]İngiltere kabinesi olağandışı toplanıyor [/color]
İngiltere kabinesi ekonomik krizin başlamasından bu yana üçüncü kez Londra dışında toplanırken, bu kez toplantı için ülkenin kuzeybatısındaki Liverpool kenti seçildi.
Geçen eylülde Londra dışında toplantı geleneğini başlatan Başbakan Gordon Brown, kuzeybatı İngiltere'deki ekonomik durumu bizzat tespit etmek için üç gündür bölgede bulunuyordu.
Kırsal kesimin yeniden inşası ve hükümetin yatırım programının İngiliz Kabinesi'nin Liverpool toplantısının ana gündem maddelerini oluşturacağı bildirildi.
Ana muhalefetteki Muhafazakar Parti ise, hükümetin Londra dışında kabine toplantısı düzenlemesi fikrini bir “yutturmacadan ibaret” olarak gördüklerini açıkladı.
Toplantının ardından İş ve Ticaret Bakanı Lord Mandelson'ın kuzeybatı İngiltere için 35 milyon sterlinlik bir yatırım programını açıklaması bekleniyor.
Bu arada Maliye Bakanı Alastair Darling'in de bugün bölgedeki işadamlarıyla bir çalışma kahvaltısında bir araya geleceği ve sorun ve beklentilerini dinleyeceği kaydedildi.
Ekonomi Gündemi...
Konu Sahibi / Yazar
Kongo Madagasgar
Kategori / Forum
Ekonomi
Yorumlar / Cevaplar
584
Okunma / Görüntüleme
153076
Anket Borsa sizce ne olur...
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000
4 (33.33%)
26.000
1 (8.33%)
19.000
3 (25.00%)
15.000
2 (16.67%)
30.000
1 (8.33%)
21.500
1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 12 (100%)
Ekonomi Gündemi...
Ekonomi Gündemi...
]Küresel kriz, elektrik tüketimini azalttı [/color]
Türkiye'nin elektrik tüketiminde Ekim 2008'de başlayan düşüş, Aralık ayında da sürdü. Tüketimde son çeyrekte görülen azalma, 2008 elektrik tüketim artış oranını da bir önceki yıla göre yarıdan fazla düşürdü.
Türkiye Elektrik İletim A.Ş'nin verilerine göre, elektrik tüketiminde Ekim 2008'de başlayan düşüş, Aralık ayında da sürdü.
Elektrik tüketimi Aralık 2008'de, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 azalarak, 15,7 milyar kilovatsaat (kWh) olarak gerçekleşti. 2007'nin Aralık ayında tüketim bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 artışla 16,8 milyar kilovat saat olmuştu.
Türkiye'nin elektrik tüketimi, geçen yılın üçüncü çeyreğinden itibaren etkileri hissedilmeye başlanan küresel mali kriz nedeniyle Ekim ayından beri düşüyor.
Elektrik tüketimi geçen ekim ayında yüzde 1,3, Kasım ayında da yüzde 4,5 oranında azalmıştı.
Türkiye'nin elektrik tüketiminde Ekim 2008'de başlayan düşüş, Aralık ayında da sürdü. Tüketimde son çeyrekte görülen azalma, 2008 elektrik tüketim artış oranını da bir önceki yıla göre yarıdan fazla düşürdü.
Türkiye Elektrik İletim A.Ş'nin verilerine göre, elektrik tüketiminde Ekim 2008'de başlayan düşüş, Aralık ayında da sürdü.
Elektrik tüketimi Aralık 2008'de, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 6,5 azalarak, 15,7 milyar kilovatsaat (kWh) olarak gerçekleşti. 2007'nin Aralık ayında tüketim bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,5 artışla 16,8 milyar kilovat saat olmuştu.
Türkiye'nin elektrik tüketimi, geçen yılın üçüncü çeyreğinden itibaren etkileri hissedilmeye başlanan küresel mali kriz nedeniyle Ekim ayından beri düşüyor.
Elektrik tüketimi geçen ekim ayında yüzde 1,3, Kasım ayında da yüzde 4,5 oranında azalmıştı.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Güney Kore de faizleri indirdi
Güney Kore Merkez Bankası, zor durumdaki ekonomisine destek vermek amacıyla gösterge faiz oranını yüzde 2,5'e çekti.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu yaptığı toplantıda, yüzde 3 olan faiz oranını 50 baz puan indirerek yüzde 2,5 yaptı.
Banka yaptığı açıklamada, “ülkede ekonomik faaliyetin hızla düştüğü, ekonominin büyümesinde aşağı yönlü risklerin, kredi sıkışıklığı dahil finansal piyasadaki sıkıntı nedeniyle arttığının düşünüldüğü” ifade edildi.
Merkez Bankası bu son faiz indirimiyle faiz oranını geçen yıl 9 Ekim'den bu yana beşinci kez düşürmüş oldu.
Güney Kore'nin ihracata dayalı ekonomisi küresel ekonomik kriz sonucu talebin düşmesinden kötü etkilendi. Fabrika üretimi geçen yıl kasım ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 14,1 ve ihracatı aralık ayında yüzde 17,4 geriledi.
Merkez Bankası geçen ay 2008 yılında yüzde 3,7 büyümesi beklenen ekonominin bu yıl yüzde 2 olacağını tahmin ettiğini açıklamıştı.
Ancak bazı ekonomistler, Güney Kore ekonomisinin, 1997 yılındaki Asya ekonomik krizinden bu yana ilk kez yıllık bazda daralabileceğini öngörüyorlar.
Güney Kore Merkez Bankası, zor durumdaki ekonomisine destek vermek amacıyla gösterge faiz oranını yüzde 2,5'e çekti.
Merkez Bankası Para Politikası Kurulu yaptığı toplantıda, yüzde 3 olan faiz oranını 50 baz puan indirerek yüzde 2,5 yaptı.
Banka yaptığı açıklamada, “ülkede ekonomik faaliyetin hızla düştüğü, ekonominin büyümesinde aşağı yönlü risklerin, kredi sıkışıklığı dahil finansal piyasadaki sıkıntı nedeniyle arttığının düşünüldüğü” ifade edildi.
Merkez Bankası bu son faiz indirimiyle faiz oranını geçen yıl 9 Ekim'den bu yana beşinci kez düşürmüş oldu.
Güney Kore'nin ihracata dayalı ekonomisi küresel ekonomik kriz sonucu talebin düşmesinden kötü etkilendi. Fabrika üretimi geçen yıl kasım ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 14,1 ve ihracatı aralık ayında yüzde 17,4 geriledi.
Merkez Bankası geçen ay 2008 yılında yüzde 3,7 büyümesi beklenen ekonominin bu yıl yüzde 2 olacağını tahmin ettiğini açıklamıştı.
Ancak bazı ekonomistler, Güney Kore ekonomisinin, 1997 yılındaki Asya ekonomik krizinden bu yana ilk kez yıllık bazda daralabileceğini öngörüyorlar.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Kriz altın sattırdı [/color]
İzmir Kuyumcular Odası Başkanı Mevlüt Özer, ekonomik krizde mücevherin, altının yatırıma dönüşmesinin azınlıkta olduğunu belirterek, kendilerine ekonomik katkı sağlasın diye, hanımlarının kolunda birikimleri olan insanların, darboğazdan dolayı altınlarını sattıklarını bildirdi.
AA
Ekonomik krizin sektöre olan etkilerini AA muhabirine değerlendiren Özer, İzmir'de sektörde faaliyet gösteren bin 400 civarında firma sayısının her geçen gün azaldığını, bugün bu sayısının bin 170'e gerilediğini kaydetti.
Özer, sektörde son 5 yıldır bir gerileme yaşandığını vurgulayarak, “Kapanan firmalar yoğunlukta. İmalat atölyeleri eskiden çoktu, şimdi azaldı. İlk olarak imalat kısmı çok büyük bir kayba uğradı. Şu an İzmir'de 70-80 civarında imalatçı kaldı. Halbuki bu sayı 250'nin üzerindeydi” diye konuştu.
2007 yılından beri, 2008'in çok zorlu geçeceği, bu zorluğun 2009'un ortalarında aşılacağı görüşünü dile getirdiğini hatırlatan Özer, şöyle devam etti:
“Ama o zaman ABD kaynaklı kriz ortada yoktu. Böyle bir durum ortaya çıkınca, sektörde 2010'larda bir kıpırdanma olacağını ümit ediyorum. Avrupa'da ve dünyada olumlu gelişmeler kaydedildikçe sektör hareketlenecektir. Bugün Dubai bile durmuş vaziyette. ABD'de, Avrupa'da sektör durdu. Bütün üretici arkadaşlarımız, ihracatçı arkadaşlarımız hepsi durdu. İthalatı zaten hiç bir zaman düşünmedik. İthalat bize, tasarımcılarımıza belli bir yönde ışık tutuyordu. Bugün Türkiye, kuyum sektöründe, dünyada ikinci olmasa da üçüncü sırada yer alıyor. Yani iyi bir durumdayız. Ama işsizliğin getirdiği bir dar boğaz var. Bunu aşacağımızı düşünüyorum. Sadece kuyum sektöründe değil, tüm sektörlerde durgunluk olduğu için bu sıkıntıyı bir feryat olarak düşünmüyoruz.”
“YAĞMUR BİR YERDE DEĞİL, BÜTÜN DÜNYADA KRİZ VAR”
Mevlüt Özer, Türkiye'nin 5 milyar dolarlık dünya kuyum pazarından 1,5-2 milyar dolarlık pay elde ettiğini belirterek, İzmir'in Türkiye pazarındaki payının çok düşük olduğuna dikkati çekti.
Doğrudan İzmir üzerinden yapılmayan ihracatın cüzi bir yerde kaldığına da değinen Özer, “İzmir'in Türkiye'nin ihracatındaki payı ancak 3, 5, 10 milyon dolar civarlarındadır” dedi. Özer, ilgili yasada yapılan değişiklik nedeniyle bu konuda ellerinde sağlık bir veri bulunmadığını söyledi.
Ekonomik krizde mücevherin, altının yatırıma dönüşmesinin azınlıkta kaldığını ifade eden Özer, şu görüşleri aktardı:
“Bizim için tüketicinin davranışı önemli. Onlar bugüne kadar böyle durumlarda hep geriye satış yaptılar. Kendilerine ekonomik katkı sağlasın diye, hanımlarının kolunda birikimleri olan insanlar, dar boğazdan dolayı altınlarını satıyorlar. Spekülatörlerin aldığı 10 ton altın, 1 kilo, 10 kilo altın. Onlar zaten sektöre hizmet edemez. Kendi üyelerimizin vitrininden bir çift küpe, bir bilezik, kolye satması önemli. Onun haricinde yapacak pek bir şeyimiz yok. Yağmur bir yere yağsa her tarafın ıslanır. Yağmur bir yerde değil, bütün dünyada bir kriz var. Kuyumculuk sektörü de bundan nasibini alıyor. Sorunu aşmak için de fuarlar düzenliyoruz. Daha yeni ürünlerle, yeni modellerle insanlara bir şeyler vermeye çalışıyoruz.”
İzmir Kuyumcular Odası Başkanı Mevlüt Özer, ekonomik krizde mücevherin, altının yatırıma dönüşmesinin azınlıkta olduğunu belirterek, kendilerine ekonomik katkı sağlasın diye, hanımlarının kolunda birikimleri olan insanların, darboğazdan dolayı altınlarını sattıklarını bildirdi.
AA
Ekonomik krizin sektöre olan etkilerini AA muhabirine değerlendiren Özer, İzmir'de sektörde faaliyet gösteren bin 400 civarında firma sayısının her geçen gün azaldığını, bugün bu sayısının bin 170'e gerilediğini kaydetti.
Özer, sektörde son 5 yıldır bir gerileme yaşandığını vurgulayarak, “Kapanan firmalar yoğunlukta. İmalat atölyeleri eskiden çoktu, şimdi azaldı. İlk olarak imalat kısmı çok büyük bir kayba uğradı. Şu an İzmir'de 70-80 civarında imalatçı kaldı. Halbuki bu sayı 250'nin üzerindeydi” diye konuştu.
2007 yılından beri, 2008'in çok zorlu geçeceği, bu zorluğun 2009'un ortalarında aşılacağı görüşünü dile getirdiğini hatırlatan Özer, şöyle devam etti:
“Ama o zaman ABD kaynaklı kriz ortada yoktu. Böyle bir durum ortaya çıkınca, sektörde 2010'larda bir kıpırdanma olacağını ümit ediyorum. Avrupa'da ve dünyada olumlu gelişmeler kaydedildikçe sektör hareketlenecektir. Bugün Dubai bile durmuş vaziyette. ABD'de, Avrupa'da sektör durdu. Bütün üretici arkadaşlarımız, ihracatçı arkadaşlarımız hepsi durdu. İthalatı zaten hiç bir zaman düşünmedik. İthalat bize, tasarımcılarımıza belli bir yönde ışık tutuyordu. Bugün Türkiye, kuyum sektöründe, dünyada ikinci olmasa da üçüncü sırada yer alıyor. Yani iyi bir durumdayız. Ama işsizliğin getirdiği bir dar boğaz var. Bunu aşacağımızı düşünüyorum. Sadece kuyum sektöründe değil, tüm sektörlerde durgunluk olduğu için bu sıkıntıyı bir feryat olarak düşünmüyoruz.”
“YAĞMUR BİR YERDE DEĞİL, BÜTÜN DÜNYADA KRİZ VAR”
Mevlüt Özer, Türkiye'nin 5 milyar dolarlık dünya kuyum pazarından 1,5-2 milyar dolarlık pay elde ettiğini belirterek, İzmir'in Türkiye pazarındaki payının çok düşük olduğuna dikkati çekti.
Doğrudan İzmir üzerinden yapılmayan ihracatın cüzi bir yerde kaldığına da değinen Özer, “İzmir'in Türkiye'nin ihracatındaki payı ancak 3, 5, 10 milyon dolar civarlarındadır” dedi. Özer, ilgili yasada yapılan değişiklik nedeniyle bu konuda ellerinde sağlık bir veri bulunmadığını söyledi.
Ekonomik krizde mücevherin, altının yatırıma dönüşmesinin azınlıkta kaldığını ifade eden Özer, şu görüşleri aktardı:
“Bizim için tüketicinin davranışı önemli. Onlar bugüne kadar böyle durumlarda hep geriye satış yaptılar. Kendilerine ekonomik katkı sağlasın diye, hanımlarının kolunda birikimleri olan insanlar, dar boğazdan dolayı altınlarını satıyorlar. Spekülatörlerin aldığı 10 ton altın, 1 kilo, 10 kilo altın. Onlar zaten sektöre hizmet edemez. Kendi üyelerimizin vitrininden bir çift küpe, bir bilezik, kolye satması önemli. Onun haricinde yapacak pek bir şeyimiz yok. Yağmur bir yere yağsa her tarafın ıslanır. Yağmur bir yerde değil, bütün dünyada bir kriz var. Kuyumculuk sektörü de bundan nasibini alıyor. Sorunu aşmak için de fuarlar düzenliyoruz. Daha yeni ürünlerle, yeni modellerle insanlara bir şeyler vermeye çalışıyoruz.”
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Gaz krizi elektrik üretimini vurdu [/color]
Rusya'nın Ukrayna üzerinden ulaştırdığı doğalgazı hafta başında kesmesi üzerine baş gösteren kriz Türkiye'de elektrik üretimini vurdu. Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi yakınlarında bulunan Hamitabat Doğalgaz Çevrim Santralı'nda elektrik üretimi yüzde 50 oranında düşürüldü. Bursa'daki Ovaakça Santralı'nda ise 3 üretim ünitesinden biri devre dışı bırakıldı.
REFERANS GAZETESİ
Hamitabat Doğalgaz Çevrim Santralı Genel Müdürü Abdülrezzak Katırcıoğlu, santralın 1200 megavat olan elektrik üretim kapasitesinin dün sabahtan itibaren doğalgaz akışının azalması nedeniyle ihtiyati olarak 600 megavata düşürüldüğünü söyledi.
Kısıtlı doğalgaz alabilen Bursa'daki Ovaakça Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı'nda da üretim, gelen gaz miktarına bağlı olarak devam ediyor. Yetkililer Şu anda iki üretim ünitesi devrede bulunuyor. Üretimde durma yok sadece gelen gaza bağlı olarak azalma var açıklamasında bulundu. Bursa Ovaakça Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı'nın, 1400 megavatlık üretim kapasitesi bulunuyor.
Kesinti yapılmayacak
İzmir'in Aliağa ilçesinde kurulu Enka Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı'nda ise herhangi bir sıkıntı yaşanmadığı bildirildi. Enka Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı Tesis Müdürü Selim Özkan, 1523 MW gücünde ve yılda toplam 12.4 milyar KWH elektrik enerjisi üretme kapasitesine sahip santralda herhangi bir üretim kısıtlaması olmadığını açıkladı.
Tüm bu gelişmelere rağmen Elektrik Üretim AŞ elektrik üretiminde sıkıntı olmadığını öne sürerken Reuters'ten farklı bir haber geldi.
Reuters'a bilgi veren Enerji Bakanlığı'ndan bir yetkili, Rusya'dan sadece Mavi Akım hattından gaz çekişi yapılmasının ardından Ambarlı (B), Bursa doğalgaz çevrim ve Hamitabat santrallarında üretime ara verildi. Ambarlı (A) Santralı'nda da alternatif yakıt olarak fueloil'e geçildi dedi. Söz konusu adımla doğalgaz tüketimin azaltmanın amaçlandığını kaydeden yetkili, Ancak bir elektrik kesintisi gündemde yok. Tüketim talebi tamamen karşılanıyor. Sistem sorunsuz olarak işliyor şeklinde konuştu.
GÜLER: SORUN YOK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, doğalgaz çevrim içi santrallerinin üretiminde bir sorun olmadığını açıkladı. Gaz dengesine göre üretim yapıldığını kaydeden Güler, İhtiyaç yoksa su içmenize de gerek yok. Değirmenci değirmen durduğu zaman uyanır. Yaptığımız yatırımlarla diğer ülkelere göre daha rahatız dedi.
Güler, Rusya'nın batı hattından doğalgaz akışı kesilmesine rağmen, sistemin başarıyla yönetildiğini söyledi. Türkiye'nin Ukrayna-Rusya arasındaki doğalgaz anlaşmazlığında sorunun bir parçası değil, krizin bir parçası olmasını istediklerini belirten Güler, enerji konusunun sanılanın çok daha ötesinde kompleks bir ilişkiler yumağı olduğunu ifade etti. Güler, Türkiye'nin de söz konusu süreçte etkin bir arabuluculuk görüşmeleri yaptığını anlattı.
DOĞALGAZDA DURUM NE
- Mavi Akım'dan gelen gaz miktarı günlük 40 milyon metreküpten 45 milyon metreküpe çıkarıldı.
- İran'dan 15 milyon metreküp gaz alımı yapılıyor.
- Azerbaycan'dan 17 milyon metreküp gaz geliyor.
- LNG ithalatı yoluyla yılda Nijerya'dan 1.2 milyar metreküp, Cezayir'den 4 milyar metreküplük alım yapılıyor.
- Ukrayna hattı üzerinden kesinti öncesi Türkiye'ye 35 milyon metreküp doğalgaz geliyordu. Önceki gün buradan gaz akışı durdu.
Rusya'nın Ukrayna üzerinden ulaştırdığı doğalgazı hafta başında kesmesi üzerine baş gösteren kriz Türkiye'de elektrik üretimini vurdu. Kırklareli'nin Lüleburgaz ilçesi yakınlarında bulunan Hamitabat Doğalgaz Çevrim Santralı'nda elektrik üretimi yüzde 50 oranında düşürüldü. Bursa'daki Ovaakça Santralı'nda ise 3 üretim ünitesinden biri devre dışı bırakıldı.
REFERANS GAZETESİ
Hamitabat Doğalgaz Çevrim Santralı Genel Müdürü Abdülrezzak Katırcıoğlu, santralın 1200 megavat olan elektrik üretim kapasitesinin dün sabahtan itibaren doğalgaz akışının azalması nedeniyle ihtiyati olarak 600 megavata düşürüldüğünü söyledi.
Kısıtlı doğalgaz alabilen Bursa'daki Ovaakça Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı'nda da üretim, gelen gaz miktarına bağlı olarak devam ediyor. Yetkililer Şu anda iki üretim ünitesi devrede bulunuyor. Üretimde durma yok sadece gelen gaza bağlı olarak azalma var açıklamasında bulundu. Bursa Ovaakça Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı'nın, 1400 megavatlık üretim kapasitesi bulunuyor.
Kesinti yapılmayacak
İzmir'in Aliağa ilçesinde kurulu Enka Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı'nda ise herhangi bir sıkıntı yaşanmadığı bildirildi. Enka Doğalgaz Kombine Çevrim Santralı Tesis Müdürü Selim Özkan, 1523 MW gücünde ve yılda toplam 12.4 milyar KWH elektrik enerjisi üretme kapasitesine sahip santralda herhangi bir üretim kısıtlaması olmadığını açıkladı.
Tüm bu gelişmelere rağmen Elektrik Üretim AŞ elektrik üretiminde sıkıntı olmadığını öne sürerken Reuters'ten farklı bir haber geldi.
Reuters'a bilgi veren Enerji Bakanlığı'ndan bir yetkili, Rusya'dan sadece Mavi Akım hattından gaz çekişi yapılmasının ardından Ambarlı (B), Bursa doğalgaz çevrim ve Hamitabat santrallarında üretime ara verildi. Ambarlı (A) Santralı'nda da alternatif yakıt olarak fueloil'e geçildi dedi. Söz konusu adımla doğalgaz tüketimin azaltmanın amaçlandığını kaydeden yetkili, Ancak bir elektrik kesintisi gündemde yok. Tüketim talebi tamamen karşılanıyor. Sistem sorunsuz olarak işliyor şeklinde konuştu.
GÜLER: SORUN YOK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, doğalgaz çevrim içi santrallerinin üretiminde bir sorun olmadığını açıkladı. Gaz dengesine göre üretim yapıldığını kaydeden Güler, İhtiyaç yoksa su içmenize de gerek yok. Değirmenci değirmen durduğu zaman uyanır. Yaptığımız yatırımlarla diğer ülkelere göre daha rahatız dedi.
Güler, Rusya'nın batı hattından doğalgaz akışı kesilmesine rağmen, sistemin başarıyla yönetildiğini söyledi. Türkiye'nin Ukrayna-Rusya arasındaki doğalgaz anlaşmazlığında sorunun bir parçası değil, krizin bir parçası olmasını istediklerini belirten Güler, enerji konusunun sanılanın çok daha ötesinde kompleks bir ilişkiler yumağı olduğunu ifade etti. Güler, Türkiye'nin de söz konusu süreçte etkin bir arabuluculuk görüşmeleri yaptığını anlattı.
DOĞALGAZDA DURUM NE
- Mavi Akım'dan gelen gaz miktarı günlük 40 milyon metreküpten 45 milyon metreküpe çıkarıldı.
- İran'dan 15 milyon metreküp gaz alımı yapılıyor.
- Azerbaycan'dan 17 milyon metreküp gaz geliyor.
- LNG ithalatı yoluyla yılda Nijerya'dan 1.2 milyar metreküp, Cezayir'den 4 milyar metreküplük alım yapılıyor.
- Ukrayna hattı üzerinden kesinti öncesi Türkiye'ye 35 milyon metreküp doğalgaz geliyordu. Önceki gün buradan gaz akışı durdu.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Krizin dibi geldi mi? [/color]
Acaba krizin dibini gördük mü? Yoksa çok erken mi konuşuyorum? Elinde para olan nakit zengini (cash rich) kişiler ve kurumlar fırsatları değerlendirmek için satın almalara çıktılarsa işte o zaman krizin dibi göründü demektir.
Ertuğ YAŞAR / REFERANS GAZETESİ
Peki gerçekten elinde nakit olanlar fırsatların peşine düştüler mi? Sanki düştüler. Türkiye'de ama asıl olarak Batı dünyasında fırsat alımları hız kazandı. Aslında bu fırsat alımları, ekim ayı (ve belki de kasımın bir kısmı dışında) pek de durmamıştı.
Adına distressed asset (strese girmiş/finansal olarak sorunlu hale gelmiş varlıklar) denen bu iş kriz ile tam hızlandı. Öyle ki Batı'da elinde para olan mali kuruluşlar ve fonlar piyasaya çıktılar. 40 cents a dolar (bir dolar değeri olan varlığı 40 sente satın alalım) denen politika ile varlık aramaya başladılar. Genelde gayrimenkul geliştirme projeleri dışındaki her türlü varlık bu işe konu olmaya başlamıştı.
Bu distressed varlık alıcıları hemen Türkiye'ye de geldiler. Türkiye'de de olanaklar aradılar ve hâlâ da aramaktalar. Amaç bir miktar risk almak (ama oldukça sınırlı ve gerçekten de bir miktar risk almak); bu risk karşılığında da ciddi kazançlar elde etmek.
Bu hafta Londra'da finans işi ile uğraşan bir arkadaşımla konuştum. Kriz öncesinde Orta ve Doğu Avrupa zenginlerinin paralarını fonlarda toplama ve değerlendirme işi yapıyordu. Kriz ile birlikte başka bir işe daha başlamış: Distressed varlık avı.
Ağbi dedi bana. Muazzam ve inanılmaz olanaklar ortaya çıkıyor. Örneğin bir fonun ortaklarına geri ödeme yapması gerekli ama parası yok. Çok da sorunlu hale gelmemiş ama donuk bir varlığı (bu bir kredi de olabilir) yok pahasına elden çıkarmaya razı oluyorlar. Çünkü yaşamlarını sürdürmek istiyorlar; default etmemek (yükümlülüklerini yerine getirememek/iflas etmemek) istiyorlar. Bunun bugünkü yolu da malını (varlığını) 3 kuruşa satmaksa bunu yapıyorlar. Biz de örneğin 100 dolarlık bir krediyi 40 dolara; hatta 30 dolara alıyoruz. Eğer vadesi gelince kredi ödenirse inanılmaz para kazanacağız. IRR (internal rate of return-iç verimlilik oranı) yıllık yüzde 60'ı geçen işler var. Görsen dumura uğrarsın…
Vay anasını dedim kendi kendime. Biz burada hâlâ onun bombası, bunun iftarı, TRT'nin şeşi diye uğraşalım, dışarıda yeni bir dünya kurulmaktaymış meğerse…
Türkiye bu işlere o kadar uzak ki!
Demek ki dünyada servet çok hızlı bir biçimde el değiştiriyor. Yani refah aktarımı (transferi) oluyor. Kimden kime olduğu daha tam belli değil. Yani işin kazananı daha tam belli değil. Halbuki son 5-6 yılda gerçekleşen refah aktarımı, biz gariplerden özellikle enerji ve emtia baronlarına doğru oluyordu. Hem petrol ve doğalgaz zengini kişiler hem de dünya pazarlarına emtia sağlayan kurum ya da ülkeler bu refah aktarımında paylarını aldılar. Rusya son beş yılda boşuna mı yeniden o korkunç Rusya oldu?
Ama Alma mazlumun ağını, çıkar aheste aheste denmemiş mi? İşte geçmişte kürekle kazanılan paralar şimdi konteynirlerle kaybediliyor! Rus oligarkların çoğunluğu sıfırı tüketmişler. Hatta eksiye bile geçmişler…
Neyse canım. Biz krize bakalım. Bütün bunları görünce bir umudumuz doğdu. Eğer fırsat alıcıları piyasaya girdilerse, yani fiyatların daha fazla düşmeyeceğine inanıyorlarsa krizin dibini gördük demektir. Bundan sonrası artık yukarı doğru çıkar.
Umarız erken öten horoz değilizdir!
Acaba krizin dibini gördük mü? Yoksa çok erken mi konuşuyorum? Elinde para olan nakit zengini (cash rich) kişiler ve kurumlar fırsatları değerlendirmek için satın almalara çıktılarsa işte o zaman krizin dibi göründü demektir.
Ertuğ YAŞAR / REFERANS GAZETESİ
Peki gerçekten elinde nakit olanlar fırsatların peşine düştüler mi? Sanki düştüler. Türkiye'de ama asıl olarak Batı dünyasında fırsat alımları hız kazandı. Aslında bu fırsat alımları, ekim ayı (ve belki de kasımın bir kısmı dışında) pek de durmamıştı.
Adına distressed asset (strese girmiş/finansal olarak sorunlu hale gelmiş varlıklar) denen bu iş kriz ile tam hızlandı. Öyle ki Batı'da elinde para olan mali kuruluşlar ve fonlar piyasaya çıktılar. 40 cents a dolar (bir dolar değeri olan varlığı 40 sente satın alalım) denen politika ile varlık aramaya başladılar. Genelde gayrimenkul geliştirme projeleri dışındaki her türlü varlık bu işe konu olmaya başlamıştı.
Bu distressed varlık alıcıları hemen Türkiye'ye de geldiler. Türkiye'de de olanaklar aradılar ve hâlâ da aramaktalar. Amaç bir miktar risk almak (ama oldukça sınırlı ve gerçekten de bir miktar risk almak); bu risk karşılığında da ciddi kazançlar elde etmek.
Bu hafta Londra'da finans işi ile uğraşan bir arkadaşımla konuştum. Kriz öncesinde Orta ve Doğu Avrupa zenginlerinin paralarını fonlarda toplama ve değerlendirme işi yapıyordu. Kriz ile birlikte başka bir işe daha başlamış: Distressed varlık avı.
Ağbi dedi bana. Muazzam ve inanılmaz olanaklar ortaya çıkıyor. Örneğin bir fonun ortaklarına geri ödeme yapması gerekli ama parası yok. Çok da sorunlu hale gelmemiş ama donuk bir varlığı (bu bir kredi de olabilir) yok pahasına elden çıkarmaya razı oluyorlar. Çünkü yaşamlarını sürdürmek istiyorlar; default etmemek (yükümlülüklerini yerine getirememek/iflas etmemek) istiyorlar. Bunun bugünkü yolu da malını (varlığını) 3 kuruşa satmaksa bunu yapıyorlar. Biz de örneğin 100 dolarlık bir krediyi 40 dolara; hatta 30 dolara alıyoruz. Eğer vadesi gelince kredi ödenirse inanılmaz para kazanacağız. IRR (internal rate of return-iç verimlilik oranı) yıllık yüzde 60'ı geçen işler var. Görsen dumura uğrarsın…
Vay anasını dedim kendi kendime. Biz burada hâlâ onun bombası, bunun iftarı, TRT'nin şeşi diye uğraşalım, dışarıda yeni bir dünya kurulmaktaymış meğerse…
Türkiye bu işlere o kadar uzak ki!
Demek ki dünyada servet çok hızlı bir biçimde el değiştiriyor. Yani refah aktarımı (transferi) oluyor. Kimden kime olduğu daha tam belli değil. Yani işin kazananı daha tam belli değil. Halbuki son 5-6 yılda gerçekleşen refah aktarımı, biz gariplerden özellikle enerji ve emtia baronlarına doğru oluyordu. Hem petrol ve doğalgaz zengini kişiler hem de dünya pazarlarına emtia sağlayan kurum ya da ülkeler bu refah aktarımında paylarını aldılar. Rusya son beş yılda boşuna mı yeniden o korkunç Rusya oldu?
Ama Alma mazlumun ağını, çıkar aheste aheste denmemiş mi? İşte geçmişte kürekle kazanılan paralar şimdi konteynirlerle kaybediliyor! Rus oligarkların çoğunluğu sıfırı tüketmişler. Hatta eksiye bile geçmişler…
Neyse canım. Biz krize bakalım. Bütün bunları görünce bir umudumuz doğdu. Eğer fırsat alıcıları piyasaya girdilerse, yani fiyatların daha fazla düşmeyeceğine inanıyorlarsa krizin dibini gördük demektir. Bundan sonrası artık yukarı doğru çıkar.
Umarız erken öten horoz değilizdir!
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Krizin dibi geldi mi? [/color]
Acaba krizin dibini gördük mü? Yoksa çok erken mi konuşuyorum? Elinde para olan nakit zengini (cash rich) kişiler ve kurumlar fırsatları değerlendirmek için satın almalara çıktılarsa işte o zaman krizin dibi göründü demektir.
Ertuğ YAŞAR / REFERANS GAZETESİ
Peki gerçekten elinde nakit olanlar fırsatların peşine düştüler mi? Sanki düştüler. Türkiye'de ama asıl olarak Batı dünyasında fırsat alımları hız kazandı. Aslında bu fırsat alımları, ekim ayı (ve belki de kasımın bir kısmı dışında) pek de durmamıştı.
Adına distressed asset (strese girmiş/finansal olarak sorunlu hale gelmiş varlıklar) denen bu iş kriz ile tam hızlandı. Öyle ki Batı'da elinde para olan mali kuruluşlar ve fonlar piyasaya çıktılar. 40 cents a dolar (bir dolar değeri olan varlığı 40 sente satın alalım) denen politika ile varlık aramaya başladılar. Genelde gayrimenkul geliştirme projeleri dışındaki her türlü varlık bu işe konu olmaya başlamıştı.
Bu distressed varlık alıcıları hemen Türkiye'ye de geldiler. Türkiye'de de olanaklar aradılar ve hâlâ da aramaktalar. Amaç bir miktar risk almak (ama oldukça sınırlı ve gerçekten de bir miktar risk almak); bu risk karşılığında da ciddi kazançlar elde etmek.
Bu hafta Londra'da finans işi ile uğraşan bir arkadaşımla konuştum. Kriz öncesinde Orta ve Doğu Avrupa zenginlerinin paralarını fonlarda toplama ve değerlendirme işi yapıyordu. Kriz ile birlikte başka bir işe daha başlamış: Distressed varlık avı.
Ağbi dedi bana. Muazzam ve inanılmaz olanaklar ortaya çıkıyor. Örneğin bir fonun ortaklarına geri ödeme yapması gerekli ama parası yok. Çok da sorunlu hale gelmemiş ama donuk bir varlığı (bu bir kredi de olabilir) yok pahasına elden çıkarmaya razı oluyorlar. Çünkü yaşamlarını sürdürmek istiyorlar; default etmemek (yükümlülüklerini yerine getirememek/iflas etmemek) istiyorlar. Bunun bugünkü yolu da malını (varlığını) 3 kuruşa satmaksa bunu yapıyorlar. Biz de örneğin 100 dolarlık bir krediyi 40 dolara; hatta 30 dolara alıyoruz. Eğer vadesi gelince kredi ödenirse inanılmaz para kazanacağız. IRR (internal rate of return-iç verimlilik oranı) yıllık yüzde 60'ı geçen işler var. Görsen dumura uğrarsın…
Vay anasını dedim kendi kendime. Biz burada hâlâ onun bombası, bunun iftarı, TRT'nin şeşi diye uğraşalım, dışarıda yeni bir dünya kurulmaktaymış meğerse…
Türkiye bu işlere o kadar uzak ki!
Demek ki dünyada servet çok hızlı bir biçimde el değiştiriyor. Yani refah aktarımı (transferi) oluyor. Kimden kime olduğu daha tam belli değil. Yani işin kazananı daha tam belli değil. Halbuki son 5-6 yılda gerçekleşen refah aktarımı, biz gariplerden özellikle enerji ve emtia baronlarına doğru oluyordu. Hem petrol ve doğalgaz zengini kişiler hem de dünya pazarlarına emtia sağlayan kurum ya da ülkeler bu refah aktarımında paylarını aldılar. Rusya son beş yılda boşuna mı yeniden o korkunç Rusya oldu?
Ama Alma mazlumun ağını, çıkar aheste aheste denmemiş mi? İşte geçmişte kürekle kazanılan paralar şimdi konteynirlerle kaybediliyor! Rus oligarkların çoğunluğu sıfırı tüketmişler. Hatta eksiye bile geçmişler…
Neyse canım. Biz krize bakalım. Bütün bunları görünce bir umudumuz doğdu. Eğer fırsat alıcıları piyasaya girdilerse, yani fiyatların daha fazla düşmeyeceğine inanıyorlarsa krizin dibini gördük demektir. Bundan sonrası artık yukarı doğru çıkar.
Umarız erken öten horoz değilizdir!
Acaba krizin dibini gördük mü? Yoksa çok erken mi konuşuyorum? Elinde para olan nakit zengini (cash rich) kişiler ve kurumlar fırsatları değerlendirmek için satın almalara çıktılarsa işte o zaman krizin dibi göründü demektir.
Ertuğ YAŞAR / REFERANS GAZETESİ
Peki gerçekten elinde nakit olanlar fırsatların peşine düştüler mi? Sanki düştüler. Türkiye'de ama asıl olarak Batı dünyasında fırsat alımları hız kazandı. Aslında bu fırsat alımları, ekim ayı (ve belki de kasımın bir kısmı dışında) pek de durmamıştı.
Adına distressed asset (strese girmiş/finansal olarak sorunlu hale gelmiş varlıklar) denen bu iş kriz ile tam hızlandı. Öyle ki Batı'da elinde para olan mali kuruluşlar ve fonlar piyasaya çıktılar. 40 cents a dolar (bir dolar değeri olan varlığı 40 sente satın alalım) denen politika ile varlık aramaya başladılar. Genelde gayrimenkul geliştirme projeleri dışındaki her türlü varlık bu işe konu olmaya başlamıştı.
Bu distressed varlık alıcıları hemen Türkiye'ye de geldiler. Türkiye'de de olanaklar aradılar ve hâlâ da aramaktalar. Amaç bir miktar risk almak (ama oldukça sınırlı ve gerçekten de bir miktar risk almak); bu risk karşılığında da ciddi kazançlar elde etmek.
Bu hafta Londra'da finans işi ile uğraşan bir arkadaşımla konuştum. Kriz öncesinde Orta ve Doğu Avrupa zenginlerinin paralarını fonlarda toplama ve değerlendirme işi yapıyordu. Kriz ile birlikte başka bir işe daha başlamış: Distressed varlık avı.
Ağbi dedi bana. Muazzam ve inanılmaz olanaklar ortaya çıkıyor. Örneğin bir fonun ortaklarına geri ödeme yapması gerekli ama parası yok. Çok da sorunlu hale gelmemiş ama donuk bir varlığı (bu bir kredi de olabilir) yok pahasına elden çıkarmaya razı oluyorlar. Çünkü yaşamlarını sürdürmek istiyorlar; default etmemek (yükümlülüklerini yerine getirememek/iflas etmemek) istiyorlar. Bunun bugünkü yolu da malını (varlığını) 3 kuruşa satmaksa bunu yapıyorlar. Biz de örneğin 100 dolarlık bir krediyi 40 dolara; hatta 30 dolara alıyoruz. Eğer vadesi gelince kredi ödenirse inanılmaz para kazanacağız. IRR (internal rate of return-iç verimlilik oranı) yıllık yüzde 60'ı geçen işler var. Görsen dumura uğrarsın…
Vay anasını dedim kendi kendime. Biz burada hâlâ onun bombası, bunun iftarı, TRT'nin şeşi diye uğraşalım, dışarıda yeni bir dünya kurulmaktaymış meğerse…
Türkiye bu işlere o kadar uzak ki!
Demek ki dünyada servet çok hızlı bir biçimde el değiştiriyor. Yani refah aktarımı (transferi) oluyor. Kimden kime olduğu daha tam belli değil. Yani işin kazananı daha tam belli değil. Halbuki son 5-6 yılda gerçekleşen refah aktarımı, biz gariplerden özellikle enerji ve emtia baronlarına doğru oluyordu. Hem petrol ve doğalgaz zengini kişiler hem de dünya pazarlarına emtia sağlayan kurum ya da ülkeler bu refah aktarımında paylarını aldılar. Rusya son beş yılda boşuna mı yeniden o korkunç Rusya oldu?
Ama Alma mazlumun ağını, çıkar aheste aheste denmemiş mi? İşte geçmişte kürekle kazanılan paralar şimdi konteynirlerle kaybediliyor! Rus oligarkların çoğunluğu sıfırı tüketmişler. Hatta eksiye bile geçmişler…
Neyse canım. Biz krize bakalım. Bütün bunları görünce bir umudumuz doğdu. Eğer fırsat alıcıları piyasaya girdilerse, yani fiyatların daha fazla düşmeyeceğine inanıyorlarsa krizin dibini gördük demektir. Bundan sonrası artık yukarı doğru çıkar.
Umarız erken öten horoz değilizdir!
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi