Harabati (Sersem Ali Dedebaba) Dergahı, Bir İşgal ve Günümüzde Yaşanan Büyük Trajedi
Dergahın/Tekkenin İşgali
En son, CEM Vakfı adına, 17 Şubat’ta Hakk’a yürüyen, Tahir Emini Baba’nın ’kırk yemeğine’ katılmak üzere ziyaret ettiğim ve 25 Mart / 2 Nisan 2006 tarihleri arasında kalıp tüm gelişmeleri canlı bir şekilde gözlemlediğim gibi, Tetovo Harabati Dergahı şu anda dünyada eşi olmayan bir zalimliği yaşamaktadır.
Özellikle son on dört yıldır Sersem Ali Dedebaba Dergahı’nın canlanması için yoğun emek sarf eden muhibbanın gayretleri sonucu, yöredeki Bektaşi nüfusu hayli azalmış olmasına rağmen, bir hareketlilik doğmuş; farklı yörelerdeki insanlar da Dergahı ziyaret eder olmuşlardı.
Tahir Emini Baba’nın ve özellikle onun yardımcısı pozisyonundaki Derviş Abdulmütalip Bakıri’nin de emekleri sonucunda meydanların açıldığı, sohbet ve muhabbetlerin çoğaldığı dergah, 2002 yılında kendilerine ’İslam Dini Birliği’ denilen bir gurubun yönlendirmesi sonucunda silahlı adamlar tarafından işgal edilmiştir.
Meydanevi’nde cem yapan canlar zor kullanılarak dışarı atılmış, Tahdı Muhammediye, şamdanlar ve Bektaşiliğin diğer simgeleri kapıya fırlatılarak, burada ezan okunup, namaz kılınmıştır.
İki yıl önce kamuoyuna duyurduğumuz, CEM Vakfı’nın resmi makamlar nezdinde girişimde bulunduğu ancak hiçbir yankısını bulamadığımız bu işgalden sonra, adım adım Dergahın tüm birimlerini ve bu arada geniş arazilerini ele geçirme çabalarının sonucu muradına ermek üzere! olan ’İslam Dini Birliği’ ismiyle faaliyet gösteren birim, elinde baltalarla gezen, sözde korucular tutarak şimdi tümüyle dergahı abluka almış durumdadır.
Meydanevi’nin bacasına hoparlör takıp beş vakit ezan okuyup, namaz kılan, aşevi binasını kadınların namaz kılma birimine çevirip, sözde Kuran kursu verme amacıyla çember sakallı ve çarşaflı vahabilerin yuvası haline getirilmeye çalışılan Harabati Dergahı, dinci/gerici bir işgali yaşamaktadır.
Şu anda kışevi denilen ve zorunlu olarak meydanevi yerine de kullanılan Türbenin bulunduğu alana hapsedilen ve buradan da çıkmaları için tehdit edilen, Türbeye gelen ziyaretçileri taciz edilen, tek geçim kaynakları olan inekleri iki yıl önce kaçırılan, telefonları kesik ve maddi/manevi yönden yıpratılıp buradan sürgün edilmek istenen bir avuç inançlı insanımızın göz yaşları sel olup akmaktadır.
Tüm zorluklara göğüs geren ve sonuçta bu dertlerden kalp damarları yarılarak 17 Şubatta Hakk’a yürüyen Tahir Emini Baba’nın ve ona yardım eden canların, duyarlı insanların mahkemelere başvurması, polise gitmesi, ilgili yerlerde, konferanslarda, toplantılarda, etkinliklerde bu acı olayı dünya kamuoyuna duyurma çabaları bir sonuç vermemiştir.
Dergah’ın kent merkezindeki dükkanlarına el koyan, elli/altmış hektarlık arazilerini mafya usulü ele geçirip, mezarlık vd. işler için satan, rüşvetle polisleri ve hakimleri kontrolü altına alan ve dört yüz elli yıllık bir inanç, kültür merkezini işgal eden, insanları ölümle tehdit eden, asırlık çınarları kesen, Harabati Dergahı’nı belki de sadece Makedonya’da değil, Balkanlar’da da bir mürteci merkezine çevirmeye çalışan bu örgütün arkasında kimler var?
Bu işgal engellenemez mi?
Oradaki canlara sahip çıkmak bir insanlık borcu ve görevi değil mi?
Bu çağda, bu devirde böyle bir işgal, böyle bir zulüm, böyle bir Sünnileştirme yaşanırken Alevi/Bektaşi kurum ve kuruluşları ne yapıyorlar?
Yoksa artık oralar ’bizden kopmuş, elin gavurun elinde kalmış topraklar mı’?
Yoksa Alevilik/Bektaşilik 72 millete bir nazarla bakmanın yanında, 72 milletin de kabul ettiği ulu bir yol değil mi?
Bu kazanda, bu ocakta Hacı Bektaş felsefesinde Türk’ü de, Kürt’ü de, Ermeni’si de, Arnavut’u da, Makedon’u da, Bulgar’ı da aynı can değil miydi?
Hem de her milletten insan bu yola girdikten sonra aynı can olmuyor muydu? Bir Arnavut Bektaşi’sini biz ayırabilir miydik, Türk Bektaşi’sinden?
1360’lı yıllardan sonra boy veren; Türklerin Balkanlar’daki ilerleyişleri sonucunda Aleviliğin/Bektaşiliğin ölümsüz mühürlerini, bu Anadolu toprağı kadar kutsal ve bereketli topraklara vurup, alp erenlerin kurdukları bu Sarı Saltuklar, Kızıldeli Sultanlar, Akyazılı Sultanlar, Otman Babalar, Demir Babalar, Sersem Ali Dedebabaların ismiyle anılan ulu dergahlar bizim inanç, kültür, insanlık kalelerimiz değil mi?
Şimdi nüfusları çok azaldı diye, çoğu Türkiye’ye göçtü diye, Birinci, İkinci Balkan Savaşları’ndan; Birinci, İkinci Dünya Savaşları’ndan sonra alt üst oldular, kimi zaman Kominist rejimler altına girdiler diye mi bu kadar çabuk unuttuk Balkanlar’daki soydaşlarımızı, gönüldaşlarımızı, Alevileri/Bektaşileri/Mevlevileri?
Bize düşen Balkanlar’a, buradaki inanç ve kültürümüze uzaktan değil, yakından bakmaktır. Vefasızlığımızı bir tarafa bırakmaktır. Soydaşlarımızı, buradaki Alevileri/Bektaşileri/Mevlevileri hatırlamaktır. Onlara el uzatmak, onların yanında yer almaktır. Buradaki zengin inanç ve kültürü araştırmaktır. Türkiye’yle ve buradaki Alevi/Bektaşi kurum ve kuruluşlarıyla daha sağlam bağlantılar kurmaktır.
Ölümsüz, şaheserlerimiz olan dergahlarımıza, tekkelerimize, türbelerimize sahip çıkmak da boynumuzun borcu değil midir?
Neler Yapılabilir?
Soruna doğal olarak başta Alevi/Bektaşi kurum ve kuruluşları sahip çıkmalıdır.
En azından Harabati Dergahı’nda yaşananları geniş halk kitlelerine duyurmak bir görevdir.
Konuyla ilgili bir basın toplantısı ve/veya basın duyurusu yapılmalıdır.
Olayın üstüne gitmek, Türk Devleti ve hükümetini harekete geçirmek bir görevdir.
Alevi/Bektaşi/Mevlevi kurum ve kuruluş temsilcilerinden, yazar, aydın, gazetecilerden ve duyarlı insanlardan oluşacak bir heyetin yöreyi ziyaretiyle, oradaki insanların yanında yer almak, manevi yönden bu insanlara güç verecektir.
Olayın yasal boyutu, Makedon yasalarını ve/veya uluslar arası hukuku bilen hukukçuların yardımıyla, ortaya net olarak konulmalıdır.
Ekonomik yönden de oldukça güç durumda olan Dergahtaki canlara yardım etmek de yararlı olacaktır. En azından dirençlerini arttırmak için, günlük ihtiyaçlarını karşılamak, gelip/geçenlere bir bardak ayran vermek için iki/üç inek almak çok zor olmasa gerektir.
Harabati Dergahı’nın Tarihçesi
Mahrem (Mahrep) Baba, Tetova Beylerbeyi Rıza Paşa’nın Dergahın/Tekkenin korunmasında önemli hizmetleri olmuştur.
H.1238 (M.1822)’de Hakk’a yürüyen Recep Paşa’nın Dergâha büyük hizmetleri geçmiş olup, kendisi şu anda Dergah’ta Türbe bölümünde mermerden yapılmış bir mezarda yatmaktadır.
Sersem Ali Baba Dergâhı II. Mahmud dönemi uygulanan Yeniçeri, Bektâşi katliamından ve tahribatından bizâr olup, yıkılmak istenilmişse de, dönemin Tetova Valisi olan Abdurrahman Paşa’nın devreye girmesiyle; İştip, Kır Tekye’sinde postnişin olan ve aynı zamanda Nakşibendi tarikatından icâzetli meşhur Sünnetçizade Emin Baba (vefât H. 1298) postnişin olarak, Harâbâti Sultân Dergâhında posta oturtulmuş ve muhtemel bir yıkım ve tahribattan kurtulmuştur.
Bugün Makedonya mahkemelerince tescil edilmiş olan Harabati (Sersem Ali Dedebaba) Dergahı Vakfi’yede H. 1214 (M.1799) tarihi görülmektedir.
Kâzım Bakali Baba, önceleri Sersem Ali (Harâbâti) Dergâhı postnişini iken, 1941-42 yıllarında anti-sosyalist görüşleri nedeniyle Sosyalist-partizan milislerince tâciz edilmiş ve buradan özerk Kosova bölgesinde bulunan Yakova Dergâhı’na muhacir olarak yerleşmek zorunda kalmıştır.
Bu dergâhın postnişini Hacı Hamza Baba’nın M. 1947 yılında Hakk’a yürümesi üzerine, Arnavut’ların Dedebaba kabul ettikleri Ahmet Muhtar Ağatay (vefât 1980) tarafından Yakova Dergâhı’na postnişin olarak atanmış ve Hakk’a yürüdüğü M. 1983 yılına değin bu görevde kalmıştır.
Tahir Emini Baba tarafından Dergâhın ve elli hektar tutarındaki vakıf arazisinin yeniden Bektâşilere devrinin sağlanması amacıyla Makedonya mahkemeleri nezdinde dava açılmıştır.
Dergâhın son postnişini olan Tahir Emini Baba, Tayyar Baba’dan icâzetli olup, 1995 yılında Hacı Bektâş ilçesine bir ziyârette bulunarak, Hanbağı mevkiinde Gaziler Dergâhı meşhutasında merhum Halife Turgut Koca Baba ile bir tarihi görüşme gerçekleştirmişlerdir.
Sersem Ali (Harâbâti Sultân) Dergâhı Postnişin Sıralaması:
Sersem Ali Baba vefât H. 977
Harâbâti Sultân vefât H. 1027
Malatya’lı Mehmet Baba vefât H. 1199
Hüseyin Baba (Sivas’lı) vefât H. 1200
Hacı Hasan Baba (Tetova’lı) vefât H. 1204
Kalkandelen’li Sadık Baba vefât H. 1205
Peroy’lu Mahrem Mahrebi Baba vefât H. 1237
Ali Baba (Debre’li) vefât H. 1248
Muharrem Baba (Tetova’lı) vefât H. 1249
Alican Baba (Köprülü) vefât H. 1250
Sünnetçizâde Emin Baba (Köprülü) vefât H. 1298
Servi’li İbrahim Mehmed Meyli Baba vefât H. 1300
El-Hacc melek Ahmed Baba vefât H. 1304
Debre’li Hamid Baba vefât H. 1328
Hacı Hamza Baba (Tetova’lı) vefât M. 1947
Kâzım Bakali Sipaho Baba vefât M. 1983
Tayyar Baba (Tetova’lı) vefât M. 1984
Tahir Emini Baba (Tetova’lı) 17 Şubat 2006
Edmond Brahmaj (Baba Mondi) (Arnavutluk)
(Burada sıralanan tarihsel bilgiler Rahmetli Şevki Koca’nın Bektaşilik ve Bektaşi Dergahları isimli kitapta yer alan, Makedonya’da Bir Erenler Ocağı Sersem Ali Baba (Tetova) Dergâhı, isimli yazıdan alınmıştır. Bakınız; Cem Vakfı Yayınları, 2006, İstanbul)
Harabati (Sersem Ali Dedebaba) Dergahı, Bir İşgal ve Günümüzde Yaşanan Büyük Trajedi
Konu Sahibi / Yazar
donanma44
Kategori / Forum
Alevi Haber
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
4332
Harabati (Sersem Ali Dedebaba) Dergahı, Bir İşgal ve Günümüzde Yaşanan Büyük Trajedi
Harabati (Sersem Ali Dedebaba) Dergahı, Bir İşgal ve Günümüzde Yaşanan Büyük Trajedi
Bu alçakça istilayı gözlerimde gördüm.
Yüce pirin türbesinin bulunduğu yeri yani türbesinin bulunduğu yapıda yangın çıkartarak yakmışlar.
Yüce Pirim Zöhre Ana'm mübareğin yanında 1.5 saat ummanda kaldı. Şahımerdan Alim şimşek sesleriyle yeri göğü inletti bu süre zarfında. Umman bitti ve Yeşil güneşi doğurdu. Facebook sayfamızda bununla ilgili güzel bir resim de yer almakta.
https://www.facebook.com/zohreana
Bektaşi dervişi Abdülmuttalip ile yapılan sohbette cemaatin elemanları tarafından tekkeye gelen ziyaretçilerin kendi taraflarına yönlendirilmek istediklerini söyledi.
Bu nasıl bir islam anlayışı ? Bu dini ne hale getirdikleri ortada. Eli silahlı adamlar tekkeyi basıyor , türbeyi yakıyor ve 500 yıllık bir Bektaşi yapısını kendi Emevi dinlerine doğru, şeriatçı, baskıcı bir şekle sokuyorlar.
1400 yıl önce Ehlibeyti yok etmeye çalışıp sonra da kendi dinlerini, islamlarını getirdikleri gibi bugün de aynısını yapıyorlar.
Yüce pirin türbesinin bulunduğu yeri yani türbesinin bulunduğu yapıda yangın çıkartarak yakmışlar.
Yüce Pirim Zöhre Ana'm mübareğin yanında 1.5 saat ummanda kaldı. Şahımerdan Alim şimşek sesleriyle yeri göğü inletti bu süre zarfında. Umman bitti ve Yeşil güneşi doğurdu. Facebook sayfamızda bununla ilgili güzel bir resim de yer almakta.
https://www.facebook.com/zohreana
Bektaşi dervişi Abdülmuttalip ile yapılan sohbette cemaatin elemanları tarafından tekkeye gelen ziyaretçilerin kendi taraflarına yönlendirilmek istediklerini söyledi.
Bu nasıl bir islam anlayışı ? Bu dini ne hale getirdikleri ortada. Eli silahlı adamlar tekkeyi basıyor , türbeyi yakıyor ve 500 yıllık bir Bektaşi yapısını kendi Emevi dinlerine doğru, şeriatçı, baskıcı bir şekle sokuyorlar.
1400 yıl önce Ehlibeyti yok etmeye çalışıp sonra da kendi dinlerini, islamlarını getirdikleri gibi bugün de aynısını yapıyorlar.
Harabati (Sersem Ali Dedebaba) Dergahı, Bir İşgal ve Günümüzde Yaşanan Büyük Trajedi
Harabati Sultan'ın mübarek türbesine Pirimizle birlikte gidip niyaz etmek kısmet oldu...Kurban olduğum bizi yağmurla karşıladı, Pirimiz ummandan çıkana kadar gökyüzü şimşeklerle , gök gürlemeleriyle inledi...Şahı Merdan Ali ummanda sesimi duyuyor musunuz dedikçe yer gök naralara boğuldu...
Dergahın hali içler acısıydı...Kundaklanmış, yakılmış, duvarlar yıkılmış, tam bir virane olmuş...Abdulmuttalip ismindeki derviş tüm baskılara rağmen kendi çabalarıyla,tek başına orda yaşamaya devam ediyor...
Kendinden olmayanı öteleyen, Ehlibeytin varlığına tahammülü olmayan, Allah kurallarını beğenmeyip kendi kurallarını uygulayan bu Emevi zihniyetine lanet olsun...
Harabati Sultan Dergahına Pirirmiz Zöhre Anamız çok şükür mübarek ayaklarını bastı...Simsiyah bir gökyüzüyle girdiğimiz türbeden , Yeşil Güneşin doğuşuyla çıktık...
Şahımız Pir Zöhre Anamıza saygıyla niyaz ederim...
Dergahın hali içler acısıydı...Kundaklanmış, yakılmış, duvarlar yıkılmış, tam bir virane olmuş...Abdulmuttalip ismindeki derviş tüm baskılara rağmen kendi çabalarıyla,tek başına orda yaşamaya devam ediyor...
Kendinden olmayanı öteleyen, Ehlibeytin varlığına tahammülü olmayan, Allah kurallarını beğenmeyip kendi kurallarını uygulayan bu Emevi zihniyetine lanet olsun...
Harabati Sultan Dergahına Pirirmiz Zöhre Anamız çok şükür mübarek ayaklarını bastı...Simsiyah bir gökyüzüyle girdiğimiz türbeden , Yeşil Güneşin doğuşuyla çıktık...
Şahımız Pir Zöhre Anamıza saygıyla niyaz ederim...
ALİ ÇOKTUR ŞAH-I MERDAN BULUNMAZ.
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...
MUSTAFA ŞEREF,
KEMAL GURUR,
ATATÜRK ONURDUR...
Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
Horasan köyünden geliyor pirim
Kırklar binasında var oldu yerim
Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
Pir Zöhre Ana
Dönen dönsün, ben dönmezem yolumdan...
MUSTAFA ŞEREF,
KEMAL GURUR,
ATATÜRK ONURDUR...
Memleketim Yozgat Yemen'dir ilim
Horasan köyünden geliyor pirim
Kırklar binasında var oldu yerim
Sıfatı Zöhre Ana Ali'dir dilim.
Pir Zöhre Ana
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi