktan uzak olmaları, etki alanları azaltmış ve hatta 1960 yıllarından sonra sömürücü olarak bile tanımlanmıştır.
Her türlü eksiklik ve aksaklıklarına rağmen bu kültürü yaşatan, inancı dünden getiren inanç öderleri ve halk ozanlarıdır. Dolayısı ile Aleviler üzerinde ve Alevilik açısından son derece önemlidir.
[INDENT][INDENT]
TABLO-33: GÖRÜŞÜLENLERE GÖRE ÇOCUKLARININ ALEVİLİKLE / DİN İLE İLGİLİ BİLGİ ALMASI HAKKINDA DÜŞÜNDÜKLERİ
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 33ax7.jpg]
Eğitim alanında da kimlik sorunun çözümünü (kendilerinin yaşadığı açmazları yaşamamaları için), % 87.49’u çocuklarının eğitiminde görmektedir. Ancak öğretilecek bilgilerin içeriğinde tam bir fikir birliği bulunmamaktadır.
[INDENT][INDENT]
TABLO-34: GÖRÜŞÜLENLERİN VERİLECEK BU EĞİTİMİ VERMESİNİ İSTEDİKLERİ KURUM YA DA KİŞİLER
[/INDENT][/INDENT]
[Resim: 34em8.jpg]
Dini tutum ve kanaatlerin toplumsal uzantıları ya da toplumsal davranışları etkileme boyutu, inancın seküler toplumsal alandaki sonuçlarına ve dindar bir insanın, inancının etkisiyle nasıl davranıldığına yönelir. Dinin koyduğu ve benimsettiği ahlaki standartlara uygun davranışlarda bulunma, esasen dinin dünyevi etkileri ile ilgili boyutunu ifade eder. Burada dini temel ilkelerin din dışı alanda ne der e ce dinin etkisiyle insanın hangi toplumsal tutumlara sahip olduğu önem taşımaktadır. Yani eğitim, siyaset, gibi toplumsal alanlarda dindar insanın nasıl davrandığı ya da bu gibi alanlarda dindar insanın dinin inancının ne oranda etkin rol oynadığı veya oy n amadığı bu boyut içinde yer almaktadır. Bu boyutla ilgili yapılacak çalışamalar son derece önem taşımaktadır.

DİP NOTLAR VE AÇIKLAMALAR
1 Akgür,Zeynep Gökçe; TÜRKİYE’DE KIRSAL KESİMDEN KENTE GÖÇ VE BÖLGELER ARASI DENGESİZLİK (1970-1993), Kültür Bakanlığı Yayını, Ankara, 1997, s.101
2 a.g.e. , s. 54
3 a.g.e., s.100
4 a.g.e., s. 54-55
5 Kuşak: Yaklaşık olarak 25-30 yıllık yaş kümelerini oluşturan bireyler öbeğidir. Yatay kuşak: Ailenin kardeşler çizgisinde oluşturduğu bireyler öbeğidir. Dikey kuşak: Ailenin baba, oğul ve torunlar çizgisinde oluşturduğu bireyler öbeğidir.
6 AKTAŞ, Ali : “Toplumbilimsel Açıdan Alevilik-Bektaşilik ve Günümüz Alevilik-Bektaşiliğinin Sorunları”, DÜNYA’DA VE TÜRKİYE’DE GÜNCEL SOSYOLOJİK GELİŞMELER (1. ULUSAL SOSYOLOJİ KONGRESİ 3-4-5 KASIM 1993 İZMİR), Ankara, Sosyoloji Derneği Yayınları: III, 1994, ss.719-724.
7 AKTAŞ, Ali,: “Türkiye’deki Kızılbaşlık (Alevilik-Bektaşilik) Öğretisinde Hz. Ali’nin Yeri”, KÖPRÜ DERGİSİ , No: 62, Bahar 1998, s. 88-91
8 AK TAŞ, Ali: “Dünya’daki ve Türkiye’deki Aleviliğin Toplumbilimsel Açıdan Çözümlenmesi”, ALİSİZ ALEVİLİK OLUR MU?, Ali AKTAŞ, Nasuh BARIN, Hüseyin BAL, İlhan Cem ERSEVEN, Sadık GÖKSU, Burhan KOCADAĞ, Murat KÜÇÜK, İsmail ONARLI, Baki ÖZ, Cemal ŞENER, Ali YAMAN, Rıza ZELYUT, İstanbul, Ant Yayınları, 1998., s.106-113
9 Bu konu üzerinde en geniş araştırma Ali YAMAN tarafından yapılmıştır. Halen İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde doktora programına devam etmektedir. Bkz: YAMAN, Ali : ALEVİLİKDE DEDELİK KURUMU VE İŞLEVLERİ, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Siyasi Tarih Bölümü Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, 1996 : YAMAN, Ali : KIZILBAŞ ALEVİ DEDELERİ, İstanbul, Şahkulu Sultan Külliyesi Vakfı Yayınları, 1998 : YAMAN, Ali : ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK BİBLİYOGRA FYASI , Mannheim, Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü (ABKE) Yayınları, 1998
10 AKTAŞ, Ali : ALEVİLİK - BEKTAŞİLİK’TE ÖLÜM - CENAZE VE YAS RİTÜELLERİ, İstanbul, 1997, s. 23
11 Bilimsel yöntem kavramının, "bilimsel düşünme yöntemi", "bilim yöntemi" diye adlandırıldığı görülmektedir. Geniş bilgi için şu kaynaklara bakınız: Karasar, Niyazi, BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİ, Hacettepe Taş Kitapçılık, Ankara, 1984, s. 12-13: Beşikçi, İsmail, BİLİM YÖNTEMİ, Yurt Yayınları, Ankara, 1991, s. 13-17: Armağan İbrahim, BİLİMSEL Y ÖNTEM , Dokuz Eylül Ün., G.S.F. Yayınları, İzmir, 1983, s. 46-79
12 Armağan, İbrahim, a.g.e., s. 46
13 Karasar, Niyazi, a.g.e., s. 12
14 Beşikçi, İsmail, a.g.e., s. 17
15 AKTAŞ, Ali : KIRSAL KESİM AİLESİNİN YAPI VE İŞLEVLERİ: HIDIRBABA (SÜNNİ) VE KARAÇAVUŞ (ALEVİ) KÖYLERİ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR ARAŞTIRMA, Elazığ, F.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 1992, s. 48
16 Yapılan arşiv araştırması, bu çalışmaya araştırmacı olarak da katılan değerli arkadaşım yazar Ali YAMAN tarafından “Alevilik- Bektaşilik Bibliyografyası” adı ile yayınlanmıştır. YAMAN, Ali : ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK BİBLİYOGRAFYASI, Mannheim, Alevi-Bektaşi Kültür Enstitüsü (ABKE) Yayınları, 1998 Bu çalışmalardan bazıları vermekte yarar var. Bunlar: * AY DIN, Esengül : TUNCELİ ALEVİLİĞİ, F.Ü. Tarih B., Yayınlanmamış Lisans Tezi, 1992. * BERGE, Metin : CUMHURİYET DÖNEMİNDE BEKTAŞİLİK, H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1990. * BİLGE, Süheyla Kurtulmuş : OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA BEKTAŞİ TEKKELERİ, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bl. Basılmamış Mezuniyet Tezi, 1975. * COŞKUN, Zeki : ALEVİLER, SÜNNİLER VE ÖTEKİ SİVAS, İstanbul, İletişim Yayınları, 1995. * DEMİRBÜKER, İlknur : HACI BEKTAŞI VELİ KÜLLİYESİ, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü, Yayınlanmamış Lisans Tezi, İstanbul, 1966. * DOĞAN, Harun : ANADOLU ALEVİLERİ VE TAHTACILAR, F.Ü. Tarih Bl., Yayınlanmamış Lisans Tezi, 1992. * ELVAN ÇELEBİ : MENAKIBU’L-KUDSİYYE Fİ MENASIBİ’L - ÜNSİYYE, (BABA İLYAS-I HORASANİ VE SÜLALESİNİN MENKABEVİ TARİHİ), Haz.: İsmail E.ERÜNSAL, A.Yaşar OCAK, İstanbul, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1984. * ERTUNA, Adnan : 16 NCI ASIR ANADOLU’DA RAFIZİLİK TEZAHURATI, İstanbul, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yayınlanmamış Lisans Tezi, 1937. * GÖNEN, Figen : OSMANLI İMPARATORLUĞU'NUN KURULUŞ DÖNEMİNDE MERKEZİ İKTİDAR-SUFİ ÇEVRE İLİŞKİLERİ (1300-1450) , H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi ,Ankara, 1993. * GÜL, Muammer : İSLAM ALEMİNDE MEHDİLİK DÜŞÜNCESİNİN DOĞUŞU, F.Ü. Tarih Bl., , Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1992. * GÜRBEY, Hüsnü : TÜRK HALK ŞİİRİNDE SİYASAL MOTİFLER, İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi , 1982. * HASLUCK, F.W. : ANADOLU VE BALKANLAR’DA BEKTAŞİLİK , Haz: Yüce l Demirel, İstanbul, Ant Yayınları, 1995. * KAYGUSUZ, İsmail : BİR DOĞU ANADOLU KÖYÜNÜN KÜLTÜREL GEÇMİŞİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA, ONAR DEDE MEZARLIĞI VE ADI BİLİNMEYEN BİR TÜRK KOLONİZATÖRÜ ŞEYH HASAN ONER, İstanbul, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1983. * KILIÇ, Rüya : HİLAFET MÜCADELELERİNİN İSLAM TARİHİNDE VE OSMANLI İMPARATORLUĞU'NDA TOPLUMSAL YAPIDAKİ İZDÜŞÜMÜ: SEYYİD VE ŞERİFLER, Ankara, H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 1994. * KÖPRÜLÜ, Orhan F. : TARİHİ KAYNAKLAR OLARA K XIV.VE XV. ASIRLARDA ANADOLU’DA BAZI TÜRKÇE MENAKIBNAMELER , İ.Ü., Basılmamış Doktora Tezi, 1951. * MERİÇ, Rıfkı Melul : HURUFİLİK, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Basılmamış Mezuniyet Tezi, Ankara, 1935. * MİRCAFERİ, Hüseyin : ŞİİLİK VE SAFEVİ ŞİİLİĞİ, İstanbul, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Matbaası, 1972. * NECİOĞLU, G.: BİLALUŞAĞI KÖYÜ MİMARİSİNİN TARİHSEL SÜREKLİLİĞİ , İTÜ Mimarlık Fakültesi, Yüksek Lisans Tezi, 1987. * OCAK, Ahmet Yaşar : XIII. YÜZYILDA ANADOLU’DA BABA RESUL (BABAİLER) İSYANI VE ANADOLU’NUN İSLAMLAŞMASI TARİHİNDEKİ YERİ, İstanbul, Dergah Yayınları, 1980. (Genişletilmiş 2. baskısı : Babailer İsyanı, Aleviliğin Tarihsel Altyapısı Yahut Anadolu’da İslam Türk Heterodoksisinin Teşekkülü, İstanbul, Dergah Yayınları, 1996) * OCAK, Ahmet Yaşar : BEKTAŞİ MENÂKIB-NÂMELERİNDE İSLAM ÖNCESİ İNANÇ MOTİFLERİ, İstanbul, Enderun Kitabevi, 1983. * OCAK, Ahmet Yaşar : İSLAM-TÜRK İNANÇLARINDA HIZIR YAHUT HIZIR-İLYAS KÜLTÜRÜ, Gen.2.b., Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Yayınları, 1990. * OCAK, Ahmet Yaşar : MENAKIBNAMELER , Ankara, TTK Yayınları, 1992. * OCAK, Ahmet Yaşar : OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA MARJİNAL SUFİLİK: KALENDERİLER (XIV-XVII YÜZYILLAR) Ankara, TTK Yayınları, 1992. * OCAK, Ahmet Yaşar : OSMANLI İMPARATORLUĞUNDA XVII. ASIRDA ANADOLUDA ZAVİYELER, İstanbul, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Yayınlanmamış Mezuniyet Tezi, 1971. * OCAK, Ahmet Yaşar : TÜRK FOLKLORUNDA KESİK BAŞ, Ankara, TKAE Yayınları, 1989. * OCAK, Ahmet Yaşar : OSMANLI TOPLUMUNDA ZINDIKLAR VE MÜLHİDLER (15-17. Yüzyıll ar) , İstanbul, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, 1998. * ÖZSOY, Hasan : 1826 SENESİNDE BEKTAŞİ TARİKATININ II. MAHMUD TARAFINDAN KALDIRILMASI, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bl. Mezuniyet Tezi, İstanbul, 1975. * SAVAŞ, Saim : BİR TEKKENİN DİNİ VE SOSYAL TARİHİ, SİVAS ALİ BABA ZAVİYESİ, İstanbul, Dergah Yayınları, 1992. * SERDAR, Ümit : XV-XVI. YÜZYILLARDA ANADOLU’DA BEKTAŞİLİK VE HURUFİLİK, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Mezuniyet Tezi, 1966. * SUNAR, Altan : EVLİYA MENKIBELERİ , İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Edebiyat Bölümü Mezuniyet Tezi, İstanbul, 1938-39. * SÜMER, Faruk : SAFEVİ DEVLETİ’NİN KURULUŞU VE GELİŞMESİNDE ANADOLU TÜRKLERİ’NİN ROLÜ, Ankara, Selçuklu Tarih ve Medeniyet Enstitüsü Yayınları, 1976. * ŞEN, Gültekin : TARİH İÇİNDE HACIBEKTAŞ , F.Ü. Tarih Bl., Yayınlanmamış Lisans Tezi, 1989. * TANKUT, Hasan Reşit : ALEVİLİĞİN MENŞEİ, İçel, 1938. * TANKUT, Hasan Reşit : NUSAYRİLER VE NUSAYRİLİK, Ankara, Ulus Basımevi, 1938. * TOKCAN, Celal : HACI BEKTAŞ VELİ VE BEKTAŞİLİK, F.Ü. Tarih Bl., Yayımlanmamış Lis ans Tezi, 1989. * UYSALLAR, Ferhunde : BEKTAŞİLİK, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Basılmamış Lisans Tezi, İstanbul, 1946. * YAVUZ, Edip : TARİH BOYUNCA TÜRK KAVİMLERİ, Ankara, Kurtuluş Matbaası, 1968.
17 * DUVARGER, Maurıce: METODOLOJİ AÇISINDAN SOSYAL BİLİMLERE GİRİŞ, Çev: Ünsal OSKAY, Bilgi Yayınevi, İstanbul, 1980 * KEMERCİOĞLU, Eyüp - KIZILÇELİK, Sezgin – GÜNDÜZ, Mustafa: ARAŞTIRMA VE YAZIM TEKNİKLERİ, Saray Medikal Yayıncılık, İzmir, 1997 * ARMAĞAN, İbrahim: YÖNTEMBİLİM – I : BİLİMSEL YÖNTEM , D.E.Ü. Güze l Sanatlar Fakültesi Yayını, İzmir, 1983 * ARMAĞAN, İbrahim: YÖNTEMBİLİM – II : BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ, D.E.Ü. Güzel Sanatlar Fakültesi Yayını, İzmir, 1983 * KARASAR, Niyazi: BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMİ, Hacettepe Taş Kitapçılık, Ankara, 1984 * BEŞİKÇİ, İsmail: BİLİM YÖNTEMİ, Yurt Yayınları, Ankara, 1991 * KELEŞ, Ruşen (Derleyen): TOPLUM BİLİMLERİNDE ARAŞTIRMA VE YÖNTEM, TODAİ Yayını, Ankara, 1976 * DAY, Robert A.: BİLİMSEL BİR MAKALE NASIL YAZILIR VE YAYIMLANIR, Çev: Gülay A. ALTAY, TÜBİTAK Yayını, 1997 *ARIKAN, Rauf: ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ VE RAPOR YAZMA, TUTİBAY Yayını, Ankara, 1995 * GOODE, Wıllıam J. – HATT, Paul K.: SOSYAL BİLİMLERDE ARAŞTIRMA METODLARI, Çev: Ruşen KELEŞ, TODAİ Yayını, Ankara, 1973 * ZEISEL, Hans,:SOSYAL ARAŞTIRMALARDA SAYISA L ANLATIM , Çev: Onur KUMBARACIBAŞI, G.Ü.İİBF. Yayını, Ankara, 1982 * KAPTAN, Saim: BİLİMSEL ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ: TEZ HAZIRLAMA YOLLARI, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1973 * KAPTAN, Saim: BİLİMSEL ARAŞTIRMA TEKNİKLERİ VE İSTATİSTİK YÖNTEMLERİ, Bilim Yayınları, Ankara, tarihsiz * SEYİDOĞLU, Halil: BİLİMSEL ARAŞTIRMA VE YAZMA EL KİTABI (Toplumsal Bilimler Alanında Tez, Seminer, Makale ve Rapor Hazırlama Kılavuzu), Olgaç Matbaası, Ankara, 1979 * TÜTENGİL, Cavit Orhan: SOSYAL İLİMLERDE ARAŞTIRMA VE METOD, İ.Ü.İ.F. Yayını, İstanbul, 1971 * SENCER, Muzaffer – IRMAK, Yakut: TOPLUMBİLİMLERİNDE YÖNTEM, Say Yayınları, İstanbul, 1984 * İÇLİ, Tülin: SOSYAL BİLİMLERDE İSTATİSTİK, H.Ü.F.F. Yayını, Ankara, 1987 * ATAUZ, Sevil (Derleyen): TÜRKİYE’DE SOSYAL BİLİM ARAŞTIRMALARININ GELİŞİMİ, Türk Sosyal Bilimler Derneği Yayını, Ankara, 1986 * TÜRKDOĞAN, Orhan: BİLİMSEL DEĞERLENDİRME VE ARAŞTIRMA METODOLOJİSİ, M.EB. Yayını, İstanbul, 1989 * KARABAŞ, Seyfi – YEŞİLÇAY, Yaşar (Derleyen): TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL BİLİM ARAŞTIRMALARINDA YAKLAŞIMLAR VE YÖNTEMLER, ODTÜ. Halkbilimi Topluluğu Yayını, Ankara, 1977 * SENCER, Muzaffer: YÖNTEMBİLİM TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ, TDK. Yayını, Ankara, 1981 * GOLDSTEIN, Kenneth S.: SAHADA FOLKLOR DERLEME METOTLARI, Çev: Ahmet E. UYSAL, Kültür ve Turizm Bakan lığı Milli Folklor Araştırma Dairesi Yayını, Ankara, 1983 * ALAÇAM, Erol (Derleyen) : BİLİMSEL ETKİNLİK VE YAYIM, TÜBİTAK Yayını, Ankara, 1995 * TÜRKİYE’DE SOSYAL ARAŞTIRMALARIN GELİŞİMİ, Hacettepe Üniversitesi Yayını, Ankara, 1971
18 * AKTAŞ, Ali : KIRSA L KESİM AİLESİNİN YAPI VE İŞLEVLERİ: HIDIRBABA (SÜNNİ) VE KARAÇAVUŞ (ALEVİ) KÖYLERİ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR ARAŞTIRMA, Elazığ, F.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, 1992. * AYAS, M. Rahmi : TÜRKİYE’DE İLK TARİKAT ZÜMRELEŞMELERİ ÜZERİNE DİN SOSYOLOJİSİ AÇISINDAN BİR ARAŞTIRMA , (Doktora Tezi), Ankara, 1970. * Baha Said : İTTİHAT VE TERAKKİ’NİN ALEVİLİK BEKTAŞİLİK ARAŞTIRMASI, Haz. Nejat BİRDOĞAN, İstanbul, Berfin Yayınları, 1994. * BAL, Hüseyin : ALEVİ-BEKTAŞİ KÖYLERİNDE TOPLUMSAL KURUMLAR, İstanbul, Ant Yay., 1997. * BAL, Hüseyin : SOSYOLOJİK AÇIDAN ALEVİ-SÜNNİ FARKLILAŞMASI VE BÜTÜNLEŞMESİ, İstanbul, Ant Yay., 1997. * BAL, Hüseyin : ALEVİ-BEKTAŞİ SOSYOLOJİSİ, İstanbul, Ant Yay., 1997. * BAYATLI, Osman : BERGAMA’DA K ÖYLER Pınarköy, Narlıca, Tepeköy, Yalnızev, İkinci Kitap, C.H.P. Bergama Halkevi Yayınları, 1944. * BAYATLI, Osman : BERGAMA’DA ALEVİ GELİNİ VE İNANÇLARI, İzmir, Teknik Kitap ve Mecmua Basımevi, 1957. * BAYRAK, Mehmet : ALEVİLİK VE KÜRTLER (İNCELEME-ARAŞTI RMA-BELGELER) , Ankara, Öz-Ge Yayınları, 1997. * CEYLAN, Hasan : ERZİNCAN’IN KALECİK KÖYÜ’NDE SOSYO-KÜLTÜREL, COĞRAFİ VE EKONOMİK YAPI ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA, F.Ü. Sosyoloji Bl., Yayınlanmamış Lisans Tezi, 1987. * DOĞAN, İsa : ANADOLU’DA ALEVİLİĞİN DOĞUŞU VE SAMSUN ALEVİLERİ , Samsun, 1990 * DURAN, Hamiye : HACI BEKTAŞ-I VELİ’NİN MAKALATINDA DİN VE TASAVVUF, G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, 1987. * ENGİN, İsmail : AKÇAENİŞ TAHTACILARINDA DİNİN VE DİNİ ÖRGÜTLENMENİN GÜNLÜK YAŞAMA ETKİSİ, Ankara, H.Ü. Yayınlanmamış Doktora Tezi, 1993. * ENGİN, İsmail : TAHTACILAR: TAHTACI KİMLİĞİNE VE DEMOGRAFİSİNE GİRİŞ, İstanbul, Ant Yayınları, 1998. * ERDENTUĞ, Nermin : SÜN KÖYÜ’NÜN ETNOLOJİK TETKİKİ, 2.Baskı, Ankara, A.Ü. Eğitim Fakültesi Yayınları, 1971. * ERÖZ, Mehmet : TÜRKİYE’DE ALEVİLİK BEKTAŞİLİK, İstanbul, 1977. * ERÖZ, Mehmet : YÖRÜKLER, İstanbul, TDAV Yayınları, 1991. * FIĞLALI, Ethem Ruhi : GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE HALK İNANÇLARI İTİBARİYLE ALEVİLİK-BEKTAŞİLİK , Ankara, Türk Halk Kültür ünü Araştırma ve Tanıtma Vakfı Yayınları, 1994. * FIĞLALI, Ethem Ruhi : TÜRKİYE’DE ALEVİLİK BEKTAŞİLİK, Ankara, Selçuk Yayınları, 1990. * GİYİK, Doğan : OVACIK YÖRESİNDE TOPLUMSAL YAPI VE İNANÇ SİSTEMİ, F.Ü. Sosyoloji Bl., Yayınlanmamış Lisans Tezi, 1 992. * Hilmi Ziya (ÜLKEN) : TÜRK MİSTİSİZMİNİ TETKİKE GİRİŞ, İstanbul, Akşam Basımevi, 1934 * KALAFAT, Yaşar : İSLAMİYET VE TÜRK HALK İNANÇLARI, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1996 * KALAFAT, Yaşar : DOĞU ANADOLU’DA ESKİ TÜRK İNANÇLARININ İZLERİ , Gen . 2.b., Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995 *KAYA, Hüseyin : NİŞANKAYA KÖYÜ ÜZERİNE SOSYOLOJİK BİR ARAŞTIRMA, F.Ü. Sosyoloji Bl., Yayınlanmamış Lisans Tezi, 1
[Resim: 114ld.jpg]



Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.