Döviz rezervleri yükseldi
Merkez Bankası döviz rezervleri, 19 Aralık itibariyle 4 milyar 89 milyon dolar artarak 74 milyar 606 milyon dolara çıktı.
AA
Merkez Bankasının döviz rezervleri, 12 Aralık tarihi itibariyle 70 milyar 517 milyon dolar idi.
Döviz rezervlerinin 3 milyar 272 milyon doları altın, 71 milyar 334 milyon doları ise brüt döviz rezervlerinden oluştu.
DÖVİZ MEVDUAT HESAPLARI 105,5 MİLYAR DOLARA ÇIKTI
Bankalardaki toplam döviz mevduat hesapları, 12 Aralık itibarıyla 3 milyar 232 milyon dolar artışla, 105 milyar 540 milyon dolar oldu. Toplam döviz mevduat hesapları 5 Aralık tarihi itibarıyla 102 milyar 308 milyon dolar idi.
5 aralık itibariyle yurt içi döviz tevdiat hesapları toplamı 87 milyar 939 milyon dolara, yurt dışı döviz tevdiat hesapları toplamı da 5 milyar 127 milyon dolara çıktı.
DIŞ BORÇ ÖDEMELERİ
Türkiye, 1-24 Aralık tarihleri arasında toplam 1 milyar 612,06 milyon dolar dış borç ödemesi yaptı.
Dış borç ödemesinin, 1 milyar 63,10 milyon doları Hazine, 264,78 milyon doları genel ve katma bütçeli idarelerin dokümantasyon, kitap bedeli, katılma payı, üyelik aidatı gibi ödemeleri ile MSB ve savunma sanayi ödemeleri gibi kalemler ve 79,14 milyon doları da Merkez Bankası ödemesinden oluştu. Aynı dönemde IMF'ye 205,04 milyon dolar ödeme yapıldı.
Türkiye, yılbaşından bu yana toplam 15 milyar 403,26 milyon dolar dış borç ödemesi gerçekleştirdi...
Ekonomi Gündemi...
Konu Sahibi / Yazar
Kongo Madagasgar
Kategori / Forum
Ekonomi
Yorumlar / Cevaplar
584
Okunma / Görüntüleme
153031
Anket Borsa sizce ne olur...
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000
4 (33.33%)
26.000
1 (8.33%)
19.000
3 (25.00%)
15.000
2 (16.67%)
30.000
1 (8.33%)
21.500
1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 12 (100%)
Ekonomi Gündemi...
Ekonomi Gündemi...
Önümüzdeki aylar kötü olacak``
IMF Baş Ekonomisti Olivier Blanchard, dünyanın, 1929 benzeri bir dünya ekonomik buhranı yaşamaması için hükümetlerin destek programlarını artırmaya hazır olmaları gerektiğini söyledi
Blanchard, Fransız Le Monde gazetesine verdiği demeçte, Önümüzdeki aylar kötü olacak. Eğer büyük bir buhran yaşamak istemiyorsak destek programlarını daha da artırmaya hazır olmalıyız şeklinde konuştu.
IMF, ülkelerin küresel krizden kurtulmalarının, ekonomik destek paketlerine Gayri Safi Milli Hasılaları'nın yüzde 2'sini ayırmalarına bağlı olduğunu, ancak özel tüketimin yine de yetersiz olması halinde, bu oranın yüzde 3 ve üzerine çıkartılması gerekebileceğini söyledi.
IMF Baş Ekonomisti Olivier Blanchard, dünyanın, 1929 benzeri bir dünya ekonomik buhranı yaşamaması için hükümetlerin destek programlarını artırmaya hazır olmaları gerektiğini söyledi
Blanchard, Fransız Le Monde gazetesine verdiği demeçte, Önümüzdeki aylar kötü olacak. Eğer büyük bir buhran yaşamak istemiyorsak destek programlarını daha da artırmaya hazır olmalıyız şeklinde konuştu.
IMF, ülkelerin küresel krizden kurtulmalarının, ekonomik destek paketlerine Gayri Safi Milli Hasılaları'nın yüzde 2'sini ayırmalarına bağlı olduğunu, ancak özel tüketimin yine de yetersiz olması halinde, bu oranın yüzde 3 ve üzerine çıkartılması gerekebileceğini söyledi.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
S&P analistinden Türkiye`ye iyi haber
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's Türkiye analisti Faruk Soussa, Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bir anlaşma yapma ihtimalinin güçlendiğini söyledi.
Faruk Soussa, AA muhabirinin, Türkiye ile IMF ilişkileri konusundaki sorularını yanıtladı.
Küresel istikrarsızlığın olduğu bir dönemde, IMF ile anlaşma yapılmasının önemine dikkat çeken Soussa, küresel düzeyde kırılganlığın iyice artış gösterdiği bir dönemde, yerel yönetim seçimleri öncesinde Türkiye'nin IMF ile anlaşma yapmasının yatırımcı güvenini artıracağını bildirdi.
Soussa, yatırımcı güvenindeki artışın da dış finansman kaynaklarına ulaşmak açısından önemli olduğunu vurguladı.
IMF ANLAŞMASI VE EKONOMİK DURGUNLUK
Soussa, daha önce bazı reyting kuruluşlarında da yer alan ve Türkiye'nin IMF ile bir anlaşma yapmaması durumunda durgunluğa girebileceği yönündeki iddialara ilişkin olarak da “Türkiye'nin, bir ekonomik durgunluğa girip girmeme konusunun IMF ile yapılacak bir anlaşmaya bağlı olmadığını” vurguladı.
Diğer uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, daha önce yaptığı bir açıklamada, IMF programının olmaması durumunda, Türkiye'nin de 1-2 yıl içinde durgunlukla karşı karşıya kalacağını bildirmişti.
Bu arada, Türkiye'ye davet edilen IMF heyetinin yılbaşından sonraki hafta başında Türkiye'ye gelmesi bekleniyor.
GÖRÜNÜM DURAĞANDAN NEGATİFE ÇEVRİLDİ
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's geçen ay, Türkiye'nin görünümünü, durağandan, negatife çevirmişti. S&P, Türkiye'nin, döviz cinsinden BB(-) ve yerel para birimi cinsinden BB olan kredi notlarını ise aynen teyit etmişti.
S&P tarafından yapılan açıklamada, görünümün durağandan negatife çevrilmesinde, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacı ve bu ihtiyacın teminindeki zorluğun etkili olduğu belirtilmişti.
Türkiye'nin dış finansman ihtiyacının bir kısmının bankalar, önemli bir kısmının ise şirketlerden kaynaklandığı kaydedilmişti. Kuruluş, Türkiye'nin cari açığının gelecek yıl daralacağını belirtirken, yine de dış finansman ihtiyacının artacağını vurgulamıştı.
Özel sektörün, dış finansman koşullarının zorlaşması nedeniyle iç piyasaya döneceği belirtilirken, bunun da faizler üzerinde baskı oluşturacağı ve bu durumun da ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceği kaydedilmişti.
S&P, hükümetin, dış finansman koşullarını daha iyi duruma dönüştürmek amacıyla ya güven artırıcı önlemler alabileceği ya da uluslararası resmi bir kaynaktan dış kaynak sağlayabileceğine de dikkat çekmişti.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's Türkiye analisti Faruk Soussa, Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu (IMF) ile bir anlaşma yapma ihtimalinin güçlendiğini söyledi.
Faruk Soussa, AA muhabirinin, Türkiye ile IMF ilişkileri konusundaki sorularını yanıtladı.
Küresel istikrarsızlığın olduğu bir dönemde, IMF ile anlaşma yapılmasının önemine dikkat çeken Soussa, küresel düzeyde kırılganlığın iyice artış gösterdiği bir dönemde, yerel yönetim seçimleri öncesinde Türkiye'nin IMF ile anlaşma yapmasının yatırımcı güvenini artıracağını bildirdi.
Soussa, yatırımcı güvenindeki artışın da dış finansman kaynaklarına ulaşmak açısından önemli olduğunu vurguladı.
IMF ANLAŞMASI VE EKONOMİK DURGUNLUK
Soussa, daha önce bazı reyting kuruluşlarında da yer alan ve Türkiye'nin IMF ile bir anlaşma yapmaması durumunda durgunluğa girebileceği yönündeki iddialara ilişkin olarak da “Türkiye'nin, bir ekonomik durgunluğa girip girmeme konusunun IMF ile yapılacak bir anlaşmaya bağlı olmadığını” vurguladı.
Diğer uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's, daha önce yaptığı bir açıklamada, IMF programının olmaması durumunda, Türkiye'nin de 1-2 yıl içinde durgunlukla karşı karşıya kalacağını bildirmişti.
Bu arada, Türkiye'ye davet edilen IMF heyetinin yılbaşından sonraki hafta başında Türkiye'ye gelmesi bekleniyor.
GÖRÜNÜM DURAĞANDAN NEGATİFE ÇEVRİLDİ
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Standard and Poor's geçen ay, Türkiye'nin görünümünü, durağandan, negatife çevirmişti. S&P, Türkiye'nin, döviz cinsinden BB(-) ve yerel para birimi cinsinden BB olan kredi notlarını ise aynen teyit etmişti.
S&P tarafından yapılan açıklamada, görünümün durağandan negatife çevrilmesinde, Türkiye'nin dış finansman ihtiyacı ve bu ihtiyacın teminindeki zorluğun etkili olduğu belirtilmişti.
Türkiye'nin dış finansman ihtiyacının bir kısmının bankalar, önemli bir kısmının ise şirketlerden kaynaklandığı kaydedilmişti. Kuruluş, Türkiye'nin cari açığının gelecek yıl daralacağını belirtirken, yine de dış finansman ihtiyacının artacağını vurgulamıştı.
Özel sektörün, dış finansman koşullarının zorlaşması nedeniyle iç piyasaya döneceği belirtilirken, bunun da faizler üzerinde baskı oluşturacağı ve bu durumun da ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyebileceği kaydedilmişti.
S&P, hükümetin, dış finansman koşullarını daha iyi duruma dönüştürmek amacıyla ya güven artırıcı önlemler alabileceği ya da uluslararası resmi bir kaynaktan dış kaynak sağlayabileceğine de dikkat çekmişti.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
İsrail vurdu, petrol fırladı!!!
Hafta sonunda İsrail'in Filistin'e yaptığı saldırı, petrol fiyatlarını fırlattı. Uzun süredir gerileyen petrol, yeni haftaya yüzde 5.6'lık bir yükselişle başladı ve 40 dolar sınırına dayandı.
Uzmanlar, Ortadoğu'da yeniden başlayan gerginliğin petrol arzına zarar verebileceği endişeleri ile yoğun alımlar geldiğini belirtiyor.
Petrol analisti Ken Hasegawa, İsrail ve Filistin ile ilgili haberler piyasayı yukarıya itiyor dedi. Bu tip durumların sıkça yaşandığına işaret eden Hasegawa, bence petrolde yukarı potansiyel limitli diye konuştu.
Bir diğer analist Peter McGuire de, Çok kötü bir durum ve bütün piyasaları uzun süre meşgul edecek gibi görünüyor. Ama fiyatlar nereye gider, kimse bilmiyor. Savaşı kim speküle edebilir ki? dedi.
Petrol fiyatları yaz ortasında 147 dolara kadar ulaşıp rekor kırdıktan sonra ekonomik resesyon beklentileri ile hızla gerilemeye başlamış ve tahminleri alt üst ederek 30 dolarlı rakamlara kadar gerilemişti.
Petrol 2008 başındaki fiyatına göre de yüzde 60 değer yitirdi. Fiyatlar böylece son 25 yılın en büyük yıllık düşüşünü gerçekleştirmiş oldu.
Hafta sonunda İsrail'in Filistin'e yaptığı saldırı, petrol fiyatlarını fırlattı. Uzun süredir gerileyen petrol, yeni haftaya yüzde 5.6'lık bir yükselişle başladı ve 40 dolar sınırına dayandı.
Uzmanlar, Ortadoğu'da yeniden başlayan gerginliğin petrol arzına zarar verebileceği endişeleri ile yoğun alımlar geldiğini belirtiyor.
Petrol analisti Ken Hasegawa, İsrail ve Filistin ile ilgili haberler piyasayı yukarıya itiyor dedi. Bu tip durumların sıkça yaşandığına işaret eden Hasegawa, bence petrolde yukarı potansiyel limitli diye konuştu.
Bir diğer analist Peter McGuire de, Çok kötü bir durum ve bütün piyasaları uzun süre meşgul edecek gibi görünüyor. Ama fiyatlar nereye gider, kimse bilmiyor. Savaşı kim speküle edebilir ki? dedi.
Petrol fiyatları yaz ortasında 147 dolara kadar ulaşıp rekor kırdıktan sonra ekonomik resesyon beklentileri ile hızla gerilemeye başlamış ve tahminleri alt üst ederek 30 dolarlı rakamlara kadar gerilemişti.
Petrol 2008 başındaki fiyatına göre de yüzde 60 değer yitirdi. Fiyatlar böylece son 25 yılın en büyük yıllık düşüşünü gerçekleştirmiş oldu.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Bankalar strese girdi
BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, bankaların son 3 ayda 16 milyar dolar ödeme yükümlülüğü altında olduğuna dikkat çekerek, Gelecek yıl yapacağımız tüm ödeme 22 milyar dolar. Bu 3 aya sıkışması nedeniyle sistemde bir stres oluştu dedi.
TÜRKİYE Ekonomi Kurumu’nun, Ankara Üniversitesi’nde düzenlediği çalıştayda, Küresel Bunalım ve Türkiye Ekonomisi tartışılırken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye’de yaşanan ’strese’ açıklık kazandırdı. Bankaların sendikasyon geri ödemelerinde takvimin sıkıştığına dikkat çeken Bilgin, Gelecek yıl çok daha rahat olacağız göreceksiniz dedi.
Eski günlere dönüş
2001 krizinde devlet kesiminin problemli olduğunu, bu dönemde ise devlette sorun görünmediğini bankacılık ve reel sektörde sıkıntı gözlendiğini dile getiren Bilgin, Hiçbir devlet kurumu, ’devlette sorun yok, reel sektör veya bankacılık kendi sorununu kendi halletsin, bırakalım kendi kendi yoluna devam etsin’ anlayışında olmamalı. Gerektiği yerde, gerekli politikalarla bunlar bir şekilde teşvik edilmeli diye konuştu. Süreci iyi izlemek ve önleyici hekimlik yapmak gerektiğini dile getiren Bilgin, bu arada ölçüyü dengelemek, bankacılık sektörünün yaratıcılığına zarar vermemek gerektiğini söyledi.
Kaynak problemi
Bankaların bir kaynak problemi ile karşı karşıya olduğunu belirten Bilgin, bunu şöyle anlattı: Pasifte kaynak çok kuvvetli değil, gelmiyor, yurtdışı kaynaklar da kurumuş durumda. Bankacılığın temel fonksiyonudur, aktif ile pasifi dengelemezseniz başınız derde girer. 3 ayda bankacılığımız sabit kalmış, fazla hareket etmemiş, tamamen içinden geçtiği dönemin özelliği nedeniyle. Bankaların ekim, kasım, aralık aylarında, 16 milyar dolar ödeme yükümlülüğü bulunuyordu. Bu bir baskı yaptı bankalar üzerinde. Gelecek yıl yapacağımız tüm bu ödemeler, 22 milyar dolar. Bu 3 aya sıkışması nedeniyle sistemde bir stres oluştu. Gelecek yıl çok daha rahat olacağız göreceksiniz, bankalarımız yurt dışı ödemelerinde bu 3 ayı atlattığına göre gelecek yıl çok daha rahat olacaklar.
Birkaç kötü örnek
Türkiye’de ’en şeffaf’ sektörün bankacılık olduğunu dile getiren Bilgin, En şeffaf bilançoya sahip ama bazı reel sektör firmaları için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Onu da sizin takdirinize bırakıyorum diye konuştu. Bilgin, reel sektörün bu dönemi, bilançolarını şeffaflaştırmak için fırsat olarak görmesi gerektiğini dile getirdi. Bilgin, son dönemde bir kaç kötü örnek dışında, bankaların genel olarak çok sakin, istikrarlı bir yönetim anlayışı sergilediğini söyledi.
Batılılar simülasyonla eğitim aldı, bizim en gencimiz 3 kriz gördü
TÜRKİYE’de bankacıların kriz tecrübesi bulunduğunu, en genç bankacının 1994, 1997 ve 2001 olmak üzere 3 kriz tecrübesine sahip olduğunu anlatan Tevfik Bilgin, batılı ülkelerin bir çoğunda bankacıların simülasyon ile kriz eğitimi gördüğünü ancak Türkiye’dekilerin yaşayarak öğrendiğini kaydetti. Türkiye’nin bu avantajı iyi kullanmasını dileyen Bilgin, dezavantajları sıralarken de tasarruf açığı nedeniyle yurtdışından uzun vadeli borçlanmaya gidildiğini, talep daralmasının yurt dışındaki ihracatta sıkıntı yarattığını, reel sektörün yurt dışından doğrudan yüklü miktarda borçlanma yaptığını anlattı.
Bankaya gidemeyen yüksek tefeci faizine katlanıyor
TEVFİK Bilgin, içinde bulunduğumuz dönemde Merkez Bankası faizi ve piyasa faizi dışında üçüncü bir faizin ortaya çıktığını belirterek, şunları söyledi: Bu her zaman olan bir faizdi ama biraz daha fazla gündeme geldi, tefeci faizi. Eğer bankalara gidemeyen işadamı varsa ya da paraya ihtiyacı olan kesimler varsa, maalesef bu dönemde en aktif çalışan piyasalardan biri de tefeci piyasası ve faizleri de çok yüksek.
Elektrik tüketimi azalıyor ama piyango yok satıyor
BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, ekonomik krizden bahsederken, kendi ilginç kriz endeksini de ortaya koydu. Bilgin’e göre elektrik tüketimi azalırken, piyango biletlerine olan talep krizin bir göstergesi. Bilgin’in bu konudaki tespitleri şöyle:
Ankara’da OSTİM’de altı-yedi aydır elektrik tüketimi giderek azalıyor.
Bankaların çağrı merkezlerine gelen telefonlar şiddetli bir şekilde azalıyor.
Bilgisayar oyun satışları çok yüksek bir oranda artıyor.
Milli Piyango biletlerinin yüzde 90’ı dün itibariyle satılmış. Bunlar da farklı göstergeler.
BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, bankaların son 3 ayda 16 milyar dolar ödeme yükümlülüğü altında olduğuna dikkat çekerek, Gelecek yıl yapacağımız tüm ödeme 22 milyar dolar. Bu 3 aya sıkışması nedeniyle sistemde bir stres oluştu dedi.
TÜRKİYE Ekonomi Kurumu’nun, Ankara Üniversitesi’nde düzenlediği çalıştayda, Küresel Bunalım ve Türkiye Ekonomisi tartışılırken, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Tevfik Bilgin, Türkiye’de yaşanan ’strese’ açıklık kazandırdı. Bankaların sendikasyon geri ödemelerinde takvimin sıkıştığına dikkat çeken Bilgin, Gelecek yıl çok daha rahat olacağız göreceksiniz dedi.
Eski günlere dönüş
2001 krizinde devlet kesiminin problemli olduğunu, bu dönemde ise devlette sorun görünmediğini bankacılık ve reel sektörde sıkıntı gözlendiğini dile getiren Bilgin, Hiçbir devlet kurumu, ’devlette sorun yok, reel sektör veya bankacılık kendi sorununu kendi halletsin, bırakalım kendi kendi yoluna devam etsin’ anlayışında olmamalı. Gerektiği yerde, gerekli politikalarla bunlar bir şekilde teşvik edilmeli diye konuştu. Süreci iyi izlemek ve önleyici hekimlik yapmak gerektiğini dile getiren Bilgin, bu arada ölçüyü dengelemek, bankacılık sektörünün yaratıcılığına zarar vermemek gerektiğini söyledi.
Kaynak problemi
Bankaların bir kaynak problemi ile karşı karşıya olduğunu belirten Bilgin, bunu şöyle anlattı: Pasifte kaynak çok kuvvetli değil, gelmiyor, yurtdışı kaynaklar da kurumuş durumda. Bankacılığın temel fonksiyonudur, aktif ile pasifi dengelemezseniz başınız derde girer. 3 ayda bankacılığımız sabit kalmış, fazla hareket etmemiş, tamamen içinden geçtiği dönemin özelliği nedeniyle. Bankaların ekim, kasım, aralık aylarında, 16 milyar dolar ödeme yükümlülüğü bulunuyordu. Bu bir baskı yaptı bankalar üzerinde. Gelecek yıl yapacağımız tüm bu ödemeler, 22 milyar dolar. Bu 3 aya sıkışması nedeniyle sistemde bir stres oluştu. Gelecek yıl çok daha rahat olacağız göreceksiniz, bankalarımız yurt dışı ödemelerinde bu 3 ayı atlattığına göre gelecek yıl çok daha rahat olacaklar.
Birkaç kötü örnek
Türkiye’de ’en şeffaf’ sektörün bankacılık olduğunu dile getiren Bilgin, En şeffaf bilançoya sahip ama bazı reel sektör firmaları için aynı şeyi söyleyebilir miyiz? Onu da sizin takdirinize bırakıyorum diye konuştu. Bilgin, reel sektörün bu dönemi, bilançolarını şeffaflaştırmak için fırsat olarak görmesi gerektiğini dile getirdi. Bilgin, son dönemde bir kaç kötü örnek dışında, bankaların genel olarak çok sakin, istikrarlı bir yönetim anlayışı sergilediğini söyledi.
Batılılar simülasyonla eğitim aldı, bizim en gencimiz 3 kriz gördü
TÜRKİYE’de bankacıların kriz tecrübesi bulunduğunu, en genç bankacının 1994, 1997 ve 2001 olmak üzere 3 kriz tecrübesine sahip olduğunu anlatan Tevfik Bilgin, batılı ülkelerin bir çoğunda bankacıların simülasyon ile kriz eğitimi gördüğünü ancak Türkiye’dekilerin yaşayarak öğrendiğini kaydetti. Türkiye’nin bu avantajı iyi kullanmasını dileyen Bilgin, dezavantajları sıralarken de tasarruf açığı nedeniyle yurtdışından uzun vadeli borçlanmaya gidildiğini, talep daralmasının yurt dışındaki ihracatta sıkıntı yarattığını, reel sektörün yurt dışından doğrudan yüklü miktarda borçlanma yaptığını anlattı.
Bankaya gidemeyen yüksek tefeci faizine katlanıyor
TEVFİK Bilgin, içinde bulunduğumuz dönemde Merkez Bankası faizi ve piyasa faizi dışında üçüncü bir faizin ortaya çıktığını belirterek, şunları söyledi: Bu her zaman olan bir faizdi ama biraz daha fazla gündeme geldi, tefeci faizi. Eğer bankalara gidemeyen işadamı varsa ya da paraya ihtiyacı olan kesimler varsa, maalesef bu dönemde en aktif çalışan piyasalardan biri de tefeci piyasası ve faizleri de çok yüksek.
Elektrik tüketimi azalıyor ama piyango yok satıyor
BDDK Başkanı Tevfik Bilgin, ekonomik krizden bahsederken, kendi ilginç kriz endeksini de ortaya koydu. Bilgin’e göre elektrik tüketimi azalırken, piyango biletlerine olan talep krizin bir göstergesi. Bilgin’in bu konudaki tespitleri şöyle:
Ankara’da OSTİM’de altı-yedi aydır elektrik tüketimi giderek azalıyor.
Bankaların çağrı merkezlerine gelen telefonlar şiddetli bir şekilde azalıyor.
Bilgisayar oyun satışları çok yüksek bir oranda artıyor.
Milli Piyango biletlerinin yüzde 90’ı dün itibariyle satılmış. Bunlar da farklı göstergeler.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
İngiltere`nin 2009`da daralması bekleniyor
İngiltere ekonomisinin 2009'da yüzde 2,9 ile 1946 yılından bu yana en en büyük oranda daralması bekleniyor.
AA
Bağımsız ekonomistler grubundan oluşan Ekonomik ve Ticari Araştırmalar Merkezi, tüketici harcamalarının ve ticari yatırımların düşeceğini öngörüyor.
İngiliz sterlinindeki değer kaybının ihracatçıların işine yarayabileceğini, ancak bu olumlu gelişmenin bile küresel yavaşlamanın gölgesinde kalabileceği tahmin ediliyor.
Artan işsizlik nedeniyle tüketici harcamaları azalırken, ekonomideki düzelmenin sancılı olacağı öngörülüyor.
Ekonomik ve Ticari Araştırmalar Merkezi, en büyük tehdidin, finans sağlamakta güçlük çeken şirketler nedeniyle, yatırımlarda beklenen yüzde 15'lik daralmadan geleceğini düşünüyor.
Birçok analist gelecek yıl gayri safi yurt içi hasılada yüzde 2,5 düşüş beklerken, merkezin ekonomisti Ben Read Daily Telegraph'a, “her şeyin çok daha kötü olabileceğinin kolaylıkla görülebileceğini” söyledi.
Read, hükümetin “bankaların daha fazla borç vereceğini” açıklamasına karşın, birçok büyük bankanın bilançolarını güçlendirmeye ve hükümet yardımlarını geri ödemeye öncelik vereceğini söyledi.
Bu hafta revize edilen resmi rakamlar, İngiltere ekonomisinin düşünülenden daha hızlı durgunluğa gireceğini ortaya koydu.
Verilere göre, İngiltere'de Temmuz-Eylül döneminde üretim, 1990 yılından bu yana en kötü ihtimalle yüzde 0,6 azalacak. Ulusal İstatistik Bürosunun ilk tahminlerinde üretimin yüzde 0,5 gerilemesi bekleniyordu.
İngiltere ekonomisinin 2009'da yüzde 2,9 ile 1946 yılından bu yana en en büyük oranda daralması bekleniyor.
AA
Bağımsız ekonomistler grubundan oluşan Ekonomik ve Ticari Araştırmalar Merkezi, tüketici harcamalarının ve ticari yatırımların düşeceğini öngörüyor.
İngiliz sterlinindeki değer kaybının ihracatçıların işine yarayabileceğini, ancak bu olumlu gelişmenin bile küresel yavaşlamanın gölgesinde kalabileceği tahmin ediliyor.
Artan işsizlik nedeniyle tüketici harcamaları azalırken, ekonomideki düzelmenin sancılı olacağı öngörülüyor.
Ekonomik ve Ticari Araştırmalar Merkezi, en büyük tehdidin, finans sağlamakta güçlük çeken şirketler nedeniyle, yatırımlarda beklenen yüzde 15'lik daralmadan geleceğini düşünüyor.
Birçok analist gelecek yıl gayri safi yurt içi hasılada yüzde 2,5 düşüş beklerken, merkezin ekonomisti Ben Read Daily Telegraph'a, “her şeyin çok daha kötü olabileceğinin kolaylıkla görülebileceğini” söyledi.
Read, hükümetin “bankaların daha fazla borç vereceğini” açıklamasına karşın, birçok büyük bankanın bilançolarını güçlendirmeye ve hükümet yardımlarını geri ödemeye öncelik vereceğini söyledi.
Bu hafta revize edilen resmi rakamlar, İngiltere ekonomisinin düşünülenden daha hızlı durgunluğa gireceğini ortaya koydu.
Verilere göre, İngiltere'de Temmuz-Eylül döneminde üretim, 1990 yılından bu yana en kötü ihtimalle yüzde 0,6 azalacak. Ulusal İstatistik Bürosunun ilk tahminlerinde üretimin yüzde 0,5 gerilemesi bekleniyordu.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Beyaz et sektörü kar etmeyi unuttu [/color]
Kuş gribinden darbe yiyen, toparlanma sürecinde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) nedeniyle pikniğe çıkanların azalmasına bağlı olarak dilediği satışları yapamayan beyaz et sektörünün, son bir yılda sadece 3 hafta maliyetleri karşılayan fiyatla satış yapabildiği bildirildi.
Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği (BESD-BİR) Genel Sekreteri Yüce Canoler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2008'in, kanatlı sektörünün tamamen zararla kapattığı bir yıl olduğunu söyledi.
Maliyetlerdeki hızlı artış ve buna karşılık piyasada maliyetlerin altında oluşan satış fiyatlarının, zararın esas nedeni olduğunu belirten Canoler, satış fiyatlarının maliyetlerin altında oluşmasının, 2007 Kasım ayından bu yana devam ettiğine dikkati çekti.
Canoler, her yıl kasım-ocak döneminde beyaz ete olan talepte düşüş yaşandığını, bahar aylarında artan talebe bağlı fiyatlarda toparlanma gözlendiğini kaydederek, “Fakat bu yıl hiç beklenmedik şekilde KKKA, toplumda panik yarattı, risk alanlarının dışında dahi çoğu insan pikniğe çıkmamaya gayret etti, piknik sırasında tüketilen piliç eti, tüketilmedi, bu da satışlarımızı büyük ölçüde olumsuz etkiledi” diye konuştu.
“BU KADAR KÖTÜ OLMAMIŞTI”
Maliyetlerde önemli yeri olan soya fasulyesi ve küspe fiyatlarının, son 1,5 yılda yüzde 100'ün üzerinde arttığına işaret eden Canoler, şöyle devam etti:
“Soyayı Meksika, Brezilya gibi uzak ülkelerden ithal ediyoruz. Yakıt fiyatlarındaki artışla navlun fiyatları da yüzde 100'ün üzerinde arttı. Enerji fiyatlarındaki artış da maliyetleri doğrudan etkiledi. Tüm bu olumsuz gelişmelere karşın maliyetlerdeki artış, fiyatlara yansıtılamadı. Fiyatlar, hep maliyetlerin altında kaldı. Yıl boyunca sadece nisanda 1, Ramazan'da da 2 haftalık süre boyunca maliyetleri karşılayan fiyatlarla satış yapabildik. Kuş gribinin en etkili olduğu 2006'da bile, sektörün durumu bu kadar kötü olmamıştı.”
Canoler, şu anda kilosu 3 YTL'ye mal ettikleri pilicin, kesimhaneden ambalajlı çıkış fiyatının 2,5 YTL olduğunu kaydederek, “Kiloda 50 YKr zararına satış yapıyoruz. İnsanlar 'Beyaz et pahalı' diyemezler fakat gerçek, olması gereken satış fiyatlarına çıktığımızda da isyan edecekler” dedi.
“EN ZAYIF ZAMANIMIZDA KRİZE YAKALANDIK”
Yüce Canoler, finansal krizin, tüm dünyayı etkisi altına aldığını belirterek, “Sektördeki firmalar, yılı büyük zararla kapattı. Hiçbirinin yılı karla kapatması mümkün değil. 2009'da da fazla iyimser olamıyoruz. En zayıf zamanımızda krize yakalandık” diye konuştu.
Rekabet Kurulunun, “piliç eti pazarında fiyat birlikteliği ile fiyatların yükseltilmesine ve arzın kısılmasına yönelik eylemler içinde bulunma” iddiasıyla BESD-BİR ve 25 beyaz et üreticisi firma hakkında soruşturma açtığını hatırlatan Canoler, şunları söyledi:
“Önümüzü görmek amacıyla bu yıla yönelik ülkesel durumu gösteren projeksiyon yapmıştık fakat Rekabet Kurulu, bunu yapmakla bizi pazarı kontrol etmekle suçladı. Tavukçuluk sektöründe rekabetin en acımasızı yaşandığı için herkes de bildiğini yaptı. Sözümüze itibar etseydiler, yılı büyük zararla kapattığımız acı sonla karşılaşmazdık. Bu yıl, Rekabet Kuruluna iyi niyetli olduğumuzu göstermek için projeksiyon çalışması da yapmayacağız.”
Canoler, tüm olumsuzluklara rağmen büyük üretici firmaların direnmeye devam ettiğini dile getirerek, finansal kriz nedeniyle bankaların kredilerini çağırması durumunda ise birçok firmanın sonunun geleceği uyarısında bulundu.
Kuş gribinden darbe yiyen, toparlanma sürecinde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) nedeniyle pikniğe çıkanların azalmasına bağlı olarak dilediği satışları yapamayan beyaz et sektörünün, son bir yılda sadece 3 hafta maliyetleri karşılayan fiyatla satış yapabildiği bildirildi.
Beyaz Et Sanayicileri ve Damızlıkçılar Birliği (BESD-BİR) Genel Sekreteri Yüce Canoler, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2008'in, kanatlı sektörünün tamamen zararla kapattığı bir yıl olduğunu söyledi.
Maliyetlerdeki hızlı artış ve buna karşılık piyasada maliyetlerin altında oluşan satış fiyatlarının, zararın esas nedeni olduğunu belirten Canoler, satış fiyatlarının maliyetlerin altında oluşmasının, 2007 Kasım ayından bu yana devam ettiğine dikkati çekti.
Canoler, her yıl kasım-ocak döneminde beyaz ete olan talepte düşüş yaşandığını, bahar aylarında artan talebe bağlı fiyatlarda toparlanma gözlendiğini kaydederek, “Fakat bu yıl hiç beklenmedik şekilde KKKA, toplumda panik yarattı, risk alanlarının dışında dahi çoğu insan pikniğe çıkmamaya gayret etti, piknik sırasında tüketilen piliç eti, tüketilmedi, bu da satışlarımızı büyük ölçüde olumsuz etkiledi” diye konuştu.
“BU KADAR KÖTÜ OLMAMIŞTI”
Maliyetlerde önemli yeri olan soya fasulyesi ve küspe fiyatlarının, son 1,5 yılda yüzde 100'ün üzerinde arttığına işaret eden Canoler, şöyle devam etti:
“Soyayı Meksika, Brezilya gibi uzak ülkelerden ithal ediyoruz. Yakıt fiyatlarındaki artışla navlun fiyatları da yüzde 100'ün üzerinde arttı. Enerji fiyatlarındaki artış da maliyetleri doğrudan etkiledi. Tüm bu olumsuz gelişmelere karşın maliyetlerdeki artış, fiyatlara yansıtılamadı. Fiyatlar, hep maliyetlerin altında kaldı. Yıl boyunca sadece nisanda 1, Ramazan'da da 2 haftalık süre boyunca maliyetleri karşılayan fiyatlarla satış yapabildik. Kuş gribinin en etkili olduğu 2006'da bile, sektörün durumu bu kadar kötü olmamıştı.”
Canoler, şu anda kilosu 3 YTL'ye mal ettikleri pilicin, kesimhaneden ambalajlı çıkış fiyatının 2,5 YTL olduğunu kaydederek, “Kiloda 50 YKr zararına satış yapıyoruz. İnsanlar 'Beyaz et pahalı' diyemezler fakat gerçek, olması gereken satış fiyatlarına çıktığımızda da isyan edecekler” dedi.
“EN ZAYIF ZAMANIMIZDA KRİZE YAKALANDIK”
Yüce Canoler, finansal krizin, tüm dünyayı etkisi altına aldığını belirterek, “Sektördeki firmalar, yılı büyük zararla kapattı. Hiçbirinin yılı karla kapatması mümkün değil. 2009'da da fazla iyimser olamıyoruz. En zayıf zamanımızda krize yakalandık” diye konuştu.
Rekabet Kurulunun, “piliç eti pazarında fiyat birlikteliği ile fiyatların yükseltilmesine ve arzın kısılmasına yönelik eylemler içinde bulunma” iddiasıyla BESD-BİR ve 25 beyaz et üreticisi firma hakkında soruşturma açtığını hatırlatan Canoler, şunları söyledi:
“Önümüzü görmek amacıyla bu yıla yönelik ülkesel durumu gösteren projeksiyon yapmıştık fakat Rekabet Kurulu, bunu yapmakla bizi pazarı kontrol etmekle suçladı. Tavukçuluk sektöründe rekabetin en acımasızı yaşandığı için herkes de bildiğini yaptı. Sözümüze itibar etseydiler, yılı büyük zararla kapattığımız acı sonla karşılaşmazdık. Bu yıl, Rekabet Kuruluna iyi niyetli olduğumuzu göstermek için projeksiyon çalışması da yapmayacağız.”
Canoler, tüm olumsuzluklara rağmen büyük üretici firmaların direnmeye devam ettiğini dile getirerek, finansal kriz nedeniyle bankaların kredilerini çağırması durumunda ise birçok firmanın sonunun geleceği uyarısında bulundu.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 2 Ziyaretçi