You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü

Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü

Member
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü
son söz
“… burada bir gizli anlam vardır. Ama o anlam gönülde yazılıdır, dile gelmez. Her kim gönüle yol bulursa, o manayı çözerek kavrarsa hakikatın adamlarından olur.”
Kaygusuz Abdal




Bizans İmparatorluğu ve Hıristiyan Ortodoks Kilisesi Alevilere yönelttikleri mezalime gerekçe olarak, Alevilerin Hıristiyanlık karşıtı olan ve Kilise tarafından ‘sapkın’ olarak nitelenen inanışlarından vazgeçmemelerini gösterdiler. Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaattin Keyhüsrev’in Hıristiyan lobisi ile işbirliği yaparak 1240 yılında Amasya Alevi Ocağı’na saldırması da görünüşte aynı sebebe dayanıyordu.

Osmanlılar’ın Alevilere karşı giriştikleri katliamlar için buldukları kılıf biraz daha farklıydı. Osmanlılar katliamlarına gerekçe olarak Safevi, Osmanlı savaşları sırasında Alevilerin Safeviler’le işbirliği içinde oldukları iddiasını öne çıkardılar. Ancak, iki bin yıla yakın bir zamandan bu yana Anadolu’da ve Balkanlar’da aralıksız devam eden ve bir kanlı miras olarak Bizanslılar’dan, Selçuklular’a, Selçuklular’dan Osmanlılar’a intikal eden Alevi sürek avlarının tek bir sebebi vardı:

İstanbul, Konya ve Edirne saraylarında oturanlar Alevi ocaklarının yerli halk üzerindeki bir türlü bertaraf edemedikleri etkilerinden ve yaptırım güçlerinden sürekli korku duymuşlar, endişe etmişlerdi. Onlara insanlık dışı cinayetleri işleten bu korkuları oldu.

Aleviler pek çok defa Osmanlılar tarafından toplu soykırıma uğratıldılar. Osmanlı tarihini yazanlar devletin maaşlı memurlarıydılar. Tarih yazıcılığına soyunmuş, devletin imtiyazlı ve ücretli görevlilerinin asli görevlerinden biri de hamileri tarafından işlenmiş insanlık suçlarını sudan bahanelerin ardına gizleyerek olabildiğince hafifletmekti.

Osmanlı devlet görevlisi yazıcıların elinden çıkan metinlerde Alevi soykırımlarının nedeni olarak onların Osmanlı-Safevi savaşları esnasında düşman ile işbirliği içinde olmuş olmaları gösterildi. Osmanlı resmi tarihçileri, devlet eli ile işlenmiş ve büyük ölçüde sivil halkı hedef almış, Osmanlı toplu cinayetlerini kendilerince makul olan bir sebeple haklı göstermeye çalışmış olsalar da onların bu çabaları Osmanlı Devleti’ni elindeki kan lekelerinden arındırmaya yetmedi.

Zaten -ücret karşılığı- yazılanlar koca bir yalandan ibaretti. Yüzyıllar boyunca tartışılmaz bir doğruymuşçasına dilden dile, yazıdan yazıya dolaşmış bu kaba yalana inanabilmek için bugün elimizde hiçbir kanıt yoktur.

Aleviler, on beşinci yüzyıldan başlayarak pek çok kez kendi coğrafyalarında Osmanlı’ya karşı bağımsızlık girişiminde bulundular. Bu girişimlerin tamamı başarısız oldu ve Osmanlılar tarafından çok kanlı bir biçimde bastırıldı. Büyük acılara mal olmuş Alevi başkaldırılarının Alevilerin dış mihraklar tarafından kışkırtılmasından kaynaklandığını düşünmek Osmanlıların haksız fiillerini makul gösterebilmek için geliştirdikleri savunmalarını harfiyen kabul etmek olur.

Tarih boyunca, Aleviler bağlı bulundukları geleneğin ve mensubu oldukları kurumsal yapının esasını ortadan kaldırmaya yönelmiş tehditler karşısında, geleneğin onlara yüklediği sorumlulukla hareket ettiler.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü
Geçmiş kuşaklar tarafından kendilerine emanet edilmiş Alevi erkânının yürütülmesinin imkansızlaştığı dönemlerde zorunlu olarak meydanlara çıktılar. Başkalarının amaçları için değil, kendi sebeplerinden dolayı korkusuzca savaştılar. Profesyonel orduların karşısında kendi güçleri ile direndiler, yenildiler zulümlere uğradılar.

Onlar tarihin en mazlum ve en yalnız topluluklarıydılar, bütün yeryüzü onların uğradıkları soykırımların ve sürgünlerin sessiz seyircisi oldu. Çektikleri acıları kendilerinden başka duyan olmadı.


Alevi erkânının sonsuza dek sürdürülebilmesi onların tek sevdasıydı, kavgalarını kimseden yardım ve vefa beklemeden sürdürdüler. Safevi şahları yüzyıllar boyu derin kederler yaşayan ve büyük mezalimlerin mağduru olan Alevilere hiçbir zaman destek sunmadıkları gibi ‘iyi adam’ kisvesine bürünerek, eziyet dolu çağlarında Aleviliğe ‘kötü adam’ Osmanlı’nın verdiği zararlardan çok daha fazlasını verdiler.
Safeviler’in Aleviler üzerindeki sinsi faaliyetleri on beşinci yüzyılda Şah İsmail’in İran’da yazdırıp Anadolu’da dağıttırdığı ‘Buyruk’ adı verilen Safevi propaganda kitapçıkları ile başladı.

Bu propaganda kitapçıklarının Anadolu Alevi köylerine yayılması ile eş zamanlı olarak Şah İsmail’in adamları Anadolu’yu köy, köy dolaşarak Aleviliğin üzerini kaplayan ve bugüne kadar sürüp gelen Şii/Safevi istilasının temellerini attılar. Anadolu’da Alevi köylerine yayılan Safeviler önce Alevi nefesleri içinde çok sık tekrarlanan ve ‘Hakk’ anlamına gelen ‘Şah’ sözcüğünü asıl anlamından uzaklaştırdılar.


Alevi nefeslerinde saygı ile anılan varlığın Safevi şahı olduğu izlenimini yarattılar. Böylece ‘Şah’ yolunda canından olmuş geçmişin Alevi mürşitleri Safevi propagandası yaptıkları için Osmanlılar tarafından ölümle cezalandırılmış Safevi casusları konumuna düşürülerek ucuzlatıldılar. Büyük Alevi ozanı ve mürşidi Hatayi’ye ait nefeslerin, deyişlerin Şii motiflerle bezenerek deforme edilmesi ve bu kutsal deyişlerin Safevi hükümdarı Şah İsmail’e mal edilmesi de aynı dönemde oldu.

Aleviliğin yorgun gövdesinde çoğu kez hangi zulüm çağından geriye kaldığı hatırlanamayan pek çok yaranın izleri vardır. Yüz binlerce cana, uzun sürmüş acılı gurbetlere ve sonsuz ızdıraplara sebep olmuş olsalar da Aleviliğin bedeninde Bizanslılar’ın, Selçuklular’ın ve Osmanlılar’ın açtığı yaralar kabuk bağlayıp, kuruyup gittiler. Alevilik en derin yarasını Safevi propagandacıların kurdukları o çok sinsi tuzağa düşerek aldı. Aleviliğin beş yüz yıldır kapanmak bilmeyen bu yarasından hala oluk, oluk kanı akıyor.

Alevileri sürekli olarak, Safevi propagandasının oyuncağı olmuş, kendi insiyatifleri ve kendi hedefleri olmayan amaçsız baldırı çıplaklar topluluğu olarak sunan, devlet memurları eli ile yazılmış bu tutarsız ve ciddiyetsiz tarih tezi, Aleviliğin geçmişini ve varlık sebebini gözlerden kaçırmak için dizayn edilmiş olmakla birlikte sonuçta amacının dışına taştı, bu toprakların tarihinin doğru yazılamaması ve doğru algılanamaması gibi daha geniş kapsamlı ve daha vahim bir sonuç doğurdu. Çünkü, Alevilerin tarihini Anadolu’nun tarihinden ayrıştırmak, Alevi tarihini görmezden gelerek bu coğrafyanın gerçek tarihini yazmak olası değildir.


Helenler, Latinler ve Bizanslılar bu coğrafyayı binlerce yıl boyunca işgalleri altında tuttular. Bu topraklar üzerinde, su kemerleri, köprüler, tiyatrolar, kamu binaları ve mabetler inşa ettiler. Şehirler, saraylar kurdular saltanatlar sürdüler. At bindiler, kılıç kuşandılar, ordular düzdüler. Geçmişin istilacıları bu topraklar üzerine doğal olarak kendi hayat tarzlarını, kültürlerini ve inançlarını da yaymaya çalıştılar.

[BNe var ki Anadolu halkı kendisine dışarıdan dayatılan ithal inanç ve kültürleri asla benimsemedi. Binlerce yıl sürmüş istilalarının sonunda Anadolu’nun kültür hayatında onlara ait ne varsa onlarla beraber, geride hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboldu. Anadolu’nun birçok yerinde uzun sürmüş işgallerin fiziki kalıntıları bulunmakla beraber, bugün Anadolu insanının yaşayışında, inancında ve kültüründe Helen, Latin ve Bizans etkisine rastlamak hemen, hemen imkansız gibidir. Şairin dediği gibi, bu toprakların ‘nazlı, seher-sabah uykularını’ parçalayan istilacılar, bir gölge bile bırakmadan geçip gittiler.
[/B]
Binlerce yıl sağılmışım,
Korkunç atlılarıyla parçalamışlar
Nazlı, seher-sabah uykularımı
Hükümdarlar, saldırganlar, haydutlar,
Haraç salmışlar üstüme.
Ne Iskender takmışım,
Ne şah ne sultan
Göçüp gitmişler, gölgesiz!
Selam etmişim dostuma
Ve dayatmışım. ..
Görüyor musun ?

Ahmet Arif
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Son Düzenleme: 03/10/2008, 10:34, Düzenleyen: Ali karul.
Member
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü

Sel gitti kum kaldı. Luvi kültürü bu coğrafyada on bin yıldır varlığını sürdürüyor. Luviler bu toprakların sesiz sahipleri ve en eski yerlileri aramızda yaşamaya devam ediyorlar. Luvilerin (Kelimeyi özgün hali ile, önündeki ‘A’yı düşürmeden telaffuz edecek olursak Aluvilerin) bugün adına Aleviler dediğimiz inanç topluluğunun ataları oldukları, yadsınamaz ve inkâr edilemez bir doğru olarak geleneksel bilgilerimizi alt-üst ediyor, ezberlerimizi zorluyor.


Hiçbirimiz doğruları ihmal ederek entelektüel dünyanın içinde yer almaya devam etme ayrıcalığına sahip değiliz. Hiçkimse cebindeki bir avuç çöl kumu ile bu muazzam geçmişin, bu görkemli mirasın üzerini ebediyen örtme becerisini gösteremez. Tarih ‘gayri kabil-i rücu’ olarak yaşandı ve çok gerilerde kaldı.

Zaman tünelinde geçmişe yolculuk yapıp, tarihi olayları geleneksel bilgilerimize uygun olarak yeniden biçimlendirmemiz de mümkün değil. Bütün yalınlığı ile birer, birer ortaya çıkan gerçekler karşısında ‘işte sizin geçmişiniz budur’ diyerek önümüze konan hayali ve hamasi safsatalara inanmaya devam etmemiz tarihi değiştirmeyecektir.

Aleviler belleklerini işgal etmiş asılsız bilgilerin hizmetinde olmaktan kurtulmakta pek mahir değiller, belki de bunu pek istemiyorlar. Çoğu zaman, ezberlerinin esaretinde, zihinlerini yormadan yaşamaktan büyük bir tembel keyfi alıyorlar.

Daha güvenli bir yaşam arayışı ve kendilerini emniyette hissetmeye duydukları özlem, bu tembel keyfi ile birleşince, yıllar yılı büyük çabalarla devşirdikleri kendilerine huzur ortamı sağlayan yalanlarla vedalaşmak onlara yorucu ve gereksiz geliyor.

Yetişkin Aleviler, ezberimizden kopmada zorlandıkları için, doğal olarak başka ayrılıklar gelip onları buluyor. İlk ayrılık iyi yetişmiş donanımlı, genç kuşak ile hurafelerine sıkı sıkıya bağlı eskiler arasında kendisini gösteriyor.

Yaşlı kuşak Aleviler, gençlerden gelen sorulara ya cevap veremiyorlar yada verdikleri yanıtlar anlamsız, birbirleri ile çelişkili, içinden çıkılmaz cümlelerden oluşuyor. Çocuklar şaşkınlık içinde onları kendi karanlıklarıyla başbaşa bırakıp gidiyorlar. Kuşaklar arası ayrılıktan sonra asıl önemli kopuş Alevi gençleri ile Alevilik arasında yaşanıyor.

Ebeveynlerinden duydukları Alevilik tanımını doğru kabul eden genç kuşak Aleviler, ‘eğer Alevilik buysa...’ diye başlayan cümleler eşliğinde, hurafeler arasında yitip gitmiş Aleviliği terk ediyorlar.

Bu büyük vebal, sebep olanların omuzlarında kalıyor. İşin kötüsü onlar hiçbir şeyin farkında bile değiller. Aleviğin kendisine ulaşmak, ya da Arap çöllerinde kaybolmak arasında bir seçimle karşı karşıya kaldıklarını görmüyorlar, hissetmiyorlar, beyhude bir çaba ile kaybolmaya yüz tutmuş kimlik bilgilerini ‘Necef deryası’ında aramayı sürdürüyorlar. Onurlu geçmişlerinden, bulaşıcı bir hastalıktan ürker gibi, itina ile uzak durmalarına anlam veremesek de; onlara kızmak mümkün değil, yaşadıkları ağır trajedi yüreğimizi burkuyor çünkü.

Geçmişin Alevileri binlerce yıl sürmüş çilelerin ve yalnızlıkların içine, çölün ortasında kendilerine iktidar arayan, hilafet kavgasına tutuşmuş Bedevi kabilelerinden birinin tarafı oldukları için düşmediler
. Eğer mantık süzgecimizi işletmeden, aklımızı bu kadar basit ve temeli olmayan bir kurgunun fasit girdabına kaptıracak olursak, onların büyük acılarını, uzak gurbetlerini, kaçmalarını, göçmelerini, tutkularını, umutlarını, sevdalarını, hasretlerini, kavgalarını, tükenmeyen iradelerini, mazlum direnişlerini, canları pahasına sakladıkları ulu sırlarını, kurdukları cemleri, döndükleri semahları ve Hakk’ın nidası olan deyişlerini hiç anlamamış oluruz.

Truva’nın kahramanları, Komana’nın mürşitleri, Vanesa’nın Kadın Ana’ları, Yıldız Dağı’nın Pir Sultanı, Arguvan’ın Hüseyin Gazi’si, Divriği’de Battal Gazi, Pisidya’da Abdal Musa, Baba Tekeli, Nur Halife ve daha niceleri inkâr edilemez bir gerçeklik olarak tarihin içinde yerlerini çoktan aldılar. Uzak akrabalarının onlarla ilgili gerçekleri bilmemesi onlar için bir ‘tenzil-i rütbe’ değildir. Gören gözler onların sırrına mutlaka erecektir. Şimdilik lafımızı, onların uzak çağlardan gönderdikleri selamı sahiplerine ileterek bitirelim. Üstümüzde kalmasın.


Derviş Yunus söyler sözü
Yaş doludur iki gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi
Bilenlere selam olsun.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Member
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü
Hiçbirimiz doğruları ihmal ederek entelektüel dünyanın içinde yer almaya devam etme ayrıcalığına sahip değiliz. Hiçkimse cebindeki bir avuç çöl kumu ile bu muazzam geçmişin, bu görkemli mirasın üzerini ebediyen örtme becerisini gösteremez. Tarih ‘gayri kabil-i rücu’ olarak yaşandı ve çok gerilerde kaldı.

Geçmişin Alevileri binlerce yıl sürmüş çilelerin ve yalnızlıkların içine, çölün ortasında kendilerine iktidar arayan, hilafet kavgasına tutuşmuş Bedevi kabilelerinden birinin tarafı oldukları için düşmediler. Eğer mantık süzgecimizi işletmeden, aklımızı bu kadar basit ve temeli olmayan bir kurgunun fasit girdabına kaptıracak olursak, onların büyük acılarını, uzak gurbetlerini, kaçmalarını, göçmelerini, tutkularını, umutlarını, sevdalarını, hasretlerini, kavgalarını, tükenmeyen iradelerini, mazlum direnişlerini, canları pahasına sakladıkları ulu sırlarını, kurdukları cemleri, döndükleri semahları ve Hakk’ın nidası olan deyişlerini hiç anlamamış oluruz.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Administrator
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü
Yahu sevgili Ali Karul, sorması ayıp bu luvilerin konuştukları dil neydi?

Yada başka bir soru sorayım: Bugün Hz.Ali arap olduğu savıyla rededilmek istenirken, Türk olmayan bir ırk olan Luvilere bu kadar ilgi gösterilmesi bir çelişki değil midir?
Member
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü
Alıntı:
T U N Ç;



Yahu sevgili Ali Karul, sorması ayıp bu luvilerin konuştukları dil neydi?

Yada başka bir soru sorayım: Bugün Hz.Ali arap olduğu savıyla rededilmek istenirken, Türk olmayan bir ırk olan Luvilere bu kadar ilgi gösterilmesi bir çelişki değil midir?


Tarih bilimi Güney ve Batı Anadolu’da Luvi’lerden daha önce yaşamış ve uluslaşmış halkın,Luvi dilinden daha önce konuşulmuş bir dilin varlığını asla saptayamamıştır.’
Bilge Umar


Hitit’lerin Anadolu’da MÖ.2000’li yıllarda ortaya çıktılar ve burada MÖ.1650-1200 yılları arasında Orta Anadolu merkezli büyük bir imparatorluk kurdular. Hitit’ler hükümranlıkları süresince ödünsüz yöneticiler ve çok çetin savaşçılar olarak ünlenmiş olsalar da onların, yönetimi altında tuttukları topraklarda yaşayan yerli halkların kendi kültürlerini ve inançlarını özgürce sürdürmelerine özen göstermek gibi çok zarif bir vasıfları vardı.

Hitit Devleti Eski Çağ Anadolu’sunda , çağının çok ilerisinde gelişmiş bir hoşgörü imparatorluğu idi. Hitit toprakları üzerinde yaşayan Anadolu’nun eski halkları, başta Luti’ler (yada Luwi’ler) olmak üzere, Hatti’ler ve Pala’lar (Bala’lar) Hitit idari ve askeri yönetimi altında sınırsız bir özgürlük içinde yaşamlarını sürdürdüler.

Anadolu’da Hitit çağından günümüze ulaşan belgelerin pek çoğu Hititlerin ‘Nasili’ adnı vedikleri kendi dillerinde ve çivi yazısı ile yazılmıştı.Yapılan kazılardan elde edilen bulgularHitit’lerin eski ve yeni krallık dönemleri boyunca dinsel metinlerde,kimi mühürlerde ve anıt kitabelerinin tümünde başlangıçta bilim çevreleri bakımından yanlış olarak Hitit hiyeroglifi olarak tanımlanan bir yazı daha kullandıkları ortaya çıktı.

Daha sonra bu yazıda kullanılan dilin luvi dili olduğu dolaysı ile kullanılan yazınında Luvi diline ve Luvi’lere özgü bir yazı olduğu anlaşıldı.Luvi dili ve Luvi hiyeroglif yazısı üzerindeki çalışmalar ilerledikçe görüldü ki; Luvi yazısı Anadolu kaynaklı metinlerde kullanılan en eski yazı ve Hint-Avrupa dil ailesinden olan Luvi dili Anadolu’da kullanılan en eski dildir.

Luvi’lerin kutsal saydıkları, sembollerle ifade edilen, hiyeroglif yazısı,Luvi dilindeki hecelere karşılık gelen stilize edilmiş resimlerden oluşan fonografik bir yazıydı.Bu kutsal yazı Anadolu’da Hitit egemenliğinden 2000 yıl önce kullanılmaya başlandı ve Hitit çivi yazısının Anadolu’da kullanımı sona erdikten 700 yıl sonra da yazılıp okunmaya devam etti..

Anadolu dışında pek çok coğrafyada da konuşulan Hind-Avrupa dilinin bu coğrafyalarda ortaya çıkışı MÖ.2000 lerden sonraki zamanlara olduğu biliniyor ,bu da bu dil gurubun o bölgelere Anadolu’dan yayıldığını gösteriyor.Dil bilimciler Luvi dilinin sadece Anadolu’da değil tüm yeryüzünde konuşulan en eski Hind-Avrupa dili olduğunu konusunda fikir birliği içindeler.


Sevgili Tunç Luvilerin ne dili nede dini devşirme degildir ,anadolunun En kadim halkıdır luviler ortaya çıkan arkolojik verilere bakarsanız ,Alevilerin ataları olarak gözüküyorlar.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Administrator
Erdogan çınar'ın son kitabının son sözü
Görünen o ki, erdoğan çınar hayellerini çok güzel kaleme alabilen bir kişi. Bu kabiliyeti gerçekten takdir edilecek bir durum. Ama hayal işte bundan ötesi yok.

Aslında Luvilerin tarihi, benim elde ettiğim sağlam kaynaklara göre şöyledir:

Kaptanın seyir defteri,
Yıldız tarihi: bilmem kaç.
Büyük patlamadan kısa bir süre önce gezegenimizden ayrılmış olmamız bir gemi dolusu Luviyi mutlak bir yokoluştan kurtardı. Bir gezegen dolusu luvi ise sanırım yokoldu...Acımız büyük...
..
..
Kaptanın seyir defteri,
Yıldız tarihi: bilemiycem.
Uzun bir yıldız zamanıdır yol alıyoruz. Kendimize yeni bir yaşam yeri arıyoruz. Henüz bulamadık. Gemideki insanlarda sıkıntı başladı. Az önce yardımcım Luviz sinir krizi geçirdi. Sanırım delirdi... Ey yüce yaratıcı sen aklımı koru...
...
...
Kaptanın seyir defteri,
Yıldız tarihi: hatırlamıyorum.
Bugün ana gemiden gönderdiğimiz beyaz mekik, kıskaçlarında bir zeytin dalı ile döndü. Herkes zeytini yemek için ona saldırdı. Ama başarısız girişimlerdi bunlar... Tadı fena değildi.
..
..
Kaptanın seyir defteri,
Yıldız tarihi: ne bileyim ben.
Zeytin dalının geldiği gezegeni tesbit ettik. Mavi renkli bişey bu... İnsek mi acaba!? ...Amaaan kim inecek şimdi... Kaç zamandır yollardayız. Burası da ev gibi oldu bize... Hem çokta eşyamız var... Ne yapsak ki... Belki inip bir çorba içeriz...
..
...
Kaptanın seyir defteri,
Yıldız tarihi: neydi ki?
Tüm gemi personeli beni güzellikle ikna ettiler. İniyoruz. Bu arada ikna çabaları sırasında galiba kolum kırıldı. Gemiden inerken mavi gezegen halkını nasıl selamlıyacağım!..
..
..
Kaptanın seyir defteri,
Dünya tarihi: Henüz tarih yeni uyduruluyor.
Bu mavi gezegene Dünya diyorlarmış. Ne demekse artık!..Bizi çok iyi karşıladılar. "Dinsizler, imansızlar" gibi bir takım güzel sözler söylediler. Çok duygulandık. Biz de onlara "evet doğru söylüyorsunuz, biz Muhammed-Ali'yi bilmeyiz. Bizim inancımız luvi inancıdır. İnanmazsanız Luvi gezegeninin patlarkenki resimlerini gösterelim size", dedik.
Bu arada Dünyalı dostların karşılama merasimi için attıkları taşlardan rahatsız olan bazı luviler geri dönmek istedilersede bu mümkün olmadı. Çünkü bu güzel taşlar gemimizin bir daha çalışmamasına sebeb oldu.
Gemimizin indiği noktaya Luvi dağı ismini verdik. Ama dünyalılar Ağrı dağı diye tutturdular. Artık bizde dünya da yaşayan luvileriz.
Bir gün bizim soyumuzdan bir fantazi düşkününün geleceğine inanıyorum. İnşallah adı luvi çınar olur. Erdoğan da denebilir. Gelirken kaybettiğimiz bir bin yılımız vardı, nereye koyduğumuzu bilemedik. Umarım bu kayıp bin yılı ve diğer gerçekleri luvi çınar açıklar.
Gemimizi de burada, aleme ibret olsun diye, bu dağın başında bırakıyoruz. Ey Erdoğan gel ve onu ortaya çıkar.


İşte aluvilerin gerçek tarihi budur. Yani uydur uydurabildiğin kadar. Bunun sonu yok.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.