Mavileri kuşanmış bir İstanbul sabahı… Güzel mi güzel bir kız çocuğu…
Kâğıt mendil satan o küçük kız çocuğunun kirpikleri uçan bir kuşun kanat çırpışı gibiydi…
Oturduğum kafede onu seyrettim bir süre. Evrenin gökkuşağında kini, nefreti ve korkuyu yayanları düşündüm.
Terör bu kez İzmir’i vurmuştu…
İstanbul Güngören, Mersin ve ardından İzmir…
Kan tutmuş bir yürek, yaşamın derinliğinden çıkıp, o taptaze sevimliliği ve sevecenliği alıp götürüyordu…
Aşk yazgıları, bütün umutsuzlukları bekleyen ölüm, yaz meleklerinin eteklerinde bulutları biçerken kör terör adres sormuyordu…
O uzun soluklu geceler alıp götürüyordu beni başka iklimlere… Gökte yıldızlar uçuşurken bir türkü duyuyordum çoğu kez:
“Ölümün tetikte beklediği en derin yerinde gülüşün…”
Koyu karanlıkların yeşilliğinde yıkılmış evlerin sönmüş fenerlerinde çığlık çığlığa uyanmış çocuklar görüyordum.
Bir ırmağın çırpıntısı gibiydi çocukların çığlıkları…
Ve ardından dökülen birkaç dize:
“Bırakıp gittin beni kalarak olduğun yerde hareketsiz
Her yerde bırakıp gittin beni gözlerinle
Düşlerin yüreğiyle bırakıp gittin beni
Yarım kalmış bir cümle gibi bırakıp gittin
Gelişigüzel bir nesne bir şey bir iskemle gibi”
Denizde, dalgakıranda boş bir günde, acıları çoğaltan gençler görüyordum…
İzmir’de patlayan bomba, ağlayan kadınlar, kanlar içinde kalmış insanlar…
Gözlerimi yumdum açmamak üzere…
***
Çaresizlik içinde oluyorum bazı sabahlar…
Hiçliğe, kendi kaderinin bütünlüğüne uzanıp gidersin ya işte öyle bir şey!..
Ankara Keçiören’de alkollü içki yasağı, İstanbul Güngören’de dinci kuşatma…
Altı yaşındaki çocuklara “din eğitimi” veren tarikat evleri, kaçak Kuran kursları..
Amasya’da cami avlusunda “Fetva odası” neyin habercisidir?
Batman’da TPAO’ya alınmayan şortlu kızların “Nataşa” gibi görülmeleri…
Üniversiteli kız öğrenciler Litvanya, Letonya ve Romanya’dan gelmişler “AB Eğitim ve Gençlik Değişim Programı” kapsamında…
Yaşadıklarımı anımsadıkça yüzüm kızarıyor, ülkem adına utanç duyuyorum..
Bir sıkıntı büyüyor içimde…
Bulutsuz göğe doğru yükselen çıplak kuleler arasında, bir yaz güneşi altındayım sanki…
Kayalıkların karanlığını, yağmurlu akşamüstlerini, güneşi kapıp götüren kenti, sevgi çiçeklerinin açtığı sabahları özlüyorum…
Şimdiki zaman ve geçmiş zaman arasındayım…
İlhan Taşcı’nın Cumhuriyet Kitapları’ndan çıkan “Babam Sağ Olsun”unu okuyorum…
Şirket kurup köşeyi dönen çocuklar…
Hepsinin babası hükümette bakan…
Kimi 12, kimi 20 yaşında…
İktidar olmak ne güzel bir şeymiş…
Yoksulluk ve yolsuzluk…
***
Benim halkım yoksulluk çemberini kıramamıştı… Benim halkım kömüre, erzak paketlerine teslim olmuştu…
Ne zaman uyanacaktı benim insanım?
2008 yılında Türkiye’de sol tartışılıyor…
Türkiye’nin daha çok demokrasiye, daha çok özgürlüğe gereksinimi var…
Toplumun temel gereksinimi iş ve aş…
AKP 2002’den bugüne dek Türkiye’de sadaka toplumu yarattı… Belediyeler eliyle işsiz insanları doyurdu…
Tarikatlar, kaynağı belli olmayan paralarla okullar, yurtlar, hastaneler açtı…
Dinci tabana oturan bir sermaye sınıfı yaratıldı ihalelerle…
Türkiye’de solu tartışırken, 12 Eylül sürecini görmeyenler, ulusalcılığı ve yurtseverliği etnik milliyetçilikle karıştırıp kafa bulandırıyorlar.
ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı çıkmayı, Rusya ve Çin’le işbirliği yapmayı “Stalincilik” olarak gören liboşlar sapla samanıher zamanki gibi karıştırmayı sürdürüyorlar…
***
Bugün pazar… Mavileri kuşanmış bir İstanbul sabahında yataklarınızdan kalktınız…
Aşk yazgılarınız umutsuzluktan umuda dönüşsün. Beylerbeyi İskelesi’nde kâğıt mendil satan o güzel mi güzel kız çocuğunun gülüşü toplumda sevgi ırmağını oluştursun.
Hikmet Çetinkaya
Cumhuriyet gazetesi
Kan tutmuş bir yürek.........
Konu Sahibi / Yazar
Döne
Kategori / Forum
Güncel Olaylar
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
2567
Kan tutmuş bir yürek.........
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
Kibirlenme yiğit yaşa![[Resim: ataxh8.gif]](http://img229.imageshack.us/img229/8783/ataxh8.gif)