You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)

Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)

Junior Member
Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)
donanma44 yazdı:Dünya var olmadan var olan,dünya var oldukça da var olacak olan Haktan başkası değildir.

O Hak ta Hz.Ali sıfatında dünyada yaşarken Muhammed Mustafa ile Ehlibeytin çekirdeği olmuşlardır.

Hz.Ali Haktır.

Sizler haşa haşa pazardan meyve seçer gibi Evliya seçebilirsiniz,kimine daha çok kimine daha az önem verebilirsiniz bu sizi bağlar...

Ancak bizler Eri erden Piri Pirden ayırmıyoruz. Dün Pir Sultan Abdal'ın,Hacı Bektaş Veli'nin nefesleri bizim için ne kadar önemli ise bugün de Pir Zöhre Ana'nın nefesleri o kadar önemlidir.

Pir Sultan Abdal yüzyıllar önce aşağıdaki nefesi söylerken zannedersem o dönemde de sizin gibi kalbi gümanla dolu insanlar yine çıkmış olacak ki Yüce bir Pir'in şeriat ehli Osmanlı saltanatı tarafından asılmasına seyirci kalmışlardır.

PİR SULTAN kapında kuldur
Bunu bilmek müşkül haldir
Alinin ihsanı boldur
Şahi Merdan kulu benim
Bilmeyenler bilsin beni
Ben Aliyim Ali benim

Şahımerdanın kulu olan Pir Sultan Abdal yardımcımız olsun,yezite fırsat vermesin.

Zöhre Ana Pirimiz,yolundayız hepimiz...


Selamlar...

Öncelikle inancımı belirteyim dürüst olmak isterim. kimseye artniyetli yaklaştığım düşünülmesini istemiyorum.
Müslümanım ve Hz. Muhammed O'nun kulu ve elçisidir Elhamdülillah...

burayı gördüğümde çok fazla karışık sorularla karşılaştım.
öncelikle bir öğreti inanç her ne ise temelinde insanın hisleri duyguları sevgisi vardır..
ve ben sizleri hz. ali'yi sevdiğinizin farkındayım.
sizleri açıkçası şuna benzetiyorum...


Kod:
Nitekim Buhâri ve Müslim’de bildirilen hadis-i şerifte, Peygamberimiz aleyhisselam Mirâca çıktığı zaman, hazret-i İdris’i dördüncü kat semâda gördüğünü bildirmiştir. İdris aleyhisselam diri olarak göğe çıkarılınca, onu çok sevenler, ayrılık acısına dayanamadılar. Hatırlamak için resmini yaptılar. Daha sonra gelenler bu resmi tanrı sandılar, çeşitli heykeller yapıp tapıldı. Böylece putperestlik meydana çıktı.
kesinlikle Hz. Ali'yi sevmektesiniz ancak bence akıl çerçevesinde tam oturmamış kanısındayım...
neden mi çok fazla uyumsuzluk var...

Zamanda geriye gidersek Allah elçiler göndermiş ve emir ve yasaklarını öğretisini bu şekilde yaymıştır...
Taaa Ki Peygamber Efendimiz zamanına kadar bu böyle devam etmiş. Son Ayetler inmiş ve Son nokta konulmuş...
Buraya kadar bizim inancımız değil mi?

Evet...

İleriye doğru gidersek Hz. Hüseyin'nin katledildiği Kerbela'ya gelince keşke böyle bir facia diyeyim yaşanmamış olsaydı...
Kod:
Ebû Bekir (634), Ömer (643), Osman (655), Ali (660), Talha (656), Zübeyr (656), Avf oğlu Abdurrahman (652), Sa'd (674), Zeyd oğlu Said (671), Ebû Ubeyde (639) (ra) hazretleri.
Bu üstte adı geçen zat-ı muhteremler cennetle müjdelenmiş -Dünyadayken yaşarken- kişilerdir...
Bakınız içinde Ali(660) yani Hz. Ali vardır...
ne kadar mübarek bir zat olduğu ortada...
kendisi ikinci müslüman...
allah nasip etmiş kendisine...keşke bize nasip etseydi...
ama bunun için tabi çok hizmet etmek gerekir ve bu zatlar da gerçekten çok hizmet etmişlerdir.

----------------
Bir başka mevzu inançta bazı mantıklı açıklamaların olması...
yani bir kural varsa bunun sebebi olmalı değil mi ...
doğanın kanunu budur..
etki tepki...
alkol yasaksa sebepleri vardır vs...

Hz. Ali Allahtır iddiaası yapan arkadaşa soruyorum.
sizde reenkarnasyon da mı var inancınıza göre...?
----------
kafama takılan o kadar çok soru var ki...
hz. ali allah ise nasıl namazda öldürülebiliyor?
hz. muhammedi niye gönderiyor hz muhammedin kucağında neden büyüyor...
bu gibi soruları kendinize sormanızı ve sonra bana cevap vermenizi rica ediyorum.
Piriniz söylüyorsa pirinize sorun malum dinde her sorunun bir cevabı olması gerek değil mi?
eğer burda mana olarak düşünüyorsanız anlam olarak o zaman yine allah diyemeyiz...
çünkü allah diyebilmemiz için o sıfatlara sahip olmalı değil mi?
siz eğer mana alemindeki aliye inanıyorsanız Hz.alinin ilim kapısı olduğunu zaten bizler de düşünmekteyiz.
ancak onu herşey yapmak üstte belirttiğim gibi putperestliğe kadar gider...

buna benzer atatürk hakkındaki görüşleriniz...
atatürk büyük bir zattı evet ancak her büyük zata tapacak gibi şekilde sevmek ya da ona canımız feda derseniz tapmış olursunuz...
ancak ve ancak allaha tapılabilir...

Ayrıca Hz. Muhammedden önce Hz. Aliye inanıyorsunuz....
Hz. Muhammedin hadislerinden Hz.Ali ile ilgili olanlarını doğru kabul edip Hz. Ali hakkında olmayanları kabul etmemektesiniz..


Hz. Ömer Kuranı kerimi kitap haline getirirken değiştirilmesi ne mümkündü....
biraz kitap haline getirilme safhalarını inceleyiniz derim.

ömerin kuranı demek hiç de doğru değil...
Hz. muhammedin yanında doğruluk adalet için savaşmış bir kişiye kuranı bozmak ile suçluyorsunuz..

Kod:
Vahiy Katipleri indirilen ayetleri o dönemin yazı malzemesi olan deri, ağaç kabuğu, papirüs kağıdı ve kemik gibi malzemeler üzerine yazıyorlardı. Bu belgeler üzerinde ayetlerin ve surelerin yer ve sıralarına ait bilgiler de yer alıyordu. Bu malzemelerin düzgün bir şekilde yazılıp kitap haline getirilmesi gerekiyordu.

İlk Halife Hz. Ebubekir, halifeliği döneminde Kur’an sayfalarını toplayarak bir araya getirmeyi kararlaştırdı. Bu amaçla Vahiy Katibi ve hafız olan Zeyd bin Sabit başkanlığında bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyon çok büyük bir titizlikle Kur’an’ı bir araya getirerek kitaplaştırma işine başladı. Her ayet, Peygamberin huzurunda yazıldığına dair en az iki şahitle birlikte kabul ediliyordu. Bu şekilde iki kapak arasında toplanan Kur’an Mushafı oluşturulmuş tur. Bu asıl Mushaf daha sonra Peygamberimizin hanımı Hz. Hafsa’ya emanet edilmiştir.

Üçüncü Halife Hz. Osman zamanında ise Kur’an, elde var olan asıl mushaf üzerinden çoğaltılarak Mekke, Basra, Kufe, Bahreyn ve Yemen gibi çeşitli merkezlere gönderilmiştir. Böylece lehçe farklılıklarından oluşabilecek kargaşaların da önüne geçilmiş oldu. Bu gün de Topkapı Sarayında Hz. Osman zamanında çoğaltılan Mushaflar bulunmaktadır. Böylece Kur’anı Kerim hem ezberlenmek hem de kitaplaştırılmak suretiyle asırlar boyunca korunarak günümüze kadar gelmiştir.
burada da belirtildiği üzere komisyon 2 şahit ile buradaki şahit hafızlardır muhtemelen...kimse kendi kanaatini koymadığı ortadadır...
kısaca hz. ömerin o kitabı değiştirmesi için hafızları da kandırması gerek vsvs..
ne diye değiştirsin?
bence burda sizin hz. ali öncesindeki halifeleri kabul etmeme çabası yatmaktadır.
mürşidiniz de bunu yapıyor diyelim.
değiştirdi diyelim mürşidiniz gerçek kuranı nerde saklıyor neden gün yüzüne çıkarmıyor? mürşidiniz gökten vücuda büründü zaten kendi tebliğ ediyor pardon...

zöhre ana iyileştirmiş 2-3 kişiyi...
büyük mucizesini göstermiş peki neden şu anda türkiyenin başına geçmiyor...kendisi allahın tecellisi ya yeryüzündeki ayağı ya ...allah ona yardım edecektir....
hz. yusufu düşünün mısırda bir köle değil miydi? aziz olmadı mı?
allah yoktan var etmiş gibi en tepeye koymadı mı ?
o zaman zöhre ana da lider olacaktır....
türkiyeyi yönetecektir..
ayrıca mürşidiniz allahın vücut bulmuş hali ise kıyametin ne zaman kopacağını da biliyordur ...söylemese bile bir kaç ipucu isteyin lütfen.

prd konumuz mürşidiniz değil hz. ali idi...
hz. ali allahın elçisi değildi...
kendisini unutmayın müslümanlığa adamış ...müslümanlığa hizmet etmiş...


4 halife dönemi kerbela olayı vsvsvs mezheplere ayrılmaları parçalanmaları kuranın yanlış olduğunu göstermez ki kuran çok daha önce cilt haline getirilip çoğaltılmış...
kısaca hz. aliden sonrasında mezhepler oluşmak zorunda kalmıştır...
bu durum şöyle açıklamabilir.

Kod:
Hak birden fazla olur mu?

Bir zamanlar gazete sütunlarından Müslümanlara meydan okurcasına sorulan ve halen köşe bucak tekrarlanan bir soru vardır: ’Hak bir olur; nasıl böyle dört mezhebin ayrı ayrı, bazan birbirine zıt hükümleri hak olabilir?’

Bu soruya Bediüzzaman Said Nursi hazretleri özetle şu cevabı verir: ’Bir su, beş muhtelif mizaçlı hastalara göre beş hüküm alır. Önemli miktarda su kaybeden bir hastaya su içmesi vaciptir, şarttır. Yeni ameliyattan çıkmış bir hastaya zehir gibi zararlıdır. Tıbben ona haramdır. Diğer bir hastaya kısmen zararlıdır; su içmek ona tıbben mekruhtur. Diğer birisine zararsız menfaat verir, tıbben ona sünnettir. Diğer birisine de ne zarardır ne de menfaattır. Tıbben ona mübahtır afiyetle içsin... İşte burada hak taaddüt etti, birden fazla oldu. Beşi de haktır. ’Su yalnız ilaçtır, yalnız vaciptir, başka hükmü yoktur.’ denilebilir mi?
ayrıca hz. muhammed yaşayışıyla her şeyi öğretmiş sünneti kılavuz olmuş ancak müslümanların hükümlerde takıldıkları yerlerde mezhepler görüş farklılıkları oluşmuş...
Kod:
ir misal:

Mezhep imamları İslami meselelerde değil, uygulanış tarzında kendilerine göre haklı sebeplerle ihtilaf etmişlerdir. Mesela abdest alırken başa meshetmekte bütün imamlar ittifak etmişlerdir. Ancak meshin tarzında ve miktarında ihtilaf etmişlerdir.

Abdesti bizlere farz kılan Rabbimizin, ’Başınıza meshediniz.’ emri ’bi ruusikum’ ibaresiyle gelmiştir. Dillerin en zengini olan Arapça’da çeşitli kelimelerin başına gelen ’b’ harfi, bazen ’güzelleştirmek’, bazan ’bazı’ manasını vermek, bazan da ’bitiştirmek’ manasını vermek için gelir. Abdest ayetinin ’ruusiküm’ kelimesinin başına gelen ’b’ harfini mezhep imamlarının her biri ayrı manada anlamışlar ve bundan farklı bir uygulama ortaya çıkmıştır.

Bunun içindir ki İmam-ı Malik hazretleri: ’Başa meshederken, başın tamamı meshedilmelidir. Zira buradaki ’b’ harfi kelimeyi güzelleştirmek için gelmiştir. Kendi başına bir manası yoktur’ der.

İmam-ı Ebu Hanife hazretleri ise: ’Bu ’b’ bazı manasına gelen ’b’dir. Başın bir kısmı meshedilse kafi gelir’ der.

İmam-ı Şafii hazretleri ise: ’Bu ’b’ bitişmek manasına gelen ’b’ dir. Sadece elin başa bitişmesi, birkaç kıla değmesi kifayet eder, mesh tamam olur’ der. Hal böyle olunca mezhep imamlarının her birinin hak yolda oldukları, teferruattaki ayrılık gibi görünen hükümlerin bir ihtilaf konusu olmadığı kendiliğinden ortaya çıkar ve kötü maksatlı olanların iddialarını havada bırakır...
kısaca eksik müslümanlıkta kur'anda sünnette değil..
onu anlayamayan insanlardadır..
sorun eksik dinimizde değildir..
şu anki duruma bakalımm türkiyede dünya da müslümanların hali harap durumda...
nedendir...
sebebi açıktır...
hak dini doğru göremiyoruz...yaşayamıyoruz...
herkes müslümanım diyor ama yoldan uzaklaşmış vaziyette müslümanlığa ters her şey yapılıor...
ışid bakın... kocasını öldürün karısı size helal diyor..
böyle birşeyin müslümanlıkta yeri var mıdır...
bunlar müslümanız diyorlar...
böyle müslümanlık mı olur...
vsvsvs..
arkadaşlar kısaca şunu söyleyeyimm..
hak dinde kusur yoktur kusur onu anlayamayan bizlerdedir...
insanoğlundadır...

Son sözüm şudur...
Hz. Ali insandır ve kuldır.
kendisi müslümanlığa hizmet etmiş ki sizden hz. aliyi seviyorsanız müslümanlık dışına hizmet etmenniz beklenemez.
o yüzden sizde zöhre anayı falan bırakıp hak yolda mı değil mi öğrenip doğru yola yönelin...
Junior Member
Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)
T U N Ç yazdı:Kütüb-i Sitte'nin ne kadar sahih olduğuna ve kimlere nasıl klavuzluk ettiğine birlikte karar verelim:


Kütüb-i sitte ([COLOR=#0645ad]Arapça : الكتب الستة‎, [COLOR=#0645ad]Farsça : صحاح سته). Altı kitap anlamına gelmektedir. [COLOR=#0645ad]Ehl-i Sünnet tarafından en sağlam [COLOR=#0645ad]hadis kaynakları olarak kabul edilmektedir. Yaklaşık 7300 tane hadis vardır. Buhari, 810 yılında Buhara'da doğmuştur.
Müslim, 821 yılında Nişabur'da doğmuştur.
[BNesai, 830 yılında Nesa'da doğmuştur.[/B]
Tirmizi, 821 yılında Tirmiz'de doğmuştur.
Ebu Davud, 817 yılnda Sicistan'da doğmuştur.
İbn Mace, 824 yılında Kazvin'de doğmuştur.


Hz. Muhammed'in bilinen vefat tarihi 632. Yani bu ünlendirilmiş hadisçiler Hz.Peygamber'den yaklaşık olarak 200-250 yıl sonra ve farklı coğrafyalarda hadis üretimin yapmaya başlamışlardır.

Sadece burdan yola çıkarak bu hadislerin kesinlikle güvenilir olmadığını düşünebiliriz. Kaldıki bahsi geçen hadisçilerin Emevilerden devraldıkları bu sözümona sahih hadislere Abbasiler hakim olduğu bir dönemde ilaveler yaparak Hz.Muhammed'den duymuş gibi yazılı bir hale getirdikleri çok açık bir şekilde görülmektedir. Bugün islam tarihini oluşturan sahih kaynaklardan birisi kabul edilen bu yazıların güvenilir olabileceğine inanmak akıl karı değildir. Kuran ayetlerinin sahihliğinin tartışıldığı bir dönemde, Ehlibeytten yüzyıllar sonra üretilmiş sözümona hadisleri kaynak kabul etmek mantık dışıdır.

kuran ayetlerinin sahihliğini kim tartışıyor?
evet tartışanlar müslüman olmayanlardır.
kuranı tartışmaya başladıysan zaten müslüman olamazsın...
Administrator
Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)
Ali Haktır; Sözü Çok geniş bir kavramsal sözdür Mana ilmine eren gerçekler söyler bunu; Biz Bu sırra eren gerçeklerden yola çıkarak söyleriz sözümüzü Yani Hak sırrını bilenlerden Hz Muhammed Bir sözünde şunu söylemiştir her sırra erdim Ama Hz Ali'nin sırrına eremedim. Her kapının anahtarı Ali'dir sözünü söylemiştir.

Mesela Mevlana Celalettin Rumi'nin Hz Ali için söylediği sözleri okumanızı öneririm

MEVLANA'NIN DİLİNDEN HZ. ALİ ("NA'AT-I ALİ")

O açıklayıcı imam, o Tanrı velisi safa ehlinin vücut güneşidir. Yerde, gökte, mekanda, zamanda Hak'la duran o imamın zatı, iç ve dış temizliği ile vasıflanmak vaciptir. Çünkü küfürden, ikiyüzlülükten kurtulmuştur, temizdir... Onun toprağı birlik alemidir. O, insanın hakikati ve canı gibiydi. Herşey fanidir, fakat can yaşar, ölmez. Onun hareketi kendinden diri olan ezeli varlıktandır. Beka çevresinde döner dolaşır, yaratıkları yaratanın zatı gibi O bakidir. Hakkın yüksek sıfatları Ali'nin vasfıdır. Hakk'ın sıfatları zaten ayrı değildir. O, Tanrı'nın zatına yapışmış "O" olmuştur. Hani duyduğun lahutun gizli hazinesi yok mu; işte o odur. Çünkü o, Hak'tan Hak'la görünmüştür. O hazinenin nakdi, tükenmez ilimdi. İşte o ilimden maksat, yüce Ali'dir. Hakkın hikmetini ondan başka kimse bilemez. Zira o hakimdir, herşeyin bilginidir. İptidasız evvel o idi, sonsuz ahir de o olur. Peygamberlere yardım eden o idi, velilerin gören gözü de hakikaten odur. Yüzünün nurlu parıltısı, kendi ziyasından bir güneş yarattı. O, Hak iledir; Hak ondan görünür. Hakka ki, o Hak ile ebedidir. Ademin toprağı onun nurundan idi, o sebeple meleklerin tacı oldu; Allahın isimleri ondan belirdi. O temiz ve yüce imamın ilmi sayesinde Adem, herşeyi anladı. O nur tek olan yaratanın nuru olduğu içindir ki, melekler onun huzurunda secde ettiler. Evet, muhakkak ki, Adem, O imamın nuru ile bütün ilahi isimleri bildi... Şit, kendinde Ali'nin nurunu gördü ve yüksek alemi öğrendi. Nuh, kendini yüksek menzile ulaştırıncaya kadar, istediğini hep ondan buldu. Gene ondandır ki kurtuluşa eren Nuh, dehirde gayret tufanını buldu da beladan kurtulmuş oldu. Halil peygamber, dostlukla onu andı da, ateş ona al lale oldu. Nemrudun ateşi, o Allahın dostuna hep gül, nesrin, lale oldu. Gene o idi ki, keyfiyle kendi koyununu İsmail'e kurban etti. Yusuf kuyuda onu andı da, o saltanat mülkünü süsleyen tahtı buldu. Yakup, onun önünde birçok inledi de Yusuf'un kokusunu alıp gözleri açıldı. İmran'ın oğlu Musa, onun nurunu gördü de uzun geceler hayran kaldı. Kırk gece kendinden geçti; kavuşma ve görüşme zevkine daldı. Sonra dedi ki: "Yarabbi! Bana bu lutfundan bir alamet ver." Hak ona: "İşte sana nurlu eli verdim" dedi. Gene Ali'nin vergisidir ki, Meryem'e arkadaş oldu da İsa vücuda geldi... O, şeriatte ilim şehrinin kapısıdır. Hakikatte ise iki cihanın beyidir. İki cihanın sultanı Muhammed, hakka yakınlık gecesinde, Allaha kavuşmanın harem yerinde onun sırrını gördü. Ali'nin nutkunu, Ali'den dinledi. Ali ile birleşilen o yerde Ali'den başka bulunmaz.(1) Allah yolunda gidenler isteyicidirler; Ali istenilendir. Söyleyenler söylerler, susarlar. O, susmaz, söyler. Ebedi ilim, onun göğsünde parlayıp göründü. Vahyolunanların sırlarını, o hakikat olarak bildi ve bildirdi. Ümmetlere haykırdı: -Allah yolunda Ali, sizin kılavuzunuzdur. Allah'a içi doğru olanlar yüzlerini ona çevirmişlerdir. Zira o şahtır, doğru yolu gösterendir, efendidir... O, bütün peygamberlerin sırrında idi. Cenabı Mustafa: -Benimle açıkça beraber bulundu, dedi.(2) Dinde evvel, ahır o idi. Allah ile içli dışlı o idi... İşte bunları söyledim ki, bu yüksek mananın nüktesini öğrenesin de yüksek velayete eresin. Sence apaçık bilinsin ki, hakikatte yüce olan O'dur. Ey efendi, benimle boşuna kavga etme. Bu böyledir. Hakikat budur ki, hepimiz bir zerreyiz, güneş odur. Biz hepimiz damlayız, deniz O'dur.

Divan-ı Kebir'den Seçme Şiirler, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları 1148, Cilt I, s. 3-4-5 (1989, İstanbul)

(1) Çünkü Tanrı Kur'an'da kendini Ali diye vasfediyor.


Hz Ali'nin sırrını bilen o mertebeye eren ulu, yüce, eren evliyalar ve pirler Hz Ali'nin kim olduğunu söylerler, bu uğurda canlarını vermişler ama sözlerinden gerçeklerden asla sapmamışlardır. Yüzlerce örnekler verebiliriz bu konuda, İmamlar imamı imam Alidir sır kapısının anahtarı Alidir miraçta Hak postunda görünen Ali'dir Yüceliği Hak İle Hak Olduğu İçin bu vasıfı söylüyoruz Yanı Hakkı sırrı olduğu için, Ali Hak deryasında son noktadır.

Biz bu gerçeklere inandığımız için o yolda yürüyoruz Yani biz Aleviyiz.

3 Halife Gerçi Halifeliği çok dürüstçe aldıkları söylenemez ama Ömer Osman Ebubekir'i Hz Ali ile aynı kaba koymanız bile bu inanç bu gerçekler için düşünülebilecek en büyük hatadır saygısızlıktır.

Söyle bir sözünüz var Allah birdir; elbette birdir ama bindir farklı görünmesi için bir engel mi vardır, Ne şekilde görüneceğini göründüğünü siz ne kadar bilebilirsiniz. Yada size bana mı soracak. Hakkın 99 ismi var siz bilirsiniz 99 isimden bir ismi de Ali'dir. Bizde bin bir ismi var biride Ali diyoruz.

Her gelen eren evliya Peygamber Haktan gelen Hak ile hak olandır. Yani Hakkın Bir Parçasıdır. "Aslan Postunda Aslan oturur"

Ömer Osman Ebubekir bu iş Kur'an için neden uğraştılar Hz Muhammed zamanında var olan bir kitap yani Kur'anı 30 yıl sonra neden yeniden toplanma gereği hissettiler. Ömer'in toplattığı kitabı Osman niye yaktırdı Hilafetinde, Hz Muhammedin emanetlerini neden dağıttı Ömer, Kızı Hz Fatıma'nın neden evini bastı, Ömer Halifeliğinde kimlere mal mülk dağıttı kimleri kolladı bunları bir zahmet araştır. Mısırda olan İskenderiye kütüphanesini yakmasının sebebi nedir Kerbela olayının asıl nedeni nedir niye yüzlerce yıldır zülüm yapılıyor anlamak istenmemesiniz nedeni nedir Çok soru var cevaplanacak.

Cevap ararsan gerçeklerde ara, Kur'an gerçeklerde sırdır. Nedeni Hz Muhammed Hayba girmeden önce Ayak ucunda oturan Hz Ali'ye sunu söylemişti sana 2 emanet bırakıyorum birisi ehlibeytim diğeri kuranımdır Bu emanetler hala emanet edilende dünya var oldukça emenet kalacaktır Hak gönderdiği evliyasında bunları açık ediyor gerçekleri söyletiyor. Ömer Osman Ebubekir Hz Muhammed'e ihanet edenlerdir onun yoluna leke sürenler dir.

Tarihte uydurulan o kadar çok şey var ki 40 yaşında Müslüman olan Allah'ın Peygamberini öldürmeye giden birisi olan Ömer'i Haşa Peygamber yerine koyan zihniyetlerden değiliz şükür. Hz Ali'nin yüceliğini her gelen evliya can baş vererek söylemişler. bize başka söz söylemek düşmez. Biz Bir bildik dedik Allah eyvallah
Junior Member
Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)
Alıntı:(1) Çünkü Tanrı Kur'an'da kendini Ali diye vasfediyor.

nerede ali diye vasfediyor?
kurandan örnek verir misin?

Alıntı:Ömer'in toplattığı kitabı Osman niye yaktırdı Hilafetinde,

bu bilgiye nereden ulaştınız?
Alıntı:Ömer Osman Ebubekir bu iş Kur'an için neden uğraştılar Hz Muhammed zamanında var olan bir kitap yani Kur'anı 30 yıl sonra neden yeniden toplanma gereği hissettiler.

evet gereği hissedildi.
savaşlarda hafızlar şehid oldukları için sayı azalınca ortaya bir tehlike çıktı bu tehlike de eğer hafızlar şehid düşerse yazılı olarak kur'anın olmamasıydı...ve yok olabilirdi..
ama allah yardımcılarıydı ve başardılar. ayrıca ömer osman deyip durmayın artık ben ali diyor muyum?
hz. koyarsanız sevinirim...çünkü bu adamlar cenneti görecek kişiler..
neden yaptıkları da ortada işte bu çok büyük hizmeti allah için yaptılar...


+ hepiniz kuranın yok olduğunu değiştirildiğini belirtiyosunuz...
orj kuran nedense yok ortada.
aynı incil gibi ...
incilin de orjinali yok ortada...
ne tesadüftür..
ama kuran oluşturulurken o kadar şahit kişi hafız varken nasıl cüret edilmiş de değiştirilebilmiş ve yok edilmiş orjinali...
evet incil değiştirilmiştir...
ve bi sürü incil her kafadan atıp tutma gibi var...

ama kur'an değişmemiştir bakın dünyadaki bütün kur'anlar hep aynıdır...başka birşey yazmaz...
demek ki allah sözünü gerçekleştirmiş...
bunu kimse bozamayacaktır..
kur'an değiştirilmesine izin verilmemiş ve çoğaltılmışdır...

sizler de buradan değişmiş şu olmus bu olmus diyorsunuz nereden alıyorsunuz bu bilgileri anlamış değilim...
o bilgininiz tek tek açıklık getirsin bu konulara.
kendisi zat-ı muhterem olduğunu belirtiyor ya..
Son Düzenleme: 26/06/2014, 14:30, Düzenleyen: SevTap.
Administrator
Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)
Semerkand Kuranı

Bilimsel literatürde Taşkent’in tarihsel adından dolayı ’Semarkand Kuranı’ rivayete göre Osman’ın öldürülmesinden sonra, Halife Ali tarafından Küfe’ye getirilmiş, 1402’de bölgeyi talan eden Timur’un eline geçmiş, 1485’te Semerkand’da ortaya çıkmıştı. 1868’de Semerkand Rus ordularının eline geçince, Kuran Rus Çarlığı’nın başkenti St. Petersburg’daki İmparatorluk Kütüphanesi’ne konmuştu. 1917’de Bolşevik Devrimi’nden sonra Britanya’ya karşı Müslümanları yanına çekmek isteyen Lenin tarafından Başkırdistan’ın başkenti Ufa’ya gönderilmiş, ama Taşkentli Müslümanların ısrarlı talepleri uyarınca, 1924’te Taşkent’e dönmüştü. O günden sonra da bazı kaynaklara göre Özbek Müslümanları tarafından gizli bir yerde, bazı kaynaklara göre ise Özbekistan Sovyeti Kütüphanesi’nde saklanmıştı.)

Semerkand Kuranı hakkındaki diğer bilgilerimiz ise daha da sınırlı. Çünkü bu Kuran üzerindeki nadir bilimsel çalışmalar Rus şarkiyatçıları A. Shebunin (1891) ve S. Pissareff (1905) ile Batılı şarkiyatçılar A. Jeffery & I. Mendelsohn’un (1942) ve F. Deroché’nin (1999) makaleleri ile sınırlı. Çünkü Özbek makamları Kuran üzerinde çalışma yapmaya izin vermiyorlarmış. Son olarak Diyanet İşleri eski başkanlarından Tayyar Altıkulaç mikrofilmler üzerinden çalışıyor ama henüz nihai raporunu vermemiş. Önce en çok merak edilen soruya cevap verelim: Biraz önce adını andığım araştırmacıların hepsi de Semerkand Kuranı’nın Osman’ın Mushafı olmadığında anlaşıyor. Bu kanıya bazı sayfalarda yapılan radyo-karbon testleri ve metinlerin paleografi (yazı çeşitlerini inceleyen bilim dalı), ortografi (yazı sistemlerini inceleyen bilim dalı) konulu analizlerden sonra vardıkları anlaşılıyor. Orijinalinin 360 yaprak (varak) olduğu sanılan ancak halen, 353 yaprağı Taşkent’te olan Semerkand Kuranı radyo-karbon testlerine göre yüzde 95 ihtimalle 8. yüzyıla ait. Paleografik ve ortografik analizlere göre ise 8. yüzyılın sonu ile 9. yüzyılın başına ait. Bu konuda en önemli ipucu Kuran’da kullanılan Kufi yazının bu yüzyıllarda tekâmül etmesi. Gerçekten de hatta adını veren Kufe şehri 638 yılında kurulmuştu ancak bazı dilbilimcilere göre Kufi yazı, Kufe’den önce de biliniyordu ancak adını hattı resmi yazışmalarda kullanıldığı Kufe’den almıştı. Dolayısıyla sadece Kufi yazıdan hareket etmek doğru değildi. Ama söz konusu araştırmacılar, hatadaki başka özelliklerden ve süslemelerden hareketle kendilerinden emin görünüyorlar.


Topkapı Sarayı Kuranı

Osman’ın Kuranı diye ünlenen Topkapı Sarayı’ndaki Kuran ise Tayyar Altıkulaç tarafından incelenmiş ve raporlanmış. Altıkulaç’a göre, bu Kuran Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa tarafından 1811 yılında Sultan II. Mahmud’a hediye edilmiş. 408 varaktan oluşan Kuran’ın sadece iki varağı eksik. Baş taraftan birkaç varak zarar gördüğü veya zayi olduğu için Mushaf’ın yazılışından 50-100 yıl sonra yeniden yazılmış. Her ne kadar Topkapı Kuranı’nın üzerinde ’Bu Kuran Halife Osman öldürüldüğünde okuduğu Kuran’dır. Üzerindeki kan lekeleri hâlâ görülebilmektedir’ yazılıysa da Altıkulaç’a göre Topkapı Kuranı da Osman’ın Kuranı değil. En büyük ihtimalle Emevi Dönemi’nde kullanılan tarzda Kufi yazıyla fakat farklı katiplerce kaleme alınmış. Ancak üzerine daha sonraki yıllarda noktalar eklenmiş. Ancak bu noktalar, Arapçada noktalama usulünü ilk bulan Ebu el Asvad (ö. 688) tarzında imiş.


Kahire Kuranı

Osman’ın Kuranı’nı bulamadık ama Kahire’de, İstanbul’da ve St. Petersburg’da Hicret’in ilk iki yüzyılına tarihlenen başka Kuran’lar var. Bunlardan Kahire’deki Hüseyin Camii’deki (El Meşhedü’l-Hüseyni) Kuran üzerine çalışan Tayyar Altıkulaç ve Selahaddin Müneccid’in vardıkları sonuç, bu Kuran’ın bugüne dek sanıldığı gibi Osman döneminde kaleme alınan nüshalardan biri olmadığı yolunda. Bu iki ilahiyatçıya göre Kahire Kuranı, Emevi Halifesi Mervan’ın Kahire Valisi olan kardeşi diğer Mervan tarafından yazdırılan bir nüsha.


TİEM Kuranı

Bu iki ilahiyatçının üzerinde çalıştığı bir diğer Kuran ise İstanbul’daki Türk İslam Eserleri Müzesi’ndeki Kuran. İlk sayfasında Sultan I. Mahmud’un (1730-1754) mührünün olduğu bu eser 1912’de Aya İrini’den Müze’ye intikal etmiş. 439 yapraktan oluşan bu Kuran’ın 17 yaprağının kayıp olduğu sanılıyor. Kuran’ın 14 yaprağı da 1437 tarihinde onarım görmüş. Kufi yazıyla yazılmış Kuran’ın son yaprağında ’Hicri 30 yılında Osman bin Affan yazdı’ ibaresi görülüyorsa da, Altıkulaç’a ve Müneccid’e göre paleografik ve ortografik özellikler ve süsleme unsurlarından hareketle bu ibarenin daha sonra (8. veya 9. yüzyılda) konduğu düşünülüyor. Ancak Gerek Altıkulaç, gerekse Müneccid, bu Kuran’ın günümüze dek ulaşan en eski Kuran olduğunda hemfikir.


Darü’l-Kütüp Kuranı

Mısır Milli Kütüphanesi’nde (Dar Al-Kutub Al-Mısrıyya) bulunan Kuran’ın özel kişilerin elinde olan varakları üzerinde yapılan radyo-karbon testine göre, yüzde 95 ihtimalle 609-694 yılları arasında yazıldığı düşünülüyor. Paleografik ve ortografik incelemeler de aşağı yukarı aynı tarihlere işaret ediyormuş. Metnin incelenebilen kısımları Kufi yazıyla yazılmış ama 688’den sonra icat edildiği bilinen harekeler ve noktalama işaretleri yokmuş. Orijinal metninin 620 yaprak olduğu sanılan Dar’ül-Kütüp Kuranı’nın 562 yaprağı bu kütüphanede, diğer yaprakları bazı Paris ve Gotha’da koleksiyonerlerin elinde. Ancak Kahire’deki 562 varaktan 248’i gerçek parşömen (papirüs), 34’ü varak sahte parşömen, 61’i başka bir Kuran’a ait, 219’u 1830 tarihinde üretilmiş kâğıtlara modern metinlermiş. Kısacası bu Kuran’ın da derleme olduğu anlaşılıyor.


St. Petersburg Kuranı

Son olarak büyük bir bölümü bugün Rusya’da St. Petersburg’daki Şarkiyat Enstitüsü’nde saklanan ’St. Petersburg Kuranı’ndan bahsetmek istiyorum. 1936 yılında ’yaşlı bir kadın tarafından’ enstitüye bağışlanan bu Kuran’ın, 19. yüzyılda Suriye’de kıymetli eserlerden oluşan büyük bir kütüphanenin sahibi olan Hıristiyan Arap Nofal Ailesi’nin haraç mezat satılan terekesinden kalma olduğu sanılıyor.

1998 yılında Rus şarkiyatçı Efim Rezvan’ın ve 1999’da Fransız şarkiyatçı François Déroche’nin yayımladığı makalelere göre bu Kuran’ın orijinali 97 yaprak olup, bunların 81’i St. Petersburg’da, diğerleri Özbekistan’da (biri Taşkent’teki Biruni Enstitüsü’nde, ikisi Buhara’daki İbn-i Sina Bölge Kütüphanesi’nde, biri Taşkent’teki İslam İşleri İdaresi’nde, 12’si Katta Langar’da bir ailenin elinde) idi. Hicaz hattıyla yazılmış olan Kuran’ı iki ayrı kâtibin yazdığı anlaşılıyordu, çünkü bazı harflerin yazımında bariz farklar vardı.


Sana’a Kuranı

Son olarak 1972’de Yemen’in başkenti Sana’a’daki Ulu Cami’de bulunan Kuran var. ’Sana’a Kuranı’ üzerinde Alman şarkiyatçı Dr. Gert Puin tarafından yapılan incelemeler aradan geçen 36 yılda tamamlanabilmiş değil. Bunun nedeni bu Kuran ile ilgili ilk değerlendirmeler olmalı. Puin’e göre, bu Kuran’ın yazıldığı parşömen Peygamber’in doğumundan önceye tarihleniyor ama üzerindeki yazı daha sonraya ait. Daha ilginci üstteki metnin altında silinmiş bir eski metin var. (Bu tür metinlere literatürde ’palimpsestus’ deniyor.) Bu metin de Kuran metni. Puin’in Batılı şarkiyatçılarca pek beğenilen ancak İslam çevrelerinde infiale neden olan iddiası ise şu: Kuran’ın yazılışı Peygamber’den çok önce başlamıştı. Çünkü Kuran, kendisinden önceki kutsal kitapların bir çeşit özeti olmaktan öteye gitmiyordu. Suudi Arabistan Hicaz’da arkeolojik araştırmalara izin verinceye, İslam bilim adamları İslam ülkelerinin kütüphanelerinde saklı olan yüzlerce eser üzerinde ’bilimsel kriterlere’ uygun araştırmalar yapıp, sonuçlarını bizlerle paylaşıncaya kadar bu tür ’şarkiyatçı’ yorumlar gündemde kalacak gibi görünüyor.

bugün İslam ülkelerinde kullanılan ’Resmi’ (Standardize edilmiş) Kuran’ın (ki 1920’de Kahire’deki El Ezher Üniversitesi tarafından kaleme alındı) Osman’ın Mushafı’yla değil ’harfi harfine aynı’ olduğunu, bu tarihçeyi bilenlerin kabul etmeye razı olduğu gibi, ayetlerin sırası ve içeriği açısından aynı olduğunu iddia etmek, ancak ’iman’la mümkün, yoksa ’bilimsel açıdan’ mümkün değil.

Hani söyleniyor ya hiç bir harfi değişmedi diye;
Administrator
Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)
Haşa ki Haşa Biz Hiç bir zaman Kur'anımızı inkar etmedik etmeyiz de. Her zaman gerçekler ortaya çıkmalıdır. Her önümüze konulanı kabul etmek körlüğünden kurtulmalıyız. Allah bizlere akıl fikir vermiş Gerçeği bulmak görmek bizim görevimizdir.

Allah Muhammed Ali Yolunda ikilik yalan riya olmaz her dem doğrular söylenir.

Bu kadar Hak evliyası Canlarını vermek pahasına doğruları söyledi ise bu gerçeklerin çizdiği yol hak yoludur.
Administrator
Hz Ali Allah'tır (sünni Sitesinde Anlatımı)
Bahsedilen Kuranda sizin söylediğiniz Gibi Allah tektir demiyor

İhlas-1. De ki; O Allah bir tektir.
Saffat-125. Yaratanların en iyisini bırakıp da Ba’l'e mi taparsınız?

Yaratanların en iyisi Allah’sa diğer yaratanlar kim?

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.