You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Posting Freak
Kahramanmaraş
İstiklal Madalyası ve Kahramanlık Ünvanı Verilmesi

Kurtuluşun Kronolojisi

21 Ocak 1920 Çarşamba günü General Keret'in çağrısı üzerine yapılan toplantıdan taraflar yay gibi gerildi. Fransızlar tarafından atılan kurşunla bir Türk jandarmasının yaralanması ve hükümete doğru ilerlemekte olan bir Fransız birliğine, Türkler tarafından ateş açılmasıyla savaş başladı. Daha evvel kararlaştırılan parola gereğince her mahallede birer el silah atıldı.

Mustafa Kemal Paşa tarafından desteklenen Maraş Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanı Arslan Bey, savaşın başladığını ilan eden bir beyanname yayınladı. Bu beyannamede şöyle deniliyordu: “Arkadaşlar harp başlamıştır. Allah'ın inayeti, Peygamber'in ruhaniyeti, din kardeşlerimizin fedakarlığı ile her şey göze alınmıştır. Vatanımız tek kişi kalana kadar düşmana teslim olunmayacaktır. Gayret bizden yardım Allah'tan”. 21 Ocak 1920 Çarşamba savaşın ilk günü, silahlar patlar patlamaz, Fransızlar şehrin her tarafını makineli tüfek ateşiyle taradılar. Toplar, Ahır Dağı'nı ve çevrede bulunan yolları dövmeye başladı.

23 Ocak 1920 Cuma günü Antep'ten Maraş'a gelmekte olan bir Fransız kolu Şeyh Adil mevkiinde Türk çeteleri tarafından pusuya düşürüldü. Komutanları ve bir çoğu çatışma sırasında öldürüldü. Bu olay üzerine Türklerin toplu olarak bulunduğu mahalleler, Fransızlar tarafından şiddetli topçu ateşi altına alındı. Şehir bir yangın yerine döndü, her taraftan dumanlar yükselmeye başladı. Şehrin zenginleri ellerindeki bütün erzakı teşkilat emrine verdiler. Mahalleler arasında yiyecek, içecek, silah ve malzeme yardımını kolaylaştırmak için yollara hendekler kazıldı. Evlerin avlu duvarları yıkılmak suretiyle geçitler açıldı. Kadınlar ve çocuklar çetelere yiyecek yetiştiriyorlardı.

Harbin başladığını haber alan Kılıç Ali Bey, Antep'ten gelmesi muhtemel olan Fransız birliklerine karşı, Aksu Köprüsünü tutmak üzere bir miktar kuvvet bıraktıktan sonra Maraş'a geldi. Karargahını Arapkirli Çiftliği'nde kurdu. Daha sonra halkın maneviyatını yükseltmek için şu beyannameyi yayınladı. " Memleketi kurtarmak, düşmanla göğüs göğüse çarpışmak için şehre girdim. Düşmanı şehirden çıkaracağız. Allahın inayeti bizimle beraberdir."

24 Ocak'ta Kayabaşı Cephesi'nin düşme ihtimalinin belirmesi üzerine, Abarabaşı Kilisesi'nin baskı altına alınması ve Fransız karargahı ile bağlantısının kesilmesi için Karakızoğlu Muhittin Bey, bir teneke gaz dökerek kendi evini yaktı. Aynı şekilde Abdullah Çavuş da kışla bölgesindeki evini yakarak bölgedeki Ermeni evlerinin yanmasını sağladı.

25 Ocak'ta Mustafa Kemal Paşa'nın emri üzerine Sivas'ta hazırlanan 200 kişilik süvari bölüğüyle iki Şınaydır topunu Maraş'a getiren Yüzbaşı Kamil (Polat) karargahını Cancık'ta kurdu. Kışlayı ateş altına aldı. Evliya Efendi'nin emrindeki çeteler ile diğer çeteler bundan sonraki günlerde şehirdeki Ermeni kilise ve evlerini yakarak bunları ortadan kaldırmaya çalıştılar.
İslahiye ve Antep'ten Maraş'a gönderilen Fransız takviye kuvvetleri durdurularak şehre girmeleri engellendi. Bir kısmı da tamamen yok edildi.

29 Ocak Perşembe günü çocuklar, kadınlar ve savaşamayacak durumda olanlar şehir dışına ve civar köylere gönderildi. Soğuk ve karlı bir ortamda güçlükle gerçekleştirilen bu harekattaki amaç, çetelerin çoluk çocuğunu düşünmeden daha rahat bir şekilde savaşabilmelerini sağlamak ve insan kaybını en aza indirmekti.

30 Ocak Cuma günü hakim bir noktada bulunan ve etrafını ateş altında tutan Tekke Kilisesi'ni Evliya Efendi'nin çeteleri kuşattı. Bir bakır sürahiye (güğüm) çivi, nal parçaları ve barut koyup bir fitil taktıktan sonra ağzını kapattılar. Kilisenin içerisine atılan bu yerli bomba, yangına da sebep oldu. Kaçan Ermenilerin hemen hepsi öldürüldü. Bu çatışmalar sırasında kahramanlık destanı yazan Göllü'lü Yusuf Çavuş şehit oldu.

1 Şubat 1920 tarihinden itibaren savaş şiddetini daha da arttırmaya başladı. O gün Fransızlar çarşıyı ateşe verdiler. Mevlevihaneyi, Üdürgücü Camii'ni ve Belediye Dairesi'ni yaktılar. Şehir yangın alanına döndü.

2 Şubat 1920 günü Yörük Selim, Göksun ve çevresinden topladığı seksen süvari ve 120 piyade ile Maraş'a gelerek, Sulutarla mevkiinde düşmanla savaşa başladı. Kuzey taraftan başlatılan bu saldırı, arazinin açık ve örtüsüz olması nedeniyle başarısız oldu.

3 Şubat 1920; Kuyucak mıntıkasında düşmanla göğüs göğüse savaşan, gözü pekliği ile tanınan Mıllış Nuri, Kümbet Kilisesi'ne yapılan baskın sırasında karnından yaralanarak şehit oldu.

4 Şubat 1920 Çarşamba günü Evliya Efendi bütün kuvvetleriyle Taşhan'a yüklenmişti. Burada sıkıştırılan düşman kuvvetleri beyaz bayrak açıp teslim olacaklarını belirterek Evliya Efendi'yi kapıya istediler. Evliya Efendi kapıya yaklaşır yaklaşmaz bu askerler arasında bulunan Ermeniler, derhal ateşe başlayarak Evliya Efendi'yi şehit ettiler. İşgalin başından beri cansiperane çalışan, Ermeni ve Fransızları korkutan Evliya Efendi'nin şehâdeti, milli kuvvetlerin maneviyatını bozdu ve Evliya Efendi'nin çeteleri dağıldı.

5 Şubat 1920 Perşembe günü de şehirde savaş bütün hızıyla devam ederken, Ermenilerin çoğunlukta olduğu köylerden gelen haberlere göre Türk ahaliye yapılan zulüm son noktaya geldi. Alınan bilgilere göre çocuklar ve bebekler duvarlara çarpılarak, elleri ve ayakları koparılarak, gözleri oyularak öldürüldü, kızartılarak analarına zorla yedirildi.

6 Şubat 1920 Cuma günü İslahiye tarafından gelen bir Fransız uçağı şehrin üzerinde uçarak kışla ile haberleşmeye çalıştı.

7 Şubat 1920 Cumartesi, büyük bir düşman takviye kuvvetinin gelmekte olduğu haberi üzerine tedbir almak, takviye kuvvetlerini şehre sokmamak ve şehirde mahsur bulunan düşmanla birleşmesine engel olmak için çalışmalar başlatıldı. Ayrıca şehrin tamamen boşaltılarak yakılması ve düşmanın bu yangınla yok edilmesi fikri ağırlık kazanmaya başladı. Bu arada Miralay (Albay) Norman komutasındaki takviye kuvvetlerinin Aksu Köprüsü civarında Atizi'nde karargah kurduğu haberi şehre yayıldı. Bu kuvvetler iki süvari bölüğü, iki piyade taburu ve biri uzun menzilli olmak üzere dört top bataryasından ibaretti. Ağırlığını ise 400 araba taşıyordu.Günlerden beri geceli gündüzlü devam eden top, tüfek ve bomba sesleri cephaneliklerin havaya uçurulması sırasında meydana gelen sesler, barut ve kan kokuları yangın dumanı ve alevleri, adım başı görülen kafa, kol, bacak ve parçalanmış insan cesetleri yaralanan ve şehit olanların dayanılmaz halleri, bilhassa kadın ve çocukların sinirlerini bozdu. Bununla beraber şehit olan kocasının yerine silaha sarılan kadınlar, cephane taşıyan ve posta görevi yapan çocuklar da vardı.

8 Şubat 1920 Pazar günü Albay Norman'ın askerleri şiddetli bir topçu ateşinin desteğinde Mercimektepeyi işgal ettiler. Düşman Mercimektepe, Sıtma Pınarı ve Aksu'ya yerleştirdiği toplarla şehri döverken bir taraftan da var gücüyle batıda bulunan kuvvetlerimiz üzerine yüklendi. Amacı kışlada mahsur kalan General Keret'le bağlantı kurabilmekti. Batıdaki kuvvetlerimiz geri çekilmek zorunda kaldı. Maraş, kışladaki topların da şehri dövmeye başlamasıyla iki ateş arasında kaldı. Bu yardım kuvvetinin gelişi, kısa sürede halk arasında umutsuzluğa neden oldu ise de pek uzun sürmedi. Düşmanın ateş hakimiyeti altında olmayan yerler tamamen boşaltıldı. Fransızlar şehri terk eden yaşlı kadın ve çocukların üzerine de top ateşi açtı.

Albay Norman, Maraş'taki Fransız Generali Keret'e Adana Genel Valisi General Dufieux'un geri çekilmek istemiyordu. fakat Fransızlılar için tek kurtuluş yolu Maraş'ı terk etmekti. Bu yüzden bu karara uymak zorunda kadı.

9 Şubat 1920 Pazartesi, durum her iki taraf için tehlike arz etmeye başladı. Fransızlar şehrin her tarafını yoğun top ateşine tuttular. Cephanenin tükenmesi nedeniyle Türkler çok sıkıntılı anlar yaşadılar.Bir kısım halk arasında teslim olunacağı korkuları yaşandı. Fransızlar ve özellikle Ermenilerin yapabileceği bir katliamdan korkuluyordu. Fransız cephesinde durum Türklerinkinden daha kötü idi. Fransız askerleri yarım öğün besleniyorlardı. Hayvanlarına ancak günde bir kilo un verebiliyorlardı. Haberleşme hatları kesilmişti. Fransızlar ancak uçaktan verilen işaretler veya atılan bildirilerle haberleşebiliyorlardı. Kısaca ifade etmek gerekirse şehirde mahsur kalmışlardı. Şehrin güneyinde bulunan Ermenileri korumak için Binbaşı Corneloup komutasında on piyade ve üç makineli tüfek bölüğü görevlendirildi. Her şeye rağmen o gün Türklerin baskısı daha da arttı. Kışın şiddeti, açlık ve yokluklar Türklerin azminden hiçbir şey kaybettirmedi, hatta topyekün hücuma kalktılar.

10 Şubat 1920 Salı günü de Fransız bombardımanı devam etti. Buna karşılık çetelerimiz de tesirli ve isabetli atışlarına devam etti. Fransızların hareket serbestisine meydan verilmedi.

9-10 Şubat günlerinde belirli bir sahayı ateş altında tutan Fransız bombardımanından, kendileri çekilmek için yol açma çabasında oldukları anlaşılıyordu. Şehir bu günlerde yanmış, yıkılmış ve harabeye dönmüştü. General Keret geri çekilme planı hazırladı. Aralarında vardıkları karara göre, General'in vereceği ışıklı mermi işareti üzerine geri çekilme başlayacaktı.

10-11 Şubat 1920 gecesi saat 21.00'de geri çekilme başladı. Fransızlar geri çekilişlerini maskelemek için şehri son defa top ateşine tuttular. Maraş'tan çekilirken atlarının ayaklarını keçelerle sardılar. Fazla yüklerini attılar. Yanlarına aldıkları Ermenilerle birlikte kışladan ayrılan Fransız kuvvetleri, sessizce şehri kuzeybatısındaki araziyi aşarak Mercimek Tepe'ye ulaştılar. Daha sonra da ovaya inerek Sıtma Pınarı mevkiinde kendilerini bekleyen diğer Fransız kuvvetleriyle birleştiler.

11 Şubat 1920 Çarşamba günü Fransız'ların Maraş'tan çekilmekte ve kaçmakta olduğu haberi şehrin her tarafına yayıldı. Fransızlar şiddetli soğuk ve kar altında ilerlerken çok perişan oldular. Maraş-Fevzi Paşa yolunda ağırlıklarının büyük bir kısmı kar altında kaldı ve askerlerinin çoğunu kaybettiler. Ayrıca kaçan düşmanı takip eden birliklerimiz ağır kayıplar verdirerek onları İslahiye'ye kadar takip ettiler. Fransızların çekilmesine rağmen Maraş'ta bulunan Ermeniler ateşe devam ettilerse de, kısa zamanda susturuldular. Silahlarını teslim ederek kurtuluşu milli Türk Hükümetinin adaletine sığınmakta buldular.
Kadın-erkek, çoluk-çocuk her yaştan Maraşlının tüm yokluklara rağmen 22 gün 22 gece büyük özveri ile sürdürdüğü bu savaş, Türk'ün vatanı, bayrağı, din ve namusu uğruna ölümü hiçe saymasının ve yenilmezliğinin ifadesi olan bir kahramanlık örneğiydi. Kurtuluş savaşımızın ilk zaferi olarak tarihe geçen bu mücadele daha sonra ülkenin diğer şehir ve yörelerine de örnek olması bakımından son derece önemlidir. Maraşlı mücahitler memleketlerini kurtardıktan sonra çevre illerin de yardımına koşarak milli bütünleşmenin en güzel örneğini gösterdiler. 12 Şubat 1920 günü şehrin düşmandan temizlenmiş olması ve zafere ulaşılması nedeniyle bayram yapıldı. O günden beri her yıl Maraş'lı 12 Şubat gününü büyük bir heyecan içinde, o günleri yad ederek kutlamaya devam etmektedir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Kahramanmaraş
Kurtuluş Savaşı


Birinci Dünya harbi'nin sonlarına doğru Müttefiklerin yenilmesi üzerine, Osmanlı İmparatorluğu 30 Ekim 1918'de Mondros Mütarekesini imzaladı. Bu antlaşmaya göre, Anadolu'nun Bir çok yeri gibi Maraş'da işgal altına girdi. Maraş, önce İngiliz kuvvetleri tarafından 23 Şubat 1919 da işgal edildi. 8,5 ay süren İngiliz işgali sırasında pek kayda değer bir olay cereyan etmedi. Bunun da en büyük sebebi işgal kuvvetleri arasında çok sayıda Cezayirli, Tunuslu ve Hintli Müslüman askerlerin bulunmasıydı. Ancak şehirde bulunan Ermeniler bundan rahatsızlık duyuyorlardı.


Fıransızların maraş'a gelişi ve işgali

Osmanlı Devleti, daha I. Dünya Savaşı devam ederken 1916'da yapılan ve Sykes-Picot adı verilen gizli bir anlaşma ile İtilaf Devletleri arasında paylaşılmıştı. Bu antlaşmaya göre Musul Fransızlara bırakılmıştı.

İngilizler, çok eskiden beri devam ettirdikleri araştırmalar sonucunda ekonomik tespitler yaptırmışlardı. Bundan dolayı Musul'da zengin petrol yataklarının varlığını ve önemini çok iyi biliyorlardı. İngilizlerin amacı Irak petrolleri ile Basra Körfezi'ne hakim olmaktı. Çünkü Hindistan yolunun güvencesi ancak böyle sağlanacaktı.

15 Eylül 1919'da İngilizlerle Fransızlar arasında kararlaştırılan Suriye İtilafnamesine göre; Musul ve çevresini, bu bölgedeki petrol alanlarını İngiltere'ye devreden Fransa, buna karşılık onlardan boşalacak olan Maraş, Antep ve Urfa Sancaklarını işgal edecekti. Maraş halkı arasında 15 Ekim 1919 tarihinden itibaren İngilizlerin gideceği, yerlerine Fransızların geleceği söylentileri dolaşmaya başlandı. Her geçen gün bu haber daha da netleşti. İngilizlerden yakınlık göremeyen Ermeniler Fransızları dört gözle beklemeye başladılar. Çukurova bölgesinde halka karşı sert ve kırıcı bir tutum sergileyen Fransızların, Maraş'ı işgal edeceklerini duyduklarında halk endişeye kapıldı. Fransızların Maraş'a girmelerini önlemek için çareler düşündüler ve mitingler yaptılar. Ayrıca İngiliz ve Amerikan makamlarına çekilen telgraflarla olayı protesto ettiler. Fakat halkın bu gayret ve istekleri netice vermedi.

29 Ekim 1919 Çarşamba günü Fransız öncü kuvvetleri Yüzbaşı Julie komutasında Maraş'a geldi. 30 Ekim Perşembe günü de De Fontzine komutasında 1000 Fransız ve 500 Cezayir asıllı asker ile Fransız askeri elbisesi giymiş 400 Fransız eşkiyası Maraş'ı işgal etmeye başladılar. Maraş'ta bulunan Ermeniler Fransız işgal ordusunu coşkun gösterilerle karşıladılar. İşgalci Fransızlara çiçek buketleri sunularak “Yaşasın Fransızlar ve Ermeniler, Kahrolsun Türkler” diye bağıran Ermeniler taşkınlık ve çılgınlıklar gösterdiler. Türklerin milli ve dini değerlerine saldırdılar. İngilizlerin Türklere karşı Yunan ve Arapları kullandığı gibi Fransızlar da Ermenileri kullanıyorlardı. Suriye'deki Ermenilerden temin edilen askerlere Fransız üniforması giydirildi. İşgal etmek için bu askerleri Maraş'a getirildi. Fransızların Maraş'ı ve çevresini işgali İstanbul'da mitingler yapılarak pretesto edildi. Maraş halkının da yaptığı mitingle işgal pretesto edildi. İngiliz ve Fransız komutanlıklarına telgraflar çekildi.

Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Mustafa Kemal Paşa Maraş ve Antep'te halkı teşkilatlandırmak için yüzbaşı Kılıç Ali Bey'i ve Süvari Yüzbaşısı Yörük Selim Bey'i görevlendirdi. Yapılan görev taksimine göre Kılıç Ali Bey Pazarcık'ta karargahını kurarak halkı teşkilatlandıracaktı. Ayrıca Fransızların Antep'teki birliklerinin Maraş'taki birlikleri takviye etmelerine engel olacak ve İslahiye Türkoğlu üzerinden Maraş'a intikal edecek Fransızların yolunu kapayacaktı. Yüzbaşı Yörük Selim Bey ise Fransızların Maraş üzerinden İç Anadolu'ya doğru ilerlemelerine engel olmak için Göksun'da teşkilatlanacaktı. Ayrıca bunlar, gerektiğinde Maraş içindeki muharebelere katılacaklardı.


Sütçü İmam Olayı

31 Ekim 1919 günü Ermeniler, Fransız askerleriyle birlikte şehri dolaşırlarken önlerine gelen Türklere hakaretler ederek saldırılarda bulunuyorlardı. Bu esnada bir grup Fransız askeri hükümet konağındaki nöbetçi askerlere sataşarak, devleti küçültücü ve tahrik edici sözler söylediler. Oradan geçmekte olan bir posta dağıtıcısını da dövdüler. Bütün bu haberler şehre yayıldı. Fransız askerleri, hürriyetine bağlı, şeref ve namusuna son derece düşkün, bu uğurda ölümü hiçe sayan Maraş halkını henüz tanımıyor, her yaptıklarının yanlarına kalacağını sanıyorlardı. Türkler için son derece çileli ve ağır geçen bu gün sona ermek üzereydi . İkindi üzeri bir grup Fransız askeri ve Ermeni, kışlalarına dönüyorlardı. O sırada Uzunoluk Hamamı'ndan çıkıp evlerine gitmekte olan kadınları gören işgalcilerden biri onlara yaklaşarak; “Burası artık Türklerin değildir. Fransız memleketinde böyle gezilmez” dedi. Bu sözlere önem vermeyen kadınlara güçlerini göstermek isteyen Fransız askerler sataşmaya başladılar. Kadınlardan biri olayın etkisiyle bayılınca diğer kadınlar da feryada başladılar. Hamamın yakınındaki Kel Hacı'nın kahvesinde bulunan Maraşlılar olay yerine gelerek Ermenileri uyardılar. Fakat Bunları dinleyen olmadı. Bunun üzerine Çakmakçı Said ve Gaffar Kabuloğlu Osman, hanımları işgalcilerin elinden almak isterken dipçik ve kurşunla ağır yaralandılar. Bu sırada yan tarafta küçük bir dükkanda süt satan ve olayları soğukkanlılıkla seyreden Sütçü Hacı İmam, Karadağ tabancasını alarak olay yerine geldi. Silahını, kadınlara sataşan ve Çakmakçı Said'i yaralayan Ermeni'nin üzerine doğrultarak ateşledi. Kurşun isabet eden Ermeni yere düştü diğerleri ise kaçtılar. Maraş'ta düşmana sıkılan bu ilk kurşun ile Türk milletinin işgalcilere ve Ermenilere, yaptıklarının yanlarına kalmayacağı gösterildi. Olay yerine Fransız askerleri geldi. Bu esnada Sütçü İmam, Nalbant Bekir'den aldığı bir atla Bertiz'in Ağabeyli köyünde bulunan Beyazıt oğlu Muharrem Bey'in yanına gitti.

Ermenilerin ve Fransızların bütün çabalarına rağmen Sütçü İmam bulunamadı. Ancak olayın intikamını almak isteyen Ermeniler sağa sola ateş ederek Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin'i şehit ettiler. Bu arada; Türkleri öldürüp kadınlarını alacaklarını, camilerine çan takacaklarını söylemeye başladılar.
Bu olayda aldığı yaradan ile daha sonra Çakmakçı Said Şehit oldu. Yaralanan Ermeni ise öldü. Ölen Ermeni için 1 Kasım 1919 tarihinde kalabalık bir cenaze töreni düzenlendi. Fransızlar da misilleme hareketlerine girişerek Sütçü İmam'ın dayısının oğlu Tiyeklioğlu Kadir'in ellerini ve ayaklarını arkasından bağlayıp burun ve kulaklarını kestikten sonra boğazlayarak şehit ettiler.




Büyük Savaş Başlıyor

Bayrak olayının ardından şehir adım adım savaşa sürüklenir. Aslanbey Başkanlığında kurulan Müdafa-i Hukuk Cemiyeti, her mahallede kurularak faaliyete geçer. Bir taraftan da Gazi Mustafa Kemal Atatürk ile temasa geçerek direniş hazırlığına başlanır. 21 Ocak 1920 günü şehir harbi başlar. 22 gün ve gece süren bir mücadeleden sonra Maraşlılar 7'den 70'e silaha sarılarak tek yürek tek bilek halinde bütün mevcudiyetini ortaya koyar. Sonunda kendisini yok etmek isteyen düşmanı yerli işbirlikçileri ile birlikte mağlup eder, büyük bir zafere imzasını atar. Bu uğurda birçok evladını şehit verir. Maraş'ın düşman işgalinden kurtulması, Türk Kurtuluş Savaşının da ilk hareketini teşkil eder. Maraşlılar daha o tarihte “Kendini Kurtaran Şehir” unvanı ile anılmaya başlanmakla birlikte, çevre illerin de yardımına koşarak Milli dayanışmanın en güzel örneklerini verir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Kahramanmaraş
Dulkadiroğlu Beyliği Dönemi

XIII. yüzyıl sonlarında Halep ile Antep arasındaki bölgeye yerleşen Bozok Türkmenleri, Memlukluların fetihlerinden sonra Antep'ten Elbistan'a kadar uzanan bölgeleri ele geçirdiler. Bunlar Antakya'dan başlayıp kuzey-doğu yönünde Maraş'a kadar uzanan Amanos Dağları'nın doğu vadisinde kışı geçirirler, yaz gelince de vadinin kuzeyinde Binboğa'lar, Berit, Nurhak, Akçadağ ve Tohma Vadisi ile çevrili yaylalara çıkarlardı. Bu Türkmenler, Oğuzların Bozok koluna mensup Bayat, Afşar ve Beydili beyleri idi.

Dulkadiroğulları Beyliği'ni kuran Türkmenlerin hangi boydan geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Fakat Dulkadir halkının çoğunluğunun Bayat boyuna mensup Türkmenler olduğu tahmin edildiğinden beyliğin kurucularının da Bayatlar olması mümkündür.

Mısır ve Suriye'ye sahip olan Memluk Sultanı en - Nasır Muhammed b.Kalavun, Suriye sınırlarının güvenliğini sağlamak amacıyla Dulkadirli ailesinden Zeyneddin Karaca'ya hilat ve hediyeler vererek onu 1337'de Elbistan naipliğine atadı. Böylece Dulkadir Beyliği kurulmuş oldu.

Dulkadir Beyliği Memluklulara bağlı olmasına rağmen Zeyneddin Karaca Bey, Memlukluların taht kavgalarından istifade ederek bağımsız hareket etmek istedi. Böylece beyliğinin sınırlarını Halep'e doğru genişletmeye çalıştı. Zeyneddin Karaca Bey, bir yandan topraklarını Suriye'ye doğru genişletirken bir yandan da kuzeye doğru Eretna Devleti topraklarına akınlarda bulundu. Melik Zahir unvanını alan Karaca Bey, 1348 yılında bağımsızlığını ilan etti. Fakat 1353 yılında Memluklulara yenilen Karaca Bey, Kahire'de idam edildi.

Zeyneddin Karaca Bey'in idam edilmesinden sonra yerine oğlu Halil Bey Dulkadir Beyi oldu. 1354 yılından 1386 yılına kadar Dulkadir Beyi olan Halil Bey zamanında, beyliğin hudutlan Zamantı'dan (Pınarbaşı) Harput'a kadar genişledi; Halil Bey de babasının politikasını takip ederek bağımsızlığını ilan etmek istedi ise de Memluklular buna izin vermediler. Dulkadir Beyliği'ne fitne sokarak Halil Bey'i 1386'da kendi yakınlarına öldürttüler. Halil Bey'in öldürülmesinden sonra Dulkadir Beyliği'nin başına Sevli Bey geçti. Sevli Bey zamanında Memluklular, Dulkadir Beyliği arazisine hâkim olmak istediler. Bu yüzden iki taraf arasında birçok savaş oldu. Dulkadirlilerin bu savaşlarda başarılı olmaları nedeniyle Memluklu Sultanı Berkuk, Sevli Bey'in beyliğini tanımak zorunda kaldı. Sevli Bey topraklarını genişletmek için Memluklu topraklarına ve Kilikya Ermenileri üzerine akınlar yaptı. Sevli Beyin Memluklular için tehlikeli olmaya başladığını gören Berkuk, 1398 yılında bir suikast düzenleterek onu ortadan kaldırdı.

Osmanlılardan yardım alırken bir yandan da Memluklularla dostane ilişkiler kurdu. Uzun yıllar Dulkadir Beyi olan Nasreddin Mehmet Bey 1442 yılında öldü.Nasreddin Mehmed Bey'in ölümünden sonra Dulkadir Beyliği'nin başına Süleyman Bey geçti. Onun zamanında Dulkadir Osmanlı ilişkileri gelişti. Süleyman Bey kızı Sitti Mükrime Hatun'u II. Murad'ın oğlu II. Mehmed'e (Fatih'e) verdi. Diğer kızım da Memluk Sultanı Zahir Çakmak'a verdi. iki büyük devletle akrabalık bağı kurarak beyliğine Karamanoğullarına ve Akkoyunlulara karşı savunmak için destek sağladı.

Alaüddevle Bozkurt Bey'in babası olan Süleyman Bey, Maraş'ta bulunan Ulu Camii'yi yaptırdı. Süleyman Bey'in 1454 yılında ölümünden sonra yerine oğlu Melik Arslan, Dulkadir Bey'i oldu. Onun zamanında Dulkadirliler ile Akkoyunlular arasında savaşlar çıktı. Dulkadirlilerin elinde bulunan Harput (Elazığ) Uzun Hasan tarafından alındı ve Dulkadirlilerin başkenti Elbistan, Akkoyunlu ordusu tarafından tahrip edildi. Memluklu Devleti ile arası açılan Melik Arslan Bey, Memluklu Sultam Hoşkadem'in bir fedaisi tarafından Elbistan'da camide ibadet ederken 1465'de öldürüldü.

Melik Arslan'ın öldürülmesinden sonra kardeşi Şahbudak Bey Dulkadir Bey'i oldu. Ancak kardeşinin öldürülmesinde rolü olduğu gerekçesiyle kendisine halk tarafından itibar edilmedi. Bu arada Fatih'in desteğini sağlayan Şehsuvar Bey, Dulkadir Beyliğini 1466'da ele geçirdi.

Fatih'in yardımı ile Dulkadirlilerin başına geçen Şahsuvar Bey, üzerine gönderilen üç Memluklu ordusunu mağlup etti. Fakat Şehsuvar Bey, kazandığı zaferlere güvenerek Osmanlılara cephe aldı. Bunun üzerine Fatih sağladığı desteği çekti. Bu yüzden Şehsuvar Bey, Memluklulara karşı direnemedi ve 1472 yılında yakalanarak Kahire'ye götürüldü. Memluklu Sultanı Kayıtbay'ın emriyle Züveyle Kapısında aynı yılda idam edildi.

Memluk Sultanı Kayıtbay'in desteği ile Şahbudak Bey ikinci kez Dulkadir Beyi olarak tayin edildi. Ancak Osmanlı Sultanı Fatih, yanında bulundurduğu Şahbudak Bey'in kardeşi Alaüddevle Bozkurt Bey'e destek vererek Onun Dulkadir Beyliği'ni 1480'de ele geçirmesini sağladı. Alaüddevle Bozkurt Bey, ilk yıllarında, Osmanlı'ların yanında yer aldı. Üzerine gönderilen Memluk Ordularını mağlup etti. Dulkadir Beyliği yüzünden Osmanlı-Memlük ilişkileri bozuldu. Çukurova'da hakimiyet mücadelesi yüzünden başlayan Osmanlı-Memlük savaşları 1485-1491 yılları arasında devam etti. Alaüddevle Bey, kızı Ayşe'yi II. Bayezit'e verdi. Bu evlilikten Yavuz doğdu. Böylece Alaüddevle Bozkurt Bey, Yavuz'un dedesi oldu.

Alaüddevle Bozkurt Bey, Memlük ve Osmanlı toprakları arasında kalan beyliğinin devam edebilmesi için her iki devlet ile de yakın ilişkiler içine girdi. izlediği denge politikası ile uzun yıllar beyliğin başında bulundu.

Ancak 1501'de Tebriz'de kurulan Türk Safevi Devleti ile mücadele etmek zorunda kaldı. Safevi hükümdarı Şah İsmail Anadolu'yu ele geçirmek istiyordu. Dulkadir topraklarına giren Şah İsmail 1507 yılında Elbistan'ı aldı ve burayı baştanbaşa tahrip ederek Maraş'ı da ele geçirdi. Şah İsmail'in çekilmesinden sonra Alaüddevle Bey Maraş ve Elbistan'ı yeniden ele geçirdi. Ancak Elbistan öyle tahrip edilmişti ki bu yüzden başkenti Maraş'a taşıdı. Bundan sonra Alaüddevle Bey, Osmanlılara karşı Memlukluların yanında yer almaya başladı. Hatta, ezeli düşmanı Şah İsmail'in üzerine Yavuz'un düzenlediği Çaldıran Seferi'ne çağrıldığı halde katılmadığı gibi Şah İsmail ile de ittifak kurdu. Alaüddevle Bey, Yavuz'un yanında bulunan kardeşi Şehsuvar Beylin oğlu Ali Bey'in Osmanlılar tarafından desteklenmesini hoş görmüyordu. Bu yüzden Çaldıran Savaşı'na giden Osmanlı ordusunun iaşe yollarını keserek teçhizatlarını yağmalattırdı.

Yavuz Sultan Selim 1514 yılında kazanılan Çaldıran zaferinden sonra Dulkadir Beyliğini ortadan kaldırmak için harekete geçti. Kayseri sancak beyliğine getirilen Şehsuvaroğlu Ali Bey'e Dulkadir toprakları alındığı takdirde kendisine verileceği vaat edildi. 1515 'te Ali Bey ve Rumeli Beylerbeyi Sinan Paşa, Alaüddevle Bey üzerine gönderildi. 13 Haziran 1515'te Göksun yakınlarında Turna Dağında Osmanlılar ile Dulkadirliler arasında yapılan savaşta Alaüddevle Bey yenilerek dört oğlu ile birlikte idam edildi. Böylece Dulkadiroğulları Beyliği fiilen sona erdi. Yaklaşık 180 yıl devam eden Dulkadiroğulları Beyliği, Osmanlıların, Anadolu'da sınırlarına kattıkları son beyliktir. Dulkadiroğulları Beyliği; Kırşehir-Bozok-Kayseri-Pınarbaşı, Elbistan, Harput-Maraş-Kadirli-Antep gibi geniş bir alanda hakimiyet sürmüştü. Sözü edilen bu şehirlerde dulkadiroğullarından kalma birçok camii, kale, medrese, mescit, vs. eserlere rastlanmaktadır.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Kahramanmaraş
Anamın-askeri Can çok güzel görüntüler emeğine sağlık nekadar güzel bir memleketmiş gelde görmediğine yanma.
kendi memleketimizin güzeliğinede yeter olmuyor.
Bir ismim Bektaş bir ismim Ali
Bir ismim Mustafa Kemal'im teni
Bozatlı Hızırdır vallaha Piri
Bir ismim Muhammet Mekkede yeri.

ZÖHRE ANA
Posting Freak
Kahramanmaraş
Selçuklular Dönemi



23 Mayıs 1040 tarihinde Selçuklu ailesinin liderleri Tuğrul ve Çağrı Beyler Dandanakan Meydan Muharebesi'nde Gazneliler Devleti'ni mağlup ederek Horasan ve İran'da bağımsız bir devlet kurdular. Selçuklu Türklerinin bu başarısını haber alan Türkistan bölgesindeki Oğuz Türkmenleri batıya doğru hicret ederek İran'a girdiler. Tuğrul ve Çağrı Beyler, Türkmenleri Anadolu'ya yerleşmeleri için teşvik ettiler.
1018-1021 yılları arasında Çağrı Bey Doğu Anadolu Bölgesi'ne bir keşif hareketi yaparak Anadolu'nun siyasi, sosyal ve coğrafi durumu hakkında bilgi edindi. Anadolu, önce Bizans-Sasani, sonra da Bizans-Müslüman Arap çatışmalarına sahne olmuştu. Savaş ve istila alanına dönüşen Anadolu topraklarında nüfus oldukça azalmış ve bu yüzden Türkler'in yereşebilecekleri bir alan haline gelmişti. Bu bilgileri elde eden Çağrı Bey, maveraünnehr'e dönerek kardeşi Tuğrul Bey'e durumu arz etmiştir.

Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey'in 1047 de batıya doğru hareketiyle Türkmenler Anadolu'ya doğru girmeye başladılar. Tuğrul Beyin amcaoğlu İbrahim Yinal komutasındaki Selçuklu ordusu 1048 yılında, Erzurum yakınlarında, Bizans ve Gürcü ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu zaferin arkasından kazanılan 1071 Malazgirt Savaşı ile Anadolu'nun kapısı Türklere açıldı. Malazgirt kahramanı Alparslan, Anadolu'nun fethi için büyük kumandanlarını görevlendirdi.
Maraş bölgesinde 1021 yılı öncesi Rumlar, Süryaniler ve Nasturiler yaşamaktaydı. Ancak bu tarihte Bizans İmparatoru II.Vasil, Doğu Anadolu Bölgesi'nde yaşayan ve Rumlarla aralarında mezhep kavgaları olan Ermenileri Kayseri, Sivas ve Malatya civarlarına göçürmüştü. Selçukluların Maraş bölgesini fethetmesinden önce burada Ermeni nüfus artmış ve bölge Bizans'a bağlı Ermeni valiler tarafından yönetilmeye başlanmıştı. O sıralar Bizans'ın Ortodoks mezhebini empoze etme baskılarına maruz kalan Ermeniler, Bizans'a karşı direnişe geçerek, Türklerin bölgeyi fethini kolaylaştırıcı yardımlarda bulundular.
Bu sırada Maraş, Malatya, Harput, Palu, Elbistan, Tarsus ve Urfa'yı içine alan Ermeni asıllı Bizans komutanı Philaretos Brachmins, Bizans'a bağlılığını reddederek bir Ermeni prensliği kurdu ve Philaretos İslâmiyet'i kabul ederek Melikşah'ın vasalı oldu. Bu yüzden Bizans ve Ermeni kaynakları onu döneklikle suçlarlar.

1075'de İznik'i ele geçirerek Anadolu'da, Büyük Selçuklulara bağlı bir devlet kuran Süleyman Şah, Emir Buldacı komutasında bir orduyu Maraş ve Elbistan bölgesine gönderdi. 1086 yılında Emir Buldacı tarafından Maraş ve Elbistan bölgesi fethedilerek Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlandı. Bu tarihten 1097 yılına kadar Türklerin elinde kalan Maraş, Haçlı istilasına uğradı. 1097 yılında Maraş'ı ele geçiren Haçlılar, burada Katolik Kilisesi ve Latin Piskoposluğu kurarak Antakya'ya doğru ilerlediler. Elbistan'ı da ele geçiren Haçlılar burada da bir Haçlı Prensliği kurdular. 1100 yılında Antakya Prensi Bohemond Malatya'yı işgal etmek için kuzeye doğru ilerlerken Maraş ovasında Danişmend Gâzi tarafından mağlup ve esir edildi. Bu tarihte Maraş Türklerin eline yeniden geçti. 1103 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı I.Kılıçarslan, Danişmend Gâzi'yi mağlup ederek Maraş'ı Anadolu Selçuklularına bağladı. Ancak; kısa süre sonra Maraş yeniden Haçlıların eline geçti. I.Kılıçarslan 1105 yılında şehri alarak vezir Ziyaeddin Muhammed'e bağış olarak verdi. 1107 yılında Kılıçarslan'ın ölümünden sonra Maraş yeniden Haçlıların eline geçti. Burada bir Latin Senyörlüğü kuruldu. Şehir bazen Antakya Haçlı Kontluğu'na bazen de Urfa Haçlı Kontluğu'na bağlandı. 1114 yılında Maraş'ta büyük bir deprem oldu. Bu depremde şehir tamamen yıkıldı ve 40.000 kişi öldü.

Türklerle Haçlılar arsında sık sık el değiştiren Maraş şehrine 1136 tarihinde Danişmendliler hakim oldular. Bizans İmparatorunun Haçlılara yardım etmesi ile Maraş yeniden Hıristiyanların eline geçti. Danişmendlilerin Anadolu'daki nüfuzuna son veren I.Mesud 1144 yılında Elbistan'ı, 1150'de de Maraş'ı alarak Anadolu Selçuklularına bağladı. I.Mesud Maraş bölgesini, gelecekte Selçuklu Sultanı olacak olan oğlu II.Kılıçarslan'a verdi. Bu tarihten sonra Maraş üzerinde Musul Atabegi Nureddin Mahmud Zengi ve II.Kılıçarslan arasında çekişme başladı. Nureddin Mahmud Zengi 1172'de Maraş'ı aldı. Ancak Selçuklulara geri iade etmek zorunda kaldı. Bu arada Maraş, Haçlıların yardımıyla Kilikya'da bir prenslik kuran Ermenilerin sık sık saldırılarına maruz kaldı.

1174 yılında Zengiler devletinin yıkılmasından sonra onların topraklarına sahip olan Mısır Sultanı Selahattin Eyyubi, Maraş bölgesine sahip olmak için Selçuklularla mücadeleye girişti. I.Kılıçarslan, bir yandan Kilikya Ermeni saldırısına, bir yandan da Antakya Haçlılarının saldırılarına karşı Maraş'ta bir uç beyliği kurdu. Komutanlardan Emir Hüsamettin Çoban'ı bu beyliğin başına getirdi. 1180 yılının sonlarında kurulan bu beylik, şehir 1259 yılında Ermenilerin eline geçinceye kadar devam etti. Hüsameddin Çoban'dan sonra bu beyliğin başına oğlu İbrahim, daha sonra da onun oğlu Nusrettin Hasan Bey geçti. 1234 yılına kadar Maraş Emirliği'nde kalan Hasan Bey zamanında Maraş yeniden imar edildi ve gelişti. Bugün Afşin ilçesi sınırları içerisinde olan Ashâbü'l-Kehf'te bulunan kervansaray, tekke ve cami Hasan Bey tarafından yaptırıldı. Nusreddin Hasan Bey zamanında Maraş üzerine saldıran Ermenilerle mücadele edildi.

Hasan Bey'in ölümünden sonra Maraş Emirliği, sırası ile; oğulları Muzaferüddin ve İmadeddin'e geçti. 1240 yılında Anadolu'nun siyasi, sosyal ve ekonomik tarihinde önemli rol oynayan Baba İshak İsyanı, Maraş civarında oldukça etkili oldu. Ayrıca Maraş, Elbistan ve Malatya üçgeni arasında yerleşen Ağaçeri Türkmenleri, Selçuklu Devleti'ne karşı isyan ettiler. Zaten 1243 yılında Anadolu Selçuklu Devleti, Moğollara Kösedağ Savaşı'nda yenilerek onların hakimiyetine girmişti. Moğol hakimiyeti döneminde diğer Anadolu şehirleri gibi Maraş'ta da asayiş ve düzen bozuldu. Bir yandan Ermenilerin saldırıları, bir yandan Ağaçerilerin isyanı, diğer yandan da Moğolların akınları sebebiyle Maraş'taki Selçuk idaresi çöktü ve 1259 yılında Maraş Valisi İmadeddin şehri terk edince Kilikya Ermenileri Maraş'ı ele geçirdiler. Ermeni Prensi Hetum İlhanlı Hükümdarı Hülagu ile anlaşarak bölgenin hakimiyetinin kendisine verilmesini sağladı. 1277 yılında Mısır Türk Memlukluları Sultanı Baybars Elbistan'da Moğol ordusunu ağır bir yenilgiye uğrattı. Bölgeyi Moğolların elinden almasına rağmen Selçukluların desteğini elde edemeyen Baybars, çekilmek zorunda kaldı.

1296 yılına kadar Kilikya Ermeni Prensliği'nin elinde kalan Maraş, Mısır Türk Memlukluları tarafından fethedildi. 1337 yılında Maraş ve Elbistan'da kurulan Dulkadiroğulları Beyliği kuruluncaya kadar Memlukluların Halep Valiliği'ne bağlı kaldı.

Selçuklu fethiyle birlikte Anadolu Türkleşmeye ve İslâmlaşmaya başladı. Doğudan gelen Türkmen aşiretleri Maraş bölgesine de yoğun olarak yerleştiler. Dulkadiroğlu Beyliği öncesi, Memluk idaresi boyunca bölgede Türkmen nüfusu oldukça arttı ve bu sebeple Maraş bölgesine Vilayet-i Türkman, Türkmen İli gibi isimler verildi. Hatta günümüz tarihçilerinin bir kısmı Maraş bölgesini Türkmen deposu olarak ifade etmektedirler
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Son Düzenleme: 23/02/2010, 00:37, Düzenleyen: SerkanDgn.
Posting Freak
Kahramanmaraş
KAHRAMANMARAŞ' IN TARİHİ

[Resim: asurmetinleri.jpg]

Bir kentin adının yazılı olduğu dönem, kentin geçmiş kültürüne ait yapıt ve eşyaların bulunduğu müze, yazılı ve tarihi kaynaklarda kent hakkında verilen bilgilerin yazıldığı tarih gibi belirgin kaynaklar, o kentin geçmişe olan derinliği hakkında doğru bilgileri verecek olan belgelerdir. Bu ölçütler çerçevesinde bir değerlendirme yapıldığında; Maraş'ın, bugünkü ismi ile Kahramanmaraş'ın, çok eskiye dayanan tarihi, önemli bir kent olduğunun göstergesidir. Bu kentin en az 3 bin yıl öncesine kadar bilinen bir adı, 7 bin yıl öncesine kadar bilinen bir tarihi vardır.

Maraş kentinin adı ile ilgili en eski, en önemi yazılı kaynaklar; M.Ö. 9. yüzyıldan başlayıp 8. yüzyılın sonlarına kadar takip edilebilen Asur metinleridir. M.Ö. 9. yüzyıl ortalarına rastlayan Asur Krallarından Tiglatplazer zamanından itibaren başlayıp, II. Sargon zamanına yani M.Ö. 8. yüzyıl sonlarına kadar hüküm süren kralların her yıl Anadolu'ya yaptıkları askeri seferlerden söz edilen yıllıklarda, GURGUM krallığı ve bu krallığın başkenti MARKAS veya MARKASİ'den söz edilmektedir.

Maraş adının Hititlerden geldiğini doğrulayan Asur kaynaklarında da şehrin adı Markaji şeklinde ifade edilmektedir. Asur kralı Sargon zamanından kalan Boğazköy yazıtlarında Maraş'ın adı yer almaktadır. Geç Hitit Devleti'nin önemli merkezlerinden biri olan Maraş'ın adı bu dönemde Gurgum olarak belirtilmektedir. Milattan Sonra (İ.S.) I.yüzyılda Roma İmparatorluğu bölgeyi ele geçirince Maraş'ın adı Germanicia olarak değiştirilmiştir. Roma ve Bizans İmparatorluğu döneminde bu adla anılan şehir, Müslümanlar tarafından fethedilince ilk şekli olan Maraj ismi kullanılmaya başlanmıştır. Arap alfabesinde “j” harfi olmadığından şehrin adı Mer'aş şeklinde yazılmıştır. Bu görüşlerin yanı sıra Maraş adının Arapça “zelzele-titreme” anlamına gelen “Re'aşa” fiilinden türeyerek “Meraş” şeklinde yazıldığı da ifade edilmektedir. Osmanlılar döneminde, bölgede Dulkadiroğulları Beyliği'nin kurulmasından dolayı şehrin adı, Zülkadir şeklinde de yazılmıştır.

[Resim: kheykel.jpg]

Maraş adının nereden geldiği ve anlamının ne olduğuna dair birkaç görüş ileri sürülmektedir. Tarihçi Herodot, Maraş şehrini Hitit komutanlarından Maraj adlı bir askerin kurmasından dolayı şehre Maraj adı verildiğini belirtmektedir. Şehrin adı, Hititlerden kalan yazıtlarda Maraj ve Markasi şeklinde geçmektedir.
Maraş kentinin eski ve köklü bir yerleşim yeri olduğunun en önemli göstergelerinden biri olan; bir kısmı Türkiye'nin değişik müzelerinde, bir kısmı da Kahramanmaraş müzesinde bulunan kültürel kalıntılardır.

Halen İstanbul Eski Şark Eserleri Müzesi'nde sergilenen Maraş Aslan'ı nadide eserlerin başında gelir. Bazalt'tan yapılmış bu Aslan, kayıtlara göre Maraş Kalesi'nde bulunmuştur. Sanatsal özellikleri ile bu Aslan, tam bir Hitit eseridir. Bu heykelin en dikkat çekici tarafı ise; üzerinde yer alan Hitit hiyeroglifi ile yazılı uzunca bir metindir. Bu metin; Maraş tarihinin önemli bir bölümüne ışık tutmaktadır. M.Ö. 9 yüzyıl'da kenti yönetmiş olan Kral Halparunda'nın, bu yazıtta, kendi soyunun, babasının, dedelerinin ve geçmiş kralların adlarını yazarak kraliyet geçmişi hakkında bilgi vermektedir.
Maraş'ta bulunmuş olan en zengin arkeolojik malzemelerin mezar taşları olduğu görülmektedir. Maraş'ta bulunmuş olduğu halde dışarıdaki müzelerde sergilenen birkaç önemli eserden birisi, Paris Louvre Müze'sinde, birisi İstanbul Arkeoloji Müze'sinde sergilenmektedir.
Heykel grubu içerisinde bulunan eserlerden; Maraş'ta yaşayan Hitit halkının güçlü bir aile yapısının olduğu, okuma yazmanın, ticaretin, bilgi edinmenin önemli bir yer tuttuğu anlaşılmaktadır. Günümüzde de Kahramanmaraş halkının okumaya meraklı olması, ilin eğitim seviyesinin yüksek olması ilginç bir durumdur.

[Resim: marasaslani.jpg]

Kentin tarihi ile ilgili en geçerli kaynaklardan ve belgelerden birisi de yazılı belgelerdir. Yukarıda sözü edilen; gerek mezar taşları, gerekse Maraş Aslan'ı ve M.Ö. 1370-1335 yılları arasında hüküm süren Hitit Kralı I. Şuppililuma'nın Karkamış Kralı ile yaptığı anlaşma, bu yazılı belgeler arasındadır.Öteden beri kesintisiz bir yerleşim merkezi olan ve her dönemde önemini koruyan, Gurgum Krallığına başkentlik yapmış olan Maraş, bu önemini belki de coğrafi konumundan almakta idi. Sırtını bir yandan Toroslar'a veren, önünde, içerisinden nehirlerin, çayların aktığı mümbit alüvyon bir ovanın bulunması , doğudan batıdan, güneyden gelen yolların kavşağında yer alması Maraş'ı geçmişten bu yana devamlı önemli kılmıştır.


Hititler dönemi ( M.Ö. 2000 - 1200 )

[Resim: hitit.gif]

Hititler, M.Ö. 2000-1200 yılları arasında Anadolu'da hakimiyet sürdükleri dönemde Maraş bölgesinde de egemen olmuşlardır. Hititler döneminde bu şehrin adına Maraj ve Markasi denilmektedir. Hititler döneminde Maraş bölgesinde Elbistan, Pazarcık ve Türkoğlu ilçeleri sınırları içinde bir çok yerleşim merkezinin olduğu görülmektedir. Elbistan'ın Karahöyük harabelerinde yapılan kazılarda; Hititler'in hüküm sürdüğü bu alanda, Asur ticaret kolonilerine ait çanak, çömlek, tunç ve kemik kalıntıları ele geçirilmiştir. Hititlere ait anıtsal yapılara da rastlanmıştır. Elde edilen eserlerin üzerinde Hitit figürleri görülmektedir.


Asurlular Dönemi ( M.Ö. 720 - 612 )

[Resim: asur.jpg]

M.Ö. VIII. yüzyıl. sonlarında Asur krallarından Sargon II. zamanında (M.Ö.721-705) Gurgum şehir devleti yıkılmış ve Maraş bölgesi Asurlulara bağlanmıştır. Asurlular döneminde şehir, bir ara, Urartuların yönetimine geçmiştir. Yine iki Türk kavmi olan Kimmerler ve İskitler Anadolu istilâları sırasında Maraş'ı da ele geçirmişlerdir. Asurlular zamanında Maraş, ticaret yolları üzerinde bulunması sebebiyle önemini korumuştur. Kapadokya-Mezopotamya ticareti Maraş üzerinden sağlanmıştır


Persler Dönemi ( M.Ö. 612 - 550 )

[Resim: persler.jpg]

Maraş bölgesindeki Asur egemenliği fazla sürmedi. M.Ö.612 yılında Med devletinin kralı Keyaksases, güney komşusu Babillerin de yardımı ile Asur başkenti Ninova'yı ele geçirmiş ve bütün Asur ülkesinin kalelerini yağmalayarak bu devlete son vermiştir. Bir süre sonra da Güneybatı İran'da Ahameniş soyundan gelen II.Kiros, Medleri ortadan kaldırarak İran'da Pers İmparatorluğu'nu kurdu (M.Ö.550). Anadolu'yu istilaya başlayan II. Kiros, Lidya kralını mağlup ederek diğer Anadolu şehirleri gibi Maraş'ı da topraklarına kattı. Pers kralı I. Darius zamanında Anadoludaki istila edilmiş şehirler idari bölümlere ayrıldı. Maraş şehri de Kapadokya Satraplığı'nın (Eyalet) sınırları içinde kaldı


Makedonyalılar Dönemi ( M.Ö. 333 - 64 )

Perslere bağlı Kapadokya Satraplığı hakimiyetinde kalan Maraş şehri M.Ö.333 yılında İskender İmparatorluğu'na bağlandı. Makedonya İmparatoru Büyük İskender M.Ö.333 yılında Pers İmparatoru III.Darius'u Issos'da (Ayas-İskenderun) yenerek bu devleti yıktı ve Maraş'ı da ele geçirdi. Böylece Maraş şehri Helenizm uygarlığına bağlandı. Afşin, Göksun ve Maraş'ın geniş ovalarında bu dönemlere ait sikke, sütun başları ve heykeller bulundu. M.Ö.323'de Büyük İskender ölünce Makedonya İmparatorluğu, onun generalleri arasında paylaşıldı ve Maraş şehri de İskender'in generallerinden Selefkus'un payına düştü. Suriye'yi içine alan Asya Krallığı topraklarından sayılan Maraş, bir süre sonra Kapadokya Krallığı'na yeniden bağlandı.


Büyük Roma İmparatorluğu dönemi ( M.Ö. 64 - M.S. 395 )

[Resim: roma.jpg]

M.Ö.192 yılında Romalılar, Anadolu'ya girerek Toroslara kadar Batı ve İç Anadolu'yu Selefkuslar'ın elinden alarak kendilerine bağladılar. M.Ö.64 yılına kadar Selefkuslar'a bağlı kalan Maraş, bu krallığın merkezi Antakya'nın Romalılar tarafından alınmasıyla bu devletin eline geçti. Maraş'ı Roma'ya bağlayan komutan Pompeius'tu. Yukarı Suriye ve Maraş civarında oturan Kommegen'ler, Romalıları bir hayli uğraştırarak ihtilaller çıkardılar. Bazen bağımsız bazen de Roma'ya bağlı, başkenti de Samsat olan Kommegene Krallığı, Maraş bölgesini de yönetti. Bu dönemde Sasanilerin Maraş'a kadar akınlar yaptığı görülmektedir.
Roma İmparatorluğu döneminde Maraş şehrinin adı Roma generali Caligula'nın onuruna Germenicia veya Germenika olarak değiştirildi. Maraş Roma İmparatorluğu döneminde oldukça gelişti.Hititlerden kalan Maraş Kalesi, Roma İmparatorluğu zamanında tamir edildi. Maraş merkeze bağlı Göllü Köyü'nün 2 km. batısındaki Roma Nekropolü son derece önemlidir. Pazarcık ilçesine bağlı Evri ve Tilkiler Köyü'nün çevresinde tek parça kayalara oyulmuş büyük çaptaki su sarnıçları da birer Roma eseridir.


İslam Bizans Mücadelesinde Bir Serhat Şehri Kahramanmaraş

Hz. Ömer zamanında başlayan fetihler, Antik dünyanın haritasını birbirine katarak iki büyük imparatorluktan biri olan Sasani İmparatorluğu'nu tarihe gömmüş, Bizans İmparatorluğu'nun elindeki Mısır, Kuzey Afrika, Filistin, Suriye ve Ermenistan'ı koparıp almıştır. İslam orduları tabii bir set oluşturarak, doğudan batıya doğru uzanan Toros dağlarına gelip dayanmışlardır. Hz Ömer zamanından Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u fethine kadar, yaklaşık sekiz asır boyunca müslümanlar, hıristiyan Bizans'la bugünkü Anadolu topraklarında mücadele etmişlerdir. İslam-Bizans mücadelesinde, özellikle de ilk üç asırda en kanlı savaşlar, Toros dağlarının geçitleri arasında ve Tarsus'tan kuzey doğu istikametine ilerleyerek Adana, Misis, Maraş, Hades, Darande, Malatya, Kemaliye ve Erzurum'dan Tiflis'e uzanan bölgede cereyan etmiştir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Kahramanmaraş
Kahramanmaraş Genel Bilgi

[Resim: 391.jpg]

Akdeniz Bölgesi ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer alan Kahramanmaraş’ın doğusunda Malatya ve Adıyaman, güney ve güneydoğusunda Gaziantep, batı ve güneybatısında Adana, kuzeybatısında Kayseri, kuzeyinde de Sivas illeri bulunmaktadır. İlin yüzey şekilleri Torosların güneydoğu parçaları olan, yükseklikleri 3000 m.ye ulaşan dağlar, bunların arasında kalan platolar ve tektonik kökenli düzlüklerden oluşmaktadır.Güneydoğu Torosların uzantıları olan Engizek Dağı, Ahırdağı, Amonos ( Nur) Dağları, Nurhak Dağları, Kandil Dağları, Sarımsak Dağı, Düldül Dağı ve Binboğa Dağı il topraklarını engebelendirmektedir. Bunlar jeolojik dönemlerde, üçüncü zamanın Alp sistemi kıvrım dağların olup, çeşitli aşınmalarla düzleşmiş ve Neojen dönemin sonunda yükselmiş kırıklı ve kıvrımlı dağ sıralarıdır.

İl toprakları 350-3000 metre arasında değişen geniş ovalarla kaplıdır. Ceyhan Vadisi boyunca sıralanan bu ovaların başlıcaları Elbistan Ovası ,Göksun Ovası ve Kahramanmaraş ovalarıdır. Ayrıca Gâvur, Maraş, Göksun, Aşağı Göksun, Afşin, Elbistan, Andırın, Mizmilli, Narlı ve İnekli Ovaları da onları tamamlamaktadır.

İl topraklarını sulayan önemli akarsuyu, 509 km. uzunluğundaki Ceyhan Nehri’dir. Orta Toroslarda Nurhak Dağı’ndan Söğütlü deresi ismi ile çıkan, Hurman ve Göksun Çaylarının birleşmesi ile Ceyhan ismini alan bu nehir, Çukurova’dan geçerek İskenderun Körfezi’ne dökülür. Bu arada dağlardan küçük akarsular da ona katılır. Ceyhan Nehri’nin bir diğer kolu ise Aksu Çayı’dır. İldeki diğer akarsular, Deliçay, Erkenez Çayı, Körsulu Çayı, Peynir Dere, Kerhan, Geben, Nurhak, Söğütlü, Hurman, Üngüt, Mismilli, Göksu ve Gökpınar’dır.

Kahramanmaraş’ta Gavur Gölü bataklık olduğundan, D.S.İ. tarafından kurutulmuş ve bunun dışında da ilde doğal göl bulunmamaktadır. Ahır Dağlarında tektono-karstik özellikteki Karagöl ile Küçük Göl yer almaktadır. Ayrıca İl alanında Kartalkaya Barajı (Aksu çayı üzerinde,sulama amaçlı ve taşkınların korunması amaçlı, bitmiş durumda), Sır Barajı (Ceyhan nehri üzerinde, enerji üretim amaçlı,bitmiş durumda), Ayvalı Barajı ( Erkenez çayı üzerinde, içme ve sulama amaçlı, yapımı devam etmekte ve Kılavuzlu Barajı (Ceyhan nehri üzerinde,enerji üretimi amaçlı,yapımı devam etmekte), Menzelet Barajı (Ceyhan Nehri üzerinde, enerji üretim amaçlı) Berke Barajı (Ceyhan Nehri üzerinde, enerji üretim amaçlı) yer almaktadır.

[Resim: 442.jpg]

Kahramanmaraş’ta yükseltiye bağlı olarak bitki örtüsü de değişmektedir.Burada Orman, Alpin ve Maki Formasyonu olmak üzere üç çeşit bitki formasyonu görülmektedir. Bunlardan Çalı Formasyonu 500-1200 metreler arasında yer almaktadır. Maki Formasyonu içinde , Kermes meşesi, Mazı meşesi, Laden, Sandal, Zeytin, Diş budak, Sumak, Akça Kesme, Karaçalı, Erguvan gibi bitki türlerine rastlanır. Orman Formasyonunda iğne yapraklı ağaçlardan Kızılçamlar çok sayıda bulunmaktadır.Bunların arasında, Karaçam, Göknar, Sedir, Ardıç ve Meşe türleri bulunmaktadır. Alpin ot formasyonunda Geven, Burçak, Menekşe, Gelincik, Yumak, Çoban Yastığı gibi bir bitki örtüsü bulunmaktadır.

Kahramanmaraş üç ayrı coğrafi bölgenin, Akdeniz Bölgesi ,Doğu Anadolu Bölgesi, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin birbirine en çok yaklaştığı alanda yer almaktadır. Coğrafi konumu ve diğer faktörlerinde etkisi ile üç farklı iklim tipi arasında “Bozulmuş Akdeniz İklimi’’ne daha yakın bir iklim özelliği gösterir. Kahramanmaraş’ta merkezde görülen iklimin aksine kuzeye doğru gidildikçe yükseltiye bağlı olarak tamamen karasal iklim özellikleri görülür.

Deniz seviyesinden 568 m. yükseklikteki K.Maraş’ın yüzölçümü 14.346 km2 olup,
2000 Yılı Genel Nüfus Sayımı sonuçlarına göre, 1.002.384’tür.

İlin ekonomisi tarım, hayvancılık ve ormancılığa dayalıdır. Kahramanmaraş’ın doğal yapısı ve farklı iklim özellikleri her türlü tarım ürününün burada yetiştirilmesine olanak sağlamaktadır. Ayrıca Kartalkaya Barajı’nın tarım alanlarını sulaması ile de sebze ve meyve üretimi geniş ölçüde artmıştır. Yetiştirilen başlıca ürünler; buğday, arpa, şeker pancarı, nohut, çiğit, pamuk, patates, soğan, fasulye, üzüm, elma, domates, patlıcan, lahana, salatalık, armut, zeytin, kayısı, dut, ceviz, şeftalidir. Hayvancılıkta büyük ve küçükbaş hayvan besiciliği yapılmakta olup, sığır, koyun, at, kıl keçisi, inek yetiştirilmektedir. Kümes hayvancılığı ve arıcılık da yapılmaktadır. Ormancılıkta, yakacak ve kerestenin yanı sıra, reçine ve defne yaprağı elde edilir. Kahramanmaraş kalkınmada öncelikli iller kapsamına alındığından sanayii tesisleri kurulmuştur. Bunlardan başlıcaları; Pamuklu Sanayii Müessesesi, Süt Endüstrisi Kurumu, Et Balık Kurumu, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu, Türkiye Elektrik Kurumu’dur. Bunların yanı sıra özel sanayii kuruluşları da bulunmaktadır. İldeki yer altı kaynakları ise; Afşin yöresinde çimento hammaddesi, Elbistan yöresinde alüminyum ve demir, Pazarcık yöresinde manganez, tuğla ve kiremit hammaddesi, merkezde barit yataklar bulunmaktadır. Ayrıca ilin çeşitli kesimlerinde maden suyu kaynakları vardır.

[Resim: www.zohreanaforum.com]

Maraş adının nereden geldiği ve anlamının ne olduğu konusunda bazı görüşler ileri sürülmüştür. Herodot, Maraş şehrini Hitit komutanlarından Maraj adlı birisinin kurmasından dolayı şehre bu ismin verildiğini belirtmektedir. Hitit İmparatorluğu ( M.Ö. 2000 - 1200 ) döneminde Hititlerin önemli merkezlerinden biri olan şehrin ismi, Hitit tabletlerinde Maraj ve Markasi şeklinde geçmektedir. Asur kaynaklarında da şehrin ismi yine Markaji şeklinde geçmektedir. Asur krallarından Sargon döneminden kalan Boğazköy yazıtlarında ise kentin adına rastlanmaktadır. Hitit Devleti’nin merkezlerinden biri olan Maraş’ın adı bu dönemde Gurgum şeklinde belirtilmektedir. M.S. I. yüzyılda Romalılar yönetimine geçince bu kentin ismi Germanicia olmuştur. Roma ve Bizans İmparatorluğu döneminde Germenicia olarak anılan şehir, Araplar tarafından ele geçirilince eski ismi olan Maraj olarak kullanılmıştır. Arap alfabesinde "j" harfi olmadığından bu isim Mer’aş şekline dönüşmüştür. Osmanlılar döneminde şehrin adı bölgede Dulkadiroğulları Beyliği’nin kurulmasından dolayı Zülkadir olarak da anılmıştır.

Kahramanmaraş’ın tarihi oldukça eski yıllara inmektedir. Döngele Köyü’ndeki mağaralarda yapılan araştırmalarda yörede, ilk yerleşimin Üst Paleolitik Çağda (MÖ.45.000-15.000) başladığı, Neolitik Çağda (MÖ.8000-5500), İlk Tunç Çağda (MÖ.3500-2000) sürdüğü anlaşılmıştır. Orta Tunç Çağında (2000-1500) Kapadokya ile Anadolu’nun bazı kesimlerini Mezopotamya’ya bağlayan kervan yollarının kavşağında bulunuşundan ötürü yöre, tarih boyunca önem kazanmıştır. Hitit devletlerinden Gurgum’un merkezi olan bu şehrin günümüzdeki yerine taşınmadan önce iki kez yer değiştirdiği söylenmektedir. Bunlardan birine göre ilk Maraş’ın bugünkü şehrin 20 km. güneyinde Erkenez Çayı kenarında Elmalar Köyü’ne yakın Himli Höyük civarında, Asurlular tarafından M.Ö.2500 yıllarında kurulduğu iddia edilmiştir. Ancak burada günümüze ulaşan kalıntıları büyük bir şehir merkezine ait olamayacağı izlenimini vermektedir. Büyük olasılıkla burası bir Asur ticari koloni kasabası idi. Maraş’ın ikinci yerinin günümüzde Karamaraş diye anılan ve Namık Kemal Mahallesi’nin bulunduğu yer olduğu da söylenmektedir. Maraş’ın, buraya Hamdanoğulları Hükümdarı Seyfüddevle tarafından (M.S. 944-967) bugünkü yerine taşındığı sanılmaktadır. Şehrin şimdiki kale ve çevresine ise, Dulkadiroğlu Alaüddevle tarafından taşındığı da bir başka iddiadır. Mağaralı Mahallesi’nin bulunduğu yerde şehrin kurulduğu da söylenmektedir. Nitekim Mağaralı Mahallesi civarında yukarıda da belirtildiği gibi bulunan arkeolojik bulgular, burasının çok eski dönemlerden beri yerleşim merkezi olduğunu ispatlamıştır.

[Resim: 375.jpg]

Hititler M.Ö. 2000-1200 yılları arasında Anadolu’da hakimiyet sürdükleri dönemde Maraş bölgesinde de egemen olmuşlardır. Hititler döneminde bu şehrin adına Maraj ve Markasi denilmektedir. Hititler döneminde Maraş bölgesinin Elbistan, Pazarcık ve Türkoğlu ilçeleri sınırları içinde bir çok yerleşim merkezinin olduğu görülmektedir. Elbistan’ın Karahöyük harabelerinde yapılan kazılarda Hititlerin hüküm sürdüğü bu alanda Asur ticaret kolonilerine ait çanak, çömlek, tunç ve kemik buluntuları ele geçirilmiştir. Hititlere ait anıtsal yapılara rastlanmıştır. Elde edilen eserler Hititlere ait olmamakla beraber Hitit figürlerini üzerinde taşımaktadır.

Hitit İmparatorluğu dağılınca onun yerine kurulan Genç Hitit devletlerinden Gurgum şehir devleti Maraş bölgesine hakim olmuştur. Asur kaynaklarına göre bu devletin başkenti Markasi’dir. Gurgum şehir devleti günümüze, iki önemli eser kalmıştır. Bunlardan biri Maraş Aslanı’dır. Bir zamanlar Maraş Kalesi’nde bulunan bu aslan heykeli Hititlerden kalan en önemli eserdir. Diğeri de Hitit döneminden kalan Fırtına Tanrısı kabartmasıdır. Maraş bölgesinden çıkarılan bir çok eser XIX.yüzyılın sonları ile XX.yüzyılın başlarında yabancılar tarafından Avrupa ve Amerika müzelerine götürülmüştür.

M.Ö. VIII.yüzyıl sonlarında Asur krallarından Sargon II. zamanında (M.Ö.721-705) Gurgum şehir devleti yıkılmış ve Maraş bölgesi Asurlulara bağlanmıştır. Asurlular döneminde şehir bir ara Urartuların yönetimine geçmiştir. Ardından Kimmerler ve İskitler Maraş’ı ele geçirmişler ve Maraş, ticaret yolları üzerinde bulunması sebebiyle önemini korumuştur.

[Resim: www.zohreanaforum.com]

M.Ö.612 yılında Med devletinin kralı Keyaksases, güney komşusu Babillerin de yardımı ile Asur başkenti Ninova’yı alarak bütün Asur ülkesinin kalelerini yağmalayarak bu devlete son vermiştir. Bir süre sonra da Güneybatı İran’da Ahameniş soyundan gelen II.Kiros, Medleri ortadan kaldırarak İran’da Pers İmparatorluğu’nu kurmuştur(M.Ö.550). Anadolu’yu istila eden II. Kiros, diğer Anadolu şehirleri gibi Maraş’ı da topraklarına katmıştır. Pers kralı I. Darius zamanında Anadolu’da ele geçirilen şehirler yönetim bölümlerine ayrılmıştır. Bu arada Maraş şehri de Kapadokya Satraplığı’nın (Eyalet) sınırları içinde kalmıştır. M.Ö.333’te Anadolu’yu ele geçiren Büyük İskender, Pers İmparatoru III.Darius’u Issos’da yenerek bu devleti yıkmış ve Maraş’ı da ele geçirmiştir. Afşin, Göksun ve Maraş’ta bulunan Makedonya dönemine ait sikke, sütun başları ve heykeller bunu kanıtlamaktadır. M.Ö.323’de Büyük İskender’in ölümünden sonra Makedonya İmparatorluğu, onun generalleri arasında paylaşılmış ve Maraş şehri de İskender’in generallerinden Seleukos’un payına düşmüştür. M.Ö.192 yılında Romalılar, Anadolu’ya girerek Toroslara kadar Batı ve İç Anadolu’yu Seleukosların elinden alarak kendilerine bağlamışlardır. Maraş, Roma ile Pontus krallığı arasında sürekli el değiştirmiş, sonunda Romalı komutan Lucullus 1064’te yöreyi kesin olarak Roma topraklarına katmıştır. Roma imparatoru Calligula onuruna kente Germanikeia ismi verilmiştir. Bu arada kent Sasanilerin saldırılarına uğramıştır. MS. 605-611 yıllarında Maraş yöresi Sasanilerin eline geçmiştir. Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans) döneminde yöredeki Sasanilerle olan çatışmalar devam etmiş, Araplar zaman zaman yöreye akınlar yapmıştır. Bunun sonucu olarak da Bizans ve Araplar arasında Maraş yöresi el değiştirmiştir. Maraş 1079’da Urfa Haçlı komutanlığına bağlanmış, ardından Kilikya Krallığı, Eyyubi yönetiminden sonra, 1103’te Selçukluların eline geçmiştir. İlhanlıların yöreyi işgalinden sonra Maraş Memluklulara bağlanmış, çevresine Türkmenler yerleştirilmiştir. 1339’da Dulkadiroğulları buraya hakim olmuştur(1339). Yavuz Sultan Selim Çaldıran Savaşı’ndan (1514) sonra Dulkadiroğlu beyliğini ortadan kaldırmıştır. Maraş ve çevresi 1515’te Osmanlı topraklarına katılmıştır. Yavuz Sultan selim Dulkadiroğlu topraklarının yönetimini Şehsuvaroğlu Ali Bey’e vermiş ancak, Şehsuvaroğlu Ali Bey’in Dulkadiroğulları hükümdarı mı, yoksa Osmanlı valisi mi olduğu açıklık kazanamamıştır. Şehsuvaroğlu Ali Bey, Maraş ve Elbistan civarından asker toplayarak, Yavuz Sultan Selim’in Memlükler seferine katılmıştır. Nizip civarında yapılan Mercidabık Savaşı’nda (1516) Osmanlı ordusu Memlük ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde Dulkadiroğullarının bağımsız bir devlet gibi davranması üzerine, Şehsuvaroğlu Ali Bey oğulları ile birlikte 1552’de idam edilmiş ve Dulkadiroğulları Beyliği de tamamen Osmanlı topraklarına katılmıştır.

[Resim: 340.jpg]

Osmanlı döneminde yörede çeşitli isyanlar çıkmış ve bunlar bastırılmıştır. Maraş, 1898’de Halep vilayetine bağlı bir sancak merkezi olmuştur.

I.Dünya Savaşı’ndan sonra Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından sonra 22 Şubat 1910’da Maraş İngilizler tarafından işgal edilmiştir. İngilizlerin kısa bir süre sonra Musul’a karşılık, Anadolu’dan çekilmeleri üzerine 30 Ekim 1919’da Fransız birlikleri Maraş’a girmiştir. Bu karışık dönemde Ermeniler kendi amaçları doğrultusunda bağımsız bir Ermenistan devleti kurmak istiyorlardı. Bunun için de Ermeniler Osmanlı ordusunu arkadan vurarak yeni bir cephe açmışlar, Doğu Anadolu Bölgesi’nde Ruslarla savaşan Osmanlı ordusunun kuvvetlerinin buraya aktarılması ile, zayıflatmışlardır. Ermenilerin isyanını bastırmak üzere, Maraş Mutasarrıfı Haydar Bey buraya asker göndererek isyanı kısmen bastırmıştır. Ancak Haydar Bey’in Urfa Mutasarrıflığı’na tayin edilmesi ile Ermeni isyanı yeniden şiddetlenmiştir. Maraş yöresinde Ermeni isyanları birbirini izlemiştir. Osmanlı hükümeti, önlem olarak 1915 yılında Tehcir Yasası’nı çıkarmış, bu yasa ile Anadolu’da yaşayan, isyan halinde olan ve Türk ordusunu arkadan vuran Ermeniler; yine bir Türk toprağı olan ve cephe gerisi sayılan Suriye’ye göç ettirilmiştir. Bu arada yöreyi işgal eden Fransızlara Ermeniler katılmış, yerli halka eziyet etmeye başlamışlardır.Maraşlı kadınlara kötü davranışta bulunan Ermenilere karşı, küçük bir dükkanda süt satan, Sütçü Hacı İmam silahla karşılık vermiştir. İşgalcilere karşı ilk kurşun böyle atılmış ve Sütçü İmam şehit edilmiştir. Bu olaya karşı Maraş halkı, ayaklanmış, şehirde çatışmalar başlamıştır. Fransızlar Maraş’ı top ateşine tutmuş ve sonunda Fransızlar 11 Şubat 1920’de şehri terk etmişlerdir.

[Resim: 333.jpg]

Lozan Antlaşması’nın imzalanması ile (24 Temmuz 1923) Maraş, yeni Türkiye Cumhuriyeti topraklarının bir ili konumunu sürdürmüştür. Maraş’ın, Kurtuluş Savaşı sırasında halkın gösterdiği direnişten ötürü ismi Kahramanmaraş (1973) olarak değiştirilmiş ve İstiklal Madalyası ile şehir ödüllendirilmiştir.
Kahramanmaraş yöresinde günümüze gelebilen eserler arasında; Pazarcık yöresinde Evri ve Tilkiler antik kalıntıları, Andırın’da Gökahmetli ve Çokak kalıntıları ve yöredeki Osmanlı ve Bizans Kale kalıntıları, Süleymanlı’daki Bizans dönemi yapı kalıntıları, Maraş Kalesi (MÖ.I.-MS.II.yüzyıl), Dulkadiroğulları zamanından kalma Taş Medrese, Taş Han, Ulu Cami (1496), Haznedarlı Camisi, Hatuniye Camisi, İklime Hatun Mescidi (1549), Tuz Han (XVIII.yüzyıl), Hışır Han (XIX.yüzyıl), Sütçü İmam Anıtı (1936), Afşin’deki Eshab-ı Kehf Külliyesi, Dulkadiroğulları zamanında yapılmış Elbistan Ulu Camisi, Haznedarlı (Duraklı) Camisi (XV.yüzyıl), Katip Hanı (XVIII.yüzyıl), Çukur Hamamı, Tüfekçi Hamamı, Acar Hamamı, Paşa Hamamı, Ceyhan Köprüsü (XIV.-XVI.yüzyıl) bulunmaktadır. Kahramanmaraş'ta Türk sivil mimarisinin özelliklerini taşıyan evler de dikkati çekmektedir. Ayrıca Kahramanmaraş’ta Döngel mağarası, Gümüşkaya Mağarası, Savruk Mağarası ve Bulut Deliği Mağarası gibi doğal oluşumların yanı sıra; Güvercinlik, Fırnız Vadisi, Ali Kayası, Tekir, Pınarbaşı, Kumaşır Gölü, Atatürk Parkı, Kapıçam, Menzelet Baraj Gölü, Sır Baraj Gölü gibi piknik ve mesire yerleri bulunmaktadır. Ilıca Kaplıcası, Ekinözü İçmeleri de halkın ilgi gösterdiği yerlerdendir.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.