Hayata hiç isyan etmeyin. Öncelikle şunu kabul edin; 'hayat adil değil.'
Hiçbirimiz, hiçbir canlı eşit yaratılmadı. Başımıza gelenler de eşit değil.
"Guguk Kuşu" filminde Jack Nicholson akıl hastanesinde çok ağır bir mermer havuzu kaldırabileceğine dair diğer hastalarla iddiaya girer. Yüklenir ve havuzu kaldırmaya çalışır, kaldıramaz. Diğer hastalar onunla alay ederken bir şey söyler:
"Ben en azından denedim"
Siz gerçekten denediniz mi?
Yoksa pencereden hayatı mı seyrediyorsunuz?
Hayata Windows Xp'den, Sony 72 ekrandan mı bakıyorsunuz?
Oysa hayat hepimizin avuçlarının içinde...
Kiminin nasır tutmuş parmaklarında, kiminin boyalanmış ellerinde...Ama hayat her zaman avuçlarımızın içinde.
Nasıl istersek, neye karar verirsek hayat orada var.
Güneş, her sabah yeniden doğuyor. Gün, her şafakta nice umutlara gebe şekilde ağarıyor ve siz eğer isterseniz hayatı bir ucundan yakalama şansına sahipsiniz.
Yeter ki gülümseyin! Yeter ki bu gün benim günüm diyerek kalkın yatağınızdan...
Ve Her sabah uyandiginizda " HayaT, bugün yine herseye ragmen çok güzelsin..." demeyi ihmal etmeyiniz.
Alıntı
Hayatın içinden Satır Araları
Hayatın içinden Satır Araları
Hayatın içinden Satır Araları
Hayat çetele tutmak değildir.seni kaç kişinin aradığı,kiminle çıkıyor olduğun çıkacağın veya kiminle çıktığın demek de değildir.kimi öptüğün,hangi sporu yaptığın veya kimlerin seni sevdiği de değildir.hayat ayakkabıların,saçın,derinin rengi,nerede yaşadığın veya hangi okula gittiğinde değildir.aslında hayat notlar,giysiler,para,girmeyi başardığın yada başaramadığın okullarda değildir.hayat çok arkadaş sahibi olmak yada yalnız olmak,kabul görmek yada görmemek değildir. hayat karşındakini küçük ve mevki sahibi değil diye küçümsemek alay etmek hiç değildir
Kısaca hayat bunlar değildir.
Hayat kimi sevdiğin ve incittiğindir.kendin için neler hissettiğindir.güven,mutluluk ve şevkattir.arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.hayat kıskançlığı yenmek önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.neler söylediğin ve neler demek istediğindir.insanların sahip oldukları değil kendilerini olduğu gibi görmektir.herşeyden önemlisi,hayatını başkalarının hayatını önemli yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.işte hayat bu seçimlerden ibarettir.
Kısaca hayat bunlar değildir.
Hayat kimi sevdiğin ve incittiğindir.kendin için neler hissettiğindir.güven,mutluluk ve şevkattir.arkadaşlarına destek olmak ve nefretin yerine sevgiyi koymaktır.hayat kıskançlığı yenmek önemsemeyi öğrenmek ve güven geliştirmektir.neler söylediğin ve neler demek istediğindir.insanların sahip oldukları değil kendilerini olduğu gibi görmektir.herşeyden önemlisi,hayatını başkalarının hayatını önemli yönde etkilemek için kullanmayı seçmektir.işte hayat bu seçimlerden ibarettir.
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Hayatın içinden Satır Araları
[COLOR="Plum"]Hayat nedir Anne
Hayat Nedir Anne?
benim hiç sapanim olmadi anne,
ne kuslari vurdum,
ne de kimsenin camini kirdim...
çok uslu bir çocuk degildim ama,
seni hiç kirmadim, hep boynumu kirdim.
ben hayatim boyunca
bir tek kendimi vurdum! ..
suskun görünsem de,
firtinali ve magrurdum anne.
bir mizrak gibi,
aynada hep dik durdum anne! ..
ben sana hiç bir gün laf getirmedim,
leke sürmedim.
ama gögsümü çok hirpaladim,
kalbimi çok yordum...
ben hayatim boyunca, en çok kendimi sordum! ...
benim hiç sevgilim olmadi anne,
ne bir yuva kurdum,
ne bir gün sansim güldü...
öpemeden bir bebegin gidisini,
tükendi gitti çagim...
kimi yürekten sevdiysem,
yüregini baskasina böldü...
bir muhabbet kusum vardi,
o da yalnizliktan öldü...
sen beni gögsünde
hep acilarla mi sogurdun anne?
yoksa evlat diye,
koca bir tas mi dogurdun anne?
eziyet degilim, zahmet degilim,
musibet hiç degilim;
bir senin mi balina sinek kondu, söylesene!
dogurdun da beni,
ne ile yogurdun anne?
benim hiç hayalim olmadi anne...
ne seni rahat ettirdim,
ne kendim ettim rahat...
BIR MUTLULUK FOTOGRAFI BILE ÇEKTIRMEDI BU HAYAT!
kaybolmus bir anahtar kadar
sahipsizim anne...
ne omuzumda bir dost eli,
ne saçimda bir sefkat...
say ki yollardan akan,
su faydasiz çamurdum anne...
say ki islanmaktim, üsümektim,
say ki yagmurdum anne!
bunca yildir gözyaslarini,
hangi denizlere sakladin?
oy ben öleyim,
SEN BENI NE DIYE DOGURDUN ANNE? ? ?
Yusuf Hayaloglu
Hayat Nedir Anne?
benim hiç sapanim olmadi anne,
ne kuslari vurdum,
ne de kimsenin camini kirdim...
çok uslu bir çocuk degildim ama,
seni hiç kirmadim, hep boynumu kirdim.
ben hayatim boyunca
bir tek kendimi vurdum! ..
suskun görünsem de,
firtinali ve magrurdum anne.
bir mizrak gibi,
aynada hep dik durdum anne! ..
ben sana hiç bir gün laf getirmedim,
leke sürmedim.
ama gögsümü çok hirpaladim,
kalbimi çok yordum...
ben hayatim boyunca, en çok kendimi sordum! ...
benim hiç sevgilim olmadi anne,
ne bir yuva kurdum,
ne bir gün sansim güldü...
öpemeden bir bebegin gidisini,
tükendi gitti çagim...
kimi yürekten sevdiysem,
yüregini baskasina böldü...
bir muhabbet kusum vardi,
o da yalnizliktan öldü...
sen beni gögsünde
hep acilarla mi sogurdun anne?
yoksa evlat diye,
koca bir tas mi dogurdun anne?
eziyet degilim, zahmet degilim,
musibet hiç degilim;
bir senin mi balina sinek kondu, söylesene!
dogurdun da beni,
ne ile yogurdun anne?
benim hiç hayalim olmadi anne...
ne seni rahat ettirdim,
ne kendim ettim rahat...
BIR MUTLULUK FOTOGRAFI BILE ÇEKTIRMEDI BU HAYAT!
kaybolmus bir anahtar kadar
sahipsizim anne...
ne omuzumda bir dost eli,
ne saçimda bir sefkat...
say ki yollardan akan,
su faydasiz çamurdum anne...
say ki islanmaktim, üsümektim,
say ki yagmurdum anne!
bunca yildir gözyaslarini,
hangi denizlere sakladin?
oy ben öleyim,
SEN BENI NE DIYE DOGURDUN ANNE? ? ?
Yusuf Hayaloglu
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Hayatın içinden Satır Araları
Farklıysanız, kendi kurallarınıza uygun olarak yaşıyorsunuz demektir.
Farklıysanız, kimsenin düşünemediği şeyleri düşünüyorsunuz demektir.
Siz farklıysanız, ilk olursunuz ve insanlar sizi takip ederler.
Ama sıradan olmayı tercih ettiğinizde, siz diğerlerini takip edersiniz.
Bugün daha önce hiç yapmadığınız şeyleri yaparak, hayatınıza bir fark katmayı deneyebilirsiniz.
Bugün hiç yapmadığınız bir şey yapın! Kendinizi şaşırtın. Kendinizi şımartın.
Çocuk olun ve bugünün tadını çıkarın. Uzun süredir ertelediğiniz birşeyi yapın.
Birisine mektup yazın. Yeteneğiniz olmasa bile, resim yapın.
Bir şiir yazın.
Kağıttan uçurtma yapın ve uçurun. Uçağınızın kanadına kendi adınızı yazın.
Bir ağaç dikin, yada çiçek yetiştirin.
Uzun zamandır aramadığınız birisini, sadece sesini duymak istediğinizi söyleyerek arayın.
Portakal kabuklarından oyuncaklar yapın.
Bu gece televizyonunuzu yada bilgisayarınızı açmayın.
Birisine bir masal anlatın.
Yardıma ihtiyacı olan bir yakınınız için dua edin.
Kendinize sarılın, sımsıkı sarın kendinizi...
Bugün hayatınızın merkezine "Sevgi" sözcüğünü yerleştirin.
Herşeyi ve herkesi sevin.
Çocuk olun bugün!
Farkında mısınız bilmem ama, gün geçtikçe büyüyoruz. Yaşlanıyoruz.Sona doğru gidiyoruz.Kendi kendimizi yok ediyoruz.
Hayatın dört duvarlarına hapsettiğimiz ruhumuzu, yapay oyuncaklarla teselli ediyoruz!
Mutluluğu yarına atıyoruz.
Huzuru emeklilik sonrasına bırakıyoruz.
İnsanları ne kadar sevdiğimizi söylemek için cenaze törenlerini bekliyoruz.
Sevgiden Utanıyoruz!
Korkuyoruz!
Yok oluyoruz!
Biz ne yapıyoruz?
Farklıysanız, kimsenin düşünemediği şeyleri düşünüyorsunuz demektir.
Siz farklıysanız, ilk olursunuz ve insanlar sizi takip ederler.
Ama sıradan olmayı tercih ettiğinizde, siz diğerlerini takip edersiniz.
Bugün daha önce hiç yapmadığınız şeyleri yaparak, hayatınıza bir fark katmayı deneyebilirsiniz.
Bugün hiç yapmadığınız bir şey yapın! Kendinizi şaşırtın. Kendinizi şımartın.
Çocuk olun ve bugünün tadını çıkarın. Uzun süredir ertelediğiniz birşeyi yapın.
Birisine mektup yazın. Yeteneğiniz olmasa bile, resim yapın.
Bir şiir yazın.
Kağıttan uçurtma yapın ve uçurun. Uçağınızın kanadına kendi adınızı yazın.
Bir ağaç dikin, yada çiçek yetiştirin.
Uzun zamandır aramadığınız birisini, sadece sesini duymak istediğinizi söyleyerek arayın.
Portakal kabuklarından oyuncaklar yapın.
Bu gece televizyonunuzu yada bilgisayarınızı açmayın.
Birisine bir masal anlatın.
Yardıma ihtiyacı olan bir yakınınız için dua edin.
Kendinize sarılın, sımsıkı sarın kendinizi...
Bugün hayatınızın merkezine "Sevgi" sözcüğünü yerleştirin.
Herşeyi ve herkesi sevin.
Çocuk olun bugün!
Farkında mısınız bilmem ama, gün geçtikçe büyüyoruz. Yaşlanıyoruz.Sona doğru gidiyoruz.Kendi kendimizi yok ediyoruz.
Hayatın dört duvarlarına hapsettiğimiz ruhumuzu, yapay oyuncaklarla teselli ediyoruz!
Mutluluğu yarına atıyoruz.
Huzuru emeklilik sonrasına bırakıyoruz.
İnsanları ne kadar sevdiğimizi söylemek için cenaze törenlerini bekliyoruz.
Sevgiden Utanıyoruz!
Korkuyoruz!
Yok oluyoruz!
Biz ne yapıyoruz?
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Hayatın içinden Satır Araları
[COLOR="DimGray"]insanların çoğu kaybetmekten korktuğu için,sevmekten korkuyor.
sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...
sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye layık görmediği için.
düşünmekten korkuyor, sorumluluk getireceği için.
konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için.
duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için.
yaşlanmaktan korkuyor, gençliğinin kıymetini bilmediği için.
unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi birşey vermediği için.
ve ölmekten korkuyor, aslında yaşamayı bilmediği için...
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Hayatın içinden Satır Araları
[COLOR="DeepSkyBlue"]Yaşamsın sen... Daha ne istiyorsun?
Kör karanlık bir kuyuda, görebilmek için savaşmaktır yaşamak...
"Yaşanmaz" dediğin anda dahi, nefesini tüketmektir yaşamak...
Her sabah gözlerini açtığında, doğan güneşin ışıklarını görmektir. "İşte yeni bir gün daha" diyebilmektir yaşamak...
Artık ne olup bittiğini çözemediğin şu dünyada, "karşıma artık çıkmaz" dediğin ama inatla çıkan her zorluğa, yine ve yeniden göğüs germektir yaşamak... Ne olursa olsun buna tekrar tekrar dayanmak şaşırtır ya insanı, anlayamazsın bazen nasıl katlandığını... Bir mucizedir aslında yaşamak...
Ne aşklar tüketirsin,
Ne yaşlar tüketirsin,
Ne insanlar tüketirsin ömründe...
Neler gelir geçer şu yaşam denilen ömür törpüsünde...
Kimleri feda edersin, kimleri kazanmaya çalışırsın... Yıkılırsın... Bir daha kalkarsın... Ağlarsın... Umutların biter ya da öyle zannedersin... Sonra birgün bakarsın bütün herşey geride kalmış. O gün ağladığın, şimdi unuttuğun olmuş!
"Nasıl olur?" dersin şaşkınlıkla, "ben ne zaman geldim şu an olduğum noktaya?"
Ahh yaşam...
Kiminin farkında olmadan yaşadığısın,
Kiminin sadece nefes alıp vermek sandığısın...
Söylesene bana...
Ben senle nasıl çıkayım başa???
Kör karanlık bir kuyuda, görebilmek için savaşmaktır yaşamak...
"Yaşanmaz" dediğin anda dahi, nefesini tüketmektir yaşamak...
Her sabah gözlerini açtığında, doğan güneşin ışıklarını görmektir. "İşte yeni bir gün daha" diyebilmektir yaşamak...
Artık ne olup bittiğini çözemediğin şu dünyada, "karşıma artık çıkmaz" dediğin ama inatla çıkan her zorluğa, yine ve yeniden göğüs germektir yaşamak... Ne olursa olsun buna tekrar tekrar dayanmak şaşırtır ya insanı, anlayamazsın bazen nasıl katlandığını... Bir mucizedir aslında yaşamak...
Ne aşklar tüketirsin,
Ne yaşlar tüketirsin,
Ne insanlar tüketirsin ömründe...
Neler gelir geçer şu yaşam denilen ömür törpüsünde...
Kimleri feda edersin, kimleri kazanmaya çalışırsın... Yıkılırsın... Bir daha kalkarsın... Ağlarsın... Umutların biter ya da öyle zannedersin... Sonra birgün bakarsın bütün herşey geride kalmış. O gün ağladığın, şimdi unuttuğun olmuş!
"Nasıl olur?" dersin şaşkınlıkla, "ben ne zaman geldim şu an olduğum noktaya?"
Ahh yaşam...
Kiminin farkında olmadan yaşadığısın,
Kiminin sadece nefes alıp vermek sandığısın...
Söylesene bana...
Ben senle nasıl çıkayım başa???
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Hayatın içinden Satır Araları
Hadi bana güzel şeylerden bahset, ben yapamıyorum bir süredir…
Sanki unuttum sevinmeyi; epeydir bir uçurtma olmadım örneğin, kuşlarla aşık atmadım
gök yüzünde, çocuklarla gülmedim. Kahkahalarımı bir elektrik kablosuna dolayıp, yerlere çakılmış gibiyim.
Yüz göz darmadağın, kelimeler kırık dökük, hayatım durağan, zaman dört nala koşarken önümde, ben sürünüyorum toz, toprak içinde…
Nedense, veresim gelmiyor aldığım solukları, göresim yok sevdiğim insanları; ne bilmek, ne anlamak istemiyorum artık, bir parçası olmadığım hayatı…
Biliyorum, nedenim çok ama, nicedir mutlu uyanmıyorum yine de!.
Hadi, lütfen, güzel şeylerden bahset!
Örneğin; uçsuz bucaksız bir kumsalda seyrine doyulmayan bir gün batımı tasvir et; ufkun biraz üstünde sarı bir ateş topu görünsün, deniz dalgalı olsun. Güneşin son ışıklarıyla yanan kayalar, serinlesin köpüklerle…Bulutlar beyaz olsun, martılar çığlık çığlığa…Rüzgarla sarmaş dolaş bir yelkenli geçsin açıklardan, kıyıdan el sallasın yelkenliye denizde taş sektiren çocuklar…Kulak misafiri olayım el ele tutuşmuş bir çiftin sevgi sözcüklerine; derin bir ah çeksin, kayalıklarda balık tutan yaşlı bir adam ve gülümsesin…Sadece o kumsalda olsa da, hayatından memnun olsun herkes, “yaşamak, güzel şey!” desin.
Akşam olsun, ateş yaksın sevdalı gençler; aşk olsun şarkılarında, umut, söylesinler bir ağızdan; denizde ayın şavkı, gözlerinde yıldızlar, elleri birbirlerinde olsun, tertemiz yüreklerinde sevgi…Sadece o kumsalda da olsa, hiçbir şey kirlenmesin; ne deniz, ne gökyüzü, ne gençler!
Nedense, giderek daha çok hissediyorum kirlendiğimi; ellerimi daha sık yıkıyor, aynalara daha az bakıyorum.
Koyunlarını otlatan bir çobanı anlat bana…Bir dere kenarında, serin bir kayın gölgesine uzanmış, yan gözle sürüsünü izliyor olsun. Elleri başının altında, gözleri gökyüzünde, bulutlardan bir sürü çizsin, tıpkı düşlerindeki gibi, sadece kendine ait; taşlardan atlayan suların sesi, yüzünü okşayan ılık rüzgar, kurbağaların türküsüyle, fark etmesin, dünyanın en bahtiyar insanı olduğunu ve hayret etsin, bunca yokluğa rağmen neden gülümsediğine…
İyi haberler ver bana; ister, memlekete, ister insanlara dair olsun. Tanıyım tanımayayım fark etmez, yeter ki duyayım, hep kötü şeyler olmadığını hayatta!
Komşunun, ne zamandır istediği bisikleti alabildiğini anlat kızına; Ahmet’in sünnetinde sabaha kadar eğlendiğini mahallelinin, nihayet muratlarına ereceğini müjdele Ayşe ve Veli’nin, düğün parasını denkleştirdiklerini; geleceğe umutla baktıklarını…
Nedense, kötü haberler prim yapıyor artık, ne kadar moral bozarlarsa, sanki, o kadar rahat ediyor insanlar.
Biliyorum, ben de onlardan biriyim. Tek farkla ki, iyi şeyler giderek azalırken çevremde, daha çok istiyorum, iyiyi, güzeli görebilmeyi…Herkese yetecek kadar umut olsun istiyorum yüreğimde, herkesi kucaklayacak kadar uzun kollar, aklımda bir dize, dilimde bir türkü olsun her daim, sevdayı anlatan!
Gel gör ki, doğarken yüklenmişim yüreğime bu tarifsiz hüznü; en küçük bir fırsatını bulmaya görsün; ne kumsallarda hala aşk şarkıları söyleyen gençler olduğu geliyor aklıma, ne hayalleri olan çobanlar…
Bir tek, bütün acıları yüklenen bu yürek kalıyor elimde, bir de, içinde akan kan kırmızı bir dere…
Sanki unuttum sevinmeyi; epeydir bir uçurtma olmadım örneğin, kuşlarla aşık atmadım
gök yüzünde, çocuklarla gülmedim. Kahkahalarımı bir elektrik kablosuna dolayıp, yerlere çakılmış gibiyim.
Yüz göz darmadağın, kelimeler kırık dökük, hayatım durağan, zaman dört nala koşarken önümde, ben sürünüyorum toz, toprak içinde…
Nedense, veresim gelmiyor aldığım solukları, göresim yok sevdiğim insanları; ne bilmek, ne anlamak istemiyorum artık, bir parçası olmadığım hayatı…
Biliyorum, nedenim çok ama, nicedir mutlu uyanmıyorum yine de!.
Hadi, lütfen, güzel şeylerden bahset!
Örneğin; uçsuz bucaksız bir kumsalda seyrine doyulmayan bir gün batımı tasvir et; ufkun biraz üstünde sarı bir ateş topu görünsün, deniz dalgalı olsun. Güneşin son ışıklarıyla yanan kayalar, serinlesin köpüklerle…Bulutlar beyaz olsun, martılar çığlık çığlığa…Rüzgarla sarmaş dolaş bir yelkenli geçsin açıklardan, kıyıdan el sallasın yelkenliye denizde taş sektiren çocuklar…Kulak misafiri olayım el ele tutuşmuş bir çiftin sevgi sözcüklerine; derin bir ah çeksin, kayalıklarda balık tutan yaşlı bir adam ve gülümsesin…Sadece o kumsalda olsa da, hayatından memnun olsun herkes, “yaşamak, güzel şey!” desin.
Akşam olsun, ateş yaksın sevdalı gençler; aşk olsun şarkılarında, umut, söylesinler bir ağızdan; denizde ayın şavkı, gözlerinde yıldızlar, elleri birbirlerinde olsun, tertemiz yüreklerinde sevgi…Sadece o kumsalda da olsa, hiçbir şey kirlenmesin; ne deniz, ne gökyüzü, ne gençler!
Nedense, giderek daha çok hissediyorum kirlendiğimi; ellerimi daha sık yıkıyor, aynalara daha az bakıyorum.
Koyunlarını otlatan bir çobanı anlat bana…Bir dere kenarında, serin bir kayın gölgesine uzanmış, yan gözle sürüsünü izliyor olsun. Elleri başının altında, gözleri gökyüzünde, bulutlardan bir sürü çizsin, tıpkı düşlerindeki gibi, sadece kendine ait; taşlardan atlayan suların sesi, yüzünü okşayan ılık rüzgar, kurbağaların türküsüyle, fark etmesin, dünyanın en bahtiyar insanı olduğunu ve hayret etsin, bunca yokluğa rağmen neden gülümsediğine…
İyi haberler ver bana; ister, memlekete, ister insanlara dair olsun. Tanıyım tanımayayım fark etmez, yeter ki duyayım, hep kötü şeyler olmadığını hayatta!
Komşunun, ne zamandır istediği bisikleti alabildiğini anlat kızına; Ahmet’in sünnetinde sabaha kadar eğlendiğini mahallelinin, nihayet muratlarına ereceğini müjdele Ayşe ve Veli’nin, düğün parasını denkleştirdiklerini; geleceğe umutla baktıklarını…
Nedense, kötü haberler prim yapıyor artık, ne kadar moral bozarlarsa, sanki, o kadar rahat ediyor insanlar.
Biliyorum, ben de onlardan biriyim. Tek farkla ki, iyi şeyler giderek azalırken çevremde, daha çok istiyorum, iyiyi, güzeli görebilmeyi…Herkese yetecek kadar umut olsun istiyorum yüreğimde, herkesi kucaklayacak kadar uzun kollar, aklımda bir dize, dilimde bir türkü olsun her daim, sevdayı anlatan!
Gel gör ki, doğarken yüklenmişim yüreğime bu tarifsiz hüznü; en küçük bir fırsatını bulmaya görsün; ne kumsallarda hala aşk şarkıları söyleyen gençler olduğu geliyor aklıma, ne hayalleri olan çobanlar…
Bir tek, bütün acıları yüklenen bu yürek kalıyor elimde, bir de, içinde akan kan kırmızı bir dere…
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi