]Teknoloji kadınların hizmetinde
Selülit genetik, hormonal sebeplerle deri ve deri altı dokusundaki dolaşım bozukluğu sonucu bu dokularda ödem, elastik liflerin elastikiyet ve sıklığında bozulma sonucu ortaya çıkan bir hastalıktır.
Başlangıçta fark edilebilen ilk bozukluk damar geçirgenliğindeki değişimdir. Dokular arasına sıvı sızması ödem olarak bilinen durumu oluşturur. Bu durum tedavi edilmezse deri sıkışarak gerginleşir esnekliğini yitirir. Bu durum deri altındaki yağ hücrelerinin ve liflerin gelişigüzel dizilimine şişlik ve yumrular oluşumuna sebep olur. Ciltte portakal kabuğu tabiri kullanılan görünüm oluşur.
Kalça, bacaklar, büklüm yerleri, omuz ve kollar sıklıkla gözlenen bölgelerdir. Karın ve göğüslerde daha seyrek olarak rastlanmakadır Tedavide başarıyı artırabilmek için birçok yöntem denenmiştir. Kremler, losyonlar, ultrason tedavisi, elektro-lipoliz, ozon tedavisi, mesoterapi, pressoterapi, liposuction, manuel masaj bu yöntemlerdendir.
Daha başarılı ve az yan etkili yöntem arayışı lazerli selülit tedavisini ortaya çıkarmıştır. Lazerle selülit tedavisi bu alanda yeni bir buluş ve devrim niteliği taşımaktadır. Kısa sürede ciddi pozitif sonuçlar alınmaktadır.Yaklaşık 3 yıl önce bulunmuş ve FDA onayı almış olan bu cihaz üç etkin mekanizma ile sellülit tedavisi yapmaktadır.
1-lazer enerjisi kan dolaşımını düzenler, elastik liflerin elastikiyetini artırır.
2- masaj yoluyla derin dokularda dolaşım kolaylaşır, ritmik masaj sayesinde kollojen doku uyarılır, lenf drenajı yapar.
3-soğutucu etki yağ dokusunun hacmini azaltarak ve ödemi çözücü etkiye katkıda bulunarak bu etkileri kuvvetlendirir.
Bu etkiler dokudaki biyolojik atıkların atılmasını ve dokunun oksijenlenmesini, bağ dokunun yeniden organizasyonunu sağlar. Dokunun gerginliği ve elastikiyeti tekrar düzenlenmiş olur.
Cilt tonusu artar cilt sıkılaşır, pürüzler yok olur, cildin kanlanması artar. Uygulama yapılan bölgelerde ve vucudun genelinde bir zayıflama ve toparlanma oluşur.
İşlem ağrısızdır. Hatta o anda var olan yorgunluk ağrılarını giderir. Vucudun her tarafına uygulanabilir. Haftada 2-3 seans toplam 15 seansta gözle görülür net bir iyileşme sağlanır.
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
]Doğum kontrol iğneleri
Kolay uygulanabilir olması,güvenilirliğinin yüksek olması ve diğer yöntemleri kullanamayacak olanlarda da uygulanabilmesi her geçen gün aylık ve üç aylık doğum kontrol iğnelerinin kullanımını arttırıyor.
Aylık iğneler adetin ilk günü ,üç aylık olanlar ise adetin ilk beş günü içerisinde uygulanabiliyor.
Yan etkileri diğer doğum kontrol ilaçlarına oranla bir hayli düşük.
Ağızdan alınan doğum kontrol hapları 35 yaş üzeri ve sigara kullanan bayanlarda risk oluştururken iğneler bu grupta uygun bir seçim olarak öneriliyor.
Ağızdan alınan doğum kontrol haplarındaki kullanımın unutulması riski bu yöntemle minimuma indiriliyor.
Özellikle emziren kadınlarda doğumdan altı hafta sonra uygulanabiliyor ve bebek üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi görülmüyor. Emziren kadınlarda süt miktarı,kalitesi ve emzirme süresini etkilemiyor.
Tansiyon ve şeker hastalarında kullanımında ciddi bir olumsuzluk gözlenmemiş olsa da doktor kontrolünde kullanılması öneriliyor.
Uzun süreli kullanımında adet görmeme veya adet düzensizliklerine sebep olabiliyor; ancak ilacın bırakılmasıyla düzeliyor. Ancak adet görmeme tıbbi bir problem olarak kabul edilmiyor. Hatta anemi(kansızlık)nin sık görüldüğü bölgelerde bir avantaj olabileceği söyleniyor.
Endometrium kanserine karşı koruyucu olduğu, dış gebelik oluşma riskini azalttığı, mevcut over kistleri ve selim meme kitlelerini gerilettiği iddia ediliyor.
Zaman zaman yönteme ara verip vücudun dinlendirilmesi gereksinimi yok.
Emzirmeyen kadınlarda doğumdan hemen sonra uygulanabiliyor.
İlk enjeksiyondan sonra sık ve beklenmeyen kanama ve lekelenmelere neden olabiliyor.
Yöntem bırakıldıktan sonra doğurganlığın geri dönüşü ortalama dokuz ay sürüyor.
Seyrek görülse de baş ağrısı,kilo alma ,memelerde duyarlılık, mide bulantısı, ruhsal değişiklikler gibi bazı yan etkilere neden olabiliyor
Kolay uygulanabilir olması,güvenilirliğinin yüksek olması ve diğer yöntemleri kullanamayacak olanlarda da uygulanabilmesi her geçen gün aylık ve üç aylık doğum kontrol iğnelerinin kullanımını arttırıyor.
Aylık iğneler adetin ilk günü ,üç aylık olanlar ise adetin ilk beş günü içerisinde uygulanabiliyor.
Yan etkileri diğer doğum kontrol ilaçlarına oranla bir hayli düşük.
Ağızdan alınan doğum kontrol hapları 35 yaş üzeri ve sigara kullanan bayanlarda risk oluştururken iğneler bu grupta uygun bir seçim olarak öneriliyor.
Ağızdan alınan doğum kontrol haplarındaki kullanımın unutulması riski bu yöntemle minimuma indiriliyor.
Özellikle emziren kadınlarda doğumdan altı hafta sonra uygulanabiliyor ve bebek üzerinde herhangi bir olumsuz etkisi görülmüyor. Emziren kadınlarda süt miktarı,kalitesi ve emzirme süresini etkilemiyor.
Tansiyon ve şeker hastalarında kullanımında ciddi bir olumsuzluk gözlenmemiş olsa da doktor kontrolünde kullanılması öneriliyor.
Uzun süreli kullanımında adet görmeme veya adet düzensizliklerine sebep olabiliyor; ancak ilacın bırakılmasıyla düzeliyor. Ancak adet görmeme tıbbi bir problem olarak kabul edilmiyor. Hatta anemi(kansızlık)nin sık görüldüğü bölgelerde bir avantaj olabileceği söyleniyor.
Endometrium kanserine karşı koruyucu olduğu, dış gebelik oluşma riskini azalttığı, mevcut over kistleri ve selim meme kitlelerini gerilettiği iddia ediliyor.
Zaman zaman yönteme ara verip vücudun dinlendirilmesi gereksinimi yok.
Emzirmeyen kadınlarda doğumdan hemen sonra uygulanabiliyor.
İlk enjeksiyondan sonra sık ve beklenmeyen kanama ve lekelenmelere neden olabiliyor.
Yöntem bırakıldıktan sonra doğurganlığın geri dönüşü ortalama dokuz ay sürüyor.
Seyrek görülse de baş ağrısı,kilo alma ,memelerde duyarlılık, mide bulantısı, ruhsal değişiklikler gibi bazı yan etkilere neden olabiliyor
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
Bu haber kadınlara!
Başkentte, müşteri sayısını artırıp rakiplerinin bir adım önüne geçmek isteyen bir kadın kuaförü, kadınların saç ve makyaj tarzlarını, karakterden, kariyer seçimi ve iş hayatına, aşktan, para ve sağlığa kadar pek çok konu üzerinde etkili olduğuna inanılan burçlara göre belirliyor.
Sıhhiye’deki işyerinde hizmet veren Nazan Tezcan, 15 yıldır bayan kuaförü olduğunu, aynı zamanda astroloji ile "yakından" ilgilendiğini belirterek, "astroloji bilgileri ışığında insanların kişiliklerine ve geleceğine ilişkin analizlerde bulunabildiğini" ifade etti. Tezcan, "günümüzde yalnızca saç kesimi ve fön çekmenin kuaförlük için yeterli olmadığını", bu nedenle astroloji bilgilerini mesleğine uyarladığını kaydetti.
Burçların, insanların karakterlerini etkilemesinin yanı sıra beğenileri, arzuları, hayattaki duruşları ve tarzları üzerinde de etkili olduğunu öne süren Tezcan, "Kadınların çoğu, burçlarının giyim, kuşam, saç ve makyaj tarzlarını belirlediğini bilmiyor. Bu nedenle astroloji bilgilerinden yararlanarak ve mesleki yeteneklerimi kullanarak, onlara burçları doğrultusunda en fazla yakışan saç rengi, biçimi ve makyajı seçiyorum" dedi.
"Burçların kendine özgü renkleri olduğunu", kıyafet ve saç rengi seçimlerinde bu renklerin tercih edilmesinin "daha çok" beğeni toplayacağını ifade eden Tezcan, şunları kaydetti: "Ateş burçlarından (Koç, Aslan ve Yay) olan kadınlara, çılgın saç renkleri yakışır. En uygun saç rengi ise platin sarısı. Kahverengi ve ateş kızılı da bu grubun kadınlarına hoşluk kazandırır. Ateş burcu kadınları makyajda en çok kahve tonlarını ve pembeyi tercih etmeli.
Uzun ve dalgalı saçlar bu grubun kadınları için idealdir.
Toprak burçlarından (Oğlak, Başak ve Boğa) kadınlar, saç ve makyaj için turuncu ve kahve tonlarını ön planda bulundurmalı. Kat kesim bu gruba oldukça yakışıyor. Mavi/siyah saçlar hava grubu burçlarından (Kova, Terazi ve İkizler) hanımları mükemmel bir görünüme kavuşturuyor. Kısa, sert saç kesimleri Kova, Terazi ve İkizler kadınlarını çok çekici kılıyor.
Makyajda mavi-yeşil tonlara ağırlık vermeli.
Su burçları (Balık, Akrep ve Yengeç) saç boyamada sarı renkleri tercih etmeli. Gölge ve balyaj çok yakışır bu grubun hanımlarına.
Makyaj da ise ****l renkler göz önünde bulundurulmalı." Kadınların, rahatlamak ve bakımlı olmak için kuaföre geldiğine işaret eden Tezcan, kendilerinin de müşterilerine en iyi hizmeti sunmaya çalıştıklarını söyledi. Tezcan, "Müşterilerimiz buradan aldıkları hizmetten memnun olarak ayrılıyorlar" dedi.
Başkentte, müşteri sayısını artırıp rakiplerinin bir adım önüne geçmek isteyen bir kadın kuaförü, kadınların saç ve makyaj tarzlarını, karakterden, kariyer seçimi ve iş hayatına, aşktan, para ve sağlığa kadar pek çok konu üzerinde etkili olduğuna inanılan burçlara göre belirliyor.
Sıhhiye’deki işyerinde hizmet veren Nazan Tezcan, 15 yıldır bayan kuaförü olduğunu, aynı zamanda astroloji ile "yakından" ilgilendiğini belirterek, "astroloji bilgileri ışığında insanların kişiliklerine ve geleceğine ilişkin analizlerde bulunabildiğini" ifade etti. Tezcan, "günümüzde yalnızca saç kesimi ve fön çekmenin kuaförlük için yeterli olmadığını", bu nedenle astroloji bilgilerini mesleğine uyarladığını kaydetti.
Burçların, insanların karakterlerini etkilemesinin yanı sıra beğenileri, arzuları, hayattaki duruşları ve tarzları üzerinde de etkili olduğunu öne süren Tezcan, "Kadınların çoğu, burçlarının giyim, kuşam, saç ve makyaj tarzlarını belirlediğini bilmiyor. Bu nedenle astroloji bilgilerinden yararlanarak ve mesleki yeteneklerimi kullanarak, onlara burçları doğrultusunda en fazla yakışan saç rengi, biçimi ve makyajı seçiyorum" dedi.
"Burçların kendine özgü renkleri olduğunu", kıyafet ve saç rengi seçimlerinde bu renklerin tercih edilmesinin "daha çok" beğeni toplayacağını ifade eden Tezcan, şunları kaydetti: "Ateş burçlarından (Koç, Aslan ve Yay) olan kadınlara, çılgın saç renkleri yakışır. En uygun saç rengi ise platin sarısı. Kahverengi ve ateş kızılı da bu grubun kadınlarına hoşluk kazandırır. Ateş burcu kadınları makyajda en çok kahve tonlarını ve pembeyi tercih etmeli.
Uzun ve dalgalı saçlar bu grubun kadınları için idealdir.
Toprak burçlarından (Oğlak, Başak ve Boğa) kadınlar, saç ve makyaj için turuncu ve kahve tonlarını ön planda bulundurmalı. Kat kesim bu gruba oldukça yakışıyor. Mavi/siyah saçlar hava grubu burçlarından (Kova, Terazi ve İkizler) hanımları mükemmel bir görünüme kavuşturuyor. Kısa, sert saç kesimleri Kova, Terazi ve İkizler kadınlarını çok çekici kılıyor.
Makyajda mavi-yeşil tonlara ağırlık vermeli.
Su burçları (Balık, Akrep ve Yengeç) saç boyamada sarı renkleri tercih etmeli. Gölge ve balyaj çok yakışır bu grubun hanımlarına.
Makyaj da ise ****l renkler göz önünde bulundurulmalı." Kadınların, rahatlamak ve bakımlı olmak için kuaföre geldiğine işaret eden Tezcan, kendilerinin de müşterilerine en iyi hizmeti sunmaya çalıştıklarını söyledi. Tezcan, "Müşterilerimiz buradan aldıkları hizmetten memnun olarak ayrılıyorlar" dedi.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
]Kadınlar mutlaka okumalı!
Sanayide baca gazlarında bulunan 'dioksin' maddesinin, kadınlarda kısırlığa neden olan 'Endometriyozis' hastalığının sıklığını artırdığı bildirildi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, yaptığı açıklamada, Türkiye'de 13-45 yaş arasındaki her 10 kadından birinde Endometriyozis hastalığının görüldüğünü ve bu kadınların yaklaşık yüzde 50'sinin çocuk sahibi olabilmeleri için tedavi görmeleri gerektiğini söyledi.
Endometriyozis hastalığının, yumurtalıkta kist oluşumuna neden olduğunu ve özellikle kentte yaşayan kadınlarda hastalığın daha sık görüldüğüne dikkati çeken Tıraş, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın (IARC), kanser yapan maddeleri sıraladığı listesinde 'dioksin' maddesinin, kadınlarda kısırlığa neden olan endometriyozis hastalığına neden olduğunu açıkladığını bildirdi.
KİSTLER ÇOK KÜÇÜKKEN AĞRI YAPABİLİYOR
Endometriyozis hastalığı olan kadınların, kasıklarda kronik ağrı, adet döneminde-cinsel ilişki sırasında ağrı ve kısırlık belirtileriyle doktora başvurduklarını anlatan Prof. Dr. Tıraş, hastalığa bağlı oluşmuş karın içi yapışıklıkları ve çikolata kistleri olarak adlandırılan yumurtalık kistlerinin tedavisinin laparoskopi yöntemiyle yapıldığını söyledi.
Tıraş, Türkiye'de 13-45 yaş arasındaki her 10 kadından birinde Endometriyozis hastalığının görüldüğünü ifade ederek, ''Hastalığın yaygınlık oranı yüzde 4-5 civarında, ancak çocuk sahibi olamayan kısır kadınlarda bu oran yüzde 40-50'ye kadar çıkabiliyor. Yani kısır olan 2 kadından birinin sorunu endometriyozis'' diye konuştu. Tüm ameliyatlar ele alındığında her yüz hastanın 18'inde endometriyozis gözlendiğine işaret eden Tıraş, kısırlık nedeniyle ameliyat edilen hastalar da ise endometriyozisin görülme sıklığının
yüzde 33'lere kadar yükseldiğini sözlerine ekledi.
Sanayide baca gazlarında bulunan 'dioksin' maddesinin, kadınlarda kısırlığa neden olan 'Endometriyozis' hastalığının sıklığını artırdığı bildirildi.
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bülent Tıraş, yaptığı açıklamada, Türkiye'de 13-45 yaş arasındaki her 10 kadından birinde Endometriyozis hastalığının görüldüğünü ve bu kadınların yaklaşık yüzde 50'sinin çocuk sahibi olabilmeleri için tedavi görmeleri gerektiğini söyledi.
Endometriyozis hastalığının, yumurtalıkta kist oluşumuna neden olduğunu ve özellikle kentte yaşayan kadınlarda hastalığın daha sık görüldüğüne dikkati çeken Tıraş, Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı'nın (IARC), kanser yapan maddeleri sıraladığı listesinde 'dioksin' maddesinin, kadınlarda kısırlığa neden olan endometriyozis hastalığına neden olduğunu açıkladığını bildirdi.
KİSTLER ÇOK KÜÇÜKKEN AĞRI YAPABİLİYOR
Endometriyozis hastalığı olan kadınların, kasıklarda kronik ağrı, adet döneminde-cinsel ilişki sırasında ağrı ve kısırlık belirtileriyle doktora başvurduklarını anlatan Prof. Dr. Tıraş, hastalığa bağlı oluşmuş karın içi yapışıklıkları ve çikolata kistleri olarak adlandırılan yumurtalık kistlerinin tedavisinin laparoskopi yöntemiyle yapıldığını söyledi.
Tıraş, Türkiye'de 13-45 yaş arasındaki her 10 kadından birinde Endometriyozis hastalığının görüldüğünü ifade ederek, ''Hastalığın yaygınlık oranı yüzde 4-5 civarında, ancak çocuk sahibi olamayan kısır kadınlarda bu oran yüzde 40-50'ye kadar çıkabiliyor. Yani kısır olan 2 kadından birinin sorunu endometriyozis'' diye konuştu. Tüm ameliyatlar ele alındığında her yüz hastanın 18'inde endometriyozis gözlendiğine işaret eden Tıraş, kısırlık nedeniyle ameliyat edilen hastalar da ise endometriyozisin görülme sıklığının
yüzde 33'lere kadar yükseldiğini sözlerine ekledi.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
]Hipertansiyon kadınlarda yaygın
Türkiye'de, erişkin yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde 37'sinde hipertansiyon görülürken, erkeklerde bu oranın yüzde 28 olduğu bildirildi.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve ****bolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Satman, hipertansiyonun, kan basıncının yükselmesinden kaynaklanan, kalp-damarlarda bir dizi soruna yol açan bir hastalık olduğunu söyledi.
Hipertansiyonun görülme sıklığının, yaşlanmayla birlikte arttığını belirten Satman, şöyle konuştu:
''Hipertansiyon, ilk olarak 25-55 yaşlarında ortaya çıkar. 20 yaşından önce tek bir nedene bağlanamayan (primer hipertansiyon) çok nadirdir. Bu yaş grubundaki hipertansiyon çoğu kez başka bir hastalıktan, (böbrek yetersizliği, böbrek veya kalp damarlarının daralması, böbrek üstü bezinde ur bulunması gibi) kaynaklanmaktadır. 50-55 yaş grubunda yüzde 47, 60-65 yaş grubunda yüzde 62, 70 yaşından sonra yüzde 74 oranında hipertansiyon görülmektedir.''
Satman, hipertansiyonun erişkin yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde 37'sinde, erkeklerde ise yüzde 28 görüldüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti:
''Hipertansiyon, kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Bir başka deyişle kadınlarda hipertansiyon erkeklerden yüzde 32 oranında daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında kadınlarda obezite ve diyabetin daha yaygın olması, hormonal nedenler, hareketsizlik ve bazı ilaçların (romatizma ilaçları, kortizonlu ilaçlar ve östrojen gibi hormonal ilaçlar vb.) kullanılması sayılabilir.''
''ERİŞKİN NÜFUSUN YÜZDE 30'U HİPERTANSİYONLU''
Türkiye'de 20 yaş ve üzerindeki erişkin nüfusun yüzde 30'unun hipertansiyonlu olduğunu vurgulayan Satman, şunları kaydetti:
''Hipertansiyonlu kişilerin yaklaşık olarak yarısından biraz fazlası (yüzde 54), kan basıncı yüksekliğinin farkında değildir. Hipertansiyonu olduğunu bilen hastaların ancak yüzde 45'i düzenli ilaç kullanmaktadır ve bunların da sadece yüzde 40'ında kan basıncı kontrol altında bulunmuştur. Dünyada çeşitli toplumlarda erişkin nüfusun hipertansiyon sıklığı ise yüzde 25 civarındadır.''
Türkiye'de, erişkin yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde 37'sinde hipertansiyon görülürken, erkeklerde bu oranın yüzde 28 olduğu bildirildi.
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Endokrinoloji ve ****bolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Satman, hipertansiyonun, kan basıncının yükselmesinden kaynaklanan, kalp-damarlarda bir dizi soruna yol açan bir hastalık olduğunu söyledi.
Hipertansiyonun görülme sıklığının, yaşlanmayla birlikte arttığını belirten Satman, şöyle konuştu:
''Hipertansiyon, ilk olarak 25-55 yaşlarında ortaya çıkar. 20 yaşından önce tek bir nedene bağlanamayan (primer hipertansiyon) çok nadirdir. Bu yaş grubundaki hipertansiyon çoğu kez başka bir hastalıktan, (böbrek yetersizliği, böbrek veya kalp damarlarının daralması, böbrek üstü bezinde ur bulunması gibi) kaynaklanmaktadır. 50-55 yaş grubunda yüzde 47, 60-65 yaş grubunda yüzde 62, 70 yaşından sonra yüzde 74 oranında hipertansiyon görülmektedir.''
Satman, hipertansiyonun erişkin yaşlardaki kadın nüfusunun yüzde 37'sinde, erkeklerde ise yüzde 28 görüldüğüne dikkati çekerek, şöyle devam etti:
''Hipertansiyon, kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Bir başka deyişle kadınlarda hipertansiyon erkeklerden yüzde 32 oranında daha fazla görülmektedir. Bunun başlıca nedenleri arasında kadınlarda obezite ve diyabetin daha yaygın olması, hormonal nedenler, hareketsizlik ve bazı ilaçların (romatizma ilaçları, kortizonlu ilaçlar ve östrojen gibi hormonal ilaçlar vb.) kullanılması sayılabilir.''
''ERİŞKİN NÜFUSUN YÜZDE 30'U HİPERTANSİYONLU''
Türkiye'de 20 yaş ve üzerindeki erişkin nüfusun yüzde 30'unun hipertansiyonlu olduğunu vurgulayan Satman, şunları kaydetti:
''Hipertansiyonlu kişilerin yaklaşık olarak yarısından biraz fazlası (yüzde 54), kan basıncı yüksekliğinin farkında değildir. Hipertansiyonu olduğunu bilen hastaların ancak yüzde 45'i düzenli ilaç kullanmaktadır ve bunların da sadece yüzde 40'ında kan basıncı kontrol altında bulunmuştur. Dünyada çeşitli toplumlarda erişkin nüfusun hipertansiyon sıklığı ise yüzde 25 civarındadır.''
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
]Başağrısının bedeli ağır
Kadınların baş ağrısı şikayetinin erkeklere göre daha fazla olduğu ve Türkiye'de sadece kadınların bu rahatsızlıktan dolayı tedavi ve iş kaybı maliyetinin yıllık 300 milyon dolara ulaştığı bildirildi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Baş Ağrısı ve Klinik Farmakoloji Dernekleri Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, migren ağrısı çeken 380 kadın üzerinde, ağrının ne kadar sıklıkta yaşandığı, hangi ilaçların kullanıldığı, ilaçlara ve doktorlara harcanan tutarları belirlemek için anket çalışması yaptıklarını bildirdi.
Tulunay, ağrıların getirdiği maliyetin yanı sıra iş hayatında da verimi düşürdüğünü, böylelikle, sosyoekonomik boyutunun da bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:
''Anket, erkeklere göre baş ağrısı şikayeti daha fazla olan kadınlar üzerinde yapıldı. Anket sonuçlarından yola çıkarak, ağrılarından dolayı kaç gün işe gidemedikleri, ilaç ve hastane masraflarını belirledik. Bu çalışma bize sadece kadınların baş ağrısı şikayeti nedeniyle ülkemizde yıllık 300 milyon dolar tedavi ve iş kaybı maliyeti getirdiğini gösterdi. Erkeklerde de bu miktarın yıllık 100 milyon dolar olduğunu tahmin ediyoruz.''
Tulunay, bir gözlemlerinin de doktorların gereksiz yere baş ağrısı tedavisi için pahalı ilaç yazdıkları yönünde olduğunu ifade ederek, ''Ülkemizde ilaç firmalarının aşırı promosyonu nedeniyle ne yazık ki doktorlar, 2-3 YTL'lik ilaç yerine 8-10 YTL'lik ilaç veriyorlar. Doktorların gerek olmadığı halde pahalı ilaçları yazmaları, maliyetin artmasına neden oluyor'' dedi.
Kronik baş ağrılarının ikili ilişkilerde de olumsuz sonuçları beraberinde getirdiğini vurgulayan Tulunay, şunları söyledi:
''Maddi kaybın yanında bu ağrılar, çiftlerde yorgunluk, halsizlik, agresiflik gibi birtakım olumsuzları da beraberinde getiriyor. Yani ağrılar, hem servet harcanmasına, iş kayıplarına hem de aile saadetinin baltalanmasına zemin hazırlıyor. Sadece baş ağrısı nedeniyle boşanmalar bile olduğu ortaya çıktı. İşin kötü tarafı ise hiç kimse ağrıların insan hayatında bu kadar etkili olduğunu düşünmüyor.''
Kadınların baş ağrısı şikayetinin erkeklere göre daha fazla olduğu ve Türkiye'de sadece kadınların bu rahatsızlıktan dolayı tedavi ve iş kaybı maliyetinin yıllık 300 milyon dolara ulaştığı bildirildi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Baş Ağrısı ve Klinik Farmakoloji Dernekleri Başkanı Prof. Dr. Cankat Tulunay, AA muhabirine yaptığı açıklamada, migren ağrısı çeken 380 kadın üzerinde, ağrının ne kadar sıklıkta yaşandığı, hangi ilaçların kullanıldığı, ilaçlara ve doktorlara harcanan tutarları belirlemek için anket çalışması yaptıklarını bildirdi.
Tulunay, ağrıların getirdiği maliyetin yanı sıra iş hayatında da verimi düşürdüğünü, böylelikle, sosyoekonomik boyutunun da bulunduğunu belirterek, şöyle devam etti:
''Anket, erkeklere göre baş ağrısı şikayeti daha fazla olan kadınlar üzerinde yapıldı. Anket sonuçlarından yola çıkarak, ağrılarından dolayı kaç gün işe gidemedikleri, ilaç ve hastane masraflarını belirledik. Bu çalışma bize sadece kadınların baş ağrısı şikayeti nedeniyle ülkemizde yıllık 300 milyon dolar tedavi ve iş kaybı maliyeti getirdiğini gösterdi. Erkeklerde de bu miktarın yıllık 100 milyon dolar olduğunu tahmin ediyoruz.''
Tulunay, bir gözlemlerinin de doktorların gereksiz yere baş ağrısı tedavisi için pahalı ilaç yazdıkları yönünde olduğunu ifade ederek, ''Ülkemizde ilaç firmalarının aşırı promosyonu nedeniyle ne yazık ki doktorlar, 2-3 YTL'lik ilaç yerine 8-10 YTL'lik ilaç veriyorlar. Doktorların gerek olmadığı halde pahalı ilaçları yazmaları, maliyetin artmasına neden oluyor'' dedi.
Kronik baş ağrılarının ikili ilişkilerde de olumsuz sonuçları beraberinde getirdiğini vurgulayan Tulunay, şunları söyledi:
''Maddi kaybın yanında bu ağrılar, çiftlerde yorgunluk, halsizlik, agresiflik gibi birtakım olumsuzları da beraberinde getiriyor. Yani ağrılar, hem servet harcanmasına, iş kayıplarına hem de aile saadetinin baltalanmasına zemin hazırlıyor. Sadece baş ağrısı nedeniyle boşanmalar bile olduğu ortaya çıktı. İşin kötü tarafı ise hiç kimse ağrıların insan hayatında bu kadar etkili olduğunu düşünmüyor.''
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Kadın Sağlığı + Jinekoloji
]VE NİHAYET YAŞLILIK
Zaman ilerledikçe vücudumuzda da bazı fizyolojik değişimler başlar. 20'li yaşlarda sahip olduğumuz vücut, 50'li yaşlara gelindiğinde büyük değişiklikler gösterir. Değişim sadece fiziki görünümde kalmaz. Tıpkı vücudumuz gibi, saçlarımız da yaşlanmanın etkilerini taşır. Her on yılda bir vücudumuzda ve saçlarımızda ne değişiklikler yaşanıyor görelim. 20'li yaşlarında hiç kimse 10 yaş genç görünmeye gerek duymaz. Ama yine de herkes bu genç ve taze görünümünü muhafaza etmek ister. 20'li yaşlardayken vücudumuzda meydana gelen değişmelere bir bakalım... * Cilt, çocukluk yaşlarından itibaren olumsuz koşullardan etkilenmeye başlar. * Cildin yaşlanma süreci 17- 25 yaşları arasında başlar. * Kas yoğunluğunun artışı bu yaşlarda yavaşlar. * Vücuttaki fazla yağ vücuda dağıtılır. * Hücre yenilenmesi yüzde 28 azalır. * Kemiklerin gelişimi durur. * Cildin yağ oranı düşer ve ince çizgiler çıkmaya başlar. NELERE DİKKAT ETMELİYİZ? 20'li yaşlar, cildinize gereken önemi vermeniz gereken dönemin başında gelir. Artık hormonlarınız oturmuş, cildinizin yapısı belirlenmiştir.
* Cildinizi her zaman nemlendirin ve güneşin zararlı ışınlarından koruyun. Kışın bile koruyucu kremlerle dışarı çıkın.
* Hücre yenilenmeniz yavaşladığından ölü hücrelerinizden peeling yaparak kurtulun.
* Hiçbir şeyin sizi sigara kadar kolay yaşlandırabileceğini unutmayın, sigara içiyorsanız bırakmaya çalışın ya da azaltın.
* Fazla tuzlu, fazla şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Bu tür bir beslenme, ileride kalp hastalıklarına, şeker hastalığına ve hatta kansere neden olabilir.
* Düzenli beslenmeye özen gösterin ve bolca meyve sebze tüketin.
* 20'li yaşların ortasına kadar kemikler gelişimini sürdürür. Bu yüzden bol bol kalsiyum ve o**** 3 yağ asidi tüketin.
* Spor yapın, eğer spor yapmaya fırsatınız yoksa bol bol yürüyün.
20 'Lİ YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Her santimetre karede yaklaşık 1100 saç kökü ile doğarsınız.
* Saçlar en çok 16-24 yaşları arasında hızla uzar.
* Saçlarınız en çok 20 yaşında gürdür.
* Saç renginiz siz yaşlandıkça koyulaşabilir.
* Bu yaşlarda santimetre kare başına düşen saç kökü sayısı 600'e iner.
* Erkeklerin yüzde 20'si, yirmili yaşlarda kellikle karşı karşıya kalır. 30'lu yaşlar:
Yaşlanmanın ilk belirtileri ile bu yaşlarda karşılaşılır. Fakat yine de siz yaşlanıyorum endişesine kapılmadan genç kalmaya ve genç hissetmeye özen gösterin. Düzgün beslenme ile hem formunuzu, hem de enerjinizi koruyabilirsiniz. Özellikle spor yaparsanız bu çağlarda sıkça rastlanan selülit sorununu da gidermiş olursunuz.
* Kadınlarda en çok bu yaşlarda kalça bölgesinde yağlanma başlar.
* Vücudunuz yüzde 2, yüzde 4 arasında daha az enerji yakmaya başlar.
* Hücre yenilenmesi yavaşladığından genç görünümünüzü yavaş yavaş kaybetmeye başlarsınız.
* Yağ bezleri daha az çalıştığından cilt giderek kurumaya başlar.
* 30'lu yaşlarda güneş lekeleri ortaya çıkar.
* Cildin kolajen miktarında azalma başlar ve kırışıklıklar belirginleşir.
* Gözünüzün etrafındaki deri incelmeye başlar.
NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
* Antioksidanların, A, B, C ve E vitaminlerinin bol olduğu zengin bir beslenme programı uygulayın.
* Yüzünüze mutlaka antikoksidanlar içeren güneş koruyuculu krem kullanın.
* Cildiniz daha çok kuruyacağından zengin bir nemlendirici kullanın.
* Cildiniz parlaklığını kaybetmeye başlayacağı için peeling ve bakım maskeleri uygulayın.
* Kaslarınızı güçlendiren bir egzersiz programı uygulayın.
* Tuzu az tüketin ve potasyum açısından zengin gıdalar yiyin örneğin muz, tahıllar, patates ve kuru meyveler gibi... Bu tür gıdalar selülite de iyi gelir.
* Bol bol su için.
* Şekerli gıdalardan uzak durun.
* Uyku düzeninize dikkat edin, cilt kendini uykudayken tamir eder.
30'LU YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Erkeklerin yüzde 40'ı 35 yaşındayken saç dökülmesi sorunu ile karşı karşıya kalır.
* İlk beyazlar bu yaşlarda ortaya çıkar.
* Saçlarınız incelmeye başlar.
* Saç deriniz daha az yağ ürettiğinden saçlarınız daha çok korumaya gereksinim duyar.
40'lı yaşlar:
Özellikle menapoza giren kadınlarda yaşlanma süreci iyice hızlanmaya başlar. Bu yaşlarda güneşten korunma ayrı bir önem kazanır. Hücre yenilenmesi iyice yavaşladığından, cilt çok daha hassas bir hale gelir. Sindirim sistemi fonksiyonları yavaşlar, bu yüzden doğru beslenme daha önemli bir hale gelir.
* Bu yaşlarda çabuk kilo verirseniz, ciltte sarkmalar meydana gelir.
* Ciltte minder görevi gören yağların verilmesi cildi daha hassas hale getirir.
* Bu yaşlarda düşen ostrojen seviyesi ciltte nem ve kolajen kaybına neden olur.
* Yağ oranı giderek düşer ve ciltte aşırı kuruluk meydana gelir.
* Çizgiler ve kırışıklıklar daha da belirginleşmeye başlar.
* Yüzünüzün gençliğini muhafaza etmek istiyorsanız jogging yapmayın, bu yüzünüzde sarkmalara neden olabilir.
NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
* Cildiniz daha çok kuruyacağından ve sertleşeceğinden peeling yapmak çok önemlidir. İçeriğinde antioksidanlar içeren zengin nemlendiriciler ve güneş koruyucu kremler kullanın.
* A vitamini içeren kremler kullanın. Bunlar cildinizin kolajen seviyesini arttırır ve cildinizin daha genç görünmesini sağlar.
* Sağlıklı bir kemik ve kas yapısı muhafaza etmek için düzenli egzersiz yapın, mümkünse doktor kontrolü olmadan spor yapmayın.
40'LI YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Saçlarınızdaki beyaz saç oranı artar, yaşlandıkça pigmentler solar ve daha az melanin üretiriz.
* Erkeklerde kellik bu yaşlarda daha sık görülür.
* Kadınlarda ostrojen seviyesi azaldığı için saçlar daha çok kurur ve incelir.
* Saçlarınız yüzde 25'e kadar dökülebilir, saçlarınızda azalma farkedilir. 50'li yaşlar:
Kendinizi bilgilendirir, doğru bir cilt bakımı yapar, düzenli spor yapar ve dengeli beslenirseniz, 50'li yaşlarda bile sağlıklı ve iyi görünmemeniz için hiçbir sebep yok. Günümüzün 50'li yaşlarında olan kadınları artık geçmişteki gibi değil. 50'li yaşlarda olmanız, hayattan emekli olmanız anlamına gelmiyor!
* Aldığınız kalorilerin çok azını yakıyorsunuz, kalorilerin çoğu yağ olarak vücudunuzda depolanıyor.
* Menopozdan sonra göğüslerde bu yaşlarda yağ birikimi oluşur ve ebatlarında büyüme olur. 64 yaşından sonra ise küçülme başlar.
* Belde yağ depolanmaya başlar ve kalınlaşır.
* Menopozdan dolayı düşen ostrojen seviyeniz yüzünden cilt iyice incelir ve hassaslaşır.
* Kırışıklıklar derinleşir ve ciltteki yağ oranı çok azaldığından cilt sarkar.
* Kadınlar ostrojen seviyesi azaldığından, testesteron seviyesi arttığından kıllanma sorunu ile karşı karşıya kalabilir.
NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
* Cildinizi nemlendiren yaşlanma karşıtı kremler kullanın.
* Ölü hücrelerinizden kurtulmanızı sağlayan nazik bakım kremleri, maskeleri kullanın.
* Güneşten uzak durun.
* Egzersiz yapın, bu yaşlarda önerilen en iyi egzersiz yoga ya da yüzmedir.
50'Lİ YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Saç köklerinizin sayısında azalma başlar, saçlarınızın hemen hemen hepsi beyazlaşır.
* 50 yaşındayken santimetre kareye düşen saç kökü sayısı 250-300'e düşer.
* Kadınların yüzde 50'sinin saçları bu yaşlarda düşen ostrojen seviyeleri yüzünden incelir.
* Erkeklerin yüzde 65'i 60 yaşına geldiğinde kelleşme sorunu ile karşı karşıya kalır.
* 60 yaşında hâlâ saç kaybınız yoksa, kelleşme sorunu yaşamayacaksınız demektir.
* Saçların uzaması günde 0.32 mm'ye kadar iner.
* Yağ bezeleri artık yağ üretmediğinden saçlarınız iyice kurumaya başlar.
Zaman ilerledikçe vücudumuzda da bazı fizyolojik değişimler başlar. 20'li yaşlarda sahip olduğumuz vücut, 50'li yaşlara gelindiğinde büyük değişiklikler gösterir. Değişim sadece fiziki görünümde kalmaz. Tıpkı vücudumuz gibi, saçlarımız da yaşlanmanın etkilerini taşır. Her on yılda bir vücudumuzda ve saçlarımızda ne değişiklikler yaşanıyor görelim. 20'li yaşlarında hiç kimse 10 yaş genç görünmeye gerek duymaz. Ama yine de herkes bu genç ve taze görünümünü muhafaza etmek ister. 20'li yaşlardayken vücudumuzda meydana gelen değişmelere bir bakalım... * Cilt, çocukluk yaşlarından itibaren olumsuz koşullardan etkilenmeye başlar. * Cildin yaşlanma süreci 17- 25 yaşları arasında başlar. * Kas yoğunluğunun artışı bu yaşlarda yavaşlar. * Vücuttaki fazla yağ vücuda dağıtılır. * Hücre yenilenmesi yüzde 28 azalır. * Kemiklerin gelişimi durur. * Cildin yağ oranı düşer ve ince çizgiler çıkmaya başlar. NELERE DİKKAT ETMELİYİZ? 20'li yaşlar, cildinize gereken önemi vermeniz gereken dönemin başında gelir. Artık hormonlarınız oturmuş, cildinizin yapısı belirlenmiştir.
* Cildinizi her zaman nemlendirin ve güneşin zararlı ışınlarından koruyun. Kışın bile koruyucu kremlerle dışarı çıkın.
* Hücre yenilenmeniz yavaşladığından ölü hücrelerinizden peeling yaparak kurtulun.
* Hiçbir şeyin sizi sigara kadar kolay yaşlandırabileceğini unutmayın, sigara içiyorsanız bırakmaya çalışın ya da azaltın.
* Fazla tuzlu, fazla şekerli ve işlenmiş gıdalardan uzak durun. Bu tür bir beslenme, ileride kalp hastalıklarına, şeker hastalığına ve hatta kansere neden olabilir.
* Düzenli beslenmeye özen gösterin ve bolca meyve sebze tüketin.
* 20'li yaşların ortasına kadar kemikler gelişimini sürdürür. Bu yüzden bol bol kalsiyum ve o**** 3 yağ asidi tüketin.
* Spor yapın, eğer spor yapmaya fırsatınız yoksa bol bol yürüyün.
20 'Lİ YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Her santimetre karede yaklaşık 1100 saç kökü ile doğarsınız.
* Saçlar en çok 16-24 yaşları arasında hızla uzar.
* Saçlarınız en çok 20 yaşında gürdür.
* Saç renginiz siz yaşlandıkça koyulaşabilir.
* Bu yaşlarda santimetre kare başına düşen saç kökü sayısı 600'e iner.
* Erkeklerin yüzde 20'si, yirmili yaşlarda kellikle karşı karşıya kalır. 30'lu yaşlar:
Yaşlanmanın ilk belirtileri ile bu yaşlarda karşılaşılır. Fakat yine de siz yaşlanıyorum endişesine kapılmadan genç kalmaya ve genç hissetmeye özen gösterin. Düzgün beslenme ile hem formunuzu, hem de enerjinizi koruyabilirsiniz. Özellikle spor yaparsanız bu çağlarda sıkça rastlanan selülit sorununu da gidermiş olursunuz.
* Kadınlarda en çok bu yaşlarda kalça bölgesinde yağlanma başlar.
* Vücudunuz yüzde 2, yüzde 4 arasında daha az enerji yakmaya başlar.
* Hücre yenilenmesi yavaşladığından genç görünümünüzü yavaş yavaş kaybetmeye başlarsınız.
* Yağ bezleri daha az çalıştığından cilt giderek kurumaya başlar.
* 30'lu yaşlarda güneş lekeleri ortaya çıkar.
* Cildin kolajen miktarında azalma başlar ve kırışıklıklar belirginleşir.
* Gözünüzün etrafındaki deri incelmeye başlar.
NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
* Antioksidanların, A, B, C ve E vitaminlerinin bol olduğu zengin bir beslenme programı uygulayın.
* Yüzünüze mutlaka antikoksidanlar içeren güneş koruyuculu krem kullanın.
* Cildiniz daha çok kuruyacağından zengin bir nemlendirici kullanın.
* Cildiniz parlaklığını kaybetmeye başlayacağı için peeling ve bakım maskeleri uygulayın.
* Kaslarınızı güçlendiren bir egzersiz programı uygulayın.
* Tuzu az tüketin ve potasyum açısından zengin gıdalar yiyin örneğin muz, tahıllar, patates ve kuru meyveler gibi... Bu tür gıdalar selülite de iyi gelir.
* Bol bol su için.
* Şekerli gıdalardan uzak durun.
* Uyku düzeninize dikkat edin, cilt kendini uykudayken tamir eder.
30'LU YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Erkeklerin yüzde 40'ı 35 yaşındayken saç dökülmesi sorunu ile karşı karşıya kalır.
* İlk beyazlar bu yaşlarda ortaya çıkar.
* Saçlarınız incelmeye başlar.
* Saç deriniz daha az yağ ürettiğinden saçlarınız daha çok korumaya gereksinim duyar.
40'lı yaşlar:
Özellikle menapoza giren kadınlarda yaşlanma süreci iyice hızlanmaya başlar. Bu yaşlarda güneşten korunma ayrı bir önem kazanır. Hücre yenilenmesi iyice yavaşladığından, cilt çok daha hassas bir hale gelir. Sindirim sistemi fonksiyonları yavaşlar, bu yüzden doğru beslenme daha önemli bir hale gelir.
* Bu yaşlarda çabuk kilo verirseniz, ciltte sarkmalar meydana gelir.
* Ciltte minder görevi gören yağların verilmesi cildi daha hassas hale getirir.
* Bu yaşlarda düşen ostrojen seviyesi ciltte nem ve kolajen kaybına neden olur.
* Yağ oranı giderek düşer ve ciltte aşırı kuruluk meydana gelir.
* Çizgiler ve kırışıklıklar daha da belirginleşmeye başlar.
* Yüzünüzün gençliğini muhafaza etmek istiyorsanız jogging yapmayın, bu yüzünüzde sarkmalara neden olabilir.
NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
* Cildiniz daha çok kuruyacağından ve sertleşeceğinden peeling yapmak çok önemlidir. İçeriğinde antioksidanlar içeren zengin nemlendiriciler ve güneş koruyucu kremler kullanın.
* A vitamini içeren kremler kullanın. Bunlar cildinizin kolajen seviyesini arttırır ve cildinizin daha genç görünmesini sağlar.
* Sağlıklı bir kemik ve kas yapısı muhafaza etmek için düzenli egzersiz yapın, mümkünse doktor kontrolü olmadan spor yapmayın.
40'LI YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Saçlarınızdaki beyaz saç oranı artar, yaşlandıkça pigmentler solar ve daha az melanin üretiriz.
* Erkeklerde kellik bu yaşlarda daha sık görülür.
* Kadınlarda ostrojen seviyesi azaldığı için saçlar daha çok kurur ve incelir.
* Saçlarınız yüzde 25'e kadar dökülebilir, saçlarınızda azalma farkedilir. 50'li yaşlar:
Kendinizi bilgilendirir, doğru bir cilt bakımı yapar, düzenli spor yapar ve dengeli beslenirseniz, 50'li yaşlarda bile sağlıklı ve iyi görünmemeniz için hiçbir sebep yok. Günümüzün 50'li yaşlarında olan kadınları artık geçmişteki gibi değil. 50'li yaşlarda olmanız, hayattan emekli olmanız anlamına gelmiyor!
* Aldığınız kalorilerin çok azını yakıyorsunuz, kalorilerin çoğu yağ olarak vücudunuzda depolanıyor.
* Menopozdan sonra göğüslerde bu yaşlarda yağ birikimi oluşur ve ebatlarında büyüme olur. 64 yaşından sonra ise küçülme başlar.
* Belde yağ depolanmaya başlar ve kalınlaşır.
* Menopozdan dolayı düşen ostrojen seviyeniz yüzünden cilt iyice incelir ve hassaslaşır.
* Kırışıklıklar derinleşir ve ciltteki yağ oranı çok azaldığından cilt sarkar.
* Kadınlar ostrojen seviyesi azaldığından, testesteron seviyesi arttığından kıllanma sorunu ile karşı karşıya kalabilir.
NELERE DİKKAT ETMELİYİZ?
* Cildinizi nemlendiren yaşlanma karşıtı kremler kullanın.
* Ölü hücrelerinizden kurtulmanızı sağlayan nazik bakım kremleri, maskeleri kullanın.
* Güneşten uzak durun.
* Egzersiz yapın, bu yaşlarda önerilen en iyi egzersiz yoga ya da yüzmedir.
50'Lİ YAŞLARDA SAÇLARINIZ
* Saç köklerinizin sayısında azalma başlar, saçlarınızın hemen hemen hepsi beyazlaşır.
* 50 yaşındayken santimetre kareye düşen saç kökü sayısı 250-300'e düşer.
* Kadınların yüzde 50'sinin saçları bu yaşlarda düşen ostrojen seviyeleri yüzünden incelir.
* Erkeklerin yüzde 65'i 60 yaşına geldiğinde kelleşme sorunu ile karşı karşıya kalır.
* 60 yaşında hâlâ saç kaybınız yoksa, kelleşme sorunu yaşamayacaksınız demektir.
* Saçların uzaması günde 0.32 mm'ye kadar iner.
* Yağ bezeleri artık yağ üretmediğinden saçlarınız iyice kurumaya başlar.
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)
Ben göremem daha uzun boyunu
Ahret derler kısaltamam yolunu
Bugün Sahı Merdan sarsın oglunu
Yetis Ya Üseyin baban gidiyo
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi