son söz
“… burada bir gizli anlam vardır. Ama o anlam gönülde yazılıdır, dile gelmez. Her kim gönüle yol bulursa, o manayı çözerek kavrarsa hakikatın adamlarından olur.”
Kaygusuz Abdal
Bizans İmparatorluğu ve Hıristiyan Ortodoks Kilisesi Alevilere yönelttikleri mezalime gerekçe olarak, Alevilerin Hıristiyanlık karşıtı olan ve Kilise tarafından ‘sapkın’ olarak nitelenen inanışlarından vazgeçmemelerini gösterdiler. Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaattin Keyhüsrev’in Hıristiyan lobisi ile işbirliği yaparak 1240 yılında Amasya Alevi Ocağı’na saldırması da görünüşte aynı sebebe dayanıyordu.
Osmanlılar’ın Alevilere karşı giriştikleri katliamlar için buldukları kılıf biraz daha farklıydı. Osmanlılar katliamlarına gerekçe olarak Safevi, Osmanlı savaşları sırasında Alevilerin Safeviler’le işbirliği içinde oldukları iddiasını öne çıkardılar. Ancak, iki bin yıla yakın bir zamandan bu yana Anadolu’da ve Balkanlar’da aralıksız devam eden ve bir kanlı miras olarak Bizanslılar’dan, Selçuklular’a, Selçuklular’dan Osmanlılar’a intikal eden Alevi sürek avlarının tek bir sebebi vardı:
İstanbul, Konya ve Edirne saraylarında oturanlar Alevi ocaklarının yerli halk üzerindeki bir türlü bertaraf edemedikleri etkilerinden ve yaptırım güçlerinden sürekli korku duymuşlar, endişe etmişlerdi. Onlara insanlık dışı cinayetleri işleten bu korkuları oldu.
Aleviler pek çok defa Osmanlılar tarafından toplu soykırıma uğratıldılar. Osmanlı tarihini yazanlar devletin maaşlı memurlarıydılar. Tarih yazıcılığına soyunmuş, devletin imtiyazlı ve ücretli görevlilerinin asli görevlerinden biri de hamileri tarafından işlenmiş insanlık suçlarını sudan bahanelerin ardına gizleyerek olabildiğince hafifletmekti.
Osmanlı devlet görevlisi yazıcıların elinden çıkan metinlerde Alevi soykırımlarının nedeni olarak onların Osmanlı-Safevi savaşları esnasında düşman ile işbirliği içinde olmuş olmaları gösterildi. Osmanlı resmi tarihçileri, devlet eli ile işlenmiş ve büyük ölçüde sivil halkı hedef almış, Osmanlı toplu cinayetlerini kendilerince makul olan bir sebeple haklı göstermeye çalışmış olsalar da onların bu çabaları Osmanlı Devleti’ni elindeki kan lekelerinden arındırmaya yetmedi.
Zaten -ücret karşılığı- yazılanlar koca bir yalandan ibaretti. Yüzyıllar boyunca tartışılmaz bir doğruymuşçasına dilden dile, yazıdan yazıya dolaşmış bu kaba yalana inanabilmek için bugün elimizde hiçbir kanıt yoktur.
Aleviler, on beşinci yüzyıldan başlayarak pek çok kez kendi coğrafyalarında Osmanlı’ya karşı bağımsızlık girişiminde bulundular. Bu girişimlerin tamamı başarısız oldu ve Osmanlılar tarafından çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Büyük acılara mal olmuş Alevi başkaldırılarının Alevilerin dış mihraklar tarafından kışkırtılmasından kaynaklandığını düşünmek Osmanlıların haksız fiillerini makul gösterebilmek için geliştirdikleri savunmalarını harfiyen kabul etmek olur.
Tarih boyunca, Aleviler bağlı bulundukları geleneğin ve mensubu oldukları kurumsal yapının esasını ortadan kaldırmaya yönelmiş tehditler karşısında, geleneğin onlara yüklediği sorumlulukla hareket ettiler.
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü
Saygılar Sevgiler Ali karul.Işık'la Kalın.
Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.