]Pazartesi'yi,Salı'ya bağlayan gece,dernekte nöbetçi kulübesinde,nöbetçi Canlarla HAK MUHAMMED ALİ sohbeti yapmıştık.
]Sağolsun Hüseyin abide eşine soğan kavurması yaptırmıştı. ]Soğan kavurması da KAYGUSUZ ABDAL'ın lokması olsun dedi.
]Meğer,soğan kavurmasını KAYGUSUZ ABDAL çok severmiş..
]Gerçektende çok lezzetliydi..Hem lokmamızı yedik,hemde Mübareği andık..
KAYGUSUZ ABDAL
Perişan oldumda gezerim deli
Zahmeri ayının acıdır yeli
Bahar ayı gelir,bulanır seli
Bağdat diyarıdır,Abdalın yeri
Kaygusuz Abdalım yüküm Veli'dir
Sorarlar Pirimi, o da Ali'dir
Cemali nur oldu sırrı bellidir
Yüzbin sene yatsa kabe yeridir
İki elin almış abdest alıyo
Derviş perişandır umman dalıyo
Kadılar müftüler haram arıyo
Yazılmış fermanı kime salıyo
Sabah güneş doğdu kısmet verecek
Dervişler görevi nasıl edecek
Kimi insan olmuş hükümüm sürecek
Gün gelir devesi hakka gidecek
Perişandır perişandır bilinmez
Öldümü Kaygusuz nerde görünmez
Nice insan ölür biri dirilmez
Gerçeklerin ismi kalır silinmez
Bildiren : ZÖHRE ANA
Kaygusuz Abdal
Konu Sahibi / Yazar
MERDAN
Kategori / Forum
Deyiş ve Nefesler
Yorumlar / Cevaplar
10
Okunma / Görüntüleme
11705
Kaygusuz Abdal
Kaygusuz Abdal
ELMALI’DAN MISIR’A BİR ELÇİ : KAYGUSUZ ABDAL
Yücelerden yüce gördüm,erbabısın sen koca Tanrı
Alim okur kelam ile sen okursun hece Tanrı
Erliği ile anılır filan oğlu filan deyu
Anan yoktur ,atan yoktur,sen benzersin piçe Tanrı
Kıldan köprü yaratmışsın gelsin kullar geçsin deyu
Biz şöyle bir yol duralım yiğit isen sen geç a Tanrı
Garip kulun yaratmışsın, derde mihnete katmışsın
Onu aleme atmışsın, sen çıkmışsın uca Tanrı
Kaygusuz Abdal yaradan, gel içegör su cür’adan
Kaldır perdeyi aradan, gezelim bilece Tanrı
Kaygusuz Abdal
Alevi sözlü geleneğinin en ünlü şairlerinden biri olan,yergi ve taşlama sanatının büyük şairi Kaygusuz Abdal , Alaiye (Alanya) sancak beyinin oğludur ve asıl ismi Gaybi ‘dir..Alevi-Bektaşi menakıp ve söylenceleri üzerinden günümüze kadar ulaşan geleneksel anlatıma göre;Alaiye sancak beyinin oğlu Gaybi günlerden bir gün Pisidya’nın dağlarında avlanırken, Abdal Musa Sultanın kerametine şahit olur.Bundan çok etkilenir ve Abdal Musa’nın dergahına girerek ona talip olmak ister.
Abdal Musa , yolun zorluklarından bahisle onu vazgeçirmeye çalışırsa da Gaybi talebinde ısrarcı olur. Erkana uygun olarak yapılan bir İkrar ceminden (Alevi yoluna alınma töreni) sonra bey oğlu Gaybi Hakk yoluna kabul edilir .Alevi inanışına göre Hakk yoluna girmek bu dünyada ikinci kez aynı bedende doğmaktır..İkinci doğuşuyla birlikte Abdal Musa ,ona Kaygusuz Abdal adını verir.Kaygusuz Abdal Antalya- Elmalı’daki dergahta yıllar yılı hizmet eder.Hamken, pişer.Dört kapıdan geçer,Hakikat sırrına ulaşır.Dergahta ikinci bir ‘Pir’ olur.
Uzun yıllar süren eksiksiz ve kusursuz hizmet yıllarından sonra bir gün Abdal Musa Kaygusuz’u o huzura çağırır ve ;
-İki arslan bir posta oturmaz, Hakk nasip ederse, var git Mısır’a gözcü ol,.
diyerek onu Mısır’a ‘gözcü’ tayin eder.
Kaygusuz Abdal Mürşidinin talimatı ve icazeti ile Mısır’a gitmek üzere hazırlığını tamamlar. .O zamanda Abdal Musa dergahında kırk derviş vardı.Kırk dervişin de kırkar dervişi olurdu. Kaygusuz Abdal’ın Mısır’a yolculandığı günün sabahında Abdal Musa’nın Pisidya’daki dergahının önünde bin altı yüz kırk derviş toplandı.Abdal Musa dervişlerden kırkını seçti,Kaygusuz Abdal’ın yanına kattı.Geride kalan bin altıyüz derviş Kaygusuz Abdalı yolcu ettiler,Kaygusuz Abdal ve kırk dervişi Fenike limanından, Mısır’a doğru dalgalara düştüler..O’ Dost’a kavuşacak olmanın heyecanı içindeydiler.Dillerinde ‘’Şah’ın Avazı’’ derler,neredeyse unutulmaya yüz tutmuş o ‘’İlahi Söz’’ vardı. Yüreklerindeki ateşi Akdeniz’in serin sularına değdirip de soğutmadan, suyun öte yüzüne taşıdılar.
Fuat Köprülü kendi kütüphanesinde bulunan el yazması ‘Kaygusuz Abdal Menakıbı’’na dayanarak Kaygusuz Abdal’ın Mısır’ gidişini şöyle nakleder’’Nihayet Hacca niyet etti.Abdal Musa ona icazetname yazıp verdi.Kaygusuz kağıdı saklayacak münasip bir yer bulamayarak,kalbinde saklamak için onu ayranına doğradı ve içti.Bundan sonra kalpten hikmetler söylemeye başladı ve şeyhinin verdiği kırk dervişle seyahate çıktı’’
Kaygusuz Abdal ,Mürşidi Abdal Musa’nın icazeti ve talimatı ile yanında kırk derviş ile gittiği on dördüncü yüzyılda Alevilerin kutsal hac makamı olan Mısır’dan geri dönmedi.O ömrünün sonuna kadar Mürşidi Abdal Musa’nın buyurduğu üzere Mısır’a ‘gözcü’lük etti..Kaygusuz’un Mısır’da -Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu diyarda- dört Alevi dergahı kurdu.Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu ilk dergah ‘Kasr-ül ayn’ daydı .Evliya Çelebi bu dergahın’’Nil’in Batı tarafında bir ağaçlık içinde bir mesirelik yerde ‘’olduğunu ve ‘irem bağının ortasında bir kubbe’olarak tanımladığı bu dergahın bin kişi aldığını yazar.
Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu dört dergahtan en önemlisi ,Kahire Mukattem dağında, iç kalenin yukarısındaydı.Bu dergah yirminci yüzyıla kadar varlığını sürdürdü. F.W.Hasluck (1878-1920) yirminci yüzyıl başlarında ziyaret ettiği, Kaygusuz’un Mukattem dağındaki dergahını şu cümlelerle anlatıyor.’’Tekkenin yakınındaki büyük bir mağara türbe hizmetini görür.Buraya gömülü olan,tekkenin kurucusu olarak tanınan büyük evliya Kaygusuz Sultan’dır.Abdal Musa’nın müritlerinden olduğu ve Bektaşi inanışını Mısır’a getirdiği söylenir.Bir hükümdarın oğlu olduğu ve dünyada ‘Sultanzade Gaybi’ adını taşıdığıı söylenir.Bektaşiler arasında dördüncü kolun kurucusu olarak görülür ve büyük saygı görür.’’
Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu Alevi dergahları Mısır’da ve Kuzey Afrika’da tüm zamanlarda kurulmuş yegane Alevi dergahlarıydılar .Hasluck Mukattem’deki büyük dergah için’Tekke tepe üzerinde kurulmuştur ve çok uzaktan bile çevresindeki ağaç yapraklarının oluşturduğu yeşillik nedeniyle fark edilebilir.Uzun bir merdiven tırmanıp,küçük bir bahçenin içinden geçtikten sonra tekkeye girilir.’’ demektedir.Bu dergahın dervişlerin ve şeyhin odalarının ve çilehanenin yanı sıra dergahın en göze çarpan bölümü geniş ve muazzam mutfağıydı..Dergahın küçük avlusundan büyükçe bir mağaraya geçilirdi. .Kaygusuz Abdalın Mezarı bu mağaranın en dibinde tahta bir bölme ile ayrılmış ayrı bir bölümdeydi.
Abdal Musa büyük bir dava adamıydı. Aleviliği bin yıldan uzun sürmüş özlemlerine kavuşturmak için canla,başla büyük bir tutku,sarsılmaz bir irade ve üstün bir beceri ile çalıştı.Kısa ömrüne büyük işler sığdırdı.Abdal Musa Pisidya’daki Alevi ocağının (Komama mabedi) Hıristiyanlar eli ile tarumar edilmesinden on asır sonra, Akdeniz yakasında ve tüm Anadolu’da inancını ve erkanını tekrar canlandırdı ve Anadolu’da yeniden yaktığı bu ateşten aldığı bir kor parçasını en sevdiği dervişi Kaygusuz Abdal’a teslim ederek onu kırk dervişiyle birlikte Alevilerinin gönül bağlarını hiç koparmadıkları bir coğrafya’ya,sevmekten hiç vaz geçmedikleri Turna Kuşu’na doğru yolcu etti .Abdal Musa istedi ki Hıristiyan bağnazlığının söndürdüğü o çok kutsal irfan ateşi ,Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu topraklarda Anadolu’dan gönderdiği taze bir yalımla yeniden parlasın.
Abdal Musa. en çok güvendiği ve ayrı bir özenle sevdiği Kaygusuz Abdal’ı bir daha göremedi.Çoğu zaman ondan haber de alamadı.Ne yer ne içer ? Hep merak etti.Alevi sofralarında Abdal Musa eli ile başlatılmış ve ondan sonra kurumlaşmış bir görgü vardır.Alevi sofralarında Abdal Musa’ya kadar yemeğin sonunda sofra duası verildikten sonra arka arkaya üç lokma daha alınır ve sofradan kalkılırdı.Abdal Musa Kaygusuz Abdal’ı Mısır’a göndermesinin ardından her sofrada üçüncü lokmadan sonra,Aç mıdır ,tok mudur bilemediği dervişinin kursağına değmesini niyaz ederek
-Bu da Kaygusuz için olsun
deyip ağzına daha büyükçe bir lokma daha koymayı gelenek haline getirdi. O günden bu yana Alevi erkanı ve Alevi adabıyla yürütülen sofralardan; ‘Bu da Kaygusuz için olsun’ yada ‘Kaygusuz Sultan aşkına’ denilip toplu halde ,ağza son bir lokma atılmadan kalkılmaz.Bu son lokma Mısır ülkesinde bir yerlerde, hala gözcülük etmekte olduğuna inanılan,halinden haber alınamayan, Kaygusuz Abdal’ın’ın boğazından geçmesi niyetiyle alınır.
Kaygusuz Abdal Alevi şiir geleneği içinde,çağlar boyu halkın dilinden düşmeyen nefesler söyledi.Aleviler onu .Alevi inancının gizemlerini büyük bir incelik ve sadelikle yansıttığı nefeslerinin yanı sıra,bağnazlığın üzerine alay ederek , güldürerek giden,iğneleyen ve cesaretle eleştiren şiirleri ile de büyük şöhret kazandı.
Terk etmedim benliği
Bilmedim insanlığı
Suretim,adem veli
Her huyum eşek gibi
Arifler sohbetinde
Marifet söyleseler
Ben de hemen düşünmem
Havlarım köpek gibi
Bu marifet ilminden
Haberim yok cahilim
Benden mana sorsalar
Sözlerim sürçek gibi
Işıklar can içinde
Işıklar gördü Hakkı
İşitmenin manası
Olur mu görmek gibi
Kaygusuz Abdal
Aleviler Kaygusuz Abdal’ı Alevi sözlü geleneğinin ‘’yedi ulu ozan’’ından biri saydılar.Kaygusuz Abdal Alevi edebiyatında sürrealist şiir geleneğinin de en güçlü kalemi ve öncüsüdür.
Leylek koduk doğurmuş
Ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış
Söğüt dalın biçmeye
Kelebek buğday ekmiş
Manisa ovasına
Sivrisinek derilmiş
Irgat olup biçmeye
Bir aksacık karınca
Kırk batman tuz yüklemiş
Gah yorgalar gah seker
Şehre gidip satmaya
Kaygusuz Abdal
Kaygusuz Abdal Alevi sözlü geleneği içinde yetişmiş,gerektiğinde kendisini de taşlayabilen, hiciv geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarımdandır.
Hey erenler ,hey gaziler
Avrat bizi döğeyazdı
Çekti sakalım kopardı
Bıyığımı yolayazdı
Kalkıp direği kapınca
Kaçamadım sapınca
Aç karnıma değince
Bağırsağım dökeyazdı
Aldık avradın hasını
Çektik değneğin yasını
Başımda kırdı su tasını
Kafacığım kırayazdı
Kaygusuz Abdal
Kaygusuz Abdal, Alevi şiirinin bu en yürekli ozanı,mürşidinin buyruğu ile yanında kırk dervişi gittiği Kuzey Afrika çöllerinde kaldı.Halinden haber alınamadı,ne halde oldu hiç bilinemedi.Denizin öte yakasında.o uzak gurbette,kendisine Abdal Musa ocağından bildirildiği üzere elinden ne gelirse yaptı.Vatanından ,ocağından ve mürşidinden uzakta kavurucu çöl sıcağının altında Mısır’da Hakk’a yürüdü.Dervişleri onun tenini Kahire’nin en serin yerine Mukattem dağında bir mağara’nın en dip köşesinde sırladılar..
Kaygusuz Abdal’ın mezarı gözden uzak olsa da kendisi gönüllere yakındır.Kaygusuz Abdalın bir sembolik mezarı da güzel mürşidi Abdal Musa’nın Antalya-Elmalı’daki türbesinin içinde ,onun yanı başındadır.Arayanlar onu Akdeniz’in iki yakasında Antalya’da ve Kahire’de bulurlar.Gidip gelmemiş olsa da o Alevi Ayin-i cemlerinden,nefeslerden ,niyazlardan ve gülbenklerden ayrı kalmamıştır.Onun asıl makamı sevenlerinin yüreğidir.Kaygusuz Abdal’ın güzel anıları Alevi belleğinden hiç silinmemiştir.
Kaynak Aleviligin kökleri
Yücelerden yüce gördüm,erbabısın sen koca Tanrı
Alim okur kelam ile sen okursun hece Tanrı
Erliği ile anılır filan oğlu filan deyu
Anan yoktur ,atan yoktur,sen benzersin piçe Tanrı
Kıldan köprü yaratmışsın gelsin kullar geçsin deyu
Biz şöyle bir yol duralım yiğit isen sen geç a Tanrı
Garip kulun yaratmışsın, derde mihnete katmışsın
Onu aleme atmışsın, sen çıkmışsın uca Tanrı
Kaygusuz Abdal yaradan, gel içegör su cür’adan
Kaldır perdeyi aradan, gezelim bilece Tanrı
Kaygusuz Abdal
Alevi sözlü geleneğinin en ünlü şairlerinden biri olan,yergi ve taşlama sanatının büyük şairi Kaygusuz Abdal , Alaiye (Alanya) sancak beyinin oğludur ve asıl ismi Gaybi ‘dir..Alevi-Bektaşi menakıp ve söylenceleri üzerinden günümüze kadar ulaşan geleneksel anlatıma göre;Alaiye sancak beyinin oğlu Gaybi günlerden bir gün Pisidya’nın dağlarında avlanırken, Abdal Musa Sultanın kerametine şahit olur.Bundan çok etkilenir ve Abdal Musa’nın dergahına girerek ona talip olmak ister.
Abdal Musa , yolun zorluklarından bahisle onu vazgeçirmeye çalışırsa da Gaybi talebinde ısrarcı olur. Erkana uygun olarak yapılan bir İkrar ceminden (Alevi yoluna alınma töreni) sonra bey oğlu Gaybi Hakk yoluna kabul edilir .Alevi inanışına göre Hakk yoluna girmek bu dünyada ikinci kez aynı bedende doğmaktır..İkinci doğuşuyla birlikte Abdal Musa ,ona Kaygusuz Abdal adını verir.Kaygusuz Abdal Antalya- Elmalı’daki dergahta yıllar yılı hizmet eder.Hamken, pişer.Dört kapıdan geçer,Hakikat sırrına ulaşır.Dergahta ikinci bir ‘Pir’ olur.
Uzun yıllar süren eksiksiz ve kusursuz hizmet yıllarından sonra bir gün Abdal Musa Kaygusuz’u o huzura çağırır ve ;
-İki arslan bir posta oturmaz, Hakk nasip ederse, var git Mısır’a gözcü ol,.
diyerek onu Mısır’a ‘gözcü’ tayin eder.
Kaygusuz Abdal Mürşidinin talimatı ve icazeti ile Mısır’a gitmek üzere hazırlığını tamamlar. .O zamanda Abdal Musa dergahında kırk derviş vardı.Kırk dervişin de kırkar dervişi olurdu. Kaygusuz Abdal’ın Mısır’a yolculandığı günün sabahında Abdal Musa’nın Pisidya’daki dergahının önünde bin altı yüz kırk derviş toplandı.Abdal Musa dervişlerden kırkını seçti,Kaygusuz Abdal’ın yanına kattı.Geride kalan bin altıyüz derviş Kaygusuz Abdalı yolcu ettiler,Kaygusuz Abdal ve kırk dervişi Fenike limanından, Mısır’a doğru dalgalara düştüler..O’ Dost’a kavuşacak olmanın heyecanı içindeydiler.Dillerinde ‘’Şah’ın Avazı’’ derler,neredeyse unutulmaya yüz tutmuş o ‘’İlahi Söz’’ vardı. Yüreklerindeki ateşi Akdeniz’in serin sularına değdirip de soğutmadan, suyun öte yüzüne taşıdılar.
Fuat Köprülü kendi kütüphanesinde bulunan el yazması ‘Kaygusuz Abdal Menakıbı’’na dayanarak Kaygusuz Abdal’ın Mısır’ gidişini şöyle nakleder’’Nihayet Hacca niyet etti.Abdal Musa ona icazetname yazıp verdi.Kaygusuz kağıdı saklayacak münasip bir yer bulamayarak,kalbinde saklamak için onu ayranına doğradı ve içti.Bundan sonra kalpten hikmetler söylemeye başladı ve şeyhinin verdiği kırk dervişle seyahate çıktı’’
Kaygusuz Abdal ,Mürşidi Abdal Musa’nın icazeti ve talimatı ile yanında kırk derviş ile gittiği on dördüncü yüzyılda Alevilerin kutsal hac makamı olan Mısır’dan geri dönmedi.O ömrünün sonuna kadar Mürşidi Abdal Musa’nın buyurduğu üzere Mısır’a ‘gözcü’lük etti..Kaygusuz’un Mısır’da -Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu diyarda- dört Alevi dergahı kurdu.Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu ilk dergah ‘Kasr-ül ayn’ daydı .Evliya Çelebi bu dergahın’’Nil’in Batı tarafında bir ağaçlık içinde bir mesirelik yerde ‘’olduğunu ve ‘irem bağının ortasında bir kubbe’olarak tanımladığı bu dergahın bin kişi aldığını yazar.
Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu dört dergahtan en önemlisi ,Kahire Mukattem dağında, iç kalenin yukarısındaydı.Bu dergah yirminci yüzyıla kadar varlığını sürdürdü. F.W.Hasluck (1878-1920) yirminci yüzyıl başlarında ziyaret ettiği, Kaygusuz’un Mukattem dağındaki dergahını şu cümlelerle anlatıyor.’’Tekkenin yakınındaki büyük bir mağara türbe hizmetini görür.Buraya gömülü olan,tekkenin kurucusu olarak tanınan büyük evliya Kaygusuz Sultan’dır.Abdal Musa’nın müritlerinden olduğu ve Bektaşi inanışını Mısır’a getirdiği söylenir.Bir hükümdarın oğlu olduğu ve dünyada ‘Sultanzade Gaybi’ adını taşıdığıı söylenir.Bektaşiler arasında dördüncü kolun kurucusu olarak görülür ve büyük saygı görür.’’
Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu Alevi dergahları Mısır’da ve Kuzey Afrika’da tüm zamanlarda kurulmuş yegane Alevi dergahlarıydılar .Hasluck Mukattem’deki büyük dergah için’Tekke tepe üzerinde kurulmuştur ve çok uzaktan bile çevresindeki ağaç yapraklarının oluşturduğu yeşillik nedeniyle fark edilebilir.Uzun bir merdiven tırmanıp,küçük bir bahçenin içinden geçtikten sonra tekkeye girilir.’’ demektedir.Bu dergahın dervişlerin ve şeyhin odalarının ve çilehanenin yanı sıra dergahın en göze çarpan bölümü geniş ve muazzam mutfağıydı..Dergahın küçük avlusundan büyükçe bir mağaraya geçilirdi. .Kaygusuz Abdalın Mezarı bu mağaranın en dibinde tahta bir bölme ile ayrılmış ayrı bir bölümdeydi.
Abdal Musa büyük bir dava adamıydı. Aleviliği bin yıldan uzun sürmüş özlemlerine kavuşturmak için canla,başla büyük bir tutku,sarsılmaz bir irade ve üstün bir beceri ile çalıştı.Kısa ömrüne büyük işler sığdırdı.Abdal Musa Pisidya’daki Alevi ocağının (Komama mabedi) Hıristiyanlar eli ile tarumar edilmesinden on asır sonra, Akdeniz yakasında ve tüm Anadolu’da inancını ve erkanını tekrar canlandırdı ve Anadolu’da yeniden yaktığı bu ateşten aldığı bir kor parçasını en sevdiği dervişi Kaygusuz Abdal’a teslim ederek onu kırk dervişiyle birlikte Alevilerinin gönül bağlarını hiç koparmadıkları bir coğrafya’ya,sevmekten hiç vaz geçmedikleri Turna Kuşu’na doğru yolcu etti .Abdal Musa istedi ki Hıristiyan bağnazlığının söndürdüğü o çok kutsal irfan ateşi ,Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu topraklarda Anadolu’dan gönderdiği taze bir yalımla yeniden parlasın.
Abdal Musa. en çok güvendiği ve ayrı bir özenle sevdiği Kaygusuz Abdal’ı bir daha göremedi.Çoğu zaman ondan haber de alamadı.Ne yer ne içer ? Hep merak etti.Alevi sofralarında Abdal Musa eli ile başlatılmış ve ondan sonra kurumlaşmış bir görgü vardır.Alevi sofralarında Abdal Musa’ya kadar yemeğin sonunda sofra duası verildikten sonra arka arkaya üç lokma daha alınır ve sofradan kalkılırdı.Abdal Musa Kaygusuz Abdal’ı Mısır’a göndermesinin ardından her sofrada üçüncü lokmadan sonra,Aç mıdır ,tok mudur bilemediği dervişinin kursağına değmesini niyaz ederek
-Bu da Kaygusuz için olsun
deyip ağzına daha büyükçe bir lokma daha koymayı gelenek haline getirdi. O günden bu yana Alevi erkanı ve Alevi adabıyla yürütülen sofralardan; ‘Bu da Kaygusuz için olsun’ yada ‘Kaygusuz Sultan aşkına’ denilip toplu halde ,ağza son bir lokma atılmadan kalkılmaz.Bu son lokma Mısır ülkesinde bir yerlerde, hala gözcülük etmekte olduğuna inanılan,halinden haber alınamayan, Kaygusuz Abdal’ın’ın boğazından geçmesi niyetiyle alınır.
Kaygusuz Abdal Alevi şiir geleneği içinde,çağlar boyu halkın dilinden düşmeyen nefesler söyledi.Aleviler onu .Alevi inancının gizemlerini büyük bir incelik ve sadelikle yansıttığı nefeslerinin yanı sıra,bağnazlığın üzerine alay ederek , güldürerek giden,iğneleyen ve cesaretle eleştiren şiirleri ile de büyük şöhret kazandı.
Terk etmedim benliği
Bilmedim insanlığı
Suretim,adem veli
Her huyum eşek gibi
Arifler sohbetinde
Marifet söyleseler
Ben de hemen düşünmem
Havlarım köpek gibi
Bu marifet ilminden
Haberim yok cahilim
Benden mana sorsalar
Sözlerim sürçek gibi
Işıklar can içinde
Işıklar gördü Hakkı
İşitmenin manası
Olur mu görmek gibi
Kaygusuz Abdal
Aleviler Kaygusuz Abdal’ı Alevi sözlü geleneğinin ‘’yedi ulu ozan’’ından biri saydılar.Kaygusuz Abdal Alevi edebiyatında sürrealist şiir geleneğinin de en güçlü kalemi ve öncüsüdür.
Leylek koduk doğurmuş
Ovada zurna çalar
Balık kavağa çıkmış
Söğüt dalın biçmeye
Kelebek buğday ekmiş
Manisa ovasına
Sivrisinek derilmiş
Irgat olup biçmeye
Bir aksacık karınca
Kırk batman tuz yüklemiş
Gah yorgalar gah seker
Şehre gidip satmaya
Kaygusuz Abdal
Kaygusuz Abdal Alevi sözlü geleneği içinde yetişmiş,gerektiğinde kendisini de taşlayabilen, hiciv geleneğinin gelmiş geçmiş en büyük ustalarımdandır.
Hey erenler ,hey gaziler
Avrat bizi döğeyazdı
Çekti sakalım kopardı
Bıyığımı yolayazdı
Kalkıp direği kapınca
Kaçamadım sapınca
Aç karnıma değince
Bağırsağım dökeyazdı
Aldık avradın hasını
Çektik değneğin yasını
Başımda kırdı su tasını
Kafacığım kırayazdı
Kaygusuz Abdal
Kaygusuz Abdal, Alevi şiirinin bu en yürekli ozanı,mürşidinin buyruğu ile yanında kırk dervişi gittiği Kuzey Afrika çöllerinde kaldı.Halinden haber alınamadı,ne halde oldu hiç bilinemedi.Denizin öte yakasında.o uzak gurbette,kendisine Abdal Musa ocağından bildirildiği üzere elinden ne gelirse yaptı.Vatanından ,ocağından ve mürşidinden uzakta kavurucu çöl sıcağının altında Mısır’da Hakk’a yürüdü.Dervişleri onun tenini Kahire’nin en serin yerine Mukattem dağında bir mağara’nın en dip köşesinde sırladılar..
Kaygusuz Abdal’ın mezarı gözden uzak olsa da kendisi gönüllere yakındır.Kaygusuz Abdalın bir sembolik mezarı da güzel mürşidi Abdal Musa’nın Antalya-Elmalı’daki türbesinin içinde ,onun yanı başındadır.Arayanlar onu Akdeniz’in iki yakasında Antalya’da ve Kahire’de bulurlar.Gidip gelmemiş olsa da o Alevi Ayin-i cemlerinden,nefeslerden ,niyazlardan ve gülbenklerden ayrı kalmamıştır.Onun asıl makamı sevenlerinin yüreğidir.Kaygusuz Abdal’ın güzel anıları Alevi belleğinden hiç silinmemiştir.
Kaynak Aleviligin kökleri
Saygılar Sevgiler Ali karul.Işık'la Kalın.
Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Kaygusuz Abdal
[FONT="Times New Roman"]Sevgili Ali karul,
Sizin alıntı yaptığınız kaynakta Alevi bir şair olarak bahsediliyor,fakat KAYGUSUZ ABDAL,ALİŞAH'ın soyundan gelen gerçeğin ta kendisidir..
Ne mutlu ki size,KAYGUSUZ ABDAL'ın gerçek dörtlüklerini okuyorsunuz..
[FONT="Arial Black"]KAYGUSUZ ABDAL
[FONT="Times New Roman"]Beklerim yolunu seneler bitdi
Görünüp gözüme Sultanım gitdi
Görünmez deryası fırata yitdi
Bozulmuş bağları bülbüllü öttü
Hacı Bektaş derler Kor'u yanıyor
Ecel peşe düştü beni arıyor
Kanadıkça yürü bakın kanıyor
Kara yılan delikleri darıyor
Bilemem burası nereye gider
Horasan köyünden fermanı düzer
Karadaş misali bedeni ezer
Şalına bezenmiş Bektaşi gezer
Ufukta doğuyor berdesi gine
Arzuhal yazalım Ali'ye Zöhre
Ölüm bize geldi haberi vere
Cümle alem gezek düşürür dile
Hakikat deryası suyu bulandı
İndi aşkın mevlasını dolandı
Bozulur devranı tahtı yılandı
Yollar uzun imiş bitmez ulandı
Yeşil güneş doğdu rengi bilinmez
İçimdeki Ali yüzü görünmez
Canlıdır bedenler ölür dirilmez
Hoyratlar elinde güller derilmez
Ah çeker postunda oturan kalkmaz
Yeşil nura doğdu beden yatıran
Ak ellerin soğuk suya batıran
Fazlı gibi şu cihana satılan
Haktır cümlemizin başı
Görünmeden atar daşı
İçim kanar gözüm yaşı
Derya Umman kiprik kaşı
Sadık derki bir menzile varalım
Hakkın kelamını Pir'den alalım
Düzensiz devranı nasıl kuralım
Sular bulandı balık olalım
Hacı Bektaş Pir'in yüzünü bize
Dize inek Sultan görünem göze
Kırkların darında engürü eze
Serhoş gibi gezer erişen kime
Diller lal eyledi diyemem diye
Ayrıldım soyumdan gezerim böyle
Eyer bilir isen sen seni söyle
Sıtkı candan bağır Ali'yi dille
Has bahçede açar güller soluyor
Yaprağını döker dalı kuruyor
Şu benim yarama bıçak vuruyor
Sanki bir ejderha durmaz yutuyor
Gelme düşman gelme benim başıma
Acımadın birgün gözümün yaşına
Sen zehri kattın tatlı aşıma
Miller çektin gine kara kaşıma
Şu Feleğin bozuk düzeni tahtı
Karalar bağlandı gerçeğin bahtı
Bir göründü göze ateşi yaktı
Sarmaşık dalında gülleri sarktı
Kara yılan delikleri gezinir
Of çektikçe ciğerlerim ezilir
Kırklar meclisinde Pir'ler dizilir
Gökyüzünde katar Turna süzülür
Ufacık taşlarla bina kurarım
Kesildi imkanım Şah'ı ararım
Yeşil post üstünde kavlim kararım
Yetiş Hacı Bektaş darda ağlarım
Şu benim derdimi bilen tez gele
Kesildi ümidim dermanım vere
Irmak gibi gözüm yaşlarım sile
Hazreti Üseyin bağdat'a ine
Solgun çiçek gibi rengi kalmadı
Ucuza sattılar kimse almadı
Bakır gümüş oldu gram vurmadı
Sarı altın düşer paslı durmadı
Kaygusuz Abdal'ım bir çare Zöhre
Bugün gün batıyor ahuzar eyle
kendi bildiğini kendine söyle
Kerbela köyleri kanlıdır niye
Abdal oldum gine böyle bilindim
Nur içinde kaldım Şah'a göründüm
Cümle alem ile Şah'a övündüm
Günahkarım Ali dize dövündüm
Bildiren : ZÖHRE ANA
Sizin alıntı yaptığınız kaynakta Alevi bir şair olarak bahsediliyor,fakat KAYGUSUZ ABDAL,ALİŞAH'ın soyundan gelen gerçeğin ta kendisidir..
Ne mutlu ki size,KAYGUSUZ ABDAL'ın gerçek dörtlüklerini okuyorsunuz..
[FONT="Arial Black"]KAYGUSUZ ABDAL
[FONT="Times New Roman"]Beklerim yolunu seneler bitdi
Görünüp gözüme Sultanım gitdi
Görünmez deryası fırata yitdi
Bozulmuş bağları bülbüllü öttü
Hacı Bektaş derler Kor'u yanıyor
Ecel peşe düştü beni arıyor
Kanadıkça yürü bakın kanıyor
Kara yılan delikleri darıyor
Bilemem burası nereye gider
Horasan köyünden fermanı düzer
Karadaş misali bedeni ezer
Şalına bezenmiş Bektaşi gezer
Ufukta doğuyor berdesi gine
Arzuhal yazalım Ali'ye Zöhre
Ölüm bize geldi haberi vere
Cümle alem gezek düşürür dile
Hakikat deryası suyu bulandı
İndi aşkın mevlasını dolandı
Bozulur devranı tahtı yılandı
Yollar uzun imiş bitmez ulandı
Yeşil güneş doğdu rengi bilinmez
İçimdeki Ali yüzü görünmez
Canlıdır bedenler ölür dirilmez
Hoyratlar elinde güller derilmez
Ah çeker postunda oturan kalkmaz
Yeşil nura doğdu beden yatıran
Ak ellerin soğuk suya batıran
Fazlı gibi şu cihana satılan
Haktır cümlemizin başı
Görünmeden atar daşı
İçim kanar gözüm yaşı
Derya Umman kiprik kaşı
Sadık derki bir menzile varalım
Hakkın kelamını Pir'den alalım
Düzensiz devranı nasıl kuralım
Sular bulandı balık olalım
Hacı Bektaş Pir'in yüzünü bize
Dize inek Sultan görünem göze
Kırkların darında engürü eze
Serhoş gibi gezer erişen kime
Diller lal eyledi diyemem diye
Ayrıldım soyumdan gezerim böyle
Eyer bilir isen sen seni söyle
Sıtkı candan bağır Ali'yi dille
Has bahçede açar güller soluyor
Yaprağını döker dalı kuruyor
Şu benim yarama bıçak vuruyor
Sanki bir ejderha durmaz yutuyor
Gelme düşman gelme benim başıma
Acımadın birgün gözümün yaşına
Sen zehri kattın tatlı aşıma
Miller çektin gine kara kaşıma
Şu Feleğin bozuk düzeni tahtı
Karalar bağlandı gerçeğin bahtı
Bir göründü göze ateşi yaktı
Sarmaşık dalında gülleri sarktı
Kara yılan delikleri gezinir
Of çektikçe ciğerlerim ezilir
Kırklar meclisinde Pir'ler dizilir
Gökyüzünde katar Turna süzülür
Ufacık taşlarla bina kurarım
Kesildi imkanım Şah'ı ararım
Yeşil post üstünde kavlim kararım
Yetiş Hacı Bektaş darda ağlarım
Şu benim derdimi bilen tez gele
Kesildi ümidim dermanım vere
Irmak gibi gözüm yaşlarım sile
Hazreti Üseyin bağdat'a ine
Solgun çiçek gibi rengi kalmadı
Ucuza sattılar kimse almadı
Bakır gümüş oldu gram vurmadı
Sarı altın düşer paslı durmadı
Kaygusuz Abdal'ım bir çare Zöhre
Bugün gün batıyor ahuzar eyle
kendi bildiğini kendine söyle
Kerbela köyleri kanlıdır niye
Abdal oldum gine böyle bilindim
Nur içinde kaldım Şah'a göründüm
Cümle alem ile Şah'a övündüm
Günahkarım Ali dize dövündüm
Bildiren : ZÖHRE ANA
Kaygusuz Abdal
Alıntı:
ALİ_İRFAN;
]] Sevgili Ali karul,
]Sizin alıntı yaptığınız kaynakta Alevi bir şair olarak bahsediliyor,fakat KAYGUSUZ ABDAL,ALİŞAH'ın soyundan gelen gerçeğin ta kendisidir..
Ne mutlu ki size,KAYGUSUZ ABDAL'ın gerçek dörtlüklerini okuyorsunuz..
Sevgili ali-irfan
Gözünden kaçmış olsa gerek.
Aleviler Kaygusuz Abdal’ı Alevi sözlü geleneğinin ‘’yedi ulu ozan’’ından biri saydılar.Kaygusuz Abdal Alevi edebiyatında sürrealist şiir geleneğinin de en güçlü kalemi ve öncüsüdür.
Saygılar Sevgiler Ali karul.Işık'la Kalın.
Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Kaygusuz Abdal
Ali karul yazdı:Sevgili ali-irfan
Gözünden kaçmış olsa gerek.
Aleviler Kaygusuz Abdal’ı Alevi sözlü geleneğinin ‘’yedi ulu ozan’’ından biri saydılar.Kaygusuz Abdal Alevi edebiyatında sürrealist şiir geleneğinin de en güçlü kalemi ve öncüsüdür.
Hayır gözümden kaçmadı..

KAYGUSUZ ABDAL, o alıntı yaptığınız kaynağı yazan için veya sizin için,sadece Ulu bir ozan olabilir..
PİRİMİ,sadece bir sürreyalist şiirin öncüsü ve güçlü bir kalemi olarak görebilirsiniz..
Buna saygı duyarım..
Ama,KAYGUSUZ ABDAL benim için,Erenlerdendir..Benim nazarımda,Yüceler yücesi ALİŞAH'ın öğrencisidir..
Kaygusuz Abdal
Alıntı:
ALİ_İRFAN
Hayır gözümden kaçmadı..
KAYGUSUZ ABDAL, o alıntı yaptığınız kaynağı yazan için veya sizin için,sadece Ulu bir ozan olabilir..
PİRİMİ,sadece bir sürreyalist şiirin öncüsü ve güçlü bir kalemi olarak görebilirsiniz..
Buna saygı duyarım..
Ama,KAYGUSUZ ABDAL benim için,Erenlerdendir..Benim nazarımda,Yüceler yücesi ALİŞAH'ın öğrencisidir..[
Sevgili Ali irfan
Aşagıda yazının bir kısmı var Abdal Musa'nın Kaygusuz Abdala ne kadar önem verdigini Kaygusuzun önemli bir şahsiyet olduğunu anlatıyor.
Ayrıca Aşık paşazadenin Dergahı gezerek tuttuğu notları aktarıyor ,mısırda kurduğu dergahın 1000 kişi alıyor diyor demekki çok kalabalık oluyormuş.
Sevgili can bu yazılanları muhtemelen dikkatli okumadan önyargılı yazılar yazıyorsunuz, bu yazıyı dikkatli okursan Kaygusuz Abdalı olduğu gibi yücelterek onurlandırıyor ve tarihi bilgiler veriyor.
Lütfen biraz daha özen gösterelim herşeye rağmen eleştirmek olmaz ,bu yazıdan yola çıkarak yaptığın eleştiriyi lütfen gözden geçir.
Abdal Musa büyük bir dava adamıydı. Aleviliği bin yıldan uzun sürmüş özlemlerine kavuşturmak için canla,başla büyük bir tutku,sarsılmaz bir irade ve üstün bir beceri ile çalıştı.Kısa ömrüne büyük işler sığdırdı.Abdal Musa Pisidya’daki Alevi ocağının (Komama mabedi) Hıristiyanlar eli ile tarumar edilmesinden on asır sonra, Akdeniz yakasında ve tüm Anadolu’da inancını ve erkanını tekrar canlandırdı ve Anadolu’da yeniden yaktığı bu ateşten aldığı bir kor parçasını en sevdiği dervişi Kaygusuz Abdal’a teslim ederek onu kırk dervişiyle birlikte Alevilerinin gönül bağlarını hiç koparmadıkları bir coğrafya’ya,sevmekten hiç vaz geçmedikleri Turna Kuşu’na doğru yolcu etti .Abdal Musa istedi ki Hıristiyan bağnazlığının söndürdüğü o çok kutsal irfan ateşi ,Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu topraklarda Anadolu’dan gönderdiği taze bir yalımla yeniden parlasın.
Abdal Musa. en çok güvendiği ve ayrı bir özenle sevdiği Kaygusuz Abdal’ı bir daha göremedi.Çoğu zaman ondan haber de alamadı.Ne yer ne içer ? Hep merak etti.Alevi sofralarında Abdal Musa eli ile başlatılmış ve ondan sonra kurumlaşmış bir görgü vardır.Alevi sofralarında Abdal Musa’ya kadar yemeğin sonunda sofra duası verildikten sonra arka arkaya üç lokma daha alınır ve sofradan kalkılırdı.Abdal Musa Kaygusuz Abdal’ı Mısır’a göndermesinin ardından her sofrada üçüncü lokmadan sonra,Aç mıdır ,tok mudur bilemediği dervişinin kursağına değmesini niyaz ederek
Kaygusuz Abdal ,Mürşidi Abdal Musa’nın icazeti ve talimatı ile yanında kırk derviş ile gittiği on dördüncü yüzyılda Alevilerin kutsal hac makamı olan Mısır’dan geri dönmedi.O ömrünün sonuna kadar Mürşidi Abdal Musa’nın buyurduğu üzere Mısır’a ‘gözcü’lük etti..Kaygusuz’un Mısır’da -Turna Kuşu’nun asasının bulunduğu diyarda- dört Alevi dergahı kurdu.Kaygusuz Abdal’ın Mısır’da kurduğu ilk dergah ‘Kasr-ül ayn’ daydı .Evliya Çelebi bu dergahın’’Nil’in Batı tarafında bir ağaçlık içinde bir mesirelik yerde ‘’olduğunu ve ‘irem bağının ortasında bir kubbe’olarak tanımladığı bu dergahın bin kişi aldığını yazar.
Saygılar Sevgiler Ali karul.Işık'la Kalın.
Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Kaygusuz Abdal
KAYGUSUZ ABDAL
Ben bilemem şu baharım yazımı
Çalamadım doya doya sazımı
Karalar yazdılar benim yazımı
Lal ettiler Şah'a dönen ağzımı
Düşüne düşüne ben oldum deli
Yeşil post üstünde Bektaşi Veli
Yeşil şifa verir uzatan eli
Duru sular akar bulanık seli
Muzular elinde güller soluyor
Gizli bahçe hançer aldı bağrım vuruyor
Ilgıt ılgıt akan kanım kuruyor
Ecel ferman yazdı beni zorluyor
Hacı Bektaş car elinde dolanır
Deryada balığı suda bulanır
Birgün gelir şalım Şah'a yollanır
Uzun yollar kısa gibi ulanır
Ben niderim felek çemberini kıramam
Uzanır ellerim payım alamam
Dur dese de yolcuyum duramam
Bozuldu yollarım gayrı kalamam
Sebebi nicedir inceden ince
Kesildim yemeden üç gün üç gece
İmdadım Muhammed Ya Ali gine
Bozatlı Hızır'ım erişsin bize
Bozulur düzeni bozulur dervan
İmana gelirmi münafık mervan
Bir ismi padişah bir ismi sultan
Bu dünya fanidir,kim burda kalan
Hacı Bektaş fermanını yazıyor
Elinde kazması mezar kazıyor
Nöbeti gelenler bir bir varıyor
Can kafes içinde uruf salıyor
Bitir Zöhre bitir sözümüz kala
Bu aşkın elinden derbeder ağla
Kaygusuz uyanır bir anda bağla
Kör küreyi gibi ciğerin dağla
Düşdüm bir devenin izine gidem
Bir geyik misali ok aldım nidem
Akıyor gözlerim çeşmimi silem
Yusunlar sularda bırakın ölem
]Bildiren : ZÖHRE ANA
Ben bilemem şu baharım yazımı
Çalamadım doya doya sazımı
Karalar yazdılar benim yazımı
Lal ettiler Şah'a dönen ağzımı
Düşüne düşüne ben oldum deli
Yeşil post üstünde Bektaşi Veli
Yeşil şifa verir uzatan eli
Duru sular akar bulanık seli
Muzular elinde güller soluyor
Gizli bahçe hançer aldı bağrım vuruyor
Ilgıt ılgıt akan kanım kuruyor
Ecel ferman yazdı beni zorluyor
Hacı Bektaş car elinde dolanır
Deryada balığı suda bulanır
Birgün gelir şalım Şah'a yollanır
Uzun yollar kısa gibi ulanır
Ben niderim felek çemberini kıramam
Uzanır ellerim payım alamam
Dur dese de yolcuyum duramam
Bozuldu yollarım gayrı kalamam
Sebebi nicedir inceden ince
Kesildim yemeden üç gün üç gece
İmdadım Muhammed Ya Ali gine
Bozatlı Hızır'ım erişsin bize
Bozulur düzeni bozulur dervan
İmana gelirmi münafık mervan
Bir ismi padişah bir ismi sultan
Bu dünya fanidir,kim burda kalan
Hacı Bektaş fermanını yazıyor
Elinde kazması mezar kazıyor
Nöbeti gelenler bir bir varıyor
Can kafes içinde uruf salıyor
Bitir Zöhre bitir sözümüz kala
Bu aşkın elinden derbeder ağla
Kaygusuz uyanır bir anda bağla
Kör küreyi gibi ciğerin dağla
Düşdüm bir devenin izine gidem
Bir geyik misali ok aldım nidem
Akıyor gözlerim çeşmimi silem
Yusunlar sularda bırakın ölem
]Bildiren : ZÖHRE ANA
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi