Tunceli’nin bir dağ köyünde nefesler ile Muhammed ve Ali’nin nur-u Güneşe niyaza dururduk.
Aradan yıllar geçti ben diyeyim 33 yıl siz deyin 35 yıl o zamanlar daha 5 yaşımda varmışım herhalde. Tunceli’nin bir dağ köyü olan Şahverdi’de yaşıyorduk. Topraklarımızın kenarında bir dere geçer. Öyle normal derelere benzemez bu dere bir taştımı, herse geldimi aman Allah karşıdan karşıya geçmek zor olurdu. Bu kadar sert akan, bu kadar soğuk olan bir dereye başka yerlerde ne rastlayabilirsiniz ne de görebilirsiniz. erenler yaşlılarımız derlerdi; yazın temuzun sıcağında o kadar soğuk akar ki karpuz bile içinde çatlar. Bende müsait olduğum zamanlarda doğduğum köyüme gitmeyi iple çekiyorum. Çünkü orada benim için cok kutsal olan anılarım var. Toprağın her köşesinde Dedemin Nenemin ayak izlerini arar koklarım. Nenemin sabahleyin Hakk Muhammed Alinin yek nur-u güneşi nasıl karşıladığını nasıl secdeye geldiğini hatırlarım ve duygulanırım velhasıl köyümü ben herkesden de daha çok severim. Acaba benim gibi bu kadar köyüne, geçmişini arayan özleyen varmıdır dünyada. Azdır herhalde yada bana öyle geliyor. Belkide rituellerimizi yaşayamayışımızdandır bilemem.
Dedem Hüseyin derdi ki ahir zaman yaklaştı. Tabi bu bugün veya yarın olacak bir olay değildir. Daha asırlar gerek ve bin yıllar gerek.
Evimizin duvarları kesme taşlardan örülmüs, toprak ile örtülmüştü. Yağmur yağdığında veya kar yağdığında mutlaka loğ ile damın toprağını düzeltmek gerekirdi. İki odalı ve arada mutfak diyebileceğimiz çardağımız vardı. Evin tabanı topraktı. Evimizin ön cebhesinde mor menekşe, günebakan çicekleri vardı. Sabah güneş açtığında yönünü güneşe çevirip niyaza durur akşam gün batımında kapanır, kendini ehemniyete alırdı. İçimden sıcağı çok seven çicek derdim. Erenler bizde sabah güneşi bir başka açar.
Yine bir temuz ayında dedemin yanında yatıyordum. Cok nadirdir geceleri uyanmam veya hiç hatırlamam geceleri uyandığımı. O gece bir acı ile kulağımın içinde bir şeyin olduğunu cok acı verdigini çıkarmak için uğraştığımı çok iyi hatırlıyorum. Zorluyorum zorluyorum ama bir türlü çıkaramıyordum. Ben yarı uyku ve acı çekerken ayaklarına kurban olduğum dedem Hüseyin currasıyla yatağa doğru geldiğini ansıyorum. Yatağın üzerinde bağdaş kurarak currası elinde ve çalmaya başlıyor. Dedem tane tane çalardı. Her fecir safağında meğer currasıyle nefesler söylermiş. Ben sonraları ögrendim. Nefesin ahenginde herkes mışıl mışıl uyurken currasına her dokunuşta kuşlar yavaş yavaş semaha durur, horozumuz sabah vaktinin geldiğini haber verirdi. Köylüler herşeyden habersiz derin uykudayken kuşlar semaha durmuştu bile.
Ve dedem Hüseyin başlardı söylemeye:
Her sabah her sabah vakti çağında,
cümlenin muradın veren Ali’dur
yetiş al elimizi ya Ali diyenler
mağrip ile maşrika eren Ali’dur
Doksan konaklık yolu kuşlukta alan,
Hasan ile Hüseyin’i hem rehin veren,
Hayber kapısının kilidini kıran
Farzlı’nın destini tutan Ali’dur
Otuz bin yıl daha havada gezdi,
Hakk’u Taalănın emrini deftere yazdı,
Engur şerbetini Kırklara ezdi,
mey edip Kırklara veren Ali’dur.
Engur şerbetini Kırklarda içti,
erenler müşkülü deryadan şeçti,
Şimdilik zemana fitnelik düştü,
münkürü deryadan süren Ali’dur.
Kul Edna’yım Hakk’dan doldu bu dolu,
üstadım Hatayi kurdu bu yolu,
Binbir ismi vardır bir ismi Ali,
binbir ismiyle cihana gelen ( Murteza ) Ali’dur.
Ve aynı ahenk ile durmadan Şah Hatayi’nin diğer bir deyişine geçiyor;
Ali gelir deyu karşı gidelim ya gidelim
Ali’nin Dündül’ün bende göreydim ya göreydim
Bindiği Dündül’ün methini ederler ya ederler
Ali’nin Dündül’ün bende göreydim ya göreydim
Şah Hatayi’yim dengi bulunmaz ya bulunmaz
Kır saatin yolu gitse hiç yorulmaz ya yorulmaz
Nasip olup kimselere görünmez ya görünmez
Ali’nin Dündül’ün bende göreydim ya göreydim
Bir yandan dedem Hüseyin böyle nefesler söylüyor ben de kulağımdaki fasulye tanesiyle uğraşır boğusurken birden yerinden cıktı geldi. Nasıl olmuşsa bir fasulye tanesi kulağıma kaçmıştı ve acıda dedemin söylediği nefesler ile birlikte sona erdi.
Ve sonra ocağı yakardı. İlk önce çay suyunu ocağın üzerine kordu. Bildiğim kadarıyla bu görevi hep ayaklarına kurban olduğum dedem Hüseyin yapardı. Çay suyu kaynadıktan sonra demler ve arkasında bütün aile ferdleri uyanırdı. Bende dışarı çıkıp çeşmede yüzümü yıkamaya giderken güneşin dağın arkasında göründüğünü izliyorum. Daha bugünmüş gibi iyi hatırlıyorum. Oradan sabah güneşinin doğuşunu seyretmek muhteşem erenler. Dışarda yayık sallayan nenemin orada diz çöküp secdeye durduğunu görüyorum, dualar ederek;
Ya! Muhammed’in güneşi
Ya! Ali’nin güneşi
bizi nurundan mahrum bırakma.
Nurunla bizi aydınla.
Davut Sever
Güneşe niyaza dururduk.
Konu Sahibi / Yazar
Zekai
Kategori / Forum
Alevilik-Bektaşilik Araştırmaları
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
3611
Güneşe niyaza dururduk.
Güneşe niyaza dururduk.
Ben yari neyleyim yarim Alidir
Muhammed padişah vezir Velidir
Yeşil Güneş doğdu Allah evidir
Giremen Cennete er olmayınca
Şu Güneşi doğdun Zöhrem
Aşikare nefes verem
Her kovanda bal olsada
Tadı Muhammedtir diyem
Yeşil Güneş doğdu rengi bilinmez
İçindeki Ali yüzü görünmez
Canlıdır bedenler ölür dirilmez
Hoyratlar elinde güller derilmez
Bildiren Zöhre Ana.
Yeşil Güneşe niyazımız olsun...
Muhammed padişah vezir Velidir
Yeşil Güneş doğdu Allah evidir
Giremen Cennete er olmayınca
Şu Güneşi doğdun Zöhrem
Aşikare nefes verem
Her kovanda bal olsada
Tadı Muhammedtir diyem
Yeşil Güneş doğdu rengi bilinmez
İçindeki Ali yüzü görünmez
Canlıdır bedenler ölür dirilmez
Hoyratlar elinde güller derilmez
Bildiren Zöhre Ana.
Yeşil Güneşe niyazımız olsun...
Türkiye'ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu Pir bilin
Muhammed elçisi Ana'dır deyin
Hak için Dergaha niyaza inin
Zöhre Ana
Urufu Zöhre Ana onu Pir bilin
Muhammed elçisi Ana'dır deyin
Hak için Dergaha niyaza inin
Zöhre Ana
Güneşe niyaza dururduk.
Yesil Günes dogar,cemali ALI
Üc bedene girdi,Arap,tir teni,
Dört Kapi Kirklara serer bedeni,
Istemez Üseyn,i ister dedeni.
Yesil nurdan gelir ALI;NIN SOYU
Birer birer cana kazdilar kuyu,
Seytana uyanlar soluyor sonu,
Bir adi MUHAMMED Arap,tir donu.
(bildiren ZÖHRE ANA)
Yesil Günese niyazimiz olsun,Yesil Günesin Sicakligiyla
Üc bedene girdi,Arap,tir teni,
Dört Kapi Kirklara serer bedeni,
Istemez Üseyn,i ister dedeni.
Yesil nurdan gelir ALI;NIN SOYU
Birer birer cana kazdilar kuyu,
Seytana uyanlar soluyor sonu,
Bir adi MUHAMMED Arap,tir donu.
(bildiren ZÖHRE ANA)
Yesil Günese niyazimiz olsun,Yesil Günesin Sicakligiyla
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi