Firdevs’i âlâ’da bir yanal elma
On sekiz bin alemin nuru dediler
Muhammed Mustafa Haydar-ı Kerrar
Hünkâr Hacı Bektaş Veli dediler
Hocası aldı mektebe götürdü
Elif be demeden manâ yetürdü
Akıttı pınarı susam bitirdü
Hacısı hocası beli dediler
Horasan erleri Rum’a geldiler
Herkes anda yerli yeri buldular
Üzerinde er geçtiğin bildiler
Kadıncık Ana’ya dolu dediler
Pirim derki Bektaşiyim Bektaşi
Size nasip veren ol nasıl kişi
Sıkar un ederdi örs gibi taşı
Odur cümlemizden ulu dediler
Geldi halifeler derildi pirler
Bektaş adlı er görmedik dediler
Bir yeşil el nasip verdi dediler
Görünce tanırız eli dediler
Er isen darı çeç üstünde otur
Ulu kişi isen maksudun bitir
Senedin var ise senedin getir
N’idelim senetsiz eli dediler
Kimisi inandı beli pes dedi
Kimi inanmadı senet istedi
Ol Şah’ım onlara elin gösterdi
Budur ol Şah’ımız Ali dediler
Evvel Ali idi sonra Vel’oldu
Yol erkan bir zaman batında kaldı
Urum ellerinde nameler geldi
Budur Hakk’ın doğru yolu dediler
Pir Sultan Abdal’ım Şahım Veli’dir
Bizim sürdügümüz anın yoludur
Şüphemiz yok Hak Muhammed Ali’dir
Bilmeyen Mülcem’in kulu dediler
Kamilce
Konu Sahibi / Yazar
Zekai
Kategori / Forum
Üye Blogları (Günlükler)
Yorumlar / Cevaplar
56
Okunma / Görüntüleme
21849
Kamilce
Kamilce
Dosyaları düzeltip ZIP’layamadım
Hepsi de RAR oldu gitti
Programların DEMOsu bitti
İllegal kullandım, kâr oldu gitti
İnternet saygı göstermiyor dilime
Polisler neylesin bu halime
Web’den mail attım da köyüme
Virüsleri alıp içine de gitti
Web masterlar izin vermez geçeyim
Login olup, mp3’ler seçeyim.
Zor geldi Q klavye bana
Bırakın ben de F’ye geçeyim.
Anket yapmış, sormuşlar Aşkı
Ben aşığım,tercihim de ‘A’ şıkkı
Neyleyim cahil ile meşki
3 yanlış 1 dogru götürdü gitti
Şiirler yazdım notepad, word ile
Gönderdim yahoo,hot maile
Üç gün oldu bakamadım nafile
İnternet sorunlu, bağlantım gitti
Düzelir mi şimdi bu sistem,
Düğmeye bassam, reset etsem
Ah. Ekranda bir ipucu görsem
“Bip” demeden, windows’um gitti
uzmanlar geçsin, kalksın acemi
kursun yeniden, kursun sistemi
“Söyledim de bir amire derdimi,
“Ben anlamam” dedi de gitti.
Aşık Xp garip, derdin söyler
“Aman bana bir çare beyler”
Feda olsun size tüm Cd’ler
Hard diskte şiirler kayboldu gitti
Aşık XP den alıntıdır
Hepsi de RAR oldu gitti
Programların DEMOsu bitti
İllegal kullandım, kâr oldu gitti
İnternet saygı göstermiyor dilime
Polisler neylesin bu halime
Web’den mail attım da köyüme
Virüsleri alıp içine de gitti
Web masterlar izin vermez geçeyim
Login olup, mp3’ler seçeyim.
Zor geldi Q klavye bana
Bırakın ben de F’ye geçeyim.
Anket yapmış, sormuşlar Aşkı
Ben aşığım,tercihim de ‘A’ şıkkı
Neyleyim cahil ile meşki
3 yanlış 1 dogru götürdü gitti
Şiirler yazdım notepad, word ile
Gönderdim yahoo,hot maile
Üç gün oldu bakamadım nafile
İnternet sorunlu, bağlantım gitti
Düzelir mi şimdi bu sistem,
Düğmeye bassam, reset etsem
Ah. Ekranda bir ipucu görsem
“Bip” demeden, windows’um gitti
uzmanlar geçsin, kalksın acemi
kursun yeniden, kursun sistemi
“Söyledim de bir amire derdimi,
“Ben anlamam” dedi de gitti.
Aşık Xp garip, derdin söyler
“Aman bana bir çare beyler”
Feda olsun size tüm Cd’ler
Hard diskte şiirler kayboldu gitti
Aşık XP den alıntıdır
Kamilce
Genç abdal
Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
Can gözü kapalı gafilan çoktur
Hak sözü dinlemez asla inanmaz
Kalbi çürük fesad cahilan çoktur
Mürşid-i kamile vermez özünü
Gaflet uykusundan açmaz gözünü
Taşdan katı beter söyler sözünü
Bed amelli fesad münkiran çoktur
Nefs atına binmiş gezer boşuna
Hak’sız olanların Hak’ta işi ne!
İblis gibi düşmüş halkın peşine
Şeytan dolabına aldanan çoktur
Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakk’ını yitirmiş kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur
Genç Abdal’ım herkes mest olur sanma
Her kurban derisi post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kafir, dışı müslüman çoktur…
"""""""""""""""""""""""""""""""""""""
Yoğ iken yer ile gökler ezelden
Kudret kandilinde pinhan Ali’dir
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel
Alemi var eden sultan Ali’dir
Cebrail’e sordu Muhammed bunu
Nice bin yıl evvel kurdu oyunu
Magribden maşrıka kudret topunu
Atan Muhammed, tutan Ali’dir.
Muhammed Ali geldi dünya yüzüne
Zülfikar’ı çekti kavga yüzüne
Kafirler içinde hava yüzüne
Mancınıkla kendin atan Ali’dir
Binince Düldül’e Hayber’e gitti
Yel gibi o anda menzile yetti
Kafirlere hüner, heybet gösterdi
Kendini kul diye satan Ali’dir
Müminler sırrını ilden sakınır
Kendin bilmezlere sözüm dokunur
Genci Abdal dört kitapta okunur
Evvel-ü ahır-ı destan Ali’dir
Gaflet uykusunda yatar uyanmaz
Can gözü kapalı gafilan çoktur
Hak sözü dinlemez asla inanmaz
Kalbi çürük fesad cahilan çoktur
Mürşid-i kamile vermez özünü
Gaflet uykusundan açmaz gözünü
Taşdan katı beter söyler sözünü
Bed amelli fesad münkiran çoktur
Nefs atına binmiş gezer boşuna
Hak’sız olanların Hak’ta işi ne!
İblis gibi düşmüş halkın peşine
Şeytan dolabına aldanan çoktur
Bildiğinden şaşmaz nasihat almaz
Aslı münkir olan imlaya gelmez
Hakk’ını yitirmiş kendini bilmez
Nefsiyle oynaşan pehlivan çoktur
Genç Abdal’ım herkes mest olur sanma
Her kurban derisi post olur sanma
Her yüze güleni dost olur sanma
İçi kafir, dışı müslüman çoktur…
"""""""""""""""""""""""""""""""""""""
Yoğ iken yer ile gökler ezelden
Kudret kandilinde pinhan Ali’dir
Kün deyince bezm-i Elest’den evvel
Alemi var eden sultan Ali’dir
Cebrail’e sordu Muhammed bunu
Nice bin yıl evvel kurdu oyunu
Magribden maşrıka kudret topunu
Atan Muhammed, tutan Ali’dir.
Muhammed Ali geldi dünya yüzüne
Zülfikar’ı çekti kavga yüzüne
Kafirler içinde hava yüzüne
Mancınıkla kendin atan Ali’dir
Binince Düldül’e Hayber’e gitti
Yel gibi o anda menzile yetti
Kafirlere hüner, heybet gösterdi
Kendini kul diye satan Ali’dir
Müminler sırrını ilden sakınır
Kendin bilmezlere sözüm dokunur
Genci Abdal dört kitapta okunur
Evvel-ü ahır-ı destan Ali’dir
Kamilce
Ezeli kurdular erkà nı, yolu
Bu yolun sà hibi Muhammed-Ali
Pirimi sorarsan Bektaşi Veli
İllà fetà Ali bir daha bulunur mu?
Oturmuş mürşitler dolu içerler
dillerinden dürr_ü gevher saçarlar
Günahlının günà hından geçerler
Kusursuz, günahsız kul bulunur mu?
Mürşitler oturmuş yerli yerinde
Eremedi hiç kimse Ali Sırrı'na
Hep dikildik Erenlerin DÃ rına
Mansùr'un çekildiği Dà r bulunur mu?
YÃ r Nesimi, can Nesimi bil ki Hak aynındadır
Cümle mahlùkun vebà li ulemà boynundadır
Yüzdüler derisini besmelesizler, güyà şerià t için
Bunca yobazlar elinden Nesimi kurtulur mu?
Biz içiyoruz kırkların içtiği demden
Ki gönül kalmasın kaygudan gamdan
Fatıma Ana'nın girdiği cem bu demden
Arasalar da böyle cem bulunur mu?
Cem, cemiyyet cümle şeyden uludur
Ayin-i Cem Kardeşleri Ãli Kuludur
Üstümüzde duran Kudret Eli'dir
Hiç böyle mübà rek bir El bulunur mu?
Hey Erenler, bu yol bir gizli sırdır
Her ne ararsan yolda sırrıyla vardır
Cümle Cem Ehli'nde gönüller birdir
Ararsan da birinde gà m bulunur mu?
İşte, üçler/beşler ol kapıyı açtılar
Mühubbete misk ü anber saçtılar
Haklıyı haksızı Birden orda seçtiler
Suçlu olanlara orda yer bulunur mu?
Onulur mu düşkünlerin yà resi
Bulunur mu kalb evinin çırası
bin Lokmà n'a varılsa da yoktur çà resi
"Medet, mürüvvet Ali!" diyen can bulunur mu?
Sakine HÃ tun der, varabilirsen
Can gözün açub da görebilirsen
bu Söz'ün fehmine erebilirsen
Bundan büyük sana ün bulunur mu?
Bu yolun sà hibi Muhammed-Ali
Pirimi sorarsan Bektaşi Veli
İllà fetà Ali bir daha bulunur mu?
Oturmuş mürşitler dolu içerler
dillerinden dürr_ü gevher saçarlar
Günahlının günà hından geçerler
Kusursuz, günahsız kul bulunur mu?
Mürşitler oturmuş yerli yerinde
Eremedi hiç kimse Ali Sırrı'na
Hep dikildik Erenlerin DÃ rına
Mansùr'un çekildiği Dà r bulunur mu?
YÃ r Nesimi, can Nesimi bil ki Hak aynındadır
Cümle mahlùkun vebà li ulemà boynundadır
Yüzdüler derisini besmelesizler, güyà şerià t için
Bunca yobazlar elinden Nesimi kurtulur mu?
Biz içiyoruz kırkların içtiği demden
Ki gönül kalmasın kaygudan gamdan
Fatıma Ana'nın girdiği cem bu demden
Arasalar da böyle cem bulunur mu?
Cem, cemiyyet cümle şeyden uludur
Ayin-i Cem Kardeşleri Ãli Kuludur
Üstümüzde duran Kudret Eli'dir
Hiç böyle mübà rek bir El bulunur mu?
Hey Erenler, bu yol bir gizli sırdır
Her ne ararsan yolda sırrıyla vardır
Cümle Cem Ehli'nde gönüller birdir
Ararsan da birinde gà m bulunur mu?
İşte, üçler/beşler ol kapıyı açtılar
Mühubbete misk ü anber saçtılar
Haklıyı haksızı Birden orda seçtiler
Suçlu olanlara orda yer bulunur mu?
Onulur mu düşkünlerin yà resi
Bulunur mu kalb evinin çırası
bin Lokmà n'a varılsa da yoktur çà resi
"Medet, mürüvvet Ali!" diyen can bulunur mu?
Sakine HÃ tun der, varabilirsen
Can gözün açub da görebilirsen
bu Söz'ün fehmine erebilirsen
Bundan büyük sana ün bulunur mu?
Kamilce
Haykırınca titrerdi dağlarla taşlar Ehli beytin derdi yürekleri dağlar
şaha kalk düldül geliyor kızılbaşlar Peygamber soyuna zulüm yaptılar
Zulme karşı sallanırdı o Zülfikar Allah ile kul arasına girdi azanlar
La Feta Illa Ali,la Seyfa,illa Zülfikar La Feta Illa Ali,la Seyfa,illa Zülfikar
Hüseyin"i Kerbela"da al kana boyadılar Pirler, Mürşitler susmuş konuşmazlar
Imam Zeynal Abidi"ni zindana attılar Cem yerine varıp birliği sağlamazlar
Imam Musa"i Kazıma kurşun akıttılar Hak uxun Mevla-ya sitem yollamazlar
La Feta, Illa Ali,La Seyfa, Illa Zülfikar La Feta, Illa Ali,La Seyfa, Illa Zülfikar
Ak deve üstünde yükümüz vardır Kula kul olduk yılıp, usanmadık
Erenlerden gelme soyumuz vardır Her gördüğümüzü kendimiz saydık
Mahşer kapısın`da duran şahımız vardır Aşık kul seveni bu uğurda uğurladık
La Feta, Illa Ali, La Seyfa, Illa Zülfikar La Feta, Illa Ali, La Seyfa, Illa Zülfikar.
şaha kalk düldül geliyor kızılbaşlar Peygamber soyuna zulüm yaptılar
Zulme karşı sallanırdı o Zülfikar Allah ile kul arasına girdi azanlar
La Feta Illa Ali,la Seyfa,illa Zülfikar La Feta Illa Ali,la Seyfa,illa Zülfikar
Hüseyin"i Kerbela"da al kana boyadılar Pirler, Mürşitler susmuş konuşmazlar
Imam Zeynal Abidi"ni zindana attılar Cem yerine varıp birliği sağlamazlar
Imam Musa"i Kazıma kurşun akıttılar Hak uxun Mevla-ya sitem yollamazlar
La Feta, Illa Ali,La Seyfa, Illa Zülfikar La Feta, Illa Ali,La Seyfa, Illa Zülfikar
Ak deve üstünde yükümüz vardır Kula kul olduk yılıp, usanmadık
Erenlerden gelme soyumuz vardır Her gördüğümüzü kendimiz saydık
Mahşer kapısın`da duran şahımız vardır Aşık kul seveni bu uğurda uğurladık
La Feta, Illa Ali, La Seyfa, Illa Zülfikar La Feta, Illa Ali, La Seyfa, Illa Zülfikar.
Kamilce
ATATÜRK AĞLIYOR
Ak saçlı bir ninenin ağzından:
Yavrularım , siz bilmezsiniz, bir zamanlar “ köyümüze düşman geliyor! “ dediler. Biz pılıyı pırtıyı toplayıp göçebeler gibi yola düştük. Sinan paşa ovasında bir köye yerleştik.
Günler geçti. Bir gün düşman ansızın köye geldi. Artık gidecek başka bir yer olmadığından, düşman içinde kalmıştık. Bir sabah uyandığımız zaman uzaklardan top sesi geliyordu. “kurtulduk, kurtulduk!” diye sevince düştük. Tam bu sırada köyün öte başında dumanlarla beraber göklere alevler yükseldi. Köy yanıyordu. Her taraftan bağrışmalar geliyordu. Kimimiz yarı çıplak, kimimiz yarı yanmış, bir halde köyün koruluğunda yerleştik. Artık düşman da köyü terk etmişti.
Biraz sonra atlılarımız, ellerinde al bayraklar olduğu halde, yel gibi yoldan geçtiler. Bağırdık, durmadılar. Hepimiz yollara dökülmüş ağlıyor, sızlıyorduk. Derken karşı yoldan bir toz bulutu yükseldi. Hepimiz gözlerimizi oraya diktik.
Biraz sonra bir otomobil göründü. Ve yavaşlayarak yanımızda durdu. İçinden altın gibi saçlı, kalpaklı bir adam fırladı. Durdu. Gözlerini perişan durumumuza döndürdü. Uzun uzun, derin derin baktı. Bu sırada biz yanındaki subaylara sokulduk. Onlarda onun gibi bakıyordu. Bir tanesini çekerek:
- Bu adan kimdir? diye sorduk. Hafifçe:
- Mustafa Kemal, dedi.
O zaman hepimiz coştuk. Bu adı her zaman duyuyorduk.
- Paşam, bizi kurtar, kurtar!.. diye bağırdık. Ayaklarına kapandık. O, hala dalgın dalgın, başı yerde düşünüyordu. Birden doğruldu. Sağ eli havadaydı:
- Sizi bu şekle sokanlar cezalarını gördüler ve daha da görecekler!.. Diyerek elini şimşek gibi aşağıya indirdi ve o anda gözlerinden iki damla yaş yuvarlandı.
Banoğlu, Age, S: 386 - 387
Ak saçlı bir ninenin ağzından:
Yavrularım , siz bilmezsiniz, bir zamanlar “ köyümüze düşman geliyor! “ dediler. Biz pılıyı pırtıyı toplayıp göçebeler gibi yola düştük. Sinan paşa ovasında bir köye yerleştik.
Günler geçti. Bir gün düşman ansızın köye geldi. Artık gidecek başka bir yer olmadığından, düşman içinde kalmıştık. Bir sabah uyandığımız zaman uzaklardan top sesi geliyordu. “kurtulduk, kurtulduk!” diye sevince düştük. Tam bu sırada köyün öte başında dumanlarla beraber göklere alevler yükseldi. Köy yanıyordu. Her taraftan bağrışmalar geliyordu. Kimimiz yarı çıplak, kimimiz yarı yanmış, bir halde köyün koruluğunda yerleştik. Artık düşman da köyü terk etmişti.
Biraz sonra atlılarımız, ellerinde al bayraklar olduğu halde, yel gibi yoldan geçtiler. Bağırdık, durmadılar. Hepimiz yollara dökülmüş ağlıyor, sızlıyorduk. Derken karşı yoldan bir toz bulutu yükseldi. Hepimiz gözlerimizi oraya diktik.
Biraz sonra bir otomobil göründü. Ve yavaşlayarak yanımızda durdu. İçinden altın gibi saçlı, kalpaklı bir adam fırladı. Durdu. Gözlerini perişan durumumuza döndürdü. Uzun uzun, derin derin baktı. Bu sırada biz yanındaki subaylara sokulduk. Onlarda onun gibi bakıyordu. Bir tanesini çekerek:
- Bu adan kimdir? diye sorduk. Hafifçe:
- Mustafa Kemal, dedi.
O zaman hepimiz coştuk. Bu adı her zaman duyuyorduk.
- Paşam, bizi kurtar, kurtar!.. diye bağırdık. Ayaklarına kapandık. O, hala dalgın dalgın, başı yerde düşünüyordu. Birden doğruldu. Sağ eli havadaydı:
- Sizi bu şekle sokanlar cezalarını gördüler ve daha da görecekler!.. Diyerek elini şimşek gibi aşağıya indirdi ve o anda gözlerinden iki damla yaş yuvarlandı.
Banoğlu, Age, S: 386 - 387
Kamilce
ATATÜRK’TEN BİR VEFA ÖRNEĞİ
Atatürk kişisel yaşamında arkadaşlık ve dostluğa büyük önem vermiştir. Yaşamı boyunca birçok dostu olmuş, bunların arasında farklı ırktan ve dinden insanlar da bulunmuştur. Arkadaşlarından kimileriyle uzun yıllar görüşmese de onlara olan vefa duygusunu hiçbir zaman yitirmemiştir. Aşağıdaki anı Atatürk’ün vefa duygusunu ve ırkçılıktan uzak insancıl anlayışını yansıtmaktadır.
Mustafa Kemal’in dostları arasında İğneciyan adında bir de Ermeni vatandaş vardı. Zengin bir kişidir. Sık sık Mustafa Kemal’i Şişli’deki evinde ziyaret etmekte ve kendisine birçok yardımlarda bulunmaktadır.
Mustafa Kemal Anadolu’ya geçtikten sonra bir Ermeni örgütü ile ilgisi olduğu iddiasıyla İğneciyan’ı tutuklayıp Malta’ya sürüyorlar. Tüm servetine el konuluyor.
İğneciyan Malta’dan döndükten sonra üzerinde bir elbisesinden başka hiçbir şeyi olmayan fakir bir kişi durumundadır. Bir de kızı vardır. Yedikule’de bir gecekonduya sığınmışlardır.
Atatürk zaferi kazanmış, devlet başkanı olmuştur. Devrimler için geceli gündüzlü çalışmaktadır.
Atatürk 1927’de ilk kez İstanbul’a gelmiştir. Bu İğneciyan için iyi bir fırsattır. Hem dostunu görmek, hem de uğradığı haksızlığı anlatmak için doğruca Dolmabahçe sarayına gider. İlgili memura başvurur:
- Ben, Gazi hazretlerini görmek istiyorum.
- Sen kimsin?
- Ben İğneciyan... Gazi’nin eski bir dostuyum, arkadaşıyım.
Memur, İğneciyan’ı baştan aşağı süzer. Kılık kıyafeti pek güven verici değildir. Bir bahane uydurarak atlatır. Birkaç kez daha başvurur, fakat sonuç alamaz.
Bir gün de kızını alıp birlikte saraya giderler. O gün sarayın önünde olağanüstü bir hal vardır. Motor sesleri, sağa sola koşturan insanlar. Bu, Gazi’nin bir geziye çıkacağına işarettir.
Polisler ve muhafızlar oradan uzaklaşması için İğneciyan’a işaret ederler. O sırada Gazi de Saray’dan çıkmıştır. Etrafındaki insan çemberi arasında otomobiline doğru ilerlemektedir.
O anda İğneciyan’ın kızı fırlayarak insan çemberini yarıp Gazi’nin karşısına sokulur. Gazi sorar:
- Kim bu kız?
Kız cevap verir:
- Ben İğneciyan’ın kızıyım.
- Nerede baban?
- Dışarıda bekliyor, sokmuyorlar...
Gazi hemen emir verir. İğneciyan’ı huzuruna alırlar. İki dost özlem içinde kucaklaşırlar. İğneciyan başından geçenleri anlatır. Gazi’nin gözleri dolu dolu olur. Emir verir. Gerekli soruşturma yapılır. İğneciyan’ın haklı olduğu anlaşılır ve alınan malları geri verilir.
Yıl 1938... Kasım’ın 12’si... Atatürk’ün acı kaybına dayanamayan İğneciyan üzüntüsünden ölür.
Bu ölümlü dünyanın en güzel şeyi karşılıklı vefalardır.
Hadi BESLEYİCİ, Atamız Atatürk, s.65-66
Atatürk kişisel yaşamında arkadaşlık ve dostluğa büyük önem vermiştir. Yaşamı boyunca birçok dostu olmuş, bunların arasında farklı ırktan ve dinden insanlar da bulunmuştur. Arkadaşlarından kimileriyle uzun yıllar görüşmese de onlara olan vefa duygusunu hiçbir zaman yitirmemiştir. Aşağıdaki anı Atatürk’ün vefa duygusunu ve ırkçılıktan uzak insancıl anlayışını yansıtmaktadır.
Mustafa Kemal’in dostları arasında İğneciyan adında bir de Ermeni vatandaş vardı. Zengin bir kişidir. Sık sık Mustafa Kemal’i Şişli’deki evinde ziyaret etmekte ve kendisine birçok yardımlarda bulunmaktadır.
Mustafa Kemal Anadolu’ya geçtikten sonra bir Ermeni örgütü ile ilgisi olduğu iddiasıyla İğneciyan’ı tutuklayıp Malta’ya sürüyorlar. Tüm servetine el konuluyor.
İğneciyan Malta’dan döndükten sonra üzerinde bir elbisesinden başka hiçbir şeyi olmayan fakir bir kişi durumundadır. Bir de kızı vardır. Yedikule’de bir gecekonduya sığınmışlardır.
Atatürk zaferi kazanmış, devlet başkanı olmuştur. Devrimler için geceli gündüzlü çalışmaktadır.
Atatürk 1927’de ilk kez İstanbul’a gelmiştir. Bu İğneciyan için iyi bir fırsattır. Hem dostunu görmek, hem de uğradığı haksızlığı anlatmak için doğruca Dolmabahçe sarayına gider. İlgili memura başvurur:
- Ben, Gazi hazretlerini görmek istiyorum.
- Sen kimsin?
- Ben İğneciyan... Gazi’nin eski bir dostuyum, arkadaşıyım.
Memur, İğneciyan’ı baştan aşağı süzer. Kılık kıyafeti pek güven verici değildir. Bir bahane uydurarak atlatır. Birkaç kez daha başvurur, fakat sonuç alamaz.
Bir gün de kızını alıp birlikte saraya giderler. O gün sarayın önünde olağanüstü bir hal vardır. Motor sesleri, sağa sola koşturan insanlar. Bu, Gazi’nin bir geziye çıkacağına işarettir.
Polisler ve muhafızlar oradan uzaklaşması için İğneciyan’a işaret ederler. O sırada Gazi de Saray’dan çıkmıştır. Etrafındaki insan çemberi arasında otomobiline doğru ilerlemektedir.
O anda İğneciyan’ın kızı fırlayarak insan çemberini yarıp Gazi’nin karşısına sokulur. Gazi sorar:
- Kim bu kız?
Kız cevap verir:
- Ben İğneciyan’ın kızıyım.
- Nerede baban?
- Dışarıda bekliyor, sokmuyorlar...
Gazi hemen emir verir. İğneciyan’ı huzuruna alırlar. İki dost özlem içinde kucaklaşırlar. İğneciyan başından geçenleri anlatır. Gazi’nin gözleri dolu dolu olur. Emir verir. Gerekli soruşturma yapılır. İğneciyan’ın haklı olduğu anlaşılır ve alınan malları geri verilir.
Yıl 1938... Kasım’ın 12’si... Atatürk’ün acı kaybına dayanamayan İğneciyan üzüntüsünden ölür.
Bu ölümlü dünyanın en güzel şeyi karşılıklı vefalardır.
Hadi BESLEYİCİ, Atamız Atatürk, s.65-66
Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi