Asansör kapısında karşılaştık. Beş yaşlarında gösteren torunuyla bekliyordu sessizce. Asansör geldi, bindik beraberce.
Kendi üstü başı fakirliğini saklamıyordu. Torununa biraz daha özen göstermişti. Toruna, çocuğa gelince eldeki avuçtakini harcayan gelenek topraktandı zaten.
Önce onlar indi.
Sonra ben işimi bitirdim yürüyerek indim bu sefer, beklemedim asansörü.
Dördüncü katta karşılaştım tekrar.
Partinin ilçe başkanlığında bir adam yol tarif ediyordu. 'Belediyenin Ege mahallesindeki yerine' diyordu. Ege mahallesi neresi bilmiyordu oysa ihtiyar.
Sonra çıktılar.
Torun su istedi.
Cebinden özenle katlanmış iki kağıt beş lira çıkardı. Biriyle su aldı.
Kendisi de yutkundu belli belirsiz...
Kaç gün olmuştu su içmemişti.
Hazreti Hüseyinini hatırladı yeniden.
Ezana az kalmıştı.
Suyu aldı, kapağını kapattı, torunu Haydar'ın elinden tuttu, 'Ege mahallesi neresi, Nato Yolu tarafı demişti adam, yarın olsun hayırlısıyla bakarız' diyerek düşünerek otobüs durağına yürüdü.
İnşaatlarda amelelik yapan oğlu romatizma hastası çıkan Hüseyin'e doğru dürüst iş bulmak için uğraşıyordu.
Sayıları kaçtı, ne yerler ne içerlerdi bilmiyordum.
Devlet biliyor muydu acaba?
Alevi, Kızılbaş, Nusayri, Caferi nüfusu sormuyorum.
Yüzde on ikiden başlıyor oran sonra kimi ideolojik kimi fanatik kimi küçümsemek kimi abartmak için değiştirip duruyor.
Milyonlarca insanın sayısını değil, sosyo-ekonomik, kültürel durumunu soruyorum.
Var mıdır böyle bir bilgi, araştırma, istatistik devlette, hükümette, istihbaratta?
Ayrımcı, ötekileştiren, fişleyen bir şeyden söz etmiyorum.
Gezi Olayları'ndan bu yana olaylarda hayatını kaybeden yedi gencin dördünün Alevi, üçünün Nusayri olmasından bahsediyorum.
Bu kadarının tesadüfle şanssızlıkla açıklanamayacağından bahsediyorum.
Yüzlerce insan polisle çatışırken neden aralarından bir tanesi mesela polisle ölüm kalım mücadelesine kadar yükseltebiliyor çatışmayı?
Eyleme bakış biçimi mi?
Silahlı devrime inanıyor olması mı?
Alevi veya Nusayri olması mı?
Yoksa yaşadığı hayatın zorluklarıyla bütün diğer şıkları birleştirmesi mi?
Ben bilmiyorum, umarım ilgili birimler, yetkililer biliyordur.
Ya da bilmiyorlarsa umarım kısa zamanda alan araştırmasıyla bu meselenin fotoğrafının çekilmesini isterler.
Çünkü benim sezdiğim, Alevi meselesi bir kültür, inanç ayrımından öte sosyo-ekonomik bir mesele olarak büyüyor.
Tam bu sırada sokaktaki vatandaşa sinirlenip küfreden, sonra 'Gavat değil kavas demişimdir' diyerek hepimize aptal muamelesi yapan bir başka Hüseyin, Adana Valisi geliyor aklıma.
Biraz daha yaratıcı olabilir, 'belki kravat, belki ırgat demişimdir' de diyebilirdi.
Her bürokratın sınırları aştıkça büyük bir iştahla yenilerine göz dikmesi, 'ne oluyor?' diye sorulmadıkça haddini aşmaya devam etmesi, siyasetin alanına siyasetin aleyhine dalması bütün dünyada bürokrasinin genlerinde vardır.
Vali bey her geçen gün biraz daha yükselttiği 'bu performansını' şehrinde yaşayan Alevi ve Nusayri sayısının ne olduğuna; onların koşullarının ne olduğuna birazcık olsun ayırsaydı keşke...
Bunun yerine törenlerde önüne gelenle kavga eden, sonra protesto edilince arabadan inip vatandaşın üzerine yürümeye çalışan bir vali ve onun yüzünden açılan tartışmalarla uğraşıyoruz.
Bu sırada oğlu Hüseyin'e iş bulmak için yönünü bile bilmediği adresleri ezber etmeye çalışan;
Günlerdir Hazreti Hüseyinine saygısından su içmemiş ihtiyar, torunu Haydar'la otobüste yer bulamamış sabırla eve gidiyor.
Maktel-i Hüseyin'in sekizinci bölümünü içinden okumaya çalışırken torunu elini sıkıyor; 'Dede, su...'
Öteki elindeki suyu unutmuştu çoktan... pet şişenin plastik kapağını açıyor sessizce.
Yaşar Taşkın Koç
Hazreti Hüseyinini hatırladı yeniden
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Alevi Haber
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
2592
Hazreti Hüseyinini hatırladı yeniden
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi