Kadriye Salini' nin bloğu
Konu Sahibi / Yazar
kadriye salini
Kategori / Forum
Üye Blogları (Günlükler)
Yorumlar / Cevaplar
21
Okunma / Görüntüleme
10144
Kadriye Salini' nin bloğu
Kadriye Salini' nin bloğu
Yemyeşil ağaçlarla kaplı ormanın birinde genç bir peri yaşarmış. Bu peri
çiçeklerden en çok gülleri severmiş. Evinin bahçesinde renk renk güller
yetiştirirmiş. Bu güller o kadar taze ve güzellermiş ki gören herkes perinin
güllerine hayran kalırmış.
Peri de güllerini çok sever, her sabah onları hem sular hem de onlarla konuşurmuş. Genç peri gülleriyle çok mutluymuş, ama onu üzen bir durum varmış. Peri güllerini çok sevdiği için onların solmalarına dayanamazmış. Güllerin bir süre sonra solması çok doğalmış, fakat genç peri güllerinin solmasına çok üzülüyor, güllerinin hep ilk günkü gibi taze ve diri kalmalarını istiyormuş. Kendi kendine “güllerim hep böyle güzel kalsa! O zaman hiç mutsuz olmam.” diyormuş. Bir sabah çiçeklerini yine sularken perinin dikkatini sarı renkte bir gül tomurcuğu çekmiş. Bu tomurcuk da diğer gül tomurcukları gibi pek güzelmiş. Fakat rengi diğerlerinden apayrıymış. Çok daha güzel ve değişik bir tondaymış tomurcuğun rengi. Bu yüzden, genç peri sarı tomurcuğa daha özenli bakmaya başlamış. Her sabah ona “küçük sarı tomurcuk büyüyecek, kocaman güzel bir gül olacak” diye güzel sözler söylüyormuş. Tomurcuk da bunu anlıyormuş gibi günden güne daha da güzelleşerek büyümüş. Kocaman bir gül olduğunda ise bahçedeki diğer güllerin arasında tıpkı gökyüzündeki güneş gibi ışıldıyormuş. O kadar güzelmiş ki onu görenler sarı güle bakmaya doyamıyorlarmış. Peri de bunun farkındaymış ve çok mutluymuş. Fakat sarı gülün de bir gün solacağını bildiği için, içten içe bir üzüntü duyuyormuş.
Aradan bir gün geçmiş, bir hafta geçmiş, bir ay geçmiş. Bu süre içinde bahçedeki bütün güller solmuş, yerlerini yeni tomurcuklara bırakmışlar: güzel, sarı gül dışında! Bir ay geçmesine rağmen sarı gül solmamış, benzersiz güzelliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Peri ilk başta bu işe çok şaşırmış fakat yine de sevinçliymiş. Çünkü güllerinin en güzeli solmamışmış.
İyi yürekli peri, her gün onu evinin penceresinden seyrediyor, onu özenle suluyor, ona güzel sözler söylüyormuş. Gel zaman git zaman; peri, bu işten sıkılmaya başlamış. Sarı gül hiç solmuyormuş, fakat bu periye artık mutluluk vermemeye başlamış. Çünkü peri sarı güle dair hiçbir umut taşımıyormuş içinde. Önceden gülleri solduğu vakit, yeni tomurcukların ne zaman çıkacağını merak ederek onlarla sabırla ilgilenir, umutla güllerinin açılacağı zamanı beklermiş. Fakat şimdi sarı gül hiç solmadığı için böyle düşünceleri kalmamış. Bu da periyi bir zaman sonra mutsuz etmiş. Yetiştirdiği güllerinin solmamasını isteyerek ne kadar yanlış düşündüğünü anlamış. Her şeyi doğal haliyle sevmek en güzeliymiş. Bu yüzden o günden sonra orman perisi, doğadaki her şeyi olduğu gibi kabul etmeye karar vermiş. Orman perisi uzun yıllar, bahçesinde yetiştirdiği güllerle beraber evinde mutlu bir hayat sürmüş.
Kadriye Salini' nin bloğu
Söyle BAri
Hoca ormana gitmiş.Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye.Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca'ya seslenmiş:- Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi düşeceksin.Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş.Az sonra dal kırılmış.Hoca, cumburlop düşmüş.Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
-Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari.
Tutar mı?
Hocanin cani bir gün sarma çeker.Ama elinde yogurt bakraçlari anasi da aglamis ne yapim ne yapim derken aklina göl gelmis.Gelmis gölün kenarina,atmis bakraçlari kenara çikarmis sarmis sigarasini hafif hafif demleniyor.Sonra birden bekçinin düdügünü duymus. Eyvah simdi yandik derken aniden atmis sarmayi bakracin içine sonrada bakraci tutmus göle dökmeye baslamis.O esnada bekçide yaninda bitivermis.Bakmis bakmis anlamamis sonra hocaya sormus ne yapiyorsun diye.Hocada görmüyor musun yogurt mayaliyorum demis. bekçi kahakahalar içinde ilahi hoca koca göl hiç maya tutar mi demis.Hocada ya tutarsa diye cevap vermis.Sonra bekçi ilahi hoca diyip güle güle yoluna devam etmis.Hoca hem keyfine hem yogurda yanarken bekçinin arkasindan bakip simdi bu salak herkese anlatir demis.
[COLOR="Purple"]Sıkarken
Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyomuş.Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
-Hocam kediyi yıkama ölür.
demiş.Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış.Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş.Kedi ölmüştü. adam:
-Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedimmi? demiş.Hoca:
-Ben kediyi yıkarken ölmediki sıkarken öldü demiş.
Baklava
Hoca aksamleyin eve dogru yururken, baklava seven bir koyluyle karsilasir.
-Hoca, kisa bir sure once bir adam buyuk bir tepsi baklava goturuyordu...
-Beni ilgilendirmez!
-Fakat adam tepsiyi sizin eve goturuyordu.
-O zaman seni ilgilendirmez!
ALLAH BİLİYOR
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış.Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
-Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş.
ALLAHIN RAHMETİ
Yağmurlu bir günde Nasrettin Hoca pencereden dışarı bakarken komşusunun koşa koşa yağmurdan kaçtığını görür pencereyi açar :
-Hey Ahmet Efendi, birde hacı olacaksın rahmetten kaçılır mı?, der.
Zavallı adam eli mahkum sırılsıklam olur. Ertesi gün hocanın komşusu hocayı yağmurdan kaçarken görür ve hocaya bir ders vermek ister :
-Hoca Hoca dün bana diyordun bugün sen neden rahmetten kaçıyorsun, der.
Hoca hiç durmadan yoluna devam eder ve komşusuna şöyle der :
-Ben rahmetten kaçmıyorum sadece allahın rahmetine basmamak için çabalıyorum.
AKLIN VARSA GÖLE KOŞ
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken :
-Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur.Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır.Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar.Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmağa başlar.Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır :
-Aklın varsa göle koş!
ATEŞ DÜŞTÜĞÜ ZAMAN
Nasreddin Hoca'nın evine tüccar arkadaşı misafir olmuş.Hoca ona mantı pişirip getirmiş.Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış.Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş :
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız.
Hoca hemen :
-Boğazıma ateş düştüğü zaman, demiş.
BANA NE AD KOYARLARDI?
Bir gün Nasretin Hoca'ya Timur :
-Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakab almış kimi El mutazımBillah, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı. Hoca hiç çekinmeden :
-Sana da Neüzzü-Billah derlerdi, cevabını vermiş.
BENİM NE YİYİP İÇTİĞİMİ SORMAZSINIZ...
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti İsa'nin gögün dördüncü
katında olduğunu söylemiş...
Vaazdan sonra, bir kadin Hoca'ya yanaşmış :
-Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer?, demiş.
Hoca'nin tepesi atmış :
-Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip,
içtiğimi sormazsın da, Allah'in peygamberini sorarsın!
BENİM YERİME SENİ GÖTÜRÜR
Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış.
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür.
BEN UYUYORUM
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış.Gece yarısı arkadaşı sormuş :
-Hocam, uyudunuz mu?
-Buyurun birşey mi var?
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp :
-Ben uyuyorum! demiş.
BU NASIL NAMAZ
Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş.Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış.Bunu gören cami cemaati :
-Hocam bu nasıl namaz? diye sormuş.
Nasreddin Hoca :
-Bir ayağı abdestsiz namaz, diye cevap vermiş.
Hoca ormana gitmiş.Oturmuş bir dalın üstüne, başlamış kesmeye.Aşağıdan geçen bir yolcu Hoca'ya seslenmiş:- Be adam! İnsan oturduğu dalı keser mi ? Şimdi düşeceksin.Hoca adama aldırmamış; işine devam etmiş.Az sonra dal kırılmış.Hoca, cumburlop düşmüş.Düştüğü yerden perişan seslenmiş:
-Düşeceğimi bildin ne zaman öleceğimi de söyle bari.
Tutar mı?
Hocanin cani bir gün sarma çeker.Ama elinde yogurt bakraçlari anasi da aglamis ne yapim ne yapim derken aklina göl gelmis.Gelmis gölün kenarina,atmis bakraçlari kenara çikarmis sarmis sigarasini hafif hafif demleniyor.Sonra birden bekçinin düdügünü duymus. Eyvah simdi yandik derken aniden atmis sarmayi bakracin içine sonrada bakraci tutmus göle dökmeye baslamis.O esnada bekçide yaninda bitivermis.Bakmis bakmis anlamamis sonra hocaya sormus ne yapiyorsun diye.Hocada görmüyor musun yogurt mayaliyorum demis. bekçi kahakahalar içinde ilahi hoca koca göl hiç maya tutar mi demis.Hocada ya tutarsa diye cevap vermis.Sonra bekçi ilahi hoca diyip güle güle yoluna devam etmis.Hoca hem keyfine hem yogurda yanarken bekçinin arkasindan bakip simdi bu salak herkese anlatir demis.
[COLOR="Purple"]Sıkarken
Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyomuş.Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
-Hocam kediyi yıkama ölür.
demiş.Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış.Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş.Kedi ölmüştü. adam:
-Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedimmi? demiş.Hoca:
-Ben kediyi yıkarken ölmediki sıkarken öldü demiş.
Baklava
Hoca aksamleyin eve dogru yururken, baklava seven bir koyluyle karsilasir.
-Hoca, kisa bir sure once bir adam buyuk bir tepsi baklava goturuyordu...
-Beni ilgilendirmez!
-Fakat adam tepsiyi sizin eve goturuyordu.
-O zaman seni ilgilendirmez!
ALLAH BİLİYOR
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış.Ev sahibinin gözü yerinden oynamış :
-Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır, demiş.
Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve :
-Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor, demiş.
ALLAHIN RAHMETİ
Yağmurlu bir günde Nasrettin Hoca pencereden dışarı bakarken komşusunun koşa koşa yağmurdan kaçtığını görür pencereyi açar :
-Hey Ahmet Efendi, birde hacı olacaksın rahmetten kaçılır mı?, der.
Zavallı adam eli mahkum sırılsıklam olur. Ertesi gün hocanın komşusu hocayı yağmurdan kaçarken görür ve hocaya bir ders vermek ister :
-Hoca Hoca dün bana diyordun bugün sen neden rahmetten kaçıyorsun, der.
Hoca hiç durmadan yoluna devam eder ve komşusuna şöyle der :
-Ben rahmetten kaçmıyorum sadece allahın rahmetine basmamak için çabalıyorum.
AKLIN VARSA GÖLE KOŞ
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken :
-Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı? diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur.Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır.Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar.Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmağa başlar.Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır :
-Aklın varsa göle koş!
ATEŞ DÜŞTÜĞÜ ZAMAN
Nasreddin Hoca'nın evine tüccar arkadaşı misafir olmuş.Hoca ona mantı pişirip getirmiş.Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış.Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş :
-Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız.
Hoca hemen :
-Boğazıma ateş düştüğü zaman, demiş.
BANA NE AD KOYARLARDI?
Bir gün Nasretin Hoca'ya Timur :
-Yahu, şu Abbasi halifelerinin her birisi birer lakab almış kimi El mutazımBillah, kimisi de El mütevekkil-Allah, diye anılıyormuş. Ben acaba onların zamanında hükümdar olsaydım, bana ne ad koyarlardı. Hoca hiç çekinmeden :
-Sana da Neüzzü-Billah derlerdi, cevabını vermiş.
BENİM NE YİYİP İÇTİĞİMİ SORMAZSINIZ...
Nasrettin Hoca, bir köyde vaaz veriyormuş. Laf arasında Hazreti İsa'nin gögün dördüncü
katında olduğunu söylemiş...
Vaazdan sonra, bir kadin Hoca'ya yanaşmış :
-Hazreti İsa, orada ne yer, ne içer?, demiş.
Hoca'nin tepesi atmış :
-Ey hatun, köyünüze geleli şunca zaman oldu, benim ne yiyip,
içtiğimi sormazsın da, Allah'in peygamberini sorarsın!
BENİM YERİME SENİ GÖTÜRÜR
Hoca Nasreddin ölüm döşeğindeymiş. Karısını çağırmış.
-Hanim en güzel elbiselerini giy, iyice kokular sürün, tak takıştır yanıma gel otur.
-Ayol hoca delirdin mi sen. Bu durumdayken ben nasıl süslenirim?
-İyi ya azrail gelince belki beğenip benim yerime seni götürür.
BEN UYUYORUM
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış.Gece yarısı arkadaşı sormuş :
-Hocam, uyudunuz mu?
-Buyurun birşey mi var?
-Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp :
-Ben uyuyorum! demiş.
BU NASIL NAMAZ
Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş.Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış.Bunu gören cami cemaati :
-Hocam bu nasıl namaz? diye sormuş.
Nasreddin Hoca :
-Bir ayağı abdestsiz namaz, diye cevap vermiş.
Kadriye Salini' nin bloğu
Türkan Şatır AKA benim gördüğüm ve tanıdığım bir yazar. Onun şiirlerini burada paylaşmak istedim.
Hayatı
Türkan Şatır Aka 1928 yılında kayseri' de doğdu.1944 yılında Ankara İsmet Paşa Kız Enstitüsünden mezun oldu. Resim çalışmalarına 1945-1950 yılları arasında ressam refet başokçu' dan aldığı resim dersleri ile başladı.Klasik resim tarzında; natürmont ve peyzaj türünde resim çalışmaları yürüten AKA ayrıca gravür, teship, minyatür ve dekorasyon eğitimi almıştır ve halen sanat çalışmalarına devam etmektedir.özellikle ''GÖNÜL BAHÇEMDEN DERLEME'' adlı litabı gönülden sevmeyi dile getirmek amacıyla yazmıştır.
GÖNÜL BAHÇEMDEN DERLEME BİR KAÇ ŞİİR
10 KASIM
10 Kasımlar gelip gelip geçiyor Atam.
Acımız ise büyüyüp büyüyüp her an artan.
Merhemi yok bu acının daim kanayan.
Türk milleti sana muhtaç seni arayan.
Ana baba acısı herkesin çaktiği.
Millet seni kaybetmiş tek güvendiği.
Diner mi bu acı sana hissettiği?
Ölçülmez çektiği acının derinliği.
Seni görmemiş çocuklar sana hayran.
Sendin onlara güzel vatanı bağışlayan.
Onlar ki çizdiğin yolda yürümeye başlayan.
ilk hecesi ATA' dır okudukça anlayan.
Yaptıkların sığmaz insan gücüne.
Sen tanrının lütfusun Türk milletine.
Koysalar da seni Anıt kabrine,
Taht kurmuşsun hepimizin gönlüne.
Atam huzur içinde uyu sen,
Gençlik ilham alıyor eserinden.
Ant içmiştir korumaya kalanı senden
Allah' ın izni eksin olmasın üstümüzden.
Bayrak da üzgün, Bugün ind yarıya.
Hangi merhem fayda verir bu yaraya?
Yeminimiz var senin izinde olmaya,
Ve de bu yolda ilelebet kalmaya.
Bütün millet nasıl da seviyor seni.
İsterdim sana olan sevgiyi görmeni.
Vecizlerin süsler her bir söyleviyi,
Gençliğe hitaben yönlendirir bizleri.
Adın taşar hudutlardan Türkiye' nin,
Herkes anladı dünyaya tek gelensin.
Medeniyet için yaşayan, Hüriiyet için ölensin.
İnsanlık bakarak yaptıklarını öğrensin.
Ordunun başında Mehmöetçikle el ele
Temizledin dünmandan vatanı baştanbaşa.
Baştaydın yine uygarlık yarışında
Şanlı ulusuz çünki sen vardın başımızda.
Bu gün de sevgin dolduruyor kalbimizi.
Toplanıp geldik ziyarete kabirinizi.
Her 10 Kasım parçalıyor yüreğimizi.
Huzurunda mutlu hissederiz kendimizi.
Hayatı
Türkan Şatır Aka 1928 yılında kayseri' de doğdu.1944 yılında Ankara İsmet Paşa Kız Enstitüsünden mezun oldu. Resim çalışmalarına 1945-1950 yılları arasında ressam refet başokçu' dan aldığı resim dersleri ile başladı.Klasik resim tarzında; natürmont ve peyzaj türünde resim çalışmaları yürüten AKA ayrıca gravür, teship, minyatür ve dekorasyon eğitimi almıştır ve halen sanat çalışmalarına devam etmektedir.özellikle ''GÖNÜL BAHÇEMDEN DERLEME'' adlı litabı gönülden sevmeyi dile getirmek amacıyla yazmıştır.
GÖNÜL BAHÇEMDEN DERLEME BİR KAÇ ŞİİR
10 KASIM
10 Kasımlar gelip gelip geçiyor Atam.
Acımız ise büyüyüp büyüyüp her an artan.
Merhemi yok bu acının daim kanayan.
Türk milleti sana muhtaç seni arayan.
Ana baba acısı herkesin çaktiği.
Millet seni kaybetmiş tek güvendiği.
Diner mi bu acı sana hissettiği?
Ölçülmez çektiği acının derinliği.
Seni görmemiş çocuklar sana hayran.
Sendin onlara güzel vatanı bağışlayan.
Onlar ki çizdiğin yolda yürümeye başlayan.
ilk hecesi ATA' dır okudukça anlayan.
Yaptıkların sığmaz insan gücüne.
Sen tanrının lütfusun Türk milletine.
Koysalar da seni Anıt kabrine,
Taht kurmuşsun hepimizin gönlüne.
Atam huzur içinde uyu sen,
Gençlik ilham alıyor eserinden.
Ant içmiştir korumaya kalanı senden
Allah' ın izni eksin olmasın üstümüzden.
Bayrak da üzgün, Bugün ind yarıya.
Hangi merhem fayda verir bu yaraya?
Yeminimiz var senin izinde olmaya,
Ve de bu yolda ilelebet kalmaya.
Bütün millet nasıl da seviyor seni.
İsterdim sana olan sevgiyi görmeni.
Vecizlerin süsler her bir söyleviyi,
Gençliğe hitaben yönlendirir bizleri.
Adın taşar hudutlardan Türkiye' nin,
Herkes anladı dünyaya tek gelensin.
Medeniyet için yaşayan, Hüriiyet için ölensin.
İnsanlık bakarak yaptıklarını öğrensin.
Ordunun başında Mehmöetçikle el ele
Temizledin dünmandan vatanı baştanbaşa.
Baştaydın yine uygarlık yarışında
Şanlı ulusuz çünki sen vardın başımızda.
Bu gün de sevgin dolduruyor kalbimizi.
Toplanıp geldik ziyarete kabirinizi.
Her 10 Kasım parçalıyor yüreğimizi.
Huzurunda mutlu hissederiz kendimizi.
Ali Pir'imdir, Yolu Bizimdir.
Kadriye Salini' nin bloğu
[COLOR="Teal"] GÖÇ
toprak ve gök arasında
kalan ne varsa,senindi!
alabildiğine sarı..
alabildiğine yeşil...
bozkır,nefesindi!
duvarlar örmezden önce kendine!
yurdun,atının nallarıyla öpüşen,
hayattayken gidilebilen heryerdi!
toprak ve gök arasında
kalan evren,ruhundu!
böyle düşündün!
ve böyle düşledin sen!
göç,daimdi!
ve hareketti ömür dediğin!
yaşlanmaz,yaş alırdın!
sonra durdun,kondun.
göğün altına,kendi üstüne,
çatılar kurdun!
toprağa değmez oldun!
'gönüllü mahpusluk''denir buna.
kapandın kapılar ardına.
ufka bakamazdın artık.
kendine döndün,içine...
göç daimdi,
kısa bir moladan sonra
yeniden başladı.
atını bıraktın
gözlerini kapattın.
kendinden kendine,
göç,içeriye!
Tanrı'na da parmaklık vurdun.
''gökte''der oldun.
göğe yükselmek,ona varmak...
hintli bir molla demiş ki
''neden çıkarsın minareye?
Tanrı sağır mı ki?''
doğru demiş muhakkak!
ölmüşler ölmekten korkuyor,
görmezler,körlükten!
oysa ölmek değildi
titreyerek beklediğin!
kapına gelmesin diye saklandığın,
ölmek değildi,''uçmağa varmak''
o sana gelmezdi,sen ona koşardın!
acizlik değil,asaletti uçmak!
artık ölülerin bile dar yeri!
onlara da parmaklık çakıyorlar!
bilseydi börteçine,
bilseydi,
hiç olmazdı ''demir'' dedikleri!
şimdilerde yaşamak,
bir nevi işkence biçimi!
Bilgehan Arar
toprak ve gök arasında
kalan ne varsa,senindi!
alabildiğine sarı..
alabildiğine yeşil...
bozkır,nefesindi!
duvarlar örmezden önce kendine!
yurdun,atının nallarıyla öpüşen,
hayattayken gidilebilen heryerdi!
toprak ve gök arasında
kalan evren,ruhundu!
böyle düşündün!
ve böyle düşledin sen!
göç,daimdi!
ve hareketti ömür dediğin!
yaşlanmaz,yaş alırdın!
sonra durdun,kondun.
göğün altına,kendi üstüne,
çatılar kurdun!
toprağa değmez oldun!
'gönüllü mahpusluk''denir buna.
kapandın kapılar ardına.
ufka bakamazdın artık.
kendine döndün,içine...
göç daimdi,
kısa bir moladan sonra
yeniden başladı.
atını bıraktın
gözlerini kapattın.
kendinden kendine,
göç,içeriye!
Tanrı'na da parmaklık vurdun.
''gökte''der oldun.
göğe yükselmek,ona varmak...
hintli bir molla demiş ki
''neden çıkarsın minareye?
Tanrı sağır mı ki?''
doğru demiş muhakkak!
ölmüşler ölmekten korkuyor,
görmezler,körlükten!
oysa ölmek değildi
titreyerek beklediğin!
kapına gelmesin diye saklandığın,
ölmek değildi,''uçmağa varmak''
o sana gelmezdi,sen ona koşardın!
acizlik değil,asaletti uçmak!
artık ölülerin bile dar yeri!
onlara da parmaklık çakıyorlar!
bilseydi börteçine,
bilseydi,
hiç olmazdı ''demir'' dedikleri!
şimdilerde yaşamak,
bir nevi işkence biçimi!
Bilgehan Arar
Ali Pir'imdir, Yolu Bizimdir.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi