]Erdoğan’dan Nabucco zigzağı [/color]
Avrupa Birliği’nin (AB) son dönemde enerji alanında yaşadığı kriz, Nabucco Projesi’nin gündemdeki ağırlığını artırdı
MİLLİYET
Bu da Türkiye’nin taşıyıcı ülke olarak elini güçlendiriyor. Nabucco Projesi, Brüksel’de temaslarda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da gündemindeydi. Erdoğan’ın bu konuda aynı gün içinde farklı tonda mesajlar vermesi dikkat çekti.
Avrupa Politikalar Merkezi’nde (EPC) konuşan Erdoğan, müzakere sürecinde enerji başlığının açılmasının Rumlar tarafından bloke edilmesiyle Nabucco Projesi arasında bağlantı kurdu. Erdoğan, “Enerji başlığı bloke edilirse biz de kendi durumumuzu gözden geçiririz. Kazan kazan anlayışına göre hareket ederiz. Bize bir görev yüklüyorlarsa bunun karşılığında da görev üstlenip adil yaklaşım ortaya koysunlar. 70 milyonluk Türkiye’yi 700-800 bin kişlilik, Avrupa’yla uzaktan yakından alakası olmayan Güney Kıbrıs’a tercih etmeyin” dedi.
‘Görevimizin bilincindeyiz’
Nabucco Projesi, bu sert mesajın ardından AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso’yla Erdoğan arasındaki görüşmede de ele alındı. Erdoğan, “Nabucco projesi büyük bir önem taşıyor. Tam desteği vermekte kararlıyız” dedi. Nabucco konusunu bir silah olarak kullanma niyetinde olmadıklarını söyleyen Erdoğan, “Görevimizin bilincindeyiz” diye konuştu. Barroso da Türkiye’nin önemini anlatmak için enerji güvenliğinin iyi bir unsur olduğunun altını çizdi...
Ekonomi Gündemi...
Konu Sahibi / Yazar
Kongo Madagasgar
Kategori / Forum
Ekonomi
Yorumlar / Cevaplar
584
Okunma / Görüntüleme
153424
Anket Borsa sizce ne olur...
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000
4 (33.33%)
26.000
1 (8.33%)
19.000
3 (25.00%)
15.000
2 (16.67%)
30.000
1 (8.33%)
21.500
1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 12 (100%)
Ekonomi Gündemi...
Ekonomi Gündemi...
Macaristan`da ev satışları yüzde 50 düştü
Dünyada yaşanan küresel mali krizin en fazla hissedildiği Macaristan'da otomotiv sektörünün ardından inşaat sektörü de çöktü.
Edinilen bilgiye göre, ülkede geçtiğimiz yıl yeni ev satışlarında yüzde 50'lik bir düşüş kaydetti. Ülke ekonomisinin dinamosu olan inşaat sektörünün geçtiğimiz yıl ki çöküşü ile bu sektörde çalışan 300 bin kişinin yarısının işsiz kaldığı, inşaat firmalarının yüzde 70'inin iflas ettiği öğrenildi.
Öte yandan, milli para forint'in son bir ay içinde yaklaşık yüzde 15 değer kaybetmesiyle dövizle ev kredisi alanların banka taksitlerini ödeyemez duruma geldi. Ancak, Macaristan hükümetinin kriz nedeni ile işten çıkarılan ve ev kredisi taksitlerini ödeyemeyenlerin kredilerini 2 yıl boyunca üstlenme kararı Macarlara nefes aldırdı.
Dünyada yaşanan küresel mali krizin en fazla hissedildiği Macaristan'da otomotiv sektörünün ardından inşaat sektörü de çöktü.
Edinilen bilgiye göre, ülkede geçtiğimiz yıl yeni ev satışlarında yüzde 50'lik bir düşüş kaydetti. Ülke ekonomisinin dinamosu olan inşaat sektörünün geçtiğimiz yıl ki çöküşü ile bu sektörde çalışan 300 bin kişinin yarısının işsiz kaldığı, inşaat firmalarının yüzde 70'inin iflas ettiği öğrenildi.
Öte yandan, milli para forint'in son bir ay içinde yaklaşık yüzde 15 değer kaybetmesiyle dövizle ev kredisi alanların banka taksitlerini ödeyemez duruma geldi. Ancak, Macaristan hükümetinin kriz nedeni ile işten çıkarılan ve ev kredisi taksitlerini ödeyemeyenlerin kredilerini 2 yıl boyunca üstlenme kararı Macarlara nefes aldırdı.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Turizmde yüzde 20 daralma var
TÜROFED Başkanı Barut, Avrupa’da tur satışlarında yüzde 20 gerileme olduğunu söyledi. Avrupa’da tur satışlarında yüzde 20 gerileme olduğunu söyleyen TÜROFED Başkanı Barut, “Şu anda sadece İngiltere’de artış var ama genel rakamlar ekside. İyimserliğimizi koruyoruz çünkü şu anda uçak iptali yok” dedi.
Türk turizmcilerin 2009 yılındaki hedeflerini belirlemek adına önemli bir gösterge olan Avrupa’da tur satışlarında yüzde 20’lik düşüş gözlendi. Ocak ayında hem İstanbul’un hem de Antalya’nın yıla eksiyle başladığını söyleyen Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Ahmet Barut, “Şu anda İngiltere’de artış var ama genel olarak rakamlar ekside.
Biz yine de iyimserliğimizi koruyoruz. Çünkü tur operatörleri kapasite küçültme ya da uçak iptali yoluna gitmedi” dedi. Bu yıl Batı Avrupa’da ufak da olsa eksilme olabileceğine dikkat çeken Barut, “Ancak makasın büyük oranda açılmasını beklemiyorum” diye konuştu.
Otellere fuar dopingi
12-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek olan Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nın (EMITT) tanıtım toplantısında konuşan Barut, önümüzdeki haftalarda açıklanması beklenen kriz önlem paketinde hükümetten daha fazla ’cömertlik’ beklediklerini açıkladı. Fuarla ilgili bilgi veren Ekin Fuarcılık A.Ş. Direktörü Hacer Aydın ise, 50 ülkeden 3 bin katılımcı beklediklerini, davetlilerle birlikte İstanbul’daki otellerin 12-15 Şubat tarihleri arasında 5 bin kişiyi ağırlayacağını aktardı.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanvekili Ahmet Emre Bilgili de İstanbul’un tanıtımı için yabancıların çekeceği bir ’sinema filmi’ hazırlandıklarını aktardı.
İsrailli turistler tek uçağa düştü
Ocak ayına kadar haftanın iki günü ortalama 4 uçak dolusu gelen İsrailli turist sayısı son yaşanan olaylarla birlikte haftada bir uçağa geriledi. Her Perşembe ve Pazar günü İsrail’den 4 uçağın Antalya Havalimanı’na indiğine dikkat çeken turizmciler, Şubat ayıyla birlikte bu sayının bir uçağa gerilediğini açıkladı. İsrailli turist sayısındaki gerilemeyi aşmak için ise Antalyalı turizmciler, özel fiyat kampanyalarına başladı.
Otellerde kış fiyatları üzerinden yüzde 10 indirime gidilirken bazı oteller ise İsrailli acentalara bedava oda veriyor. Geçen yıl Türkiye’ye 600 bine yakın İsrailli gelmişti.
TÜROFED Başkanı Barut, Avrupa’da tur satışlarında yüzde 20 gerileme olduğunu söyledi. Avrupa’da tur satışlarında yüzde 20 gerileme olduğunu söyleyen TÜROFED Başkanı Barut, “Şu anda sadece İngiltere’de artış var ama genel rakamlar ekside. İyimserliğimizi koruyoruz çünkü şu anda uçak iptali yok” dedi.
Türk turizmcilerin 2009 yılındaki hedeflerini belirlemek adına önemli bir gösterge olan Avrupa’da tur satışlarında yüzde 20’lik düşüş gözlendi. Ocak ayında hem İstanbul’un hem de Antalya’nın yıla eksiyle başladığını söyleyen Türkiye Otelciler Federasyonu (TÜROFED) Başkanı Ahmet Barut, “Şu anda İngiltere’de artış var ama genel olarak rakamlar ekside.
Biz yine de iyimserliğimizi koruyoruz. Çünkü tur operatörleri kapasite küçültme ya da uçak iptali yoluna gitmedi” dedi. Bu yıl Batı Avrupa’da ufak da olsa eksilme olabileceğine dikkat çeken Barut, “Ancak makasın büyük oranda açılmasını beklemiyorum” diye konuştu.
Otellere fuar dopingi
12-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenecek olan Doğu Akdeniz Uluslararası Turizm ve Seyahat Fuarı’nın (EMITT) tanıtım toplantısında konuşan Barut, önümüzdeki haftalarda açıklanması beklenen kriz önlem paketinde hükümetten daha fazla ’cömertlik’ beklediklerini açıkladı. Fuarla ilgili bilgi veren Ekin Fuarcılık A.Ş. Direktörü Hacer Aydın ise, 50 ülkeden 3 bin katılımcı beklediklerini, davetlilerle birlikte İstanbul’daki otellerin 12-15 Şubat tarihleri arasında 5 bin kişiyi ağırlayacağını aktardı.
İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı Yürütme Kurulu Başkanvekili Ahmet Emre Bilgili de İstanbul’un tanıtımı için yabancıların çekeceği bir ’sinema filmi’ hazırlandıklarını aktardı.
İsrailli turistler tek uçağa düştü
Ocak ayına kadar haftanın iki günü ortalama 4 uçak dolusu gelen İsrailli turist sayısı son yaşanan olaylarla birlikte haftada bir uçağa geriledi. Her Perşembe ve Pazar günü İsrail’den 4 uçağın Antalya Havalimanı’na indiğine dikkat çeken turizmciler, Şubat ayıyla birlikte bu sayının bir uçağa gerilediğini açıkladı. İsrailli turist sayısındaki gerilemeyi aşmak için ise Antalyalı turizmciler, özel fiyat kampanyalarına başladı.
Otellerde kış fiyatları üzerinden yüzde 10 indirime gidilirken bazı oteller ise İsrailli acentalara bedava oda veriyor. Geçen yıl Türkiye’ye 600 bine yakın İsrailli gelmişti.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Çimentocu rotayı Afrika`ya çevirdi
Krizden önemli oranda etkilenen çimento sektörü, ihracat için alternatif pazarlar yaratmaya çalışıyor. Geleneksel ihracat pazarlarının gerilemesi üzerine bir çok şirketin Libya, Nijerya, Filistin, Suriye gibi ülkelere yöneldiği belirtildi.
AA
AA muhabirinin TİM verilerinden derlediği bilgilere göre Türkiye, ocak ayında 79,3 milyon dolarlık çimento ihracatı yaptı.
İhracatta Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere gibi pazarlarda ortalama yüzde 50'lik gerileme yaşanırken, daha önce ihracat yapılmayan bazı ülkeler sıralamaya girmeye başladı.
En fazla çimento ihracatının yapıldığı Irak'a yılın ilk ayında geçen yıla göre yüzde 138 artışla 31 milyon dolar, Suriye'ye ise yüzde 150'lik artışla 15,7 milyon dolarlık ihracat yapıldı.
Geçen yılın aynı ayında hiç ihracat yapılmayan ya da çok düşük miktarlarda yapılan Libya, Gana, Benin, Angola, Nijerya, Cezayir, Kamerun ve Filistin, ihracatta aylık 1 milyon dolar sınırını aştı. Libya'ya yapılan ihracat 6 milyon dolar, Nijerya'ya 3 milyon dolar ve Cezayir'e yapılan ihracat da 3,5 milyon doları geçti.
Geçen yıl hemen hiç ihracatın gözükmediği Filistin'e ise bu yıl sadece ocak ayında 13,8 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Bu rakamla Filistin, Türkiye'nin çimento sektöründeki en büyük pazarlarından olan Almanya'yı geride bıraktı. Geçen yıl 8,4 milyon dolar ihracatın yapıldığı İsrail'e de bu yıl aynı dönemde yapılan ihracat 10,3 milyon dolara ulaştı.
Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Batıçim Üst Yöneticisi Tufan Ünal, iç piyasadaki durgunluk nedeniyle şirketlerin kapasitelerini kullanabilmek amacıyla ihracata ağırlık verdiğini söyledi.
Geçen dönemde yaşanan krizlerden farklı olarak ihracatta da beklenen performansın yakalanamadığını dile getiren Ünal, şunları söyledi:
“2001 krizinde Akdeniz havzası ve Körfez ülkelerine yönelerek kapasitelerimizi değerlendirebiliyorduk. Ancak bugün yaşanan küresel kriz, bu pazarları da durdurdu. İhracat için tüm kapıları çalıyoruz. Krizden görece daha az etkilenen Afrika ülkelerine ihracat yapmaya başladık. Libya, Gana, Angola gibi ülkelerde hareketlilik var. Tüm fırsatları değerlendirmek istiyoruz.”
Bir çok şirketin şişen stoklar nedeniyle klinker üretimine ara vermek durumunda kaldığına dikkat çeken Ünal, piyasalardaki daralmanın devam etmesi halinde Batıçim'de de üretime ara verebileceklerini açıkladı.
İHRACAT SÜREKLİLİĞİ
TÇMB yetkililerinden alınan bilgiye göre fabrikalarda çimentonun üretim özellikleri nedeniyle kapasite azaltmak mümkün olmadığı için üretim hatları aralıklı olarak çalıştırılıyor.
İhracatta tüm ana pazarlarda gerileme yaşandığı, Irak ve Suriye'ye yapılan ihracatın devam etmesinin iyi bir gelişme olduğu, Afrika pazarındaki canlılığın da sektöre stokların değerlendirilmesi konusunda fırsatlar sunduğu bildiriliyor.
Çimento sektöründe istikrarlı bir pazar yapısının olmaması ve kar marjının düşük kalması nedeniyle ihracata dayalı bir büyüme stratejisi geliştirilmesi mümkün görülmezken, son dönemde zorlanan Afrika kapılarının da sürekli ihracat imkanı getirmesinin olası gözükmediği yorumları yapılıyor.
Krizden önemli oranda etkilenen çimento sektörü, ihracat için alternatif pazarlar yaratmaya çalışıyor. Geleneksel ihracat pazarlarının gerilemesi üzerine bir çok şirketin Libya, Nijerya, Filistin, Suriye gibi ülkelere yöneldiği belirtildi.
AA
AA muhabirinin TİM verilerinden derlediği bilgilere göre Türkiye, ocak ayında 79,3 milyon dolarlık çimento ihracatı yaptı.
İhracatta Almanya, Fransa, İtalya ve İngiltere gibi pazarlarda ortalama yüzde 50'lik gerileme yaşanırken, daha önce ihracat yapılmayan bazı ülkeler sıralamaya girmeye başladı.
En fazla çimento ihracatının yapıldığı Irak'a yılın ilk ayında geçen yıla göre yüzde 138 artışla 31 milyon dolar, Suriye'ye ise yüzde 150'lik artışla 15,7 milyon dolarlık ihracat yapıldı.
Geçen yılın aynı ayında hiç ihracat yapılmayan ya da çok düşük miktarlarda yapılan Libya, Gana, Benin, Angola, Nijerya, Cezayir, Kamerun ve Filistin, ihracatta aylık 1 milyon dolar sınırını aştı. Libya'ya yapılan ihracat 6 milyon dolar, Nijerya'ya 3 milyon dolar ve Cezayir'e yapılan ihracat da 3,5 milyon doları geçti.
Geçen yıl hemen hiç ihracatın gözükmediği Filistin'e ise bu yıl sadece ocak ayında 13,8 milyon dolarlık ihracat yapıldı. Bu rakamla Filistin, Türkiye'nin çimento sektöründeki en büyük pazarlarından olan Almanya'yı geride bıraktı. Geçen yıl 8,4 milyon dolar ihracatın yapıldığı İsrail'e de bu yıl aynı dönemde yapılan ihracat 10,3 milyon dolara ulaştı.
Türkiye Çimento Müstahsilleri Birliği (TÇMB) Yönetim Kurulu Üyesi ve Batıçim Üst Yöneticisi Tufan Ünal, iç piyasadaki durgunluk nedeniyle şirketlerin kapasitelerini kullanabilmek amacıyla ihracata ağırlık verdiğini söyledi.
Geçen dönemde yaşanan krizlerden farklı olarak ihracatta da beklenen performansın yakalanamadığını dile getiren Ünal, şunları söyledi:
“2001 krizinde Akdeniz havzası ve Körfez ülkelerine yönelerek kapasitelerimizi değerlendirebiliyorduk. Ancak bugün yaşanan küresel kriz, bu pazarları da durdurdu. İhracat için tüm kapıları çalıyoruz. Krizden görece daha az etkilenen Afrika ülkelerine ihracat yapmaya başladık. Libya, Gana, Angola gibi ülkelerde hareketlilik var. Tüm fırsatları değerlendirmek istiyoruz.”
Bir çok şirketin şişen stoklar nedeniyle klinker üretimine ara vermek durumunda kaldığına dikkat çeken Ünal, piyasalardaki daralmanın devam etmesi halinde Batıçim'de de üretime ara verebileceklerini açıkladı.
İHRACAT SÜREKLİLİĞİ
TÇMB yetkililerinden alınan bilgiye göre fabrikalarda çimentonun üretim özellikleri nedeniyle kapasite azaltmak mümkün olmadığı için üretim hatları aralıklı olarak çalıştırılıyor.
İhracatta tüm ana pazarlarda gerileme yaşandığı, Irak ve Suriye'ye yapılan ihracatın devam etmesinin iyi bir gelişme olduğu, Afrika pazarındaki canlılığın da sektöre stokların değerlendirilmesi konusunda fırsatlar sunduğu bildiriliyor.
Çimento sektöründe istikrarlı bir pazar yapısının olmaması ve kar marjının düşük kalması nedeniyle ihracata dayalı bir büyüme stratejisi geliştirilmesi mümkün görülmezken, son dönemde zorlanan Afrika kapılarının da sürekli ihracat imkanı getirmesinin olası gözükmediği yorumları yapılıyor.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Fitch`den Türkiye`ye not güvencesi
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, IMF anlaşması olmasa da, Türkiye'nin kredi notunun değişmeyeceğini söyledi.
AA
Fitch'ten yapılan açıklamada, Türkiye'nin IMF ile anlaşmasının, pozitif bir gelişme olacağı belirtilirken, anlaşma olmaması halinde de Türkiye'nin diğer finansman yollarının bulacağı kaydedildi.
IMF anlaşmasının yapılmamasının, Türkiye'nin kredi notunun düşürülmesinde belirleyici olmadığı vurgulandı.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch dün, Rusya'nın kredi notunu BBB( ) düzeyinden, BBB'ye indirdi.
Reyting kuruluşu, bu ülkenin görünümünü de “negatif” olarak açıkladı. Kredi notunun indirilmesinde, Rusya'nın petrol gelirlerinin düşmesi ve ülkeden sermaye çıkışı etkili oldu.
Fitch, Rusya'nın kredi notundaki düşüşün, diğer yükselen avrupa piyasalarını da olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, IMF anlaşması olmasa da, Türkiye'nin kredi notunun değişmeyeceğini söyledi.
AA
Fitch'ten yapılan açıklamada, Türkiye'nin IMF ile anlaşmasının, pozitif bir gelişme olacağı belirtilirken, anlaşma olmaması halinde de Türkiye'nin diğer finansman yollarının bulacağı kaydedildi.
IMF anlaşmasının yapılmamasının, Türkiye'nin kredi notunun düşürülmesinde belirleyici olmadığı vurgulandı.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch dün, Rusya'nın kredi notunu BBB( ) düzeyinden, BBB'ye indirdi.
Reyting kuruluşu, bu ülkenin görünümünü de “negatif” olarak açıkladı. Kredi notunun indirilmesinde, Rusya'nın petrol gelirlerinin düşmesi ve ülkeden sermaye çıkışı etkili oldu.
Fitch, Rusya'nın kredi notundaki düşüşün, diğer yükselen avrupa piyasalarını da olumsuz etkileyeceğine dikkat çekti.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
IMF ile anlaşma yapmasak ne olur?
Hiçbir şey olmaz, aslanlar gibi yolumuza devam ederiz diyebaşlamak isterdik ama maalesef soruyu bu şekilde yanıtlamak mümkün değil.
Baturalp Candemir / REFERANS GAZETESİ
Gazetelerden okuduğumuz, haber bültenlerinden dinlediğimiz kadarıyla, Uluslararası Para Fonu (IMF) kabul edilemez nitelikte iki yeni taleple geldiği için görüşmelere ara verilmiş. Hükümet, IMF'nin yeni taleplerine veryansın ediyor. Tabii pazarlıklar sırasında böyle manevralar yapılmasını normal karşılamak lazım. Zaman zaman sert çıkıp, karşı tarafın taleplerini karşılamanın mümkün olmadığı mesajını vermek gerekir ki, karşı taraf taleplerini törpülesin veya tümden geri çeksin.
IMF'siz senaryo karanlık
Şu sıralarda duyduğumuz demeçleri bu şekilde anlıyoruz. Eninde sonunda kim kimin kolunu büker bilinmez, ama IMF ile anlaşma yapılacağı yönündeki kanaatimizi koruyoruz. Çünkü IMF'siz senaryo oldukça karanlık. Diyelim ki, hükümet bu iki talebin hakikaten kabul edilemez olduğunu düşünüyor ve bu talepleri yerine getirmektense, stand by yapmamayı tercih ediyor. O zaman, hükümetin şöyle bir senaryo çerçevesinde olabilecekleri düşünmesi gerekiyor. Hükümetin IMF ile anlaşmadığı duyulduğu anda -ister anlamlı bulun, ister anlamsız- ilk akla gelen, Türk hükümetinin ciddi bir program uygulamaktan kaçındığı olacak. Burada çok başarılı olarak sonuçlandırılan stand by sürecinde, yapısal önlemler ile bütçe önlemlerinin alındığı tarihlerin gözden geçirmelerden kısa süre önce ya da gözden geçirme sırasında alındığını hatırlatmak isteriz. IMF heyeti gelmeden önlemleri almayan, erteleyen; ancak heyet geldikten sonra karar almaya başlayan bir tarzınız varsa, piyasa sizin tek başınıza gereken önlemleri zamanında alacağınızı varsayamaz, kendi pozisyonunu buna göre belirleyemez.
Piyasanın desteği şart
Hükümetin, mali sorumluluktan uzak bir çizgide ilerleyebilme ihtimali, faizlerin yükselmesine neden olacak. Daha da önemlisi, IMF'den fon girişi sağlayamayan, bu nedenle de dış ödemelerini ancak cepteki dövizleri satarak yapabilecek bir ülkeye, özel sektör sermayesini çekme ihtimali çok yüksek değil. Kurların daha yüksek bir platoda dengeye oturması, ekonomik daralmanın daha da derinleşmesi kaçınılmaz. Kısacası, kamu daha çok harcama yapmakta, hayali gelir bütçesini piyasaya empoze etmekte ısrarcı olursa, belki kamu harcamaları artacak ama bu ekonomik büyümeyi sağlayamayacak, çünkü yükselen faizler ve kurlar özel sektör talebi öldürecek. Sonuç olarak, eğer IMF'nin talepleri, Türkiye'yi daha derin bir krizle başbaşa bırakabilecek risklerin bile göze alınmasını gerektirecek kadar kabul edilemez ise, içinde bulunduğumuz ortamda en mantıklısı, hükümetin kendi başına kredibilitesi yüksek, çok daha önden yüklemeli, yapısal sorunları çok kısa bir sürede çözmeyi hedefleyen bir programı ortaya koymasıdır. Öyle bir programın başarılı olması için önkoşul piyasaların desteği.
IMF'nin talepleri bilinmeli
Piyasalar da IMF'siz programı desteklemeden önce, IMF'li programın neden kabul edilmediğini, yani bu kabul edilemez nitelikteki taleplerin neler olduğunu duymak ister. Eğer gerçekten böyle bir tercih yapılsaydı, yani IMF ile anlaşmanın yapılmama ihtimali yüksek olsaydı, şimdiye kadar IMF'nin kabul edilemez taleplerini resmi ağızlardan duymuş olurduk ki, yola IMF'siz devam etmeyi planlayan hükümetin IMF'siz programına destek verelim. 260 milyar TL'lik bütçede 4-5 milyar TL'lik kesinti yapma marjı olmadığına inanmak mümkün değil. Basına açıklanmayan IMF talepleri, şimdi olmasa da seçimden sonra kabul edilebilecek taleplerdir belki de...
Hiçbir şey olmaz, aslanlar gibi yolumuza devam ederiz diyebaşlamak isterdik ama maalesef soruyu bu şekilde yanıtlamak mümkün değil.
Baturalp Candemir / REFERANS GAZETESİ
Gazetelerden okuduğumuz, haber bültenlerinden dinlediğimiz kadarıyla, Uluslararası Para Fonu (IMF) kabul edilemez nitelikte iki yeni taleple geldiği için görüşmelere ara verilmiş. Hükümet, IMF'nin yeni taleplerine veryansın ediyor. Tabii pazarlıklar sırasında böyle manevralar yapılmasını normal karşılamak lazım. Zaman zaman sert çıkıp, karşı tarafın taleplerini karşılamanın mümkün olmadığı mesajını vermek gerekir ki, karşı taraf taleplerini törpülesin veya tümden geri çeksin.
IMF'siz senaryo karanlık
Şu sıralarda duyduğumuz demeçleri bu şekilde anlıyoruz. Eninde sonunda kim kimin kolunu büker bilinmez, ama IMF ile anlaşma yapılacağı yönündeki kanaatimizi koruyoruz. Çünkü IMF'siz senaryo oldukça karanlık. Diyelim ki, hükümet bu iki talebin hakikaten kabul edilemez olduğunu düşünüyor ve bu talepleri yerine getirmektense, stand by yapmamayı tercih ediyor. O zaman, hükümetin şöyle bir senaryo çerçevesinde olabilecekleri düşünmesi gerekiyor. Hükümetin IMF ile anlaşmadığı duyulduğu anda -ister anlamlı bulun, ister anlamsız- ilk akla gelen, Türk hükümetinin ciddi bir program uygulamaktan kaçındığı olacak. Burada çok başarılı olarak sonuçlandırılan stand by sürecinde, yapısal önlemler ile bütçe önlemlerinin alındığı tarihlerin gözden geçirmelerden kısa süre önce ya da gözden geçirme sırasında alındığını hatırlatmak isteriz. IMF heyeti gelmeden önlemleri almayan, erteleyen; ancak heyet geldikten sonra karar almaya başlayan bir tarzınız varsa, piyasa sizin tek başınıza gereken önlemleri zamanında alacağınızı varsayamaz, kendi pozisyonunu buna göre belirleyemez.
Piyasanın desteği şart
Hükümetin, mali sorumluluktan uzak bir çizgide ilerleyebilme ihtimali, faizlerin yükselmesine neden olacak. Daha da önemlisi, IMF'den fon girişi sağlayamayan, bu nedenle de dış ödemelerini ancak cepteki dövizleri satarak yapabilecek bir ülkeye, özel sektör sermayesini çekme ihtimali çok yüksek değil. Kurların daha yüksek bir platoda dengeye oturması, ekonomik daralmanın daha da derinleşmesi kaçınılmaz. Kısacası, kamu daha çok harcama yapmakta, hayali gelir bütçesini piyasaya empoze etmekte ısrarcı olursa, belki kamu harcamaları artacak ama bu ekonomik büyümeyi sağlayamayacak, çünkü yükselen faizler ve kurlar özel sektör talebi öldürecek. Sonuç olarak, eğer IMF'nin talepleri, Türkiye'yi daha derin bir krizle başbaşa bırakabilecek risklerin bile göze alınmasını gerektirecek kadar kabul edilemez ise, içinde bulunduğumuz ortamda en mantıklısı, hükümetin kendi başına kredibilitesi yüksek, çok daha önden yüklemeli, yapısal sorunları çok kısa bir sürede çözmeyi hedefleyen bir programı ortaya koymasıdır. Öyle bir programın başarılı olması için önkoşul piyasaların desteği.
IMF'nin talepleri bilinmeli
Piyasalar da IMF'siz programı desteklemeden önce, IMF'li programın neden kabul edilmediğini, yani bu kabul edilemez nitelikteki taleplerin neler olduğunu duymak ister. Eğer gerçekten böyle bir tercih yapılsaydı, yani IMF ile anlaşmanın yapılmama ihtimali yüksek olsaydı, şimdiye kadar IMF'nin kabul edilemez taleplerini resmi ağızlardan duymuş olurduk ki, yola IMF'siz devam etmeyi planlayan hükümetin IMF'siz programına destek verelim. 260 milyar TL'lik bütçede 4-5 milyar TL'lik kesinti yapma marjı olmadığına inanmak mümkün değil. Basına açıklanmayan IMF talepleri, şimdi olmasa da seçimden sonra kabul edilebilecek taleplerdir belki de...
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
İngiltere`de faiz şoku!!!
İngiltere Merkez Bankası, faizleri 0.5 puan indirerek yüzde 1'e çekti.
Böylece İngiltere'de faizler 1694 yılında kurulan İngiltere Merkez Bankası (BOE) tarihinin en düşük seviyesine geriledi.
İngiltere ekonomisinin bu yıl 1946 yılından bu yana en kötü büyüme performansını göstermesi bekleniyor.
İngiltere Merkez Bankası da ekonomiyi canlandırmak ve resesyonla savaşmak adına faizleri indiriyor. BOE'nin bugünkü toplantısından yarım puanlık bir indirim kararı çıkarken, faiz oranları indiği yüzde 1 seviyesi ile tarihin en düşük seviyesine geldi...
İngiltere Merkez Bankası, faizleri 0.5 puan indirerek yüzde 1'e çekti.
Böylece İngiltere'de faizler 1694 yılında kurulan İngiltere Merkez Bankası (BOE) tarihinin en düşük seviyesine geriledi.
İngiltere ekonomisinin bu yıl 1946 yılından bu yana en kötü büyüme performansını göstermesi bekleniyor.
İngiltere Merkez Bankası da ekonomiyi canlandırmak ve resesyonla savaşmak adına faizleri indiriyor. BOE'nin bugünkü toplantısından yarım puanlık bir indirim kararı çıkarken, faiz oranları indiği yüzde 1 seviyesi ile tarihin en düşük seviyesine geldi...
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi