You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Hipnozun serüveni ( hipnozun tarihçesi)

Hipnozun serüveni ( hipnozun tarihçesi)

Posting Freak
Hipnozun serüveni ( hipnozun tarihçesi)
Hipnoz Serüveni

Yunan Mitolojisi'nin Uyku Tanrısı Hipnoz, Gece'nin oğlu ve Ölüm'ün (Thanatos) kardeşidir. Kardeşi ile birlikte Hades''in Ölüler Divarında yasar, Kanatlı bir genç seklinde tasvir edilen Hipnoz, yorgun insanların alınlarına -sihirli değneği ile değerek veya karanlık kanatları İle yelpazeleyerek ya da bir boynuzdan, insanların üzerine bir toz dökerek onlara uyku veriri.
Tahanatos da kanatlı bir ruh halinde tasvir edildiğinden aynen Hipnoz'a benzer. Hipnoz'un oğullanndan biri. Rüyalar tanrısınsı Morpheus* dür. '

Hipnozsun Tanrılar üzerinde hile etkisi vardır. Ana tanrıçalardan Hera, Çanakkale yöresindeki ida dağında Zeus ile sevmek ister. Arzusu, Zeus tarafından reddedilen Hera,
Hipnoz'dan gelip Zeus'u uyutmasını rica eder. Zeus da, yarı uykuda
iken o sersemlik hali içinde Hera'nın arzularına boyun eğer

Hipnoz kelimesi, ilk defa Yunan Mitolojisindeki bu anla.
tundan esinlenen ingiliz doktor Braid tarafından kullanılmıştır

TARİHTEN HİPNOZ

Hipnoz çok eski bir sanattır, ilk olarak, dini kitaplardan önce, büyü, din ve tıp bir ve aynı olduğu zamanlarda dini ayinlerde çok fazla kullanıldı. Mısır'da kabile rahiplerinin başarılı tedaviler yaptığı uyku tapınakları vardı. Eski Yunanistan'da tıp tanrıları tapınaklarında hayaller gösterilirdi ve şifalar meydana getirilirdi. Hipnotik anestezi; çivili yatakların üzerine rahatça uzanan veya kızarmış kömürlerin üzerinde yalınayak yürüyen Hint fakirleri tarafından yüzyıllardan beri uygulanmaktadır. Eskiden transın kutsal olduğuna inanılırdı. İlk Hristiyan inanışına göre, hipnoz büyücülüğün bir şekli olarak değerlendirildi. Ama o 18. yüzyılın sonuna doğru, neticede yararlı bir tedavi vasıtası olarak tarif ve kabul edildi.



Mesmer Öncesi Dönem
1500 ‘lü yılların sonlarında zihinsel güçlerin sağlık üzerine önemli etkileri bazı batılı bilim adamları tarafından anlaşılmaya başlandı. Heronymous Nyman imajinasyonun gücü ve insan sağlığına etkisi hakkında çok fazla araştırma yaptı ve yazılar yazdı.
15. Yüzyılda Petrus Pomponatus magnetik etkilerle birlikte kullanılan hipnoz hastanın iyileşme isteğinin kanı ve ruhu etkileyeceğini söyledi. Aynı çağda Paracelsus da Hipokratın düşüncelerine katılarak inançların sağlık ve hastalıklar üzerine kritik etkilere sahip olduğunu söyledi.
Mesmerin çalışmaları bir çokları tarafından dinamik psikiyatrinin başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Hipnozun tarihçeside Mesmer ile başlatılır. Öyle ki hipnozun 5000 yıllık tarihi vardır. O zamanlar henüz psikoloji bilim doğmamıştı.
Franz Anton Mesmer (1734-1815) sık sık Cristopher Colombus ile kıyaslanır. Her ikisi de yeni dünyalar keşfetmişlerdi;her ikisi de yaşamları boyunca, bulduklarının ümit ettiklerinden farklı ve yanlış şeyler olduklarını bilmeden yaşadılar, her ikisinin yaşantılarının tüm ayrıntılarını pek bilmiyoruz ve her ikisi de düş kırıklığı içinde öldüler.


MESMER (1734 -1815)

Mesmer viyaya ‘da tıp eğitimi aldı. Mesmer viyana’da okurken Viyana Tıp Fakültesinde okurken, manyetizma ile ilgili görüşlerden haberdar olan Mesmer, 1765'dc Yıldızların ve Gezegenlerin insan Vücudu Üzerindeki Fizyolojik Etkileri adlı doktora tezini, astronomi ile tıbbı birleştiren bazı İddialara dayandırmıştır. Bu tezde insanların, yıldızların etkin altında yaşadığım, kainatı dolduran manyetik bir akımın İnsanlara nüfuz ederek onların hastalanmasına ve sağlıklı kalmalarına sebep olduğunu ileri sürüyordu. Eğer bu manyetik akım insan vücuduna eşit miktarda dağılmışsa insan sağlıklı, dengesiz dağılmış ise kişi hasta oluyordu.
Mesmer bu görüşlerin etkisi altında olduğu gibi dönemin tıp otoriterlerinden Hofman'ın (1660-1741), Filozof Laibniz'in Monadlar görüşünü tıbba sokmaya çalışan vitalist teorisinden de etkilenmiştir.
Bu arada Cizvit papazı Heil, zaten mıknatısların iyileştirici etkisine inandığı ve tedavi edilecek kişi organlar biçiminde mıknatıslar ürererek kişi tedavi etmeyi denediğinden Mesmer'in doktora tezi ile pek ilgilendi. Ve ona birkaç mıknatıs gönderdi.
İlk defa kalbinden şikayetleri olan bir kişi üzerinde mıknatısla tedavi gerçekleştirerek parlak bir sonuç alan Mesmer; madem ki, mıknatıstaki akım vücuda geçip orada kalıyor, o halde bu akımı vücudu sindirip, eller ile akıtarak kullanmak ve şifa vermek mümkündür diye düşünmeye başladı. İkinci hastası Viyana'nın en ünlü hekimlerinin tedavi edemediği, Baron Hareczky idi ve yemek borusu darlığından rahatsızdı. Onu da başarıyla tedavi ettikten sonra Mesmer1 in şöhreti birdenbire arttı ve 1778'den itibarenhastalarım yeni tekniğiyle tedavi etmeye başladı. Böylece, bu tarih itibariyle Animal (canlı) Manyetizm doğmuştu!

Parlak başarıları nedeniyle Mesmer'i çekemeyen meslektaşları çöktü ve bu kıskançlıklar nedeniyle sonunda Viyana'yı terk etti. Bu terk edişte bardağı taşıran son damla, imparatoriçe tarafından himaye edilen, kör olmasına rağmen oldukça yetenekli
bir piyanist olan Theresa Paradi'nin tedavisiydi. O zamanın Avrupa'sının en ünlü hekimleri, Therasa'nın rahatsızlığına göz sinirleri felci teşhisi kovmuş ve bir çare bulamamışlardı. Histerik bir körlüğü olan bu bir Mesmer tedavisine aldı ve kızcağız yavaş yavaş görmeye başladı. Bu olay Teresa'nın babasının günümüze kadar gelen yazılı hatıra kayıtlarından ayrıntılı olarak tespit edilmiştir. Başarıyı duyan saray doktoru Van Stoerk ve ünlü göz mütehassısı Wenzel kıskançlıklarının etkisiyle kızın annesini, eger Theresa iyileşirse imparatoriçenin vermekte olduğu ödeneği keseceğini söyleyerek korkuttular. Nihayet, kızım Mesmer'in tedavisinden alıkoymak isteyen anne ile reddeden kızı arasında geçen dramatik bir sahnede kızın suratında patlayan bir tokat sonucu, kızcağız tekrar görmez oldu ve kendisini muayene eden hekimler de Mesmer'in başarısızlığım ilan edince Mesmer de Viyana'yı terk etti.
Paris'e gelen Mesmer, Vendome meydanındaki bir otelde büyük bir daire kiralayıp, fakülte hekimlerinden Deslon ile beraber orayı muayenehane haline getirdi ve hızla yayılan şöhretinin akın akın koşturduğu hastalarım tedaviye başladı. Fransa'nın belli başlı şehirlerinde «Societe delharmaric» adı verilen manyetizma dernekleri kuruldu. Nihayet sene 1874 Kral XVI. Louis, bu konunun bilimsel olarak araştırılması için bir komisyon kurulmasını emretti ve derhal bir değil, iki komisyon kuruldu. |

Birinci komisyon Mesmer ile görüşemediğinden başka manyetizörleri inceledi, ilimler Akademisi Üyeleri ve Tıp Fakültesinden bazı profesörlerin oluşturduğu bu komisyonun raporu olumsuz oldu. ikinci komisyon Tıp Akademisi tarafından oluşturuldu fakat sonuç yine aynıydı. Komisyon raporlarından sonra her şey ve herkes birden Mesmer'in aleyhine donuverdi. Hele manyetizm ile tedavi edilmiş bir hastanın, açık teşekkürü gazetelerde yayınlandığı sırada ölüvermesi, alay ve hakaretleri son noktayı çıkardı. Hezimetin bütün acılarım yaşayan Mesmer, ufukta toplanan büyük Fransız ihtilali'nin de bulutlarım hissederken Fransa'yı terk etti, isviçre'ye yerleşti ve ömrünü fakir hastalara bakmaya adayarak 15 Mart 1S15 de Mersebourg'da hayata gözlerini yumdu.
Mesmer psikoterapinin de kurucusu sayılır. Mesmer Mozart'ın yakın arkadaşıydı.



Markiz De Puysegur

A. Mesmer'in öğrencilerinden olan Markiz de Puysegur hocasının yolunda çalışmalarına devam ederken, bir gün tesadüfen bir çobanda uyurgezerlik hali yarattığım fark etti. Elleriyle hastanın ağrıyan yerlerine dokunarak çobanın manyetik düzenini normale getirmeye çalışıyordu. Bu sırada sürekli hastanın gözlerinin İçine bakıyordu, iki üç dakika sonra kişi kendisini Puysegur'un kollarına bırakmıştı- Bu manyetizmadan tamamen farklı bir durumdu. Hareketsiz duran hastanın bir süre sonra yürüdüğünü, konuştuğunu ve sorulan sorulara cevap verdiğim gördü. Kişi tüm gürültüye, bağırmaya, çağırmaya rağmen uyanmıyordu. Sanki bir uyku içindeydi. Puysegur hastanın gerçekten u w madiğim, söylenenleri anlayıp cevap verebildiğini fark ettiğinden, hastasıyla mutluluk verici şeyler üzerine konuşarak bu konuda olumlu telkinler vermeye başlamıştı.
Bir süre sonra uyanan kişi tamamen iyileşmiş bir halde ve sevinç içindeydi. Konuşmaları ise hiç hatırlamıyordu.
1784 Mayıs ve Haziran aylarım böyle tecrübelerle, 10 kişiyi yapay uyurgezer haline koymakla geçiren Puysegur, bu hali normal uyurgezerliğe benzettiği için, yapay uyurgezerlik hali olarak isimlendirmişti. Bu fenomenin keşfi ile Manyetizm tarihinde yeni bir çığır açılmış oluyordu.
Onun yönteminde hastadan, uyanık olduğundan daha canlı bir atmosferde, yüksek sesle, yanıtlar alınabiliyordu. Puységur da kolektif tedaviler uygulamıştır. Puységur ‘ın tedavi uyguladığı yerin ortasında bir ağaç bulunurdu. Köylü hastalar ağacın etrafına otururlardı. Sonra hastalar birbirlerinin başparmaklarından tutarlardı. Ağacın gövdesine ve dallarına sarılmış olan ipler, hastalara kadar uzanır ve onlar bu iplerin ucunu vücutların hastalıklı yerlerine değdirirlerdi. Bir an sonra hastalar aralarından bir sıvının geçtiğini hissederlerdi. Sonra master gelir, insan zincirlerini kırmalarını ve hastaların avuçlarını birbirlerine sürtmelerini emrederdi. Bu yapıldıktan sonra üstad, hastaların aralarından birilerini seçer onlara demir çubuğu ile dokunur ve mükemmel bir kriz oluştururdu. Biraz sonra da Puységur ağacı öpmelerini ve manyetik uykudan uyanmalarını emrederdi. Bu şekilde bir aydan daha az zamanda 300 hastadan 62 sinin tamamen iyileştiği rapor edilmiştir.
Puységur “Ben içimdeki kudretin varlığına inanıyorum. Bu inancım kendi iradem altında onu kullanabileceğimi öneriyor” diyordu. Puységur ‘ın yaklaşımında tedavi olabilmek için inanç ve istek çok önemliydi. Günümüz modern hipnoterapisinde de Puységur‘ın bu düşünceleri hale geçerlidir. Gerçekten insanın farkına varmadığı ama tedavi edici içsel olumlu güçleri vardır. İnsan sağlıklı mutlu ve başarılı olmak istemez olur mu? Biz terapistler yeter ki bu istekleri belirginleştirelim. Gerisi kolay oluyor. Puységur manyetizmin akıl hastalıklarında kullanılabileceğini düşünen ilk kişidir.
Puységur döneminde manyetizma ve yıldızlar unutuldu. Araştırmalar somnambulizme (uyurgezerliğe) yöneldi. Çünkü Puységur 'ın hastaları tedavi esnasında uyurgezer bir hal alıyorlardı.

Puysegur'un bu keşfinden sonra 1787’de Petetine, 1813'de Deleuze yapay uyurgezerlikle ilgili kitaplar yayınladılar.
Yapay uyurgezerlik yeniden dikkatleri üzerine çekince 1825 yılında Fransız Tıp Akademisi konuyu tekrar görüşme gereği hissetti. Daha önceden Mesmer aleyhine verilmiş olan kararın iptaline karar vererek;Manyetik etkileri kabul ettiğini' açıkladı,
Dr. John Elliotson manyetizma ile 1837'de ilgilenmeye başladı. Fakat bu davranışı resmi makamlarca kabul görmedi. Durum böyle olunca John Elliotson, üniversitesinden istifa etti. Manyetizma çalışmalarına devam eden J. Elliotson 1843'te Zoist isimli bir dergi çıkardı.
Hindistan'da, Katküta'da Dr. James Essdaile Zoist dergisini okuyarak konuyla ilgilenmeye başladı ve 1845'de başladığı manyetik anestezi ile ameliyatlarına 1851'e kadar devam etti. Bu
zaman aralığı içinde binlerce ameliyatı başarı ile bitirdi. Ancak 1851'de memleketi iskoçya'ya döndüğünde yaptıklarına kimseyi inandıramadan öldü.
Bu arada kimyasal anestezi tekniklerinin gelişmesiyle birlikte (1844; azot oksit, 1846; erer) manyetizmin ameliyat amaçlı kullanımı giderek azaldı.

Dr. James Braid


1841’de James Braid adlı Manchester’li bir hekim, Fransız mayetizmacı Lafontaine’in yaptığı deneyimlerden çok etkilenmişti. Braid o deneyimlerden önce şüphelenmiş, fakat o deneyimleri kendi tekrarladıktan sonra ikna olmuştu; ‘sıvı’ kuramını reddetmiş ve kendisi, beyin fizyolojisine daha uygun görünen yeni bir kavramı sunmuştu. O hipnozu ilk defa manyetik el hareketleri yapmadan elde etti. Sabit bakışların şart olmadığını parlak objelere bakılarak ta hipnoz yapılabildiğini gösterdi.
Eskilerden Faria ve Bertrand’ın ışığı sabitleştirme yoluyla eli sabitleştirme yöntemini esas alarak, tüm bu olaylara hipnoz (hypnosis) adını verdi. Esdaile adlı başka bir hekim de Hindistan'da iken 345 hastaya “Mesmerik anesteziyi” başarı ile uyguladı. Narkoz henüz bulunmamışken Esdailenin hipnoz olmadan yaptığı ameliyatlarda ölüm oranı % 50'den % 5'e düştü.

Dr. James Braid, usta manyetizörlerin bir sahne gösterişim çok yakından takip ederken, manyetize edilen kişinin gözlerinin sabit olması dikkatim çekti. Kendi kendine bu yapay uyurgezerlik halinin insanın göz sinirlerini yormakla mümkün olabileceğim düşündü. Ve bunu denemeye kadar verdi. Yakınları üzerinde yaptığı çalışmalarda insanların bakışlarım
parlak bir objeye yönlendirdi ve onların gözlerini yormaya çalıştı, Bir müddet sonra aynı uyku halinin oluştuğunu gördü. Bu duruma Grekçe uyku anlamına gelen, Hypnos (1841) adım verdi. Dr. >. Braid sayesinde yapay uyurgezerlik halinin çok basit bir şekilde elde edilebileceği gösterilmiş oldu. Daha sonra Braid, hipnozun uyku olmadığının farkına vardı, ama isim öylece kaldı.

1842 yılında Dr. J. Braid' in Britanya Tıp Topluluğuna teklif ettiği hipnoz gösterişi reddedildi. 1843 yılında Dr. Braid Nevrohypnology isimli eserini yayınladı. Fakat Britanya Tıp Topluluğu bu eseri önemsemedi ve alaya aldı. Yine de hipnoz ismi Braid'in çalışmalarının, kcndisinden öncekilerin çalışmalarından ayrılmasını sağladı. Braid'in kabul edilmiş ve muhafazakar bir tıp uzmanı elması ve bilimsel yaklaşıma önem vermesi, bir süre sonra İngiltere’de hipnozun ilk defa saygı duyulan bir konuma yaklaşmasın! sağladı.

Manyetik akım olmadan hipnorik durumun oluşturulabileceğim ilk defa savunan kişi
Braid'dır. O, hipnozitörün kişiyi yalnızca telkin yoluyla etkilediğine inanıyordu. Bu nedenle hipnozun, hipnozu gerçekleştiren kişinin gizli, sihirli güçlerine değil; kişinin telkine yatkınlığına bağlı olduğu sonucuna varmıştır. Bu nedenle Braidizm olarak
bilinen hipnotik uygulamasında, kendisi uygun telkinleri verirken, hastalarından bir noktaya odaklanmalarını istiyordu.

Liebeault ve Bernheim (Nancy Ekolü)



Braidism'in etkisi, yıllar sonra Braid'in kitabım okuyan bir Fransız hekiminin çabalarıyla Fransa'da kendini hissettirdi.Liebeautt adlı bu hekim, Braid'in sabit bakış tekniğine sözle telkini de ustaca katarak yirmi yıl boyunca hipnotizmayı basan ile kullandı. Bu teknikle gerçekleştirdiği tedaviden ücret da almıyordu. Konuyla ilgili kitabını yayınladığı zaman ancak bir nüsha satıldı, Profesör LİEBEAULT Bernheim'in, onun bir sahtekar olduğunu belirtmek için bir makale ve yazılar yazmasına kadar gitti..Hatta bir gün Bernheim, siyatik ağrılarından şikayetçi bir hastasının kendisinin haberi olmadan Liebeault tarafından tedavi edildiğini duyunca, kızdı ve gidip ona haddini bildirmeye karar verdi. fakat Bernheim her şeyden önce bir bilim adamıydı ve Liebeault ile bir konuşma yapıp ve hipnotizrna tekniklerim yakından görünce, düşüncelerim değiştirdi. Böylece meşhur bir profesör, basit hekiminin tedavi yöntemi kabul ederek onunla çalışmaya başladı. Ve bu teknikle onbinlerce kişi tedavi etti.
Liebeault ve Bernheim, hipnozun sadece telkin sonucu ortaya çıkan bir hal olduğunu ilan ederek Charcot ve ekolüne karşısına aldı. 1886'da Bernheim, Telkin Tedavileri
adlı kitabı yayınladı. Fransa'nın en ünlü hekimlerinden biri olarak hipnoterapiye yönelmesi oldukça büyük bir pozitif etki oluşturdıu. Bernheim ve Liebeault, Nancy Hipnotizma Okulunu
kurdular. Öncelikle onların çabalarından dolayı hipnoz bütün Avrupa Kıta’sında hekimler ve psikologlar tarafından büyük ölçüde kabul edilmesini sağladı..
Yarattığı mucizeler en sonunda Bernheim’in iletişim kurmasına neden oldu.. Bernheim çarçabuk Liebault’un öğrencisi ve iyi bir iletişim kurdu ve onun teknikleri uyguladı. Böylece Liébault günün sayılanları arasına girdi Nancy okulunun kurucusu oldu. Ama bu okulun gerçek kurucusu ve babası Bernheim (1840-1919)’dır. Bernheim Tıp Dünyasına Liébault’un çalışmalarının varlığını, Charcot’un bilimler akademisine hipnotizm hakkındaki meşhur bildirisini yaptıktan sonra açıklamıştı. Bundan sonra bu iki ünlü doktor arasında tartışmalı bir hava yaratılmış oldu. Bernheim 1886’da “De la suggestion et de ses applications a la thérapeutique” ( telkin ve onun tedaviye uygulanmaları hakkında) bir kitap çıkardı . Bu ona Nancy Okulu’nun liderliğine yüceltecek ünü getirdi. Bir dahiliyeci olan Bernheim, Charcot’un tersine, hipnozun yalnızca histerilerde görülen patolojik bir olay olmayıp bu kondisyonun telkin sonucuyla da oluşturulabileceğini vurguladı. Etki altında kalmayı (suggestibility) .. bir fikri bir harekete (olaya) döndürme hali diye tanımladı ve etkilenmenin herkeste bir dereceye kadar varolduğuna işaret etti.
Bernheim, hipnozu, telkin yoluyla oluşturulmuş bir etkinlik hali olarak yorumlamaya devam etti ve bunu, sinir sistemi hastalıklarında romatizmada, sindirim sistemi ve menstrüel bozukluklarda kullandı. Aynı şekilde, Charcot’un “Grand Hystrérié” tanımını kabul etmedi.
Hipnozu da git gide daha az kullanarak, aynı sonucun uyanıklık halinde, telkin yolu ile alınabileceğini söyledi. Böylece, Nancy okulu “psychotherapies” adı altında yeni bir çığır açmış oluyordu. Bu dönemde hipnotik telkin hipnozun başlıca karakteristiği olmaya başladı. Burada Freud’un Bernheim’in öğrencisi olduğunu hatırlatmam gerekir.

Jean Martin CHARCOT

Charcot 1878’de muhtemelen Charles Richet’in etkisinde kalarak hipnozla ilgilenmeye başladı. Bilimsel araştırma yapma kaygısı ile kadın histerik vakaları seçerek onlara hipnozu uyguladı. Onların ardı ardına üç “lethargy”, “catalepsy” ve “somnambulism” aşamalarını geçerek hipnotik kondisyona girdiklerini gördü. 1882’nin başlangıcında çalışmalarını Fransız Bilimler Akademisine sundu. Böylece hipnotizme yeni bir saygınlık kazandırdı.
Fransız nörolog Jcan - Martin Charcot olaya daha değişik bir açıdan bakıyordu. Hipnotize edilen kişileri mutlaka açık veya gizli histerik kişiliğe sahip insanlar olarak kabul ediyordu. Ona göre hipnotize olabilmek anormal bir sinir yapısının ürünüydü. Normal kişilerin hipnotize edilemeyeceğini belirtiyordu. Bu görüşü ile Charcot modem hipnoz görüşünün bir parçası haline gelmese de, bu derece saygın bir tıp otoritesinin hipnozu araştırmaya değer bulması, hipnoz saygın ve kabul edilebilir hale gelmesinde önemli katkıları olmuştur.



Emile COUE

Troyes'li genç eczacı 1885 yılında Liebeault ile ilk kez karşılaştı. 28 yaşındayken yaptığı bu görüşme yaşamının akışım değiştirecekti. Liebeault yalnızca sıradan bir doktoruydu. Telkin fenomenim ilk kez açıkça gözler Önüne seren ve neredeyse mucizelere imza atan da kendisi oldu.. Son olarak Nancy'ye yerleşmişti. Burada, sonradan onun fikirlerim dünyaya tanıtmış olan öğrencisi Bernheim'i bulmuştu. Emile Coue, Liebeault'un deneylerinden bazılarına katıldıktan sonra hipnotik telkinler üzerine çalışmalara ve uygulamalara koyulmuştu. Kısa süre geçmeden bunun içerdiği potansiyelleri kavramıştı.
Bir süre tek tek hastalar üzerinde Liebeauit'un hipnotik tekniğim uygulamış, daha sonra toplu telkin tedavisine yönelmişti. Coue kendisine tedavi için başvuranları şezlonglara yatırıp, koltuklara oturtmuş, onları derin bir hipnotik uykuya daldırmaktan yavaş yavaş vazgeçerek,
hastalarında hafif bir gevşeme durumunu sağlamakla yetinmiş, etkili bir dille hastaların tümüne birden seslenerek, onları telkin yoluyla şifaya kavuşturmaya çalışmıştı. Ama
Coue hastalarına telkinlerde bulunmakla kalmamış, çalışmalarının ağırlık noktasını, onları kendi kendine telkin tekniğim uygulayacak şekilde eğitmek üzerinde toplamıştı. İşte Coue tekniğinin büyük Önemi de buradan gelmiş ve bu noktada küçümsenmeyecek ileri bir adım oluşturmuştu.
Coue l922'de Bilinçli Kendi Kendine Telkin Yoluyla Kendine Hakimiyet, 1923'te Telkin Ve Kendi Kendine Telkin Nasıl Uygulanır?, yine 1923'te Tekniğim Amerikan İzlenimleri adlı eserleri yayınlanmıştır.



Sigmund Freud

Sigmund Freud, meslek yaşamına hipnozu Öğrenerek başladı. Fransa'ya gelmeden önce bile, Avusturyalı nöropatolog Breuer'in ortaya attığı olgunun doğruluğuna inanmıştı. Breuer, hipnoz aracılığıyla, Bertha Pappenheim adında histeri hastası bir genci tedavi ediyordu. Böylece, diyalog yoluyla geriye dönüş düzenlemesini bulacaktı.Gencin, çok yönlü huzursuzluklar, besinlerden tiksinme, organların kasılması, kendinden geçme gibi belirtiler gösteren ağır bir sinirsel histeriye tutulmuştu... Hipnotizmayla girdiği trans içinde gencin konuşmaya başladı; Breuer onu kendisine güvenmesi için yüreklendiriyordu.
Doktor şaşkınlık içinde, Bertha’nın her sinirsel nevroz belirtisinin bir heyecanla ortaya çıkmış olduğunu ve hasta, duygusal uyarının nedeni olayı yeniden yaşarken kaybolduğunu saptadı.
Breuer bu tekniğe; Yunanca, 'ruhun arındırılması, ' anlamına gelen 'katarsis’adım verdi.
Uyanma durumunda gencin, öteki hastalarda da olduğu gibi, hastalık belirtilerinin nasıl doğduğunu, aralarındaki bağlantıyı ve yaşamındaki herhangi bir etkiyi söyleyemiyordu.
Hipnoz durumunda ise, gencin araştırılan bağlantıları hemen buldu- Freud, bu bulguya derhal inandı. Hipnoz bilinç düzeyim indiriyordu. Böylece, bilinçaltında saklı duygular yüzeye çıkıyordu. Kişi geri dönüşle, derinliklere biriktirilmiş anıları yeniden yaşıyor, belirtiyi süpürerek kendini bağımsız kılıyordu.



Freud’un psikanalizi yaratmaya yönelmeden Önce, hipnotizmaya gösterdiği merakı saptamak ilgi çekicidir. O çağda, yine de uyanma durumunda genç kızın kayıtsızca içini dökebildiğine
Freud inanıyordu. Psikanalirik yaklaşım Freud'un şunları yazmasıyla belirginleşiyor; Tedavinin amacı, yanlış yollara girmiş duygusal yükü, bir başka deyişle oraya saplanıp kalmış gencin, içinde ilerleyebileceği olağan yollara aktarmaktır.
Freud, Yaşamım ve Psikanaliz adlı kitabında hipnoz altındaki işlemlerim anlatırken coşku içindedir: Paris'te, hipnotizmanın hastalar üzerinde belirtileri ortaya. çıkarmak ve sonra da bunları silmek için sakıncasız kullanıldığım görebilmiştim... telkin benim başlıca çalışma aracım oldu... üstelik hipnoz aracılığıyla çalışma göz kamaştırıcıydı... insan ilk kez kendine özgü güçsüzlüğünü aşmış olmanın duygusunu özümsüyordu; mucize yaratan olma adına övgü doluydu. Bu anlatım, bizzat Freud'un kendisin! çözümlemek isteyen biri için verdiği örnektir.
Freud, yine de çok geçmeden hipnoza sırt çevirdi. Bunun ayrıntılı gerekçelerim ünün kendinden dinleyelim: Bir gün çalışma yaparken, uzun zamandan beri kuşkuya düştüğüm şey kendini bana doğrudan doğruya gösterdi. O gün en yumuşak başlı hastalarımdan bir genç kızı, geçmiş nedenlerden kaynaklanmış acılı buhranlarım bitiren hipnoz durumundan çıkarıyordum. Hastam uyanınca, kollarım boynuma doladı. Bu olayı kişisel dayanılmazlığıma
bağlamayacak kadar soğukkanlıydım. Şimdi, hipnozun gerisinde etkili olan gizemli öğeyi düşünüyordum. Onu gidermek ya da en azından yalıtmak yerine, hipnozdan vazgeçmeliydim.
Freud, böylece yer değiştirici olguyu buldu. Dostu Breuer de ona, Bertha Pappenheim ile buna benzer bir macera geçirdiğim itiraf etti.. Güzel hastası iyileşince, yalnızca aşkını ilan etmekle kalmıyor, ona istemeden sorumlusu olduğunu Öne sürdüğü hayali bir gebeliğin tüm belirtilerim sergiliyordu.



Ruhsal yer değişim korkuşu, Freud'u hipnoza sırt çevirme ve yönelten etkenlerden biridir; hipnozun inatçı gizemliliği ikinci neden olabilir. Freud hastanın Uşiliğine gerçek bir yağma uygulayan -sihirsel bir eylem saydığı hipnozlu telkine düşman kesiyordu artık. Üstelik belki de asıl neden Freud'un bu tekniğe hemen olamayışıydı. Eğer Freud iyi bir hipnotizmacı olsaydı; psikanaliz bugün belki 'hipno-analiz* olarak daha erken bir dönemde var olacaktı.
1891'de İngiliz Tıp Cemiyeti hipnozun doğası ve değerim araştıracak bir komite görevlendirdi. Araştırmanın sonunda hazırlanan raporda hipnoz fenomenin gerçek olduğu ve tedavi sürecinde hipnozun kullanımının da tatmin edici bulunduğu belirtildi.
Hipnozun eğlence amacıyla kullanılmasının doğru bulunmadığı da belirtildi. Fakat soruşturmanın olumlu sonuçlarına rağmen; hem Britanya'da hem de Britanya dışında hipnoza olan ilgi azalmaya devam etti. Özellikle de Freud'un bu yaklaşımı bırakmışı hipnozu büyük ölçüde geriletti. Pek az istisna hariç, hipnozun kullanımı, yeniden şarlatanların, eğlence dünyasının ellerine düştü; bu da onunla ilgilenme konusunda uzmanları ürküttü.
Birinci Dünya Savaşında savaş nevrozlarının hızlı bir şekilde iyileştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkıncaya kadar hipnoza olan ilgide bir canlanma olmadı. Hipnoterapi bu alanda değerin! kanıtladı ve tekrar dikkatleri üstüne çekti, ilk çalışmaların çoğu doktorlar tarafından yürütülmüş olsa da, 20. yüzyılda psikoloji biliminin gelişmesi, hipnozu bilimsel inceleme altına alma sürecinde psikologların rolünü arttırdı.
Bu konudaki ilk modern kitap 1933'te Clark L. Huli (1884-1952) tarafından yazıldı: Hipnoz ve Telkine Yatkınlık: Tecrübi Bir Yaklaşım Huli'ın klasik kitabının yayınlanmasın! takiben literatür hızla genişlemeye başladı ve bugüne kadar da böyle devam etti. 1953'te ingiliz Tıp Cemiyeti, görevlendirdiği bir komitenin raporunda, hem fiziksel hem de psikolojik bozukluklarda hipnozun kullanımım resmen onayladı. Amerikan Tıp Cemiyeti de bu onayı üç yıl sonra verdi.


Kaynak
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.