" İşin özü inançtır.
İnancın kaynağı sevgidir.
Sevmeyen bir insan inanamaz.
İnanç gerçeğin kapısında anahtardır.
İlmin kapısı Ali ise o kapıyı açacak anahtar bizdedir.
O da inancımızdır.
İnanç olmayınca her gerçeği hafife alacak bir bahanemiz, her doğruyu örtecek bir savımız ustalıkla söylenebilir.
Gerçeğe diz kırmak çok zordur.
Çünkü gerçek anlaşılır olunca artık hiç bir şey 'bana göre' olmaz.
Hakkı idrak edip O'nun varlığını tüm duyularla idrak edince 'Kim olduğum' ortaya çıkar. çapım kadar konuşmak, bilmediğim karşısında susmak, Hak sözüne boyun eğmek kaçınılmaz olur.
Bu hal, istenmeyen bir durumdur.
Çünkü nefsime göre bir inanma son bulacaktır.
Gerçeğin verilerine göre bir inanma ise sorumluluk gerektirir.
Kul olduğunu kabul etmek, iman etmek, diz kırmak (nefse) ağır gelir.
İmanda edep vardır, imanda Hak sözü geçerli sözdür.
Ben ona inanmakla insan olurum.
Oysa daha önce nefsimi doyurmakla insan olduğumu sanıyordum.
İşte kıvırmanın, ipe un sermenin, suyu yokuşa sürmenin nedeni budur.
Bu zaaf Evliyaya taş attırır, umursamaz,
Evliyayı astırır, görmezden gelir,
Evliyaya iftira attırır, atanı da inandırır.
Çünkü nefis baldan tatlıdır.
Evliyayı tanıyan, bulan, Muhammed- Ali Yolu'na bağlananlar için ise bal bile bir tat değildir.
Evliyanın huzurunda bulunmak yaşamın tek güzelliğidir.
Yaşamak demek, onun bulunduğu ortamda olmak demektir.
Canı ve nefisi onun için feda etmek demektir.
Bu kayıp değildir, elde edebileceğimiz tek gerçek kazançtır.
İnanmak Allah'ın varlığına şükretmektir, gerçek aşka düşmektir.
Yaşamın tek nedeninin bu aşk olduğu , Var eden Var'ın gücü olduğunu idrak etmektir.
O nedenle derim ki:
Büyük lokma yut, büyük söz söyleme.
İki düşün, bir söyle."
Alıntı: Doğan Hocamız. Teşekkür ederim paylaşımı için.