Dolandırıcılar akla gelmeyen yöntemlerle ocak söndürmeye devam ediyor.
Başkent'te gazetelere iş ilanı veren D.B iş ümidi ile iş yerine gelen vatandaşların kimlik bilgilerinden çıkardığı kredi kartlarıyla günü gün etti.
Kimlik bilgileri çalındı
Mağdurlara yüklü miktarda borç yaptıran dolandırıcı son işinde yakayı ele verdi. Mağdurlardan Mehmet Armağan Süreli, başına gelenleri şöyle anlattı: "İş başvurusu sırasında verdiğim kimlik bilgilerini kullanıp üzerine kredi kartı çıkarmış. İşsizken bir de üzerine borç eklendi. Aklıma böyle bir şey olacağı gelmemişti. Çünkü gazete ilanında okuyup gittim. benim orada onlarca kişi vardı. Ben işin sonuna kadar gitmeye karar verdim ve dava açtım. Durumumuz herkese ders olsun." Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada hâkim mağdur tarafın zararının karşılanmasını ve sanık D.B'nin 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi. Bozkurt şimdi cezaevinde bulunuyor.
Haber: Bugün
İşsiz vatandaşa önemli uyarı !
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Güncel Olaylar
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
2241
İşsiz vatandaşa önemli uyarı !
İşsiz vatandaşa önemli uyarı !
" Ankara 10. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada hâkim mağdur tarafın zararının karşılanmasını ve sanık D.B'nin 1 yıl 1 ay 10 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi. Bozkurt şimdi cezaevinde bulunuyor.
Çok çok gülünç bir ceza, hakim,herhalde ,diyer cezaları unutmuş olmalı. baklava çalan çocuklara 10 yıl ceza verenler, halkı soyan,soysuzlara, bir yil bedava dan ,ye iç, yat , cezası veriyor.
Maşallah ,maşallah ,hakime nazar deymesin.
Meçlisdekinlerin dokunululmaslıkarı, oldugu gibi ,hirsizlarında ,dokunulmaslıgı oldugunu , öğrenmiş olduk bu sayede.
Geleceyin Millet vekili olacagı şimdiden belli,bu halka ancak böyleleri gerek,Yaşasın AKP,Kahr olsun hirsiza dokunanlar,pardon AKP ye.
Çok çok gülünç bir ceza, hakim,herhalde ,diyer cezaları unutmuş olmalı. baklava çalan çocuklara 10 yıl ceza verenler, halkı soyan,soysuzlara, bir yil bedava dan ,ye iç, yat , cezası veriyor.
Maşallah ,maşallah ,hakime nazar deymesin.
Meçlisdekinlerin dokunululmaslıkarı, oldugu gibi ,hirsizlarında ,dokunulmaslıgı oldugunu , öğrenmiş olduk bu sayede.
Geleceyin Millet vekili olacagı şimdiden belli,bu halka ancak böyleleri gerek,Yaşasın AKP,Kahr olsun hirsiza dokunanlar,pardon AKP ye.
ON İKİ İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
1. İmam ALİ
2. İmam CAFER
3. İmam ZEYNEL
4. İmam BAKIR
5. İmam RIZA
6. İmam CAFERİ SADIK
7. İmam HASAN
8. İmam TAĞI NAĞI
9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA
*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
1. İmam ALİ
2. İmam CAFER
3. İmam ZEYNEL
4. İmam BAKIR
5. İmam RIZA
6. İmam CAFERİ SADIK
7. İmam HASAN
8. İmam TAĞI NAĞI
9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA
*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
Son Düzenleme: 13/07/2010, 16:08, Düzenleyen: Y O L C U.
İşsiz vatandaşa önemli uyarı !
Büyümenin 2002 yılının ilk çeyreği hariç, en düşük oranı 2007 yılının üçüncü çeyreğinde gerçekleşmiştir. Bu durum, öngörülen yıllık yüzde 5 hedefinin tutturulamayacağı ve yüzde 4 dolayında kalacağını göstermektedi.
İkinci makro ekonomik gösterge enflasyon oranıdır. 2006 yılında olduğu gibi, 2007’de de öngörülen yüzde 4’lük hedefte yüzde 100’ü aşan bir sapmanın gerçekleştiği görülmektedir.
Üçüncü ve son makro ekonomik gösterge bütçe açığıdır. Merkezi yönetim bütçe açığında, geçen yıla göre yüzde 220,6’lık bir artış gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.
Bunların dışındaki diğer göstergelerde de bozulmalar vardır. Ancak bu gelişme yeni değildir. Bu bozulmalar önceki yıllarda başlamıştır ve günümüze kadar gelmektedir. Bozulmaların birbiri ardına gelmesi ve tekrarlanması sorunların kronikleşmesine neden olmuştur. Bunlar şöyle sıralanabilir:
• Cari açığın giderek yükselmesi ve sıcak parayla finanse edilmesi;
• Sabit sermaye yatırımlarının yıllık artış hızının giderek düşmesi. Modernizasyon ve yenileme yatırımları dışında yeni yatırımlar yapılmaması. Yani, yatırım yetmezliği sorununun devam etmesi;
• İç tasarrufların yetersizliği;
• Resmi açık işsizliğin yüzde 10’un altına çekilememesi (gerçek işsizliğin yüzde 20’leri bulması). Yani, istihdam yaratmayan büyüme sürecinin devam etmesi;
• İç ve dış borç stokunun yükselmesi ve özel sektör ağırlıklı dış borçlanmanın devam etmesi (2007 yılının ilk yarısı itibariyle dış borçların yüzde 61’i özel sektöre ait);
• Yatırım, sosyal harcama ve tarıma destekten yoksun, faize ipotekli bütçe yapısının devam etmesi. Yani, vatandaşın ödediği vergilerin önemli bir kısmının kendisine “yol ve hizmet” şeklinde dönmesi yerine rantiye kesimine özel bir hizmet olarak aktarılmasının sürdürülmesi;
• Dolaylı vergi ağırlıklı adaletsiz vergi yapısının devam etmesi. Yani “vur abalıya” politikasında herhangi bir değişikliğe gidilmemesi;
• Sanayileşme stratejisinden vazgeçilmesi sonucu sanayi sektörünün ekonomideki ağırlıklı konumunu yitirmesi ;
• İmalat sanayi reel ücretlerindeki gerilemenin devam etmesi;
• Gelir dağılımındaki adaletsizliğin sürdürülmesi;
• Hem yoksulluğun hem de bunun sosyal yapıda yol açtığı tahribatın giderek artması;
• Özelleştirmeler sonucu, işsizler ordusuna yenilerinin eklenmesi.
Anlaşılıyor ki, geçmiş yıllarda bazı göstergelerde gerçekleştirilen başarılara göndermelerle yapılan “bardağın yarısı boş yarısı dolu” tartışması geçerliliğini yitirmiştir. Bardağın tümünün boş olduğu artık açık seçik görülmektedir. Nitekim IMF bile bu durumu kabullenmek zorunda kalmıştır. Son IMF raporunda, Türkiye’nin kırılgan ve riskli bir ekonomiye sahip olduğu ilan edilmiştir.
Hiç kuşkusuz ekonomideki bu olumsuz gelişmelerin çalışma yaşamına etkileri ve yansıması da çok olumsuz olmuştur. Ayrıca, olumsuzluklar sadece bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Sağlık ve sigorta hizmetlerinin özelleştirilmesi ve kıdem tazminatına yönelik hak gaspı girişimleri, çalışma barışını fazlasıyla zedelemiştir. Öte yandan, önceki yıllarda erken emeklilik uygulamaları, özelleştirmeler ve sendikalaşmanın önündeki engeller nedeniyle işçi örgütlenmelerinde başlayan kan kaybı devam etmiştir. Dolayısıyla 2007 yılı, sadece ekonominin performansı açısından değil, çalışma yaşamı açısından da kayıp bir yıl olmuştur.
Dünya ekonomisindeki görece olumlu konjonktürün 2008 yılında devam etmeyeceği, son tutsat kredileri kaynaklı krizin henüz atlatılamamış olmasından anlaşılmaktadır. Nitekim bu olasılığa, DPT 2008 Yılı Programı da dikkat çekmektedir. Böylesi bir durumda, dünya çapında yaşanabilecek bir likidite sıkıntısı nedeniyle sıcak paranın Türkiye’nin de olduğu riskli ülkelerden çıkma olasılığı çok yüksektir. O zaman korkarız, 2007 yılını bile arar durumda kalabiliriz. Sanırız, 2008 yılı için öngörülen yüzde 5.5’lik büyüme oranı ve yüzde 4’lük enflasyon oranının ne kadar gerçek dışı tahminler olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Hesaplamalar, 2008 yılının ilk gününde uygulamaya konulan doğal gaz, elektrik ve benzin zamlarının Ocak ayı enflasyonuna katkısının 1 puan düzeyinde olacağını gösteriyor. Yani yüzde 4’lük enflasyon hedefinin yüzde 1’lik kısmı yılın henüz ilk ayı sonunda gerçekleşmiş olacaktır.
2008 Bütçesi, Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan ile Aralık 2007 tarihli Katılım Öncesi Ekonomik Program’ın 2008-2010 öngörülerinden de anlaşılıyor ki, Mayıs 2008’de sona erecek olan stand-by anlaşması IMF ile yola devam edilsin ya da edilmesin fiilen 2010 yılına kadar uzatılmış durumdadır. Yani önümüzdeki üç yıl, yola IMF’siz de devam edilse, IMF ipoteğinde kalacaktır.
Çok açık bir şekilde görülmüştür ki, yaşadığımız sorunlara çözüm üretemeyen ve yeni sorunlar yaratan böyle bir programla, dünya ekonomisinde büyük bir belirsizliğin yaşandığı bir konjonktürde Türkiye’yi geleceğe taşıyabilmek mümkün gözükmemektedir. Ülkenin kırılgan ekonomik ve sosyal yapısının ortadan kaldırılabilmesi için öz kaynaklara dayalı bir ekonomik ve sosyal yapılanmayı öngören, yatırıma ve istihdama odaklı yeni bir programa ihtiyaç vardır. Ama bunun için öncelikli olarak, uygulanmakta olan mevcut IMF-DB patentli program sona erdirilmelidir. Bu yönde bir siyasi irade gösterildiğinde, biz Türk -İş olarak söz konusu olabilecek bu alternatif program çalışmasına katkı yapmaya hazırız.
İkinci makro ekonomik gösterge enflasyon oranıdır. 2006 yılında olduğu gibi, 2007’de de öngörülen yüzde 4’lük hedefte yüzde 100’ü aşan bir sapmanın gerçekleştiği görülmektedir.
Üçüncü ve son makro ekonomik gösterge bütçe açığıdır. Merkezi yönetim bütçe açığında, geçen yıla göre yüzde 220,6’lık bir artış gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.
Bunların dışındaki diğer göstergelerde de bozulmalar vardır. Ancak bu gelişme yeni değildir. Bu bozulmalar önceki yıllarda başlamıştır ve günümüze kadar gelmektedir. Bozulmaların birbiri ardına gelmesi ve tekrarlanması sorunların kronikleşmesine neden olmuştur. Bunlar şöyle sıralanabilir:
• Cari açığın giderek yükselmesi ve sıcak parayla finanse edilmesi;
• Sabit sermaye yatırımlarının yıllık artış hızının giderek düşmesi. Modernizasyon ve yenileme yatırımları dışında yeni yatırımlar yapılmaması. Yani, yatırım yetmezliği sorununun devam etmesi;
• İç tasarrufların yetersizliği;
• Resmi açık işsizliğin yüzde 10’un altına çekilememesi (gerçek işsizliğin yüzde 20’leri bulması). Yani, istihdam yaratmayan büyüme sürecinin devam etmesi;
• İç ve dış borç stokunun yükselmesi ve özel sektör ağırlıklı dış borçlanmanın devam etmesi (2007 yılının ilk yarısı itibariyle dış borçların yüzde 61’i özel sektöre ait);
• Yatırım, sosyal harcama ve tarıma destekten yoksun, faize ipotekli bütçe yapısının devam etmesi. Yani, vatandaşın ödediği vergilerin önemli bir kısmının kendisine “yol ve hizmet” şeklinde dönmesi yerine rantiye kesimine özel bir hizmet olarak aktarılmasının sürdürülmesi;
• Dolaylı vergi ağırlıklı adaletsiz vergi yapısının devam etmesi. Yani “vur abalıya” politikasında herhangi bir değişikliğe gidilmemesi;
• Sanayileşme stratejisinden vazgeçilmesi sonucu sanayi sektörünün ekonomideki ağırlıklı konumunu yitirmesi ;
• İmalat sanayi reel ücretlerindeki gerilemenin devam etmesi;
• Gelir dağılımındaki adaletsizliğin sürdürülmesi;
• Hem yoksulluğun hem de bunun sosyal yapıda yol açtığı tahribatın giderek artması;
• Özelleştirmeler sonucu, işsizler ordusuna yenilerinin eklenmesi.
Anlaşılıyor ki, geçmiş yıllarda bazı göstergelerde gerçekleştirilen başarılara göndermelerle yapılan “bardağın yarısı boş yarısı dolu” tartışması geçerliliğini yitirmiştir. Bardağın tümünün boş olduğu artık açık seçik görülmektedir. Nitekim IMF bile bu durumu kabullenmek zorunda kalmıştır. Son IMF raporunda, Türkiye’nin kırılgan ve riskli bir ekonomiye sahip olduğu ilan edilmiştir.
Hiç kuşkusuz ekonomideki bu olumsuz gelişmelerin çalışma yaşamına etkileri ve yansıması da çok olumsuz olmuştur. Ayrıca, olumsuzluklar sadece bunlarla da sınırlı kalmamıştır. Sağlık ve sigorta hizmetlerinin özelleştirilmesi ve kıdem tazminatına yönelik hak gaspı girişimleri, çalışma barışını fazlasıyla zedelemiştir. Öte yandan, önceki yıllarda erken emeklilik uygulamaları, özelleştirmeler ve sendikalaşmanın önündeki engeller nedeniyle işçi örgütlenmelerinde başlayan kan kaybı devam etmiştir. Dolayısıyla 2007 yılı, sadece ekonominin performansı açısından değil, çalışma yaşamı açısından da kayıp bir yıl olmuştur.
Dünya ekonomisindeki görece olumlu konjonktürün 2008 yılında devam etmeyeceği, son tutsat kredileri kaynaklı krizin henüz atlatılamamış olmasından anlaşılmaktadır. Nitekim bu olasılığa, DPT 2008 Yılı Programı da dikkat çekmektedir. Böylesi bir durumda, dünya çapında yaşanabilecek bir likidite sıkıntısı nedeniyle sıcak paranın Türkiye’nin de olduğu riskli ülkelerden çıkma olasılığı çok yüksektir. O zaman korkarız, 2007 yılını bile arar durumda kalabiliriz. Sanırız, 2008 yılı için öngörülen yüzde 5.5’lik büyüme oranı ve yüzde 4’lük enflasyon oranının ne kadar gerçek dışı tahminler olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Hesaplamalar, 2008 yılının ilk gününde uygulamaya konulan doğal gaz, elektrik ve benzin zamlarının Ocak ayı enflasyonuna katkısının 1 puan düzeyinde olacağını gösteriyor. Yani yüzde 4’lük enflasyon hedefinin yüzde 1’lik kısmı yılın henüz ilk ayı sonunda gerçekleşmiş olacaktır.
2008 Bütçesi, Orta Vadeli Program, Orta Vadeli Mali Plan ile Aralık 2007 tarihli Katılım Öncesi Ekonomik Program’ın 2008-2010 öngörülerinden de anlaşılıyor ki, Mayıs 2008’de sona erecek olan stand-by anlaşması IMF ile yola devam edilsin ya da edilmesin fiilen 2010 yılına kadar uzatılmış durumdadır. Yani önümüzdeki üç yıl, yola IMF’siz de devam edilse, IMF ipoteğinde kalacaktır.
Çok açık bir şekilde görülmüştür ki, yaşadığımız sorunlara çözüm üretemeyen ve yeni sorunlar yaratan böyle bir programla, dünya ekonomisinde büyük bir belirsizliğin yaşandığı bir konjonktürde Türkiye’yi geleceğe taşıyabilmek mümkün gözükmemektedir. Ülkenin kırılgan ekonomik ve sosyal yapısının ortadan kaldırılabilmesi için öz kaynaklara dayalı bir ekonomik ve sosyal yapılanmayı öngören, yatırıma ve istihdama odaklı yeni bir programa ihtiyaç vardır. Ama bunun için öncelikli olarak, uygulanmakta olan mevcut IMF-DB patentli program sona erdirilmelidir. Bu yönde bir siyasi irade gösterildiğinde, biz Türk -İş olarak söz konusu olabilecek bu alternatif program çalışmasına katkı yapmaya hazırız.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi