"Sizin bugün savunduğunuz Kemalizm dediğiniz şey, aslında bir parça Hitler'dir, bir parça da Mussolini'dir. Bunun dışında bir şey değildir. Türkiye'nin temellerine koyduğunuz bu dinamiği biz bugün çıkarmaya, Türkiye'yi bu tehlikeden kurtarmaya çalışıyoruz."(1)
Adil Zozani / BDP Hakkari Milletvekili
6 Haziran 2014 (alıntıdır)
***
Necati Doğru'nun da yazısında paylaştığı bir anekdotu paylaşalım önce:
"1928 yılıydı.
Afet Hanım, Fransız Kız Lisesi (Notre Dame de Sion) da öğrenciydi. Fransız öğretmeni; ’Fransa demokrasisi ile Türk demokrasisini kıyasladığımda Mustafa Kemal’in diktatörü çağrıştıran bir tutum içinde olduğunu görüyorum’ dedi.
Afet Hanım; ’Fransızca öğretmeninin bu görüşünü’ Mustafa Kemal’e aktardı.
Mustafa Kemal anlattı:
’...Diktatörlük başka, bambaşka bir şeydir. Batı, Türkiye’yi de, Türkiye’de olup bitenleri de daha kavrayamadı.
Türkiye’nin özelliklerini bilmiyorlar.
Bilselerdi.
Fransızlar Çukurova’ya girmez, Yunanlıları İzmir’e çıkarmaz, Ankara’ya kadar yollamazlardı.
Milletimiz beni bir hizmetim geçtiği için bir aile büyüğü olarak görüyor ve sayıyor.
Bilirsin.
Bizde aile büyüğü çok önemlidir.
Benim gücüm işte budur.
Gördüğüm sevgiyi, saygıyı, bazı şaşkınlar diktatörlük olarak yorumluyor. Buna canımın sıkıldığını itiraf etmeliyim.
Düşündüğüm yenilikler var.
Bunları birçok insanla paylaşıyorum.
Uzlaşırsak uygulamaya geçiriyoruz.
Bütün devrimler kanunla, yani hükümetin rızası ve Meclisin onayı ile yapılıyor. Birdenbire de yapmıyoruz.
Usul usul ilerliyoruz.
Arada zaman bırakıyoruz.
Diktatör olsam Terakkiperver Cumhuriyet Partisi kurulabilir miydi? Meclis, Anayasa için yararlı gördüğüm iki maddeyi reddedebilir miydi? Alfabe devrimi için İsmet Paşa’yı ikna etmek, Meclis çoğunluğunu kazanmak için üç yıldır bekliyorum.
Diktatör olsam ’bu olacak’ derdim.
Olurdu.
Bizdeki tek parti ’faşist ya da komünist partilere’ benzemez.
Onlar gibi seçmeci, birörnekçi, tektipçi değiliz.
Herkes üye olabilir.
Bu yüzden partide ’saltanatçılık dışında her türlü düşüncenin temsilcileri’ var. Bir diktatörün partisi böyle olur mu?
Anayasamız birden çok parti kurulmasına elverişli. Mussolini gibi demokrasi aleyhinde hiç konuşmadım.
Tam tersine idealimizin demokrasi olduğunu her fırsatta hepimiz söylüyoruz. Üniformalı, silahlı, sopalı gençlik kollarımız yok; geniş bir polis örgütümüz de yok. Düşünsene, İzmir suikastını motorcu Şevki’nin ihbarı ile öğrendik; ikincisi, rastlantı eseri ortaya çıktı.
Milli Mücadele başladığından beri seçimsiz, kurulsuz, bir başıma hiç bir iş yapmadım. Hep seçilerek, seçilmiş kurullar ve Meclisle çalıştım. Milli Mücadeleyi Meclis’le, sıkıyönetimsiz ve sansürsüz yürüttüm.
Diktatörlerin kendilerine göre orduları olur. Bizim Ordumuz Halkın, Cumhuriyetin Ordusudur.
Şimdi Cumhuriyeti ve Çağdaşlığı korumak için dinin sömürülmesine fırsat ve izin vermiyoruz. Bu dikta mıdır?
Dinin sömürülmesine fırsat verdiğin anda, ortalık tarikatlar, cemaatler, gizli medreseler, cinci hocalar ile doluverir. Hurafelere yeni hurafeler eklenir. Türbeler dolup taşar. Ümmetçilik hortlar.
Dinciler toplumu baskı altına alırlar. Milli devleti örselerler. Zorlukla sağlamaya çalıştığımız birlik bölünür. Biz toplumu, dayanışma, bütünlük ve barış içinde tutmaya çalışıyoruz. Arzumuz, uygarlığa ve demokratik Cumhuriyete yürümektir’" (2)
***
Yine geçmişe dönelim.
Mustafa Kemal Atatürk, parti programı çalışmaları kapsamında Recep Peker'den araştırma yapmasını ve bir rapor hazırlamasını ister. Bunun üzerine de Recep Peker, kendi tercihleri doğrultusunda İtalya ve Almanya'ya gider. Mussolini İtalya'sı ve Hitler Almanya’sı.
Peker'in hazırladığı taslak, gittiği ülkelerdeki yönetim modelinden esinlenmeydi. Buna göre tüm devlet kuvvetleri CHP (O zaman CHF) elinde toplanacaktı. İsmet İnönü bu taslağı onayladı.
Taslak Mustafa Kemal Atatürk'ün önüne geldiğinde ise Atatürk'ün tepkisi ağır oldu:
"Recep'in saçmalıkları"
Ve ilave etti:
’İsmet bunu tekrar okusun!’(3)
Doğal olarak imzalamadı taslağı. Parti programına giremedi "Mussolini-Hitler" aklı.
***
İki örnek gayet açık ve net. Ama biz "ne olur ne olmaz" diyerek bir anekdot daha paylaşalım:
"Atatürk bir akşam konuklarına dedi ki:
"Hitler bana bir film yollamış, yukarı çıkalımda seyredelim"
Atatürk ortaya bir mesele attığı zaman, o mesele hakkında fikrini söylemeden etrafına sormak adeti idi...Nasıl buldunuz diyerek sordu...Arkadaşlarının fikirlerini ve düşüncelerini dinledikten sonra şöyle dedi;
Efendim, bu adamlar, filmde gördüğümüz gibi tiyatral bir atılış ile işe girişti..Bugün bütün Almanya'nın askeri gücü onun elinde..Yarın savaşa girişecekler...O ve onun taklitçisi Mussolini savaş hazırlıkları ile meşguller...Evet yakın bir gelecekte savaşa dalacaklardır, çünkü asker değildirler, savaş ne demektir bilmezler..Savaş bir felakettir hele bu iki müttefik için muhakkak ölümdür...Tarih Almanya ya öyle bir toprak vermiştir ki, o daima iki ateş arasında kalmaya mahkümdür..
Körü körüne hesapsız, kitapsız bir kendine güvenme, tamamen otomatik bir ordu sistemi, ilk hamlede korkunç bir kuvvet etkisi yapacak, fakat bir kere bir tarafı sakatlandımı darmadağanık olacak, o çalışkan millet yere serilecektir...Ortada ne Hitler, ne örgütü kalacaktır..Mussolini'den ise hiç söze hacet yoktur, o efendisinin ortadan kalktığı gün yok demektir. "(4)
***
Bu anekdotları Atatürk'e saldıran kesime yanıt vermek adına paylaşmadım. Esas hedef kitleler, kendine "sosyalist" deyip de "PKK" ve onun takım elbiseli versiyonu BDP'ye terör örgütü diyemeyenler ve de kendisini Atatürkçü / Kemalist olarak niteleyip, dünyanın en doğru ve daha önemlisi "uygulanabilmiş" ideolojisini doğduğu topraklarda okuma gereği duymadan, anlamaya çalışmadan savunanlar. Savunmaya kalkanlar. Doğal olarak da iki düz mantık söylemle "tuş" olanlar.
Nasıl; memnun musunuz şimdi, üretmeden sadece tükettiğiniz topraklarda yarattığınız boşluklardan yeşeren zehirli filizlerden?
Yüzleşmeyi düşünüyor musunuz?
Özellikle ikinci kesim;
Taşın altına elinizi soksanız artık?
Lakin tarih, suskunları da, "doğru"yu arama gereği duymayanları ihanet edenlerin listesine ekliyor.
Yani; şu halinizle tarihin elinden sizi biz de kurtaramayız.
***
Açıklamayı yapan zihniyete gelince.
İnanın şaşırmıyoruz.
1938'den beri saldırılan Kemalizm ölmedi. Daha da önemlisi ölmeyecek. Bunu en başta siz fark ediyorsunuz.
Ondan bu kaygı, korku ve saldırganlığınız.
Çünkü biliyorsunuz; Kemalizm'in olduğu yerde ırk ve etnisiteye ekmek çıkmaz.
Din sömürüsü "devlet kanalıyla" yapılamaz.
Devlet kanalı dışında yapılacak sömürüye de "Kemalist" devlet anlayışı imkan vermez.
Kemalizmin feodaliteye ve feodaliteden beslenen ağalığa bakışını da en iyi siz bilirsiniz.
Zamanında az makas almadı Kemalizm, ağalarınızın yanağından.
İzi hala duruyordur.
Buna rağmen demagojilerinize meze olanlar elbet olacaklar.
Ama biz olmayız.
Emperyalizmin "Türk" kavramından korktuğu gibi korkuyorsunuz Kemalizm'den.
Farkındayız.
İşte pilav,
işte kaşık.
[FONT=helvetica] Hadi bakalım! [COLOR=#141823][FONT=helvetica]
[COLOR=#141823][FONT=helvetica]Kaynakça:
[COLOR=#141823][FONT=helvetica](1) Zozani: "Kemalizm dediğiniz şey, bir parça Hitler bir parça Mussolini'dir" - CNN TÜRK
[COLOR=#141823][FONT=helvetica](2) http://goo.gl/LNQO7G
[COLOR=#141823][FONT=helvetica](3) http://goo.gl/YggbMe
[COLOR=#141823][FONT=helvetica](4) Ali Canip Yöntem - Yakın tarihimiz
[COLOR=#141823][FONT=helvetica]Çağdaş BAYRAKTAR - Milli İrade Birliği
Kemalizme Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği
ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...
MUSTAFA ŞEREF,
KEMAL GURUR,
ATATÜRK ONURDUR...
Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
Horasan köyünden geliyor pirim
Kırklar binasında var oldu yerim
Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
Pir Zöhre Ana
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...
MUSTAFA ŞEREF,
KEMAL GURUR,
ATATÜRK ONURDUR...
Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
Horasan köyünden geliyor pirim
Kırklar binasında var oldu yerim
Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
Pir Zöhre Ana