You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Islamın ilk ibadet hanesi cemevi

Islamın ilk ibadet hanesi cemevi

Posting Freak
Islamın ilk ibadet hanesi cemevi
[COLOR="#000000"] Aslında bu sorunun cevabı kendi içindedir. Peki, nedir o cevap derseniz? Tabii ki, neden olmasındır. Çünkü Allah Rabbülalemin olduğuna göre, yerin ve göğün sahibi Allah’tır. Öyleyse Onun yarattığı âlemin her yeri Allah’ı anmak için bir ibadethanedir? Onu anmak isteyen kulları da, Onu her yerde istedikleri şekil ve biçim de anıp, niyaz edebilirler? Zira Cengizhan, kendisini İslam’a çekmeğe çalışan Buhara İmamına verdiği cevapta;

[COLOR="#FF0000"]’ Bütün evren Tanrı’nın evidir. Kalkıp gitmek için ona özel bir yer belirlemek niye? ’ 1 diyordu.

Nitekim şöyle bir düşünelim bütün dinlerin peygamberleri’nin ümmetleri nerede ibadet ediyorlar? Manastır, Havra, Sinagog, Kilise, Mescit, Cami, Cemevi, Ev vd. Peki Allah buradaki ibadetleri kabul etmiyor mu? Ediyor. Çünkü ilahi mesaj ’ Herkesin Dini Kendine ’ buyuruyor, Öyleyse bu Camii dayatması nereden çıkıyor? Bu dayatmacı zihniyetin, saf ve temiz müslümanların gerçeği görmelerine engel olmalarındaki gayelerini daha iyi anlamak için, Kur’an-ı Kerim’in mesajlarına bakmak gerekmektedir.

Bir defa Kur’an-ı Kerim’de cami kelimesi yoktur. Peki ne var? Mescit, peki var olan ifade ile mescitlerin hepsi muteber midir? Hayır, neden, çünkü Mescid-i Drar örneği ortadadır. Yüce peygamberimizin hayatta iken bu mescit (cami) hakkında aldığı tedbiri, Kur’an-ı Kerim’in Tevbe suresi 108. Ayet-i Kerimesinde;

[COLOR="#800080"]’ Ey Muhammed! O mescide hiç girme! İlk gününden beri Allah’a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescid de bulunman daha uygundur. Orada arınmak isteyen insanlar vardır. Allah arınmak isteyenleri sever ’ 2

Aynı, Ayet-i Kerime bir diğer İlahiyat Profesörü ve eski Diyanet İşleri Başkanı’nın Kur’an-ı Kerim Meali’nde;

[COLOR="#800080"]’ Orada asla namaza durma, Ta ilk günden takva üzere kurulan mescit, elbette içinde namaza durmana daha uygundur. Onda temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allah da temizlenenleri sever. ’ Buyrulur. Ayetin tefsirinde ise Yüce Allah;

’ Peygamberine, orada asla namaz kılmamasını emrediyor. Ta ilk günden temeli takva ile atılmış bulunan mescidin, elçisinin namaz kılmasına daha uygun olduğunu; orada temizlenmeyi seven insanlar bulunduğunu; Allah’ın temizlenenleri sevdiğini söylüyor ’

Alevi-Bektaşi inancında, bu arınma ve temizlik kalp temizliğidir ki, O da Kur’an-ı Kerim’in Hucurat Suresi 14. Ayeti kerimesinde;

’ Bedevi Araplar: ’İnandık’ dediler. De ki. ’ İnanmadınız, fakat ’ İslam olduk ’ deyin. Henüz iman kalblerinize girmedi’’ , ayet’in tefsiri’nde ise;

’ Yüce Allah bu âyetlerde imânın sözle değil, fakat ancak gönülden olacağını, gönülden Allah’a ve elçisine itâat edenlerin güzel işlerinin sevabını eksiksiz vereceğini, kullarının bir çok hâtasını bağışlayacağını’ bildirmektedir.’

İslamın gönüle verdiği bu önemi Hacı Bektaş-ı Veli 4 kapı 40 Makam prensibi ile şöyle ilkeleştirmiştir. Marifet’in Cevabını Beyan eder;

1- İrene Melikoff, ’ Hacı Bektaş Efsaneden Gerçeğe ’ , Cumhuriyet Kitapları, İstanbul, 1999, s.44; Krş. M. Eliade, Histoire des croyances et des idees religieuses, III, Paris, 1983,s.13.

2- Lütfi Doğan ’ Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Meali ’ , Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara, 1988, s.2003

1

’ Alemin kutbu buyurur:

Gönül büyük bir şehirdir. Noksan sıfatlardan uzak olan Yüce Allah, (yerden) arşa değin neyi yaratı ise o şehirde vardır ve o şehre sığar. Hem o büyük şehirde iki sultan vardır. Birisi Rahmâni, birisi Şeytanidir. Rahmâni sultanın adı akıl, vekili imandır, komutanı miskinliktir.

Kalbin sağ tarafında yedi kale vardır. Her kalede Yüce Allah bir muhafız, vekil koymuştur. Muhafızların her birinin adı bilinmektedir.

İlk muhafızın adı ilimdir.

İkinci muhafızın adı cömertliktir.

Üçüncü muhafızın adı ar ve hayâdır.

Dördüncü muhafızın adı sabırdır.

Beşinci muhafızın adı perhizkârlık (aşırı istekleri sınırlamak)tır.

Altıncı muhafızın adı korkudur.

Yedinci muhafızın adı edeptir.

Herhangi bir muhafızın yüz bin hizmetkârı vardır. Herhangi bir hizmetkârın yüz bin askeri vardır. Bunların tamamı iman bekçisidir.

Şimdi ey azizim! Bu işleri tamamladık. Cenab-ı Hak’dan istedik.’ 3

Alevi-Bektaşiler’in bu gönül şehri, yukarıda değinildiği üzere Yüce Peygamberimizin ’Ben ilim şehriyim. Bu şehrin giriş kapısı Ali’dir’ mealli hadisi olup, bu gönlün arınması ve yürek temizliği, Ayin-i Cem’lerde gönül gözünün açılması için; sözle gönül’e hitap da deyiş ve nefes’lere, gönül telini titretmede Bağlama’ya ve gönül’ün coşması için de vecd halinde evrenin döngüsünün figürü olarak Semah’a, yer verirler.

Çünkü, İslam’ın Yüce Peygamberi Muhammed Mustafa’nın ’ Kırklar Meclisi ’ ndeki yüz yüze, cemal cemal’e kırklarla gizli olarak yaptığı ’ orta namazı ’ ibadette bunlar var olup, fitne, fesat ve siyaset’e yer yoktu.

Ancak, Yüce peygamberimizin mescit’ine alternatif olarak yapılan Mescid-i Dirar’a gelince; ’ Hz. Peygamber sefer dönüşünde Medine’ye doğru yaklaştığında onlardan bazıları gelip Peygamber’e, mescitlerinde namaz kılacağına dair verdiği sözü hatırlatmışlar. İşte o sırada bu ayet inmiş. Peygamber (s.a.v) de birkaç kişi gönderip bu mescidi yıktırmış ve yaktırmıştır. ’ 4

Çünkü burası İslam’ın ilk devir muhalifleri tarafından fitne fesat yuvası halinde propaganda yeri haline gelmişti.

Peki, çok değil yakın bir zamanda ülkemizde de camileri ve İslam dinini istismar edenler çıkmadı mı? Çıktı, bazı gruplar tarafından Diyanetin Hocalarının arkasında namaz kılınmayacağı fetvaları verilmedi mi? verildi, cemaatler ve tarikatler camilere siyaseti sokmadılar mı? Soktular,

Türkiye Cumhuriyeti’nin Dar’ül İslam olmayıp, Dar’ül Harp olduğunu söyleyenler olmadı mı? Oldu, Dini siyasi amaçları doğrultusunda kullanmadılar mı? Kullandılar. Peki, sonuçta neler oldu? Geçmişte İslam önce Hilafete sonra da Saltanata dönüştürüldü. Günümüzde ise siyasete alet edilmektedir.

Çünkü bilindiği üzere: ’ Hz. Peygamberin ölümünden hemen sonra, cenazesi daha kalkmadan Müslümanlar arasında siyasi çekişmeler, kimin halife yani, Müslümanların başı olacağı noktasında ortaya çıktı... Kim daha fazla fiziki güce sahipse, o başa geçti ve iktidar oldu... Onun ölümünden sonra din yozlaştırılmaya ve ilahi irade saptırılmaya başlandı.’5

3- Prof. Dr. Ali Yılmaz- Prof. Dr. Mehmet Akkuş- dr. Ali Öztürk, ’ Makâlât Hünkâr Hacı Bektâş-ı Veli ’ , Türk Diyanet Vakfı Yayınları: 367, Ankara, 2007, s.85

4- Süleyman Ateş, ’ Kur’an-ı Kerim Tefsiri ’ , Milliyet Yayınları, Cilt: 3, İstanbul, 1998, s.1189 - 1191-2498

5- Prof. Dr. Hüseyin Atay - Prof. Dr.Yaşar Nuri Öztürk - Prof. Dr. Beyza Bilgin - Prof. Dr. Rami Ayas - Dr. Arif Güneş - Dr. Hasan Elik, ’ İslam Gerçeği ’, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları No. 197, Ankara, 1995, s.26-101

2



’ Emeviler, Cami’lere minber ekleyip buradan propaganda yapmaya başladılar. ’ 6

’ İlk Mescit, Medine’de Hazreti Muhammed, İlk cami Kahire’de Mısır Fatihi Amr İbn ül- Âs, ilk Minare’de Amr İbn ül-Âs camiine Mesleme tarafından yaptırılmıştır.’ 7

Hilafet makamını türlü desiselerle elde eden Muaviye, bu defa kendinden sonra oğlu Yezit’in halife olması için de şu senaryoyu hazırladı.

[COLOR="#A52A2A"]’ Nitekim Muaviye bir veliaht olarak tasarladığı oğlu Yezit için, biat almayı düşündüğünde bu fikrini açıktan söylemekten ilkin çekindi. Çünkü sadece büyük sahabelerin evlatları değil, Beni Ümeyye kabilesi ileri gelenlerinin de buna karşı çıkacaklarını düşünüyordu. Bu nedenle Yezid şair miskin ed-Darimi’yi devreye sokarak bu fikri Muaviye ile Emevi ileri gelenlerinin hazır bulunduğu bir mecliste şiirle dile getirilmesini istedi. Şair de aynı şeyi yaptı. ’ Halife Muaviye’nin Rabbı’ minberi boşaltınca, şüphesiz emirelmüminin Yezid olacaktır. ’ Bu şiiri duyan Muaviye, ’ Ey Miskin senin bu söylediğine bakarız, istihareye yatarız ’ der. Orada bulunan Emevilerin ileri gelenlerinden çıt çıkmaz. Aksine oradaki yardakçılar onu onaylayarak aynı görüşte olduklarını beyan ettiler. Bu hadise ile Muaviye ve oğlu yezid istediklerini elde etmiş oldular. Şaire de bol ödül vermeyi ihmal etmediler. Bk. Muhammed Osman, s.376. Şiirler için Bk. İbn Kuteybe, s.347 ’ 8

İşte bu durumu çok iyi tahlil etmiş olan erdemli insan Mustafa Kemal Atatürk kendisine bu konuda yöneltilen bir soru üzerine, halife tayinindeki bu siyasi entrikaları şöyle ifade eder.

’ En nihayet hilesinde başarılı olan saf ve nezih olanını yenerek ve çoluk çocuğunu perişan etti. Bu suretle hilafet ünvanı altındaki İslam emareti yine hilafet ünvanı altında ’ İslam Saltanatına ’ çevrildi. ’ 9

[B]Emeviler devrinde Hz. Ali Cami’de öldürülmedi mi? öldürüldü, camilerin eşiğine ayaklar altında çiğnenmesi için Hz. Ali’nin adı yazılmadı mı? Yazıldı. cami minberlerinden Hz. Ali aleyhinde propaganda amaçlı hutbeler verdilmedi mi? verildi. Yüce Peygamberimizin göz bebeklerim dediği Hz. Hasan zehirlenip, Hz. Hüseyin’in de başı kesilerek şehit edilip, Şam’da Yezit’in huzuruna getirilerek hakaretler yapılmadı mı? Yapıldı.
[/B]
Sonrası, İslam Saltanat’a çevrilmedi mi? Çevrildi. Bunun sonucunda İslam âleminde yaratılan mezhep farklılığı nedeniyle insanlar öldürülmedi mi? Öldürüldü. Hilafeti eline geçirenler bunu amaçları doğrultusunda kullanarak, başka mezhep’teki insanlara kendi mezheplerini dayatmadılar mı? dayattılar.

Günümüzde de, Alevi-Bektaşi’lere İslam’ın özü yerine dört mezhebe göre dizayn edilmiş camii, Arap gelenek, görenek ve yaşama biçimine büründürülmüş bir İslam anlayışı, Muaviye, Yezit ve Mervan’ı sahabi kavramı ile meşrulaştıran bir sünni şemsiye adı altında mezhep anlayışı olarak dayatılmaktadır.

Burada sahabi kavramının arkasına gizlenen gerçeği Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Görevlileri’nden sayın Doç. Dr. Adnan Demircan şöyle ortaya koymaktadır.



6- Rıza Zelyut, ’ Öz Kaynaklarına Göre Alevilik ’ , Anadolu Kültürü Yayınları, İstanbul,1990, s.68

7- M. Çağatay Uluçay, ’ İlk Müslüman türk devletleri ’ , MEB., İstanbul, 1977, s.306

8- Doç. Dr. Hasan Çiftçi, ’ Klasik Fars Edebiyatında Hiciv ve Sosyal Eleştiri ’ , T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları : 2842, Ankara, 2002, s. 13

9- Prof. Dr. Osman Zümrüt, ’ Atatürk’ün İslam Dini Anlayışı ’ , Kültür Bakanlığı Yayınları : 2079, Ankara, 1998, s.170

2

’Yeri gelmişken bir ayrıntıya dikkat çekmek istiyoruz. Kanaatimize göre ’ sahabi’ kavramını, ’ Hz. Peygamber’in yakınında bulunan ve samimi dostu olan ’ küçük bir grup insanı içine alacak şekilde anlamlandırmamız gerekir. Bu tanıma göre Hz. Peygamber’i gören ve Müslüman olarak vefat eden herkes Resulullah’(s)’ın yakın arkadaşı anlamında ’ sahabi’ değildir. Burada değinmek istediğimiz husus, doğal olarak Resulullah(s)’ın yakın arkadaşlarına ait olması gereken, tarihsel ’ dini daha doğru anlama, anladıklarını yaşama ve âdil olma ’ imtiyazının onu Müslüman olarak gören herkese tanımanın doğru olmayacağıdır.’ 10

’ Bu mezhep kavgaları, Sünniler ve Şiilerle sınırlı değildi. Şafilerle Hambeliler ve Hanifiler arasında da çoğu şehirlerde ufak tefek bahanelerle, kanlı çatışmalar şeklinde devam etmekteydi. Çeşitli mezheplerin taraftarları defalarca birbirlerinin medrese ve mahallerini yakarak tahrip etmişlerdi. Diğer fırkalar da birbirlerine karşı genelde aynı şeyi yapardı. Tuğrul Bey, Bağdad’a gittiğinde, orada Şafiilerle Hambeliler arasında büyük bir kargaşa çıkmıştı. Çünkü Şafiler’in savunduğu ’ namazda besmelenin açıktan okunması ’, ve ’ sabah namazının son rekatında kunut duasının okunması ’ , Hambeliler tarafından kabul edilmiyordu.’ 11

Görüldüğü gibi ehlisünnet denilen mezhepler arasında da bir birlik yok, özgün Türk Müslümanlığı cami’de nasıl yer bulacak ve cami’ye gelebilecektir.

Siz gelin de böyle bir ortamda ve anlayışta, bir de Cami’de Alevi-Bektaşiler’in Ayin-i cem’lerine yer verin bakalım. Bu mümkün mü? Tabii ki hayır, ancak Osmanlı Padişahları güç ellerindeyken mersiyelerle Alevi-Bektaşi Ayin-i Cem’inin kısmen Türkçe Sünni versiyonu olan ’ Mevlit ’ i hem de Yüce Peygamberin mescidinde icra etme geleneğini başlatmıştır.

’ Mevlid-i Nebevi’de Sultanahmed camii’nde gece yapılan dini tören ve âyin - daha küçük ve mütevazi ölçüde - Mekke camii’nde de yapılması kanundu.

Medine’de Mescit-i Peygamberi’de her sene hac dönüşünde veda gecesinde Şam Mirhâcı tarafından ve Sultan Mustafa vakfından meşruta mevlid okunurken hürmetle dinlenmesinin teminine ’ 12 dair belgeler mevcuttur.

İşte bu tarihsel gerçekleri çok iyi bilenler, yani dil, milliyet ve kültürü kendi geleneksel dünya görüşlerini desteklemek üzere mezhep olarak yorumladıklarını fark ederek, bunların bir araya getirildiklerinde doğacak olumsuz sonuçları önceden sezinleyen, Ünlü Selçuklu Devlet adamı ve Komutanı;

’ Tuğrul Bey, Bağdad’ da Türkler’in, Arap mescitlerine gitmeye mecbur kalmamaları için ’ Hanefiler için 20.000 kişinin vaaz dinleyebileceği kadar büyük bir cami inşa ettirmişti. Tuğrul Bey ayrıca başkalarının da (diğer mezhepler için) camiler ve büyük bir medrese inşa ettirmelerini teşvik ediyordu. ’ 13

Ancak, bu konuda çözüm arayışlarında en talihsiz vakıa, Alevi-Bektaşiler’in içtihadına uydukları Caferi Mezhebi’nin kabulü ile Osmanlı-İran savaşlarına son vermek isteyen İran Şahı Nadir Şah’ın İstanbul’a gönderdiği barış ve müzakere heyetinin girişimlerine karşı çıkan, Osmanlı ulema zihniyeti, müzakerede 1. madde olarak Caferi mezheb’i ele alınmak istenilince;

10- Doç. Dr. Adnan Demircan, ’ Ali- Muaviye Kavgası ’ , Beyan Yayınları, İstanbul, 2002, s.9 dip not.

11- Doç. Dr. Hasan Çiftçi, ’ Klasik Fars Edebiyatında Hiciv ve Sosyal Eleştiri ’ , T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları: 2842, Ankara, 2002, s. 184

12- Prof. Dr. Aydın Taneri, ’ Osmanlı Devletinin Kuruluş Döneminde Hükümdarlık Kurumunun Gelişmesi ve Saray Hayatı Teşkilatı ’, MEB Yayınları, İstanbul, 2003, s.36

13- Prof.Dr. Münir Atalar, ’ Osmanlı Devletinde Sure-i Hümâyun ve Sure Alayları ’ , Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları:294, Ankara,1999,s.235; Raşidi Tarihi,c.Vç.s.303;Bkz.

3

’ Caferi mezhebi’ne gelince ulemalar şiddetle itirazda bulundular’ I. Sultan Mahmut’un cüzi ve külli işlerde fikrini ve mütelasını aldığı Hacı Beşir Ağa, Mehmet Ragıp Paşa’ya:

Bir daha Caferi mesheb’inin kabulünü ağzınıza alacak ve böyle kelam edecek olursanız. Ben bunu tasvip etmem. Daha ileri giderek, madema ben hayatta iken mesheb’i erbay’a, mesheb’i batılı hamis ettirmem’ Diyerek padişah üzerinde ki nüfus ve forsunu gösterip sözü de kestirip atmıştı’’ 14

İşte Padişah üzerindeki bu nüfus ve fors sahibi dar görüşlü mutaassıp zihniyet ardılları halen Türkiye Cumhuriyeti Sünni ulema zihniyeti olarak hakim olup ülkemizde, Tüm İslam ülkelerindeki cami sayısının nerdeyse iki katı camii yaptırarak, ülkenin bilim toplumu olmasını engellemek ve elde ettikleri mevkilerin şatafatını ellerinden kaybetmemek için en radikal söylemlerle barıştan uzak, yargılayıcı tavrından vazgeçmemektedir.

’ Nitekim Nadir Şah (1736-1747), İran’daki Şiiliği kaldırarak, Şiilerle Sünnileri birbirine yaklaştırabilecek bir mezhep olmak üzere, Caferi namı altındaki mezhebin ihyasını düşünmüş ve fakat Caferiliğin resmi bir mezhep olarak kabulünü İstanbul’daki sultanlara birçok kere murahhaslar göndererek teklif ettiği halde, Bab-ı meşihat’ın kısa görüşlü mutaassıp alimlerinden Kabe’de beşinci mezhep olmak üzere Caferiler için bir mihrap açılması için müsaade istihsaline muvaffak olamamıştır. ’ 15

Günümüzde ise bir kadrolaşma sektörüne dönüşmüş Diyanet Teşkilatı, Aleviler’in Müslümanlığını Cami’ye gidip gitmediklerine göre değerlendirmektedir. Alevilerin vergilerinden maaşlarını alıp, onlara bir hizmet götürülmemekte, Cemevi’nde Allah’ı anarak zikirle Türkçe ibadet biçimini de kabul etmemektedir. Nedeni efendim Cem’de şiir, bağlama ve semah varmış? Peki siz Yüce Peygamberimiz’in Hasan b. Sabit adında bir şairi’nin olduğunu bilmiyor mu sunuz? Bağlama’yı Türk Milli estrümanı olarak Dede Korkut’un icat ettiğini duymadınız mı?

Arap toplumunun Tef’ini muteber kabul ederek, Sâsâni’ Ney’ini hoş görürken, sadece Aleviler’in Bağlaması’na neden içinde şeytan var diyerek küçümsüyorsunuz.

Aslında görmezden gelinen şu kültürel özelliktir ki, Şeyh Hasan’ın Onar köyü’nde inşa ettirdiği cemevi ve zaviye binasında ortaya çıkmaktadır;

’ Burada sadece, büyük Ocak meydan evinin yapısal mimari özellikleri üzerinde duracağız. Şeyh Hasan’ın 1224 yılında 12 direkli bir çadır görünümünde inşa ettirdiği Sultan Onar Cemevi, Orta-Asya Gök-Tapınakları’na benzemektedir’Yarı kubbeleştirilmiş damın ortaya yakın yerinde taştan oyulmuş bir pencere ve duman deliği vardır. Bu delik Gök-Tapınak’larındaki ’tüğünük’ denen ve evin tabanında yakılan ateşin dumanlarının çıktığı deliğin aynısı olup, güneşin ışınlarını yansıtan pencere işlevini görmektedir.’16

Aslında, Alevi Müslüman ile Sünni Müslüman arasında paylaşılamayan bir durum yoktur. Ancak sorun bu iki kesim arasındaki kültürel farklılık ve dünya görüşündedir. Yani kraldan fazla kralcı olanlar, Arap kültür ve geleneklerini Alevilere dayatma düşüncesi ile birbirine düşürerek, kendi çıkarlarını öne çıkararak istismar edenlerdedir.

İslam’da içtihat kapısının kapatılmasının getirdiği sıkıntıları görmek istemeyen bu kesimler kendi istediklerinde direnerek, çağın gerisinde kalmış bu anlayışı hala devam ettirmektedir.

14- Mahmut Işık, ’ Afşarlar Tarihi Yetiştirdiği Şahıslar ve Folkloru ’ , Kardeş Matbaası, Ankara, 1963, s.60-61

15- Prof.Dr. Yusuf Ziya Yörükan, ’ Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar ’ , T.C.Kültür Bakanlığı Yayınları : 2104, Ankara, 1998, s.246

16- Emel Esin, ’ Tengrilik ( Türlerde Gök Tanrı Tapınağına Dair ) ’ ; Sanat Tarihi Yıllığı, İÜEF. Sanat Tarihi Araştırma Merkezi, 1982:Ed.Fak.Mat.İstanbul.1983,s.35 ve devamı; İsmail Onarlı, ’ Türkmen İnanç Önderi: Şeyh Hasan(sultan Onar,Ocakları ve Aşiretleri), 06.12.2001 İnternet

4

’ İran’da Türk hakimiyeti varken, Afşar hanlarından Nadir Şah İstanbul’a, Osmanlı sarayına bir din ve ilim heyeti göndermiş, sünni-şii ayrılığının kaldırılması, İslam dininin bir bütün haline getirilmesi için onları memur etmiştir. Ziya Gökalp’ın Türkçülüğün Esasları’nda, Koca Ragıp Paşa’nın bir kitabına dayanarak belirttiği gibi, Nadir Şah’ın yolladığı heyet, Osmanlı ’Ülema-i Rüsum’ (resmi bilginleri) ile onların rütbe, mertebe ve şatafatları yüzünden görüşemedi ve netice alamadan geri döndü. Bu hadiseden Zeki Velidi Toğan da bahseder. Azeri şairi Ali Ekber Sabir de bu ikilikten yakınır. İslam dininin kuvvetlenmesi ve milli bünyemizin sağlamlaşması için, bu ayrılığın kaldırılması gerekir. Fakat her iki mezhep içinde, bu işi gerçekleştirebilecek yürekli, imanlı, dirayetli, güçlü, atılgan mütebahhir, misyoner, misyoner din adamlarını nasıl bulmalı’ ’ 17

Osmanlı ulemasının mezhepler hakkında verdiği yukarıdaki olumsuz görüşlerinden sonra ne yazık ki, günümüzde İlahiyat Profesörleri bu defa mezhep’te sınır olmaz dört mezhebin dışında da mezhep vardır. Caferilik’te bir mezheptir diye fetva vermektedirler.

’ Mezheplerin oluşumundan önceki ilk üç asırda çok alim ve müçtehid yetişmişti. Her biri yan yana, beraber, birbirinin ögrencisi ve hocası olarak yaşıyorlardı. Bunların içinde Caferiye mezhebi (148 Hicri/765 Miladi’de vefat eden İmam-ı Cafer-i Sadık’ın), Hanifiye mezhebi (150 Hicri/767 Miladi’de vefat eden İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin), Maliki mezhebi (179 hicri/795 Miladi’de vefat İmam-ı Malik b. Enes’in) ve Hambeli mezhebi (241 Hicri/854 Miladi’de vafat eden Ahmet b. Hambel’in) öğrencileri tarafından hocalarının görüşlerini ve anlayışlarını okutmaya devam etmeleri suretiyle kendiliğinden oluşmuş ve kurulmuşlardır. Yoksa, bu imamlardan hiç biri, ben şöyle bir mezhep kuruyorum. Bunun esasları şunlardır. Diye mezhep kurmamış ve böyle bir sözde etmemişlerdir’ Nasıl ki, Nakşibendilik bir tarikat olup, Hanefi mezhebinde yer almış ise; Alevilik de bir tarikat olup mensupları Hanefi, Şafi, ya da Caferi mezhebinde yer almış olabilirler. Nakşilerin tekkeleri, Alevilerin de Cem evleri vardır. ’ 18

Peki öyleyse yukarıda Osmanlı ile İran İmparatorlukları arasında Nadir Şah’ın barış anlaşması yapmak üzere İran’dan gönderdiği heyeti geri gönderen, Osmanlı Uleması’nın, bu işi sekteye uğratmasını, acaba neye dayanarak yapmıştır. Bunun vebali kimin boynunadır?

Bir düşünelim, yukarıdaki alıntıdan da anlaşılacağı üzere iş mezhepçiliğe getirilirse birinci mezhep ve diğer imamların da hocası sayılan Caferi Sadık’ın mezhebi birinci sırada yer alır. Geçmişten yaklaşık 2-3 asır sonra günümüzde Caferi Mezhebi kabul görürken, bu defa da Alevi ’ Cemevleri ’ ibadet yeri olarak kabul edilmiyor.

Geçmişte İslâm alemini şii-sünni diye ikiye ayırarak, şiileri dışlayan zihniyetin ardılları nedense günümüzde İsrail-Lübnan vahşetinde zor dudumda kaldıklarından, İran’dan medet beklemektedirler.

Oysaki geçmişte İslam dini kendi tekellerindeymiş gibi hareket ederek bunu kabul etmiyorlardı. Günümüzde ise Caferi mezhebi’ni, İran faktöründen ötürü, İran’lı müslüman kardeşlerimiz diye kabul ediyorlar.

Hatta onlarla siyaseten işbirliğine gitmekte mahsur görmezlerken, acaba Anadolu Alevileri’nin, İslâm’ın ilk mesajlarını ’ kırklar meclisi ’ nde yüz yüze ’ cemal cemale’ (Kuran’ı- kerim’in Bakara Suresi 238. ayeti kerimesi’ndeki ifadesi ile ’Orta Namazı’) olarak, kılındığı toplantı evinin, yani Cemevi’nin ibadet yeri olduğunun kabul edilmesi için bir o kadar yıl mı bekleyecekler? merak konusu tabii’

17- Prof. Dr. Mehmet Eröz, ’ Milli Kültürümüz ve Meselelerimiz ’ , T.C.Kültür Bakanlığı Yayınları: 1887, Ankara,1996, s.73

18- Prof. Dr. Hüseyin Atay - Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk - Prof. Dr. Beyza Bilgin - Prof. Dr. Rami Ayas - Dr. Arif Güneş - Dr. Hasan Elik, ’ İslam Gerçeği ’, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Yayınları No: 197, Ankara, 1995, s.32-40

5

Değerli okurlar bu yazının yayınından evvel bu konudaki bir gelişmeyi 07.12.2007 tarihinde Kanal 7 Tv’de İskele Sancak Programına katılan sayın Reha Çamuroğlu’nun program sunucusunun cemevleri’ne ilişkin sorduğu bir soruya;

Sayın Çamuroğlu, Cem Vakfı yöneticilerinin bu konudaki bir girişimine Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kurul Üyesi Sayın Prof. Dr. Saim Yeprem’in verdiği bir cevaptaki tanımlama dikkat çekici olduğu için görüşlerinize sunmakta yarar vardır.

Sayın Yeprem’in Cemevleri’nin hukuki statüsünü şöyle tanımladığı belirtilmiştir.

’ Cemevleri Alevilere özgü özel ibadethanedir ’ bu tanımından ötürü doğrusunu isterseniz Sayın Yeprem’e teşekkür etmeden geçemeyeceğim. Ancak bu tanımı daha da açtığımızda;

Cemevleri, Alevi-Bektaşiler’in islamı, düşünsel, inançsal ve öz kültürel değerlerini Türkçe dua, semah ve deyişlerle eda ettikleri ibadethanedir.



Kaynak:http://www.aleviyol.com
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler

Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.

Mürşit Zöhre Ana..

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.