HZ. ALİ’NİN HİNDİSTAN’A GİDİŞİ
Adamın biri Hindistan’dan mal alır. Ancak gemileri yolda fırtınaya yakalanır ve batarlar. Adam beş parasız kalır ve borçlarını ödeyemez hale gelir. Hz. Muhammed’e gelerek yadım etmek için “Çoğundan çok, azından az alalım”der. Ancak zenginler bunu kabül etmezler ve Muhammed dinine parayı tercih ederler.
O zaman, Hz. Ali, “Ey Resulullah bu zavallıyı yanıma kat, onun borcunu ödeyim” der. Hz. Muhammed adamı Hz. Ali’nin yanına katar.
Hz. Ali, adamı Düldül’ün terkisine atar ve “yum gözünü” der. “Aç gözünü”dediğinde Keşmir’e gelmişlerdir. Kente varmadan Ali kul, adam efendi oldu. Ali’yi satlığa çıkardı. Ülkenin padişahına yakışıklı, güçlü pehlivan bir yiğidin satıldığı haberi gitti.
Keşmir Şahı Ali’yi çok beğenir. Ağırlığınca altına anlaşırlar.
Keşmir Hanı üç şart koşar. “Birincisi dağdan gelen ve kente büyük zararlar veren bir ırmak vardır. Yıllardır bent yapmalarına rağmen, ırmak tüm bentleri yıkar ve kenti basar. İkincisi, büyük bir ejder var, günde dokuz öküz yiyor. Onun öldürülmesi. Üçüncüsü, rapta Ali adında biri varmış. Son peygamberin amcasının oğluymuş. İranı, Rumu, Arabı ve Hindi buyruğuna bağlamış. Eğer onu getirirsen, ne istersen sana o iyiliği yapayım. Boyuna kement takasın, elini ve ayağını bağlayasın, demir kafese koyasın.”
Eğer bunları yaparsan özgürlüğüne kavuşursun ve vezirim olursun. Kızımı alırsın.
Hz. Ali bunu kabül eder. Ortaya terazi getirilir. Kefenin bir tarafına Ali oturur diğer tarafa yüz kantar altın konur. Ali’nin tarafı ağır basar.
İhtiyar adam “Ne kadar insan varsa getirin kölem yine ağır basar kalan pahasına deve isterim. “ Katar develer geldi, yüklendi yola koyuldu. Böylece Ali, Keşmir Hanına satılmış oldu.
Hz. Ali’nin köle olarak satılması ozanlarımızın şiirlerine yansımıştır. Şah İsmail Hatayi bunu şöyle anlatır:
Fatma Zülfünü yoldu
Ali beş vaktini kıldı
Kanber der ki yâ Ali
Kapıya bir sâil geldi
Ali der Kanber varasın
Sâil ne diyor göresin
Allah bizden cömerttir
Ne isterse veresin
Kanber geldi pes dedi
Tanrı aslanı dost dedi
Kapıya gelen Sâil
Ali’yi kul istedi
Arslana benzer huyu
Selviye berzer boyu
Hiç kul olup satılır mı
On iki imamın soyu
Gene dertler depreşti
Bir ikrarda bekleşti
Ali’ye bir firkat geldi
Fatma’yla helâlleşti
Aşk deryasına batmaya
Hakk’a gönül katmaya
Ali garip kul deyü
İllettiler satmaya
Boyuna bak boyuna
Kul olam Ali soyuna
Ali kalkıp giderken
Fatma baktı boyuna
Fatma zülfün dal eyledi
Ali sözün bal eyledi
Ali Sâil sözüne baktı
Kendisini kul eyledi
Yol üstünde burdular
Vakti ikiye böldüler
Sabah seher vaktinde
Bağ şehrine girdiler
Bahçivan anı gördü
Kalktı ayağa durdu
Ağaçlar secdeye indi
Yâ Ali pir dost dedi
Ali bağa girince
Kırala haber verdiler
Sana derim ey kıral
Bağa mahbup kul geldi
Sâil bağa girmişsin
Bağda güller dermişsin
Bu kul senin neyindir
İmdi haber ver dedi
Sâil der Kâ’be’den geldim
Aradım Ali’yi buldum
Ne çok sorarsın el kıral
Bu kulu Ali’den aldım
Kul olur Ali soyundan
Arslan belli huyundan
Bu kulun güzelliği
Kûfe şehrinin soyundan
Arslan esneyişinden
Düldül kişneyişinden
Bu kulun güzelliği
Fatm’Ana’ya benzeyişinden
Tat mısın tatar mısın
Her dilden öter misin
Sana derim ey Sâil
Bu kulu satar mısın
Ne tadım ne tatarım
Ben her dilden öterim
Kula müşteri olursa
Men borçluyum satarım
Sâil derim ben sana
Sen de kulak ver bana
Kulun bahası nedir
Sen de haber ver bana
Kulum kul oğludur
İçi dopdolu nurdur
Bu kula baha yetmez
İvazı yüzbin altındır
Sâil ne derim size
Kulak ver dinle söze
Yüzbin altın ne demektir
Âlemi güldürdün bize
Gel bu sözü atalım
Gayrı dilden ötelim
Yüzbin altın ne demektir
Beraberce tartalım
Sâil der ki gaziyim
Gazilerden gaziyim
Sözünden dönen dönsün
Ben bu söze razıyım
Bağ şehrin talttılar
Malı mülke kattılar
Ali garip kul deyü
Altın ile tarttılar
Akan sulan akmadı
Gökte güneş açmadı
Şehrin malın kodular
Terazi yerden kalkmadı
Kıral der yanılmışam
Sarhoşum ayılmışam
Kul mizanda tartılmaz
Pazarlıkta yanlışam
Sâil derki vermenem
Men ikrardan dönmenem
Sözünden dönen dönsün
Men ikrardan dönmezem
Kıral hatun düş görmüş
Balası hayıra yormuş
Ol gece rüyasında
Gördüğü bir ay doğmuş
Kıral derki varalım
Malı mülkü verelim
Sana derim ey sail
Kul hünerin görelim
Bir dev vardır öldürsün
Bir su vardır döndersün
Düşmanımız Ali’yi
Tutup bize göndersin
Kul kemali artırdı
Ol mizanda tartıldı
Terazi yerden kalkmadı
Ali bu kez yekindi
Kıral der kulu bınak git
Malı altını alda git
Bu kulun adı nedir
Adını bize dede git
Sail der adı allah
Dilinde kulhuvallah
Ben derimki eşeddir
Siz de den Ali Allah
Toplandı cemaat hep gitti birden
Görelim ne der ol Şah-ı Merdan
Seksen deve yükü Zilli Hisar’dan
Duranın borcunu verdi Ali
Cimcimin haberin gergerden alan
Beşikte ejderha üstüne varan
Düldül’ün göz açıp kapayıncaya kadar Hindistan’a gitmesi olayıda şöyle anlatılır:
Düldül celallendi kanadın açtı
Yerden mi yürüdü gökten mi uçtu
Ol zaman kafire bir heybet düştü
Hint’de Muhammed’e erendi Ali
Kul Himmet:
Bir kul geldi fazlaya
Bedestanda sattılar
Sattılar betestanda
Ses verir gülistanda
Olay daha sonra şöyle gelişir:
Han, Ali’yi ırmağın yolunu değiştirmeye gönderir. Ali, Düldül’e biner ve yüzlerce insanın kılavuzluğu ile ırmağa gider. Binlerce insanın ırmağın yolu değiştirmeye çalıştığını görünce “işi bana bırakın” der.
Daha sonra Zülfikar’ı çekti. Irmağın genişliği bir mil di ve iki dağın arasında akıyordu. “Ya Allah !” diyerek Zülfikar’ı dağa vuru ve dağ ikiye bölündü.48 Elini uzattı dağı tuttu ve suyun önüne getirdi. Suyun yolunu değiştirdi. Keşmir Şahı görünce “Bu Ali’nin işi dedi”
Hz. Ali, ejderi öldürmeye gitti. Keşmir Şahı 21 atlıyla onu izledi. Bir dağın tepesine çıktılar. Uçsuz, bucaksız bir deniz gördüler. Ejder denizin etrafındaki geniş düzlüklerdedir. Ali düzlüğe indi. Bir nara attı. Yer, gök inledi.49 Naranın gürültünden ejderha uyandı. Rüzgar gibi koşan, nallarından kıvılcım saçan Düldül’ün sırtında arslan heybetiyle ejderin üstüne yürüdü. Ejder, Ali’yi yutmak istedi. Ejderin üç başını birden böldü. Vücudunu ikiye ayırdı. Görenler:
“Bunun gibi bir işi adam edemez
Senin gibi yiğit er bu dünyaya gelmez” dediler.
Keşmir Hanı “Sadece Ali’yi yakalaman kaldı” dedi. Ali, “Ali ulu biridir. Zincir, demir kafes, bolca ağ gerekir. Bunlar sağlam olmalı. Yoksa Ali bunları bir, silkindi mi koparır “ dedi.
Kente geldiler. Yedi gün, yedi gece şölen yapıldı. Ülkenin usta demircileri kafes ve zincir yaptılar. Ali, kendini zincire vurdurdu. Kendini kafese attırdı. “Kafesten çıkarsam Ali benim, çıkamazsam değilim” dedi.
“Eğer kafesten çıkarsam hepiniz Müslüman olacaksınız, çıkamazsam beni burada bırakın” der.
Halk, Han’a “bu Ali’dir. Sağ bırakırsak başımıza bela olur. Onu yakalım” der. Han kabul eder. Halk odun getirdi. Kafesin üzerine yığıldı. Odunlar tutuşturunca bir rüzgar çıktı ve ateşler göklere çıktı. Kentin üzerine düşerek , kenti kül etti.
Yanacak bir şey kalmayınca ateş söner. Bakarlar ki Ali ölmemiş. Halk,” bu adam büyücüdür.”Der ve Hz. Ali’yi öldürmek için saldırır.
Ali , bir nara atar yedi bin kişi ölür. Düldül narayı duyup Ali’ye erişir. Ali, kılınç kuşanıp Düldül’e biner. O zaman , Han’ın aklı başına gelir ve Ali’den af dileyip süre ister. Ali , onlara süre verir. Toplanıp bu zatın Ali olduğuna karar verirler. İçlerinden bir rahip “İsa’nın mucizesi onunla beraberdir ölüyü diriltmesini isteyelim. Diriltirse Müslüman oluruz” der. Herkes kabul eder. Ali’den ölüyü diriltmesini isterler .
Mezara giderler. Ali , ayağıyla mezara dokunur . Tanrı’nın yardımıyla ölüyü diriltir. Ölü şahadet getirir.
Ölüye ne zaman öldüğünü sordu. Ölü başından geçenleri anlattı. Ölüye işaret edince ölü tekrar mezara girdi. Mezar sanki hiç açılmamış gibiydi.
Han özür diledi , bağışlanmak istedi. Hz. Muhammed’e hediye gönderdi. Halkıyla Müslüman oldu.
Şah Hatayi, dünyanın Ali (Allah) tarafından yetmiş kere yaratılıp yok edilmesini anlatıyor.
Pehlivan aldılar
Kulu deve saldılar
Ol dev Ali’yi gördü
Ona hayran kaldılar
Kesti devin başını
Hem bitirdi işini
Seyreden nazar kıldı
Kan etti üleşini
Ol demde suyu saldı
Şehrin bir yanın aldı
Kırala haber verdiler
Kıral şâz olup güldü
Kıral der ki er kulum
Canım ciğerim varım
Ali’yi tutup getirki
Kulken olasın sultan
Kul der ki ağam apa
Derden kafes yapa
Tutup Ali’yi getiren
Kapısını sen kapa
Demir kafes yaptılar
Sade polattan çaptılar
Ali içine girdi
Kapıyı kapattılar
Ali içinde haykırdı
Burcu beden yıkıldı
Tanrı arslanı oldu
Parça parça döküldü
Tekrar kafes yaptılar
Sade polattan çattılar
Ali içine girdi
Kapısını kapattılar
Ali girdi içine
Hak kalmasın suçuna
Düşmanım Ali benim
Atın ateş içine
Lâ feta geldi dile
Muhammed kendi bile
Sıdk ile Allah deyu
Korkmamki od’a yana
Kapısın örttüler
Ataş içine attılar
Üç gün üç gece yandı
Anda koyup gittiler
Yedi gün oldu tamam
Daha kalmadı güman
Kul yanıp da kül oldu
Hayli geçti bir zaman
Kâfirler der varalım
Tütününden alalım
Gözleriniz ağrırsa
Sürme diye çekelim
Kâfirler hep geldiler
Od üste derildiler
Cümlesi bir yürüyüp
Kafes yanına geldiler
Ol kafesi açtılar
Kâfirler görüp şaştılar
Hepside inandılar
Kul kusurundan geçtiler
Hatayi’moldu tamam
Kimsede kalmadı güman
Onda doksan bir kâfir
Hepsi oldu Müslüman
KAYNAKÇA
1 - Ali, İbn-i Ebu Talib, Hazreti Emir: Hazret-i Ali Divânı, ANT yay., İstanbul 1990
2 - Ali Kavramının boyutları/Söylence Nefes Dergisi, S. 21 Temmuz 1995, S. 22
3 - Ali kavramlarının boyutları/Söylence-2 nefes Dergisi S. 22, Ağustos 1995
4 - ASLANOĞLU, İbrahim: Kul Himmet Üstadım,İstanbul
5 - ASLANOĞLU,İbrahim : Pir Sultan Abdallar, İstanbul 1997, can yay.
6 - ASLANOĞLU,İbrahim : Şah İsmail Hatayi ve Anadolu Hatayileri, İstanbul 1992,
Der. yay.
7 - Bezirci, Asım: Pir Sultan, İstanbul 1996,Evrensel
8 - Bender, Cemşid, Kürt Tarihi ve uygarlığı, 1995 Kaynak
9 - Buyruk İmam Cafer Buyruğu, Ankara 1990, Ay yıldız
10 - ÇETİN, Dr. İsmet: Türk Edebiyatında Hz. Ali’nin Cenk nameleri, Ankara 1997,
Kültür B.
11 - EYYUBOĞLU, İ. Zeki, Kızılbaş, Nefes Dergisi, Mayıs 1995, S.19
12 - EYYUBOĞLU, Sebahattin, Pir Sultan Abdal, İstanbul 1997 Cem Yay.
13 - ERGUN, S.Nüzhet; Bektaşi Şairleri ve Nefesleri, İstanbul 1945, Maarif
14 - KORKMAZ, Esat: Ansiklopedik Alevilik Bektaşilik Terimleri Sözlü. İstanbul 1993,
ANT
15 - Kemal Yaşar, Kanın Sesi
16 - Kur’an Ay yıldız Yay. Heyet, İstanbul 1994
17 - MEİKOFF, İrene: Uyur İdik Uyardılar, İstanbul 1994 ( Çev. Turan ALPTEKİN),
ANT
18 - MELİKOFF, İ. : Alevi-Bektaşi sorunu, PSAKSD Mart 1999, S.31
19 - MELİKOFF, İ. : Alevilik’te Ali’nin Yeri Nedir?, Kasım 1998, S. 29
20 - Mevlena, Divan-ı Kebirden seçme şiirler. C. I. İstanbul 1990 MEB
21 - Mevlena, Divan-ı Kebir’den seçme şiirler. C. II. İstanbul 1990 MEB
22 - NOYAN, Bedri (Dedebaba), Bektaşilik-Alevilik nedir? İstanbul 1995
23 - PEHLİVAN, Battal, Alevi Bektaşi düşüncesine göre Allah, İstanbul 1994
24 - Pir sultan Abdal Divânı , Ant, İstanbul 1994
25 - ULUÇAY, Ömer, Arap Aleviliği, Nusayrilik, Adana 1994
26 - Vâlâ Nureddin, Bu Dünya’dan Nazım geçti, İstanbul 1995
27 - Yaman, Mehmet, Alevilik-İnanç-Edep-Erkan, İstanbul 199
28 - Yemini, Hz. Ali;’nin Fazilet namesi, İstanbul 1990
29 - YILDIRIM,Dursun, Türk Edebiyatından Bektaş? Fıkraları, İstanbul 1999
30 - YÖRÜKAN, y. Ziya Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar, Ankara 1998
31 - ZELYUT, Rıza, Hacı Bektaş Veli, İstanbul 1990
32 - ZELYÜT, Rıza, Öz Kaynaklarına göre Alevilik, İstanbul 1996
Yazılar Alıntıdır...
Hz. Aliânin hindistanâa gidişi
Konu Sahibi / Yazar
Zekai
Kategori / Forum
Ehli Kamil Grup
Yorumlar / Cevaplar
3
Okunma / Görüntüleme
11109
Hz. Aliânin hindistanâa gidişi
Hz. Aliânin hindistanâa gidişi
Devi bağlayan, çözen Ali’dir.
Dünyada henüz insan ve melek yaratılmadan önce dev ve periler yaratılmıştır. Bunlar Kaf’tan Kaf’a hükmederlerdi. Dev bir gün bahçesinde küçük bir çocuk görür. Çocuğu yakalamak için elini uzatır ama kendini yüzü üstüne yerde bulur. Yedi gün sonra dev kendine gelir ve ellerinin bağlanmış olduğunu görür, eli bağlı olarak Süleyman’a gider. Süleyman, ipi açamaz. Muhammed’in geleceğini söyler. Nice bin yıl sonra Muhammed ve Ali gelir. Dev Hz. Muhammed’e gelir. Herkes büyüklüğünü görünce korkar. Dev başından geçen olayları anlatır. Peygamberlerin çare bulamadığını söyler. Herkes devin karşısına geçer. Ancak dev çocuğu bulamaz, ümidi düşer.
Dev, sonunda Selman donunda Ali’yi görür ve korkudan Hz. Muhammed’in hırkasına sarılır. Dev, Müslüman olur, ülkesine döner.
Devi bağlayan, çözen Ali’dir. Kul Himmet bunu uzun bir destan olarak yazmıştır. Destan metni:
Yerde insan gökte melek yok iken
Kudretinden bir nur indi süzüldü
Cümle mahluk kandildeki nur iken
Ayın Ali, mim Muhammed yazıldı
Ol dem yaratıldı div ile peri
Kaftan kafa hükmederdi her biri
Vardı hem anların bir sultanları
Gayet pehlivandı zurbazu idi
Üç yüz elli batman gürzü çekerdi
Uzun kargı Kuh-kaf’ı yıkardı
Cümle divler anın havfın çekerdi
Yedi iklim dört köşede raz idi
Üç yüz altmış arşın idi kameti
Hiçbir kula benzemezdi heybeti
Yetmiş yedi arşın idi sıfatı
Bakınca mağripten meşrike düz idi
Kafdağı’nda bir dağ vardı hurmadan
Ol vakit yok idi Dünyada insan
Gördü bağ içinde bir taze civan
Şad’ü Hurrem olup gayet sevindi
Nigar mısın deyip sundu elini
Benliğinden geçti sındı halini
Özge bilemedi hiç ahvalini
Tezden hemen yüz üstüne yıkıldı
Yedi günden sonra buldu özünü
Eli bağlı kan doldurmuş gözünü
Sultan Süleyman ’avurdu yüzünü
Süleymansın şu bendimi çözindi
Süleyman der kim bağladı elini
Kaddin hilal olmuş bükmüş elini
Kim eyledi sana bunca zulümü
Hakkın emri böyle imiş gezindi
Div de der ki beni bağlayan uşak
Akil baliğ değil on iki ancak
Bir darp ile beni eyledi helak
Yavrı şahin gibi uçtu süzüldü
Süleyman der biz bu sırrı biliriz
O işi tutanı bizde sezeriz
Sanma senin bağlı bin yıl dahi gezindi “?”
Div de der ki ahırında nolacak
Bu dert bize kıyamete kalacak
Süleyman der Muhammed var gelecek
Ahırzaman yakın derler sezildi
Nice bin yıl geçti nice bin saat
Yer duruldu karşı geldi yedi kat
Zahir oldu Ali ile Muhammed
Karşısında div dirildi dizildi
Mekke Medine’nin halkı duruştu
Dedi görenlerin tebdili şaştı
Kabe’nin üstüne gölgesi düştü
Kamu görenlerin benzi bozuldu
Yedi iklim padişahı geldiler
Geldiler de taraf taraf kondular
Tezden Muhammede haber veriler
Gelince bir haber ol gel tez dedi
Şah İsmail Hatayi’nin şözlerinde dev olayının etkileri görülmektedir.
Devi bende urdu hurma bağında
Navcivan göründü taze çağında
Selman’a erişti erzan dağında
Allah medet ya Muhammet ya Ali
Div işitti aklı şaştı
Ünün hey mürteza Ali
Alem arz eyledi ol Kaf dağında
Orda seyreyledi devin bağını
Hurma çubuğuyla baş parmağını
Kaim ben deyleyip sorardı Ali
Ali düşündü ayıttı devin evvel bağını
Sinesine çekti devin hicranının dağın
Hurma çubuğuyla bağladı parmağını
La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar
Şah Hatayi’m mülkilimi kaldıran
Bir bakışla devi yere bandıran
Yazılar Alıntıdır....
Dünyada henüz insan ve melek yaratılmadan önce dev ve periler yaratılmıştır. Bunlar Kaf’tan Kaf’a hükmederlerdi. Dev bir gün bahçesinde küçük bir çocuk görür. Çocuğu yakalamak için elini uzatır ama kendini yüzü üstüne yerde bulur. Yedi gün sonra dev kendine gelir ve ellerinin bağlanmış olduğunu görür, eli bağlı olarak Süleyman’a gider. Süleyman, ipi açamaz. Muhammed’in geleceğini söyler. Nice bin yıl sonra Muhammed ve Ali gelir. Dev Hz. Muhammed’e gelir. Herkes büyüklüğünü görünce korkar. Dev başından geçen olayları anlatır. Peygamberlerin çare bulamadığını söyler. Herkes devin karşısına geçer. Ancak dev çocuğu bulamaz, ümidi düşer.
Dev, sonunda Selman donunda Ali’yi görür ve korkudan Hz. Muhammed’in hırkasına sarılır. Dev, Müslüman olur, ülkesine döner.
Devi bağlayan, çözen Ali’dir. Kul Himmet bunu uzun bir destan olarak yazmıştır. Destan metni:
Yerde insan gökte melek yok iken
Kudretinden bir nur indi süzüldü
Cümle mahluk kandildeki nur iken
Ayın Ali, mim Muhammed yazıldı
Ol dem yaratıldı div ile peri
Kaftan kafa hükmederdi her biri
Vardı hem anların bir sultanları
Gayet pehlivandı zurbazu idi
Üç yüz elli batman gürzü çekerdi
Uzun kargı Kuh-kaf’ı yıkardı
Cümle divler anın havfın çekerdi
Yedi iklim dört köşede raz idi
Üç yüz altmış arşın idi kameti
Hiçbir kula benzemezdi heybeti
Yetmiş yedi arşın idi sıfatı
Bakınca mağripten meşrike düz idi
Kafdağı’nda bir dağ vardı hurmadan
Ol vakit yok idi Dünyada insan
Gördü bağ içinde bir taze civan
Şad’ü Hurrem olup gayet sevindi
Nigar mısın deyip sundu elini
Benliğinden geçti sındı halini
Özge bilemedi hiç ahvalini
Tezden hemen yüz üstüne yıkıldı
Yedi günden sonra buldu özünü
Eli bağlı kan doldurmuş gözünü
Sultan Süleyman ’avurdu yüzünü
Süleymansın şu bendimi çözindi
Süleyman der kim bağladı elini
Kaddin hilal olmuş bükmüş elini
Kim eyledi sana bunca zulümü
Hakkın emri böyle imiş gezindi
Div de der ki beni bağlayan uşak
Akil baliğ değil on iki ancak
Bir darp ile beni eyledi helak
Yavrı şahin gibi uçtu süzüldü
Süleyman der biz bu sırrı biliriz
O işi tutanı bizde sezeriz
Sanma senin bağlı bin yıl dahi gezindi “?”
Div de der ki ahırında nolacak
Bu dert bize kıyamete kalacak
Süleyman der Muhammed var gelecek
Ahırzaman yakın derler sezildi
Nice bin yıl geçti nice bin saat
Yer duruldu karşı geldi yedi kat
Zahir oldu Ali ile Muhammed
Karşısında div dirildi dizildi
Mekke Medine’nin halkı duruştu
Dedi görenlerin tebdili şaştı
Kabe’nin üstüne gölgesi düştü
Kamu görenlerin benzi bozuldu
Yedi iklim padişahı geldiler
Geldiler de taraf taraf kondular
Tezden Muhammede haber veriler
Gelince bir haber ol gel tez dedi
Şah İsmail Hatayi’nin şözlerinde dev olayının etkileri görülmektedir.
Devi bende urdu hurma bağında
Navcivan göründü taze çağında
Selman’a erişti erzan dağında
Allah medet ya Muhammet ya Ali
Div işitti aklı şaştı
Ünün hey mürteza Ali
Alem arz eyledi ol Kaf dağında
Orda seyreyledi devin bağını
Hurma çubuğuyla baş parmağını
Kaim ben deyleyip sorardı Ali
Ali düşündü ayıttı devin evvel bağını
Sinesine çekti devin hicranının dağın
Hurma çubuğuyla bağladı parmağını
La feta illa Ali la seyfe illa Zülfikar
Şah Hatayi’m mülkilimi kaldıran
Bir bakışla devi yere bandıran
Yazılar Alıntıdır....
Hz. Aliânin hindistanâa gidişi
Yukarıda alıntı yapılarak anlatılan şeylerin,kimisi yorum,kimisi abartı,kimisi masal olabilir ama bir gerçek var ki O da Şahımerdan'ın büyüklüğü,anlatılan o müthiş şeyleri yapabilme kudreti ve Dev'in parmağını bağlayıp,çözmesi veya öldürmesidir(tam bilemiyorum.Belki çözmüştür yoksa Şahımerdan kimseyi öldürmeye kıyamaz) .
Bu konuda Zöhre ana'mın deyişinde de şöyle geçer;
Sabah sabah Hak'ka yalvar
Ali büyük kısmet salar
Dev'in parmağını bağlar
Yedi yaşlı oğlan sanar
Bu konuda Zöhre ana'mın deyişinde de şöyle geçer;
Sabah sabah Hak'ka yalvar
Ali büyük kısmet salar
Dev'in parmağını bağlar
Yedi yaşlı oğlan sanar
Kelimelerim sistem hatasından yanlış yerden ayrılıyor...
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
ÂÇalışmadan, yorulmadan, öğrenmeden rahat yaşama yollarını aramayı itiyat haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra istiklal ve istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.Â
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)
Özü bitmiş, gümanı pak olmamış,şeytana tapmış, nefsi çıkarı için arayıpta birşey bulamamış, kuyruk acısı varsa,Derviş Muhammed'in de dediği gibi" bir kılını çektiyse" Zöhre Ana, onu değerlendirmek ister aklısüre.Ehlibeyt'in meyvası bitmez, dalı budağı kurumaz,sen ne kadar kezzap dökersen dök, O'nun Zemzem çeşmesi ALİ'dir
Derviş'in HAK kelamını can kulağıyla dinliyebliyorsan yeter,firdevs bağından bir gül alabiliyor musun,O'nun ibadetine,saldığı yola,yaşatmak istediği güzelliğe canı gönülden yürüyebiliyorsan en büyük mutluluk budur.
(Pir Zöhre Ana)
Son Düzenleme: 01/02/2010, 13:48, Düzenleyen: FadimeBK.
Hz. Aliânin hindistanâa gidişi
:'(ŞAHI MERDAN olmuşta hikayesi olurmu hiç masalı olurmu hiç PİRİM'i bilmeyenler zanneder yorumları dinsizi dine getirmek ALİM'in işi gayet zordur ALİ,m içindeğilde dinsizler için Aliekber Can Emeğine sağlık çok güzel sözler.
Bir ismim Bektaş bir ismim Ali
Bir ismim Mustafa Kemal'im teni
Bozatlı Hızırdır vallaha Piri
Bir ismim Muhammet Mekkede yeri.
ZÖHRE ANA
Bir ismim Mustafa Kemal'im teni
Bozatlı Hızırdır vallaha Piri
Bir ismim Muhammet Mekkede yeri.
ZÖHRE ANA
Son Düzenleme: 01/02/2010, 16:31, Düzenleyen: mehmeni60.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi