Doğalgazda indirim kararı almadık`
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, “doğalgazda indirim olacak” söylentilerinin vatandaşı beklentiye soktuğunu belirterek, “Şu ana kadar (doğalgazda) indirim konusunda alınmış bir karar yok” dedi.
RADİKAL
‘Zam gerekiyordu yapmadık’
Güler, “Prensip olarak biz şunu söyledik; petrol ve doların paritesinde bir değişiklik olmazsa indirimleri yansıtacağız, ama şu ana kadar hesaplanmış bir rakam yok” dedi.
NTV’de konuşan Güler, kasımda doğalgazda yüzde 6,5 civarında zam gereksinimi olduğunu, fakat bunun yapılmadığını söyledi. Basında ocak ayında doğalgazda indirim yapılacağı yönündeki haberlerin vatandaşlarda beklenti yarattığını, fakat bu haberlerdeki rakamların doğru olmadığını belirten Güler, şunları söyledi:
''Prensip olarak şun petrol ve doların paritesinde bir değişiklik olmazsa bunu doğalgaz ve elektriğe indirim olarak yansıtacağımızı söyledik. Ama rakam telaffuz etmedik. Şu ana kadar hesaplanmış rakam yok, çünkü daha ayın sonuna gelmedik. Dolayısıyla arkadaşlarımız şu anda hesap yapıyorlar. Biz de ayrıca değerlendireceğiz. Doğalgazı şu anda sıfır kârla satıyoruz. Rakamlar ortaya çıkınca ödemeler dengemize göre indirim olup olmayacağını hesaplayacağız. Basındaki haberler gerçeği yansıtmıyor.''
Güler, Rusya Başbakanı Vladimir Putin’in doğalgazın artık ucuz enerji kaynağı olmayacağı sözlerinin hatırlatılması üzerine ‘ Doğalgaz rakamları, Rus kontratlarında altı ay, İran kontratlarında dokuz ay geriden geliyor ve petroldeki fiyat trendine göre fiyatlar belirleniyor. Sayın Putin’in bunu hangi amaçla söylediğini bilmiyorum ama fiyatlar şu anda düşüş trendinde’ dedi.
Ekonomi Gündemi...
Konu Sahibi / Yazar
Kongo Madagasgar
Kategori / Forum
Ekonomi
Yorumlar / Cevaplar
584
Okunma / Görüntüleme
153011
Anket Borsa sizce ne olur...
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000
4 (33.33%)
26.000
1 (8.33%)
19.000
3 (25.00%)
15.000
2 (16.67%)
30.000
1 (8.33%)
21.500
1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 12 (100%)
Ekonomi Gündemi...
Ekonomi Gündemi...
ABD`de işsizlik maaşı için başvurular arttı
ABD'de Kasım ayında dayanıklı mal siparişleri yüzde 1 düştü. Ticaret Bakanlığının açıkladığı verilere göre, otomotiv sanayindeki sıkıntılar ve ticari uçak talebindeki düşüş nedeniyle Kasım ayında dayanıklı mal siparişleri yüzde 1 geriledi.
AA
Ekonomistler, dayanıklı mal siparişlerinde yüzde 3 gerileme bekliyorlardı. Kasım ayında ticari uçak talebi yüzde 37,7 gerilerken, yeni otomobil ve parçalarına olan talep yüzde 0,2 düştü.
Öte yandan, geçen hafta işsizlik maaşı için başvurular beklentilerin üzerinde arttı.
Verilere göre, bir önceki hafta 556 bin olan işsizlik maaşı için başvurular 20 Aralıkla biten hafta 586 bine çıktı.
KİŞİSEL HARCAMALAR DÜŞTÜ
Bu arada, son 4 aydır üst üste azalan kişisel harcamalar, Kasım ayında da yüzde 0,6 düştü. Ekonomistler, kişisel harcamaların yüzde 0,7 gerilemesini bekliyorlardı.
Kasım ayında, ABD'lilerin gelirleri ise beklentilerden daha çok düştü. Verilere göre, geçen ay kişisel gelirler yüzde 0,2 geriledi. Kişisel gelirlerin Temmuz ayından bu yana ilk kez gerilemesinde, durgunluğun derinleşmesiyle yaklaşık yarım milyon kişinin işsiz kalmasının etkisi oldu.
ABD'de Kasım ayında dayanıklı mal siparişleri yüzde 1 düştü. Ticaret Bakanlığının açıkladığı verilere göre, otomotiv sanayindeki sıkıntılar ve ticari uçak talebindeki düşüş nedeniyle Kasım ayında dayanıklı mal siparişleri yüzde 1 geriledi.
AA
Ekonomistler, dayanıklı mal siparişlerinde yüzde 3 gerileme bekliyorlardı. Kasım ayında ticari uçak talebi yüzde 37,7 gerilerken, yeni otomobil ve parçalarına olan talep yüzde 0,2 düştü.
Öte yandan, geçen hafta işsizlik maaşı için başvurular beklentilerin üzerinde arttı.
Verilere göre, bir önceki hafta 556 bin olan işsizlik maaşı için başvurular 20 Aralıkla biten hafta 586 bine çıktı.
KİŞİSEL HARCAMALAR DÜŞTÜ
Bu arada, son 4 aydır üst üste azalan kişisel harcamalar, Kasım ayında da yüzde 0,6 düştü. Ekonomistler, kişisel harcamaların yüzde 0,7 gerilemesini bekliyorlardı.
Kasım ayında, ABD'lilerin gelirleri ise beklentilerden daha çok düştü. Verilere göre, geçen ay kişisel gelirler yüzde 0,2 geriledi. Kişisel gelirlerin Temmuz ayından bu yana ilk kez gerilemesinde, durgunluğun derinleşmesiyle yaklaşık yarım milyon kişinin işsiz kalmasının etkisi oldu.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Türkiye`deki olay psikolojik` [/color]
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'de kasıtlı olarak, psikolojik olarak, bu krizi körükleme gayreti içerisinde olanlar var" dedi.
Türkiye'de bilim politikalarının oluşturulmasında en yüksek karar organı olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplandı.Erdoğan, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun ODTÜ'de yapılan toplantısının açılışında konuştu.
"Küresel ekonomide bir daralma yaşandığı, talebin düştüğü, gıda ve emtia fiyatlarının arttığı, birçok ülkede enflasyonun yükselişe geçtiği bu ortamda küresel ekonomiye entegre olmuş Türkiye'de acaba bunu başarabilecek mi? Veya hep birlikte bunu başarabilecek miyiz?" diyen Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu soruya büyük bir inanç ve kararlılıkla katılmayanlar olabilir. O ayrı mesele ama biz 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak 'evet' diyoruz. Çünkü son 6 yılda eski o sağlıksız yapıyı, 10 yıllar boyunca çözüm yerine sürekli sorun üreten köhne zihniyetlerini bir daha geri dönmemek üzere geride bıraktık. Hiç şüphemiz yok ki Türkiye olarak bu kriz döneminde de hedeflerimize yürüme başarısını göstermeye devam edeceğiz. Çünkü Türkiye'deki olay psikolojiktir ve Türkiye'de kasıtlı olarak psikolojik olarak, bu krizi körükleme gayreti içerisinde olanlar var. Bir defa bizim öncelikle bunu ret etmemiz lazım bu psikolojik havayı hep birlikte yıkmamız lazım. İmkan var mı? var. Finans varı mı? Var. Ama finansın düne kadar açıldığı özellikte reel sektöre şimdi kapılarını kapatılması olayı var."
Reel sektörle bağlarını koparan bir anlayışın bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, "Mesele bu bağı koparmamak ve burada dürüst davranmak ve düne kadar kendisini ayakta tutan reel sektörden kopmamaktır" dedi.
KRİZİ FIRSATA ÇEVİRMEK ZORUNDAYIZ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası finans piyasalarında patlak veren krizi fırsata dönüştürmek zorunda olduklarını bildirerek, “Küresel ekonomide bir daralma yaşandığı, talebin düştüğü, gıda ve emtia fiyatlarının arttığı, birçok ülkede enflasyonun yükselişe geçtiği bu ortamda, küresel ekonomiye entegre olmuş Türkiye'de bunu başarabilecek veya hep birlikte bunu başarabilecek miyiz? Bu soruya, büyük bir inanç ve kararlılıkla katılmayanlar olabilir, o ayrı mesele. Biz 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak 'Evet' diyoruz” dedi.
Başbakan Erdoğan, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun, ODTÜ Yerleşkesinde bulunan TÜBİTAK Uzay Uydu Teknolojileri Laboratuvarı'nda düzenlenen 18. toplantısına başkanlık etti.
Eylül 2004 tarihinden bu yana, son dört buçuk yıl içinde kurulun 9 toplantı gerçekleştirdiğini hatırlatan Erdoğan, kurulun, faaliyete başladığı 1983'ten 2004 yılına kadar geçen 21 yılda sadece 9 kere toplanabildiği göz önüne alındığında bu toplantının anlamının daha da iyi anlaşılacağını söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün belirlediği çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkabilmemizin yolu, ülkemizi bilimle teknolojiyle eğitimle donatabilmekten geçiyor.
Milli güç dediğimiz olgu, sahip olunan bilgi, bilginin derinliği ve bilgiyi kullanma kabiliyetiyle doğru orantılı.
59. Hükümet döneminde başlattığımız ve bugün de sürdürdüğümüz Türkiye Araştırma Alanı (TARAL) Programı kapsamında, araştırma ve geliştirmeye büyük kaynaklar ayırmamızın sebebi budur.
Bilginin, bireyler için de milletler için de yaşam kaynağı olduğuna, devletlerin bekası için vazgeçilmez unsurların başında geldiğine inanıyoruz. Bilim ve teknoloji konusundaki kararlığımızın gerisinde işte bu inanç var.
Türkiye olarak, dünyada ve bölgemizde daha güçlü bir devlet olmak amacındayız. Bunun için de dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak istiyoruz. Türkiye'nin bu hedefe, bilim, teknoloji ve yenilik eksenli bir ekonomik yapıyla ulaşacağına inanıyoruz.
Bu iddiamızı sürdürmek için, uluslararası finans piyasalarında patlak veren büyük çaptaki dalgalanmayı ve bu tarihi krizi de fırsata dönüştürmek zorundayız. Küresel ekonomide bir daralma yaşandığı, talebin düştüğü, gıda ve emtia fiyatlarının arttığı, birçok ülkede enflasyonun yükselişe geçtiği bu ortamda, küresel ekonomiye entegre olmuş Türkiye'de bunu başarabilecek veya hep birlikte bunu başarabilecek miyiz? Bu soruya, büyük bir inanç ve kararlılıkla, katılmayanlar olabilir, o ayrı mesele. Biz 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak 'Evet' diyoruz. Çünkü, son 6 yılda, eski sağlıksız ekonomik yapıyı, on yıllar boyunca çözüm yerine sürekli sorun üreten köhne zihniyetleri bir daha geri dönmemek üzere geride bıraktık. Hiç şüphemiz yok ki Türkiye olarak, bu kriz döneminde de hedeflerimize yürüme başarısını göstermeye devam edeceğiz.
Sahip olduğumuz inanç ve güvenin gerisinde, ülkemizin kronikleşmiş bir çok sorununu büyük bir kararlılık, cesaret ve samimiyetle çözüme kavuşturmuş olmaktan aldığımız cesaret var.
Bu çerçevede, etkileri daha uzun vadede ortaya çıkan, semereleri zaman içinde elde edilebilen bilim, teknoloji ve yenilik yatırımlarımızı bundan sonra da kararlılıkla ve asla yavaşlatmadan sürdüreceğiz.”
AR-GE'YE VERİLEN ÖNEM
Türkiye'nin, son yıllarda bilim teknoloji ve yenilik çalışmalarında büyük bir atılım içinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, Hükümet olarak, 2005 yılından itibaren Ar-Ge'ye ciddi miktarlar ayırdıklarını ifade etti.
Tüm dünyaya bakıldığında, Türkiye'nin 2002-2007 arasında gayri safi yurt içi hasılası içinde Ar-Ge harcamalarını en hızlı artıran ikinci ülke olduğunu kaydeden Erdoğan, buna rağmen gayri safi yurt içi hasıladan Ar-Ge'ye ayrılan payda istenilen noktaya gelindiğini söyleyemeyeceklerini dile getirdi. Başbakan Erdoğan, önümüzdeki dönemde bu konuda çok daha ileri bir noktaya gelineceğinden kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini vurguladı.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Çünkü tohum, verimli toprağa atılır. Bilgiden, teknolojiden daha verimli bir alan bulamayız.
Araştırmaya ve araştırmacılara yapılan yatırımı, her zaman en iyi hasadı veren yatırım olarak gördük. Bu alanı, yatırım yapmak için riskli olarak görenler olabilir. Elbette, yaptığınız her yatırımdan her zaman istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Ancak bilim ve teknoloji alanındaki yatırımlarınızın birinden öyle bir sonuç alırsınız ki bu sonuç yapılan tüm yatırımı kat be kat geri kazandırır. Dolayısıyla bunu asla bir risk olarak görmüyoruz.
Bilim, teknoloji ve yenilikle ilgili çalışmalar bir çok sektörü ve alanı doğrudan etkilemekte, milletimizin göğsünü kabartacak atılımlara sebep olmaktadır.
Özellikle savunma sanayii alanında elde ettiğimiz başarılar, bilim ve teknoloji alanına verilen öneme paralel olarak artmakta, ülkemizin gurur duyacağı bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
En çok memnuniyet duyduğumuz gelişmelerden biri de araştırma personeli sayısındaki artıştır.
Ülkemiz, 2002-2007 yılları arasında dünyada araştırmacı sayısını en hızlı artıran ikinci ülke olmuştur. Artış oranı yine iki kattan fazladır.
Özel sektörde istihdam edilen Ar-Ge personeli sayısı 2002 yılında sadece 6 bin civarında iken, bu sayı 2007 yılında, 4 kat artarak 25 bine yaklaştı. Hem nitelik hem de nicelik olarak yetişmiş insan gücü ülkemizin rekabet gücünün artırılmasında en değerli hazinemiz.
Yeterli bilim insanımız olmadan Ar-Ge çalışmalarını sürdürebilmemiz mümkün değil. Bu amaçla Milli Eğitim Bakanlığımız, 2006 yılından itibaren, yurt dışına lisansüstü öğrenim yapmak üzere 5 yıl içinde 5000 öğrenci göndermeyi kararlaştırdı. Bu kapsamda 2007 yılında 397 öğrenci yurt dışındaki öğrenimine başladı. 2008 yılının ilk yarısında 1000 öğrencinin yurt dışına gönderilmesi için çağrı yapıldı. Yaklaşık 900 öğrencinin yurt dışına çıkış hazırlıkları sürüyor.
TÜBİTAK da Ar-Ge insan gücü yetiştirilmesine, çeşitli destek programlarıyla çok önemli katkılarda bulunuyor.
2003 yılında TÜBİTAK tarafında desteklenen bilim adamı sayısı sadece bin 500 civarında iken bu sayı 2008 yılı sonu itibarıyla 16 bine yaklaştı.
Araştırmacı sayısını arttırma çabamız, ülkemizin, ulusal ve uluslararası bilim insanları için cazibe merkezi haline getirilmesini de kapsıyor.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "Türkiye'de kasıtlı olarak, psikolojik olarak, bu krizi körükleme gayreti içerisinde olanlar var" dedi.
Türkiye'de bilim politikalarının oluşturulmasında en yüksek karar organı olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK) Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında toplandı.Erdoğan, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun ODTÜ'de yapılan toplantısının açılışında konuştu.
"Küresel ekonomide bir daralma yaşandığı, talebin düştüğü, gıda ve emtia fiyatlarının arttığı, birçok ülkede enflasyonun yükselişe geçtiği bu ortamda küresel ekonomiye entegre olmuş Türkiye'de acaba bunu başarabilecek mi? Veya hep birlikte bunu başarabilecek miyiz?" diyen Erdoğan, şunları söyledi:
"Bu soruya büyük bir inanç ve kararlılıkla katılmayanlar olabilir. O ayrı mesele ama biz 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak 'evet' diyoruz. Çünkü son 6 yılda eski o sağlıksız yapıyı, 10 yıllar boyunca çözüm yerine sürekli sorun üreten köhne zihniyetlerini bir daha geri dönmemek üzere geride bıraktık. Hiç şüphemiz yok ki Türkiye olarak bu kriz döneminde de hedeflerimize yürüme başarısını göstermeye devam edeceğiz. Çünkü Türkiye'deki olay psikolojiktir ve Türkiye'de kasıtlı olarak psikolojik olarak, bu krizi körükleme gayreti içerisinde olanlar var. Bir defa bizim öncelikle bunu ret etmemiz lazım bu psikolojik havayı hep birlikte yıkmamız lazım. İmkan var mı? var. Finans varı mı? Var. Ama finansın düne kadar açıldığı özellikte reel sektöre şimdi kapılarını kapatılması olayı var."
Reel sektörle bağlarını koparan bir anlayışın bulunduğunu ifade eden Başbakan Erdoğan, "Mesele bu bağı koparmamak ve burada dürüst davranmak ve düne kadar kendisini ayakta tutan reel sektörden kopmamaktır" dedi.
KRİZİ FIRSATA ÇEVİRMEK ZORUNDAYIZ
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, uluslararası finans piyasalarında patlak veren krizi fırsata dönüştürmek zorunda olduklarını bildirerek, “Küresel ekonomide bir daralma yaşandığı, talebin düştüğü, gıda ve emtia fiyatlarının arttığı, birçok ülkede enflasyonun yükselişe geçtiği bu ortamda, küresel ekonomiye entegre olmuş Türkiye'de bunu başarabilecek veya hep birlikte bunu başarabilecek miyiz? Bu soruya, büyük bir inanç ve kararlılıkla katılmayanlar olabilir, o ayrı mesele. Biz 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak 'Evet' diyoruz” dedi.
Başbakan Erdoğan, Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulunun, ODTÜ Yerleşkesinde bulunan TÜBİTAK Uzay Uydu Teknolojileri Laboratuvarı'nda düzenlenen 18. toplantısına başkanlık etti.
Eylül 2004 tarihinden bu yana, son dört buçuk yıl içinde kurulun 9 toplantı gerçekleştirdiğini hatırlatan Erdoğan, kurulun, faaliyete başladığı 1983'ten 2004 yılına kadar geçen 21 yılda sadece 9 kere toplanabildiği göz önüne alındığında bu toplantının anlamının daha da iyi anlaşılacağını söyledi.
Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
“Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün belirlediği çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkabilmemizin yolu, ülkemizi bilimle teknolojiyle eğitimle donatabilmekten geçiyor.
Milli güç dediğimiz olgu, sahip olunan bilgi, bilginin derinliği ve bilgiyi kullanma kabiliyetiyle doğru orantılı.
59. Hükümet döneminde başlattığımız ve bugün de sürdürdüğümüz Türkiye Araştırma Alanı (TARAL) Programı kapsamında, araştırma ve geliştirmeye büyük kaynaklar ayırmamızın sebebi budur.
Bilginin, bireyler için de milletler için de yaşam kaynağı olduğuna, devletlerin bekası için vazgeçilmez unsurların başında geldiğine inanıyoruz. Bilim ve teknoloji konusundaki kararlığımızın gerisinde işte bu inanç var.
Türkiye olarak, dünyada ve bölgemizde daha güçlü bir devlet olmak amacındayız. Bunun için de dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında yer almak istiyoruz. Türkiye'nin bu hedefe, bilim, teknoloji ve yenilik eksenli bir ekonomik yapıyla ulaşacağına inanıyoruz.
Bu iddiamızı sürdürmek için, uluslararası finans piyasalarında patlak veren büyük çaptaki dalgalanmayı ve bu tarihi krizi de fırsata dönüştürmek zorundayız. Küresel ekonomide bir daralma yaşandığı, talebin düştüğü, gıda ve emtia fiyatlarının arttığı, birçok ülkede enflasyonun yükselişe geçtiği bu ortamda, küresel ekonomiye entegre olmuş Türkiye'de bunu başarabilecek veya hep birlikte bunu başarabilecek miyiz? Bu soruya, büyük bir inanç ve kararlılıkla, katılmayanlar olabilir, o ayrı mesele. Biz 60. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olarak 'Evet' diyoruz. Çünkü, son 6 yılda, eski sağlıksız ekonomik yapıyı, on yıllar boyunca çözüm yerine sürekli sorun üreten köhne zihniyetleri bir daha geri dönmemek üzere geride bıraktık. Hiç şüphemiz yok ki Türkiye olarak, bu kriz döneminde de hedeflerimize yürüme başarısını göstermeye devam edeceğiz.
Sahip olduğumuz inanç ve güvenin gerisinde, ülkemizin kronikleşmiş bir çok sorununu büyük bir kararlılık, cesaret ve samimiyetle çözüme kavuşturmuş olmaktan aldığımız cesaret var.
Bu çerçevede, etkileri daha uzun vadede ortaya çıkan, semereleri zaman içinde elde edilebilen bilim, teknoloji ve yenilik yatırımlarımızı bundan sonra da kararlılıkla ve asla yavaşlatmadan sürdüreceğiz.”
AR-GE'YE VERİLEN ÖNEM
Türkiye'nin, son yıllarda bilim teknoloji ve yenilik çalışmalarında büyük bir atılım içinde olduğunu vurgulayan Erdoğan, Hükümet olarak, 2005 yılından itibaren Ar-Ge'ye ciddi miktarlar ayırdıklarını ifade etti.
Tüm dünyaya bakıldığında, Türkiye'nin 2002-2007 arasında gayri safi yurt içi hasılası içinde Ar-Ge harcamalarını en hızlı artıran ikinci ülke olduğunu kaydeden Erdoğan, buna rağmen gayri safi yurt içi hasıladan Ar-Ge'ye ayrılan payda istenilen noktaya gelindiğini söyleyemeyeceklerini dile getirdi. Başbakan Erdoğan, önümüzdeki dönemde bu konuda çok daha ileri bir noktaya gelineceğinden kimsenin şüphesi olmaması gerektiğini vurguladı.
Erdoğan, şöyle devam etti:
“Çünkü tohum, verimli toprağa atılır. Bilgiden, teknolojiden daha verimli bir alan bulamayız.
Araştırmaya ve araştırmacılara yapılan yatırımı, her zaman en iyi hasadı veren yatırım olarak gördük. Bu alanı, yatırım yapmak için riskli olarak görenler olabilir. Elbette, yaptığınız her yatırımdan her zaman istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Ancak bilim ve teknoloji alanındaki yatırımlarınızın birinden öyle bir sonuç alırsınız ki bu sonuç yapılan tüm yatırımı kat be kat geri kazandırır. Dolayısıyla bunu asla bir risk olarak görmüyoruz.
Bilim, teknoloji ve yenilikle ilgili çalışmalar bir çok sektörü ve alanı doğrudan etkilemekte, milletimizin göğsünü kabartacak atılımlara sebep olmaktadır.
Özellikle savunma sanayii alanında elde ettiğimiz başarılar, bilim ve teknoloji alanına verilen öneme paralel olarak artmakta, ülkemizin gurur duyacağı bir tablo ortaya çıkarmaktadır.
En çok memnuniyet duyduğumuz gelişmelerden biri de araştırma personeli sayısındaki artıştır.
Ülkemiz, 2002-2007 yılları arasında dünyada araştırmacı sayısını en hızlı artıran ikinci ülke olmuştur. Artış oranı yine iki kattan fazladır.
Özel sektörde istihdam edilen Ar-Ge personeli sayısı 2002 yılında sadece 6 bin civarında iken, bu sayı 2007 yılında, 4 kat artarak 25 bine yaklaştı. Hem nitelik hem de nicelik olarak yetişmiş insan gücü ülkemizin rekabet gücünün artırılmasında en değerli hazinemiz.
Yeterli bilim insanımız olmadan Ar-Ge çalışmalarını sürdürebilmemiz mümkün değil. Bu amaçla Milli Eğitim Bakanlığımız, 2006 yılından itibaren, yurt dışına lisansüstü öğrenim yapmak üzere 5 yıl içinde 5000 öğrenci göndermeyi kararlaştırdı. Bu kapsamda 2007 yılında 397 öğrenci yurt dışındaki öğrenimine başladı. 2008 yılının ilk yarısında 1000 öğrencinin yurt dışına gönderilmesi için çağrı yapıldı. Yaklaşık 900 öğrencinin yurt dışına çıkış hazırlıkları sürüyor.
TÜBİTAK da Ar-Ge insan gücü yetiştirilmesine, çeşitli destek programlarıyla çok önemli katkılarda bulunuyor.
2003 yılında TÜBİTAK tarafında desteklenen bilim adamı sayısı sadece bin 500 civarında iken bu sayı 2008 yılı sonu itibarıyla 16 bine yaklaştı.
Araştırmacı sayısını arttırma çabamız, ülkemizin, ulusal ve uluslararası bilim insanları için cazibe merkezi haline getirilmesini de kapsıyor.”
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Irak`ta para var yatırım yok [/color]
ABD işgalinin ardından bombalama ve intihar saldırıları ile harabeye dönen Irak'ın bütçesinde petrol gelirleri sayesinde 50 milyar dolar fazla oluşması bekleniyor. Ama eğitimli nüfusu kaçan ülke henüz altyapı ve imar harcamalarında hızlanabilmiş değil.
Mete ÇUBUKÇU / REFERANS GAZETESİ
Geçen yıl ekim ayında Şam'ın Jaramana semtindeki klinik önünde bekleyen yaşlı Hıristiyan bir kadın gözyaşları içinde anlatmıştı. Irak'ta hali vakti yerinde bir yaşam sürerken biri doktor olan iki oğlu fidye için kaçırılmış, onlardan bir daha haber alamamıştı. Bağdat'tan kaçarak Şam'ın kenar mahallelerinin birinde küçük bir odaya sığındığını biraz da utanarak anlatmıştı. 2003'ten bu yana Irak'ı terk eden 2 milyon Iraklıdan biriydi.
Halen 1.5 milyon'u Suriye'de olmak üzere Ürdün, Mısır ve Türkiye gibi ülkelere kaçmak zorunda kalanlar Iraklıların büyük çoğunluğunu eğitimli, uzman, üniversite mezunları oluşturuyor. Bunlar arasında doktor, mühendis, akademisyen ve öğretmenler çoğunlukta. Beyin göçünün en önemli nedeni can güvenliğinin olmaması.
Kesin olmayan rakamlara göre 2003'ten bu yana 300 öğretim üyesi ve 37 hakim öldürülmüş. 87 hakimin yakınları suikasta kurban gitmiş. Hükümete bağlı Doktorları Koruma Komitesi ise 15-20 yıllık deneyimi bulunan tıp uzmanlarından yüzde 60-70'inin Irak'ı terk ettiğini açıkladı. Bunlara eczacıları ve diş hekimlerini de ekleyince sayı 30 bini buluyor. Yani Irak'ın yeniden yapılandırılması için gereken eğitimli insanlar neredeyse yok olmuş.
Para çok ama yatırım yok
Irak'ta hâlâ bombalar patlamasına ve intihar saldırıları olmasına rağmen güvenlik durumunda önceki yıllara oranla düzelme söz konusu. Rakamlar da bunu doğruluyor. Irak Hükümeti bu durumdan yararlanıp yetişmiş insan gücünü tekrar geri döndürmenin hesaplarını yapıyor. Güvenlik iyileşmesine rağmen yatırımlar istenilen düzeyin çok altında. Bu da bütçede müthiş bir artı cari açık yaratıyor.
ABD merkezli hükümet denetleme kurumu GAO, Irak'ın bütçesinde bu yıl artan petrol gelirleri sayesinde 50 milyar doların üzerinde bir fazlalık olacağını belirtiyor. Altyapının inşası için geçtiğimiz yıl ayrılan 896 milyon doların sadece yüzde 1'lik kısmı bina, su ve elektrik tesislerinin bakımına ayrılmış. 2009 yılı bütçesi 68.7 milyar dolar. Yatırım ve imar harcamalarına 14.8 milyar dolar ayırıyor. Ayrılan bütçenin ne kadarının kullanılacağı belli değil.
Dönüş var ama yetersiz
Irak hükümeti yeniden yapılanma için ayrılan kaynağın harcanması için beyin göçünü tersine çevirmenin planlarını yapıyor. Bu konuda özellikle petrol rafinerilerindeki mühendislere ihtiyacı var. Bu fotoğrafı Iraklı doktor Faris Raşid şöyle değerlendiriyor: Onlarca arkadaşımız öldürüldü, yüzlercesi kaçtı. Çünkü birileri bizleri ülkeyi terke zorluyordu. Irak'ın yetişmiş bir neslini yok ettiler. Ben ülkeyi terk etmeyenlerdenim. Durum eskiye göre iyi ama hâlâ can güvenliğimiz var diyemem. Hükümet şimdi yeni planlar yapıyor. Maaşları yükseltiyor. Kaç kişi geri döndü bilmiyorum. Ama Iraklılar dışında kimse bu ülkeyi kalkındıramaz diyor. Irak'ta şu ana kadar 1000'e yakın doktor geri dönmüş.
Üniversitelerdeki profesörlerin maaşları ikiye katlanarak 1000 dolara yükseltilmiş. Tıp doktoru olan Raşid, güvenlik durumunun düzelmesine bağlı olarak yatırımların ülkenin her yanına ulaşması gerektiğini söylüyor. Çünkü, altyapı çökmüş, hastaneler, su ve elektrik tesisatları, yeni yolların inşası hâlâ sınırlı oranda.
Iraklı uzmanlar şart
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Kerküklü Dr. Mustafa Ziya ile konuşuyoruz. Bayram tatilini Bağdat, Bakuba, Ramadi, Kerkük gibi kentleri dolaşarak geçirmiş Bağdat'ta geceleri biraz hareketlenmiş. İnsanlar sokağa çıkmaya başlamış. Durum fena değil. Ama yanımda hep birileri vardı ve benim yaptığım bir cesaret işiydi diye anlatıyor. Dr. Ziya ülkeyi terk edenlerin geri dönüşe başladıklarını doğruluyor.
Sayıları şimdilik çok olmasa da özellikle doktor ve mühendislerden geri dönenler var. Altyapı yatırımlarını ancak Iraklı uzmanlar hayata geçirebilir. Yabancı şirketler bu işe girse bile yetişmiş insan gücünü Irak'tan sağlamak zorunda diyor.
Ancak Ziya, Dicle nehri kıyısında Irak mutfağının en önemli parçası olan mazguf (odun ateşinde özel bir yöntemle pişirilen yayın balığı) restoranlarının çalışmaya başladığını anlatıyor. Mazguf keyfi başladıysa Irak'ta en azından şimdilik bir şeyler değişiyor diyebiliriz.
Öte yandan Irak'taki tüm güvenlik-ekonomik ikileminin aşılması Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra ortaya çıkacak manzaraya bağlı. Iraklılar, artık sabahları uyandıklarında kapılarının önündeki cesetlerin üzerinden atlamıyorlar ama hâlâ birbirlerine de güvenmiyorlar. Doktor Raşid'e göre önlerinde iki seçenek var: Ya bu zengin ülkeyi uzlaşarak kendi dinamikleri ile ayağa kaldıracaklar ya da savaş baltalarını topraktan çıkaracaklar.
Hep söylediğimiz gibi, Irak'ta bugünden yarına kesin hüküm kesmek mümkün değil. Çünkü burası Ortadoğu ve zemini kaygan bu bölgede sabah uyandığınızda resim değişebilir.
ABD işgalinin ardından bombalama ve intihar saldırıları ile harabeye dönen Irak'ın bütçesinde petrol gelirleri sayesinde 50 milyar dolar fazla oluşması bekleniyor. Ama eğitimli nüfusu kaçan ülke henüz altyapı ve imar harcamalarında hızlanabilmiş değil.
Mete ÇUBUKÇU / REFERANS GAZETESİ
Geçen yıl ekim ayında Şam'ın Jaramana semtindeki klinik önünde bekleyen yaşlı Hıristiyan bir kadın gözyaşları içinde anlatmıştı. Irak'ta hali vakti yerinde bir yaşam sürerken biri doktor olan iki oğlu fidye için kaçırılmış, onlardan bir daha haber alamamıştı. Bağdat'tan kaçarak Şam'ın kenar mahallelerinin birinde küçük bir odaya sığındığını biraz da utanarak anlatmıştı. 2003'ten bu yana Irak'ı terk eden 2 milyon Iraklıdan biriydi.
Halen 1.5 milyon'u Suriye'de olmak üzere Ürdün, Mısır ve Türkiye gibi ülkelere kaçmak zorunda kalanlar Iraklıların büyük çoğunluğunu eğitimli, uzman, üniversite mezunları oluşturuyor. Bunlar arasında doktor, mühendis, akademisyen ve öğretmenler çoğunlukta. Beyin göçünün en önemli nedeni can güvenliğinin olmaması.
Kesin olmayan rakamlara göre 2003'ten bu yana 300 öğretim üyesi ve 37 hakim öldürülmüş. 87 hakimin yakınları suikasta kurban gitmiş. Hükümete bağlı Doktorları Koruma Komitesi ise 15-20 yıllık deneyimi bulunan tıp uzmanlarından yüzde 60-70'inin Irak'ı terk ettiğini açıkladı. Bunlara eczacıları ve diş hekimlerini de ekleyince sayı 30 bini buluyor. Yani Irak'ın yeniden yapılandırılması için gereken eğitimli insanlar neredeyse yok olmuş.
Para çok ama yatırım yok
Irak'ta hâlâ bombalar patlamasına ve intihar saldırıları olmasına rağmen güvenlik durumunda önceki yıllara oranla düzelme söz konusu. Rakamlar da bunu doğruluyor. Irak Hükümeti bu durumdan yararlanıp yetişmiş insan gücünü tekrar geri döndürmenin hesaplarını yapıyor. Güvenlik iyileşmesine rağmen yatırımlar istenilen düzeyin çok altında. Bu da bütçede müthiş bir artı cari açık yaratıyor.
ABD merkezli hükümet denetleme kurumu GAO, Irak'ın bütçesinde bu yıl artan petrol gelirleri sayesinde 50 milyar doların üzerinde bir fazlalık olacağını belirtiyor. Altyapının inşası için geçtiğimiz yıl ayrılan 896 milyon doların sadece yüzde 1'lik kısmı bina, su ve elektrik tesislerinin bakımına ayrılmış. 2009 yılı bütçesi 68.7 milyar dolar. Yatırım ve imar harcamalarına 14.8 milyar dolar ayırıyor. Ayrılan bütçenin ne kadarının kullanılacağı belli değil.
Dönüş var ama yetersiz
Irak hükümeti yeniden yapılanma için ayrılan kaynağın harcanması için beyin göçünü tersine çevirmenin planlarını yapıyor. Bu konuda özellikle petrol rafinerilerindeki mühendislere ihtiyacı var. Bu fotoğrafı Iraklı doktor Faris Raşid şöyle değerlendiriyor: Onlarca arkadaşımız öldürüldü, yüzlercesi kaçtı. Çünkü birileri bizleri ülkeyi terke zorluyordu. Irak'ın yetişmiş bir neslini yok ettiler. Ben ülkeyi terk etmeyenlerdenim. Durum eskiye göre iyi ama hâlâ can güvenliğimiz var diyemem. Hükümet şimdi yeni planlar yapıyor. Maaşları yükseltiyor. Kaç kişi geri döndü bilmiyorum. Ama Iraklılar dışında kimse bu ülkeyi kalkındıramaz diyor. Irak'ta şu ana kadar 1000'e yakın doktor geri dönmüş.
Üniversitelerdeki profesörlerin maaşları ikiye katlanarak 1000 dolara yükseltilmiş. Tıp doktoru olan Raşid, güvenlik durumunun düzelmesine bağlı olarak yatırımların ülkenin her yanına ulaşması gerektiğini söylüyor. Çünkü, altyapı çökmüş, hastaneler, su ve elektrik tesisatları, yeni yolların inşası hâlâ sınırlı oranda.
Iraklı uzmanlar şart
Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi'nden Kerküklü Dr. Mustafa Ziya ile konuşuyoruz. Bayram tatilini Bağdat, Bakuba, Ramadi, Kerkük gibi kentleri dolaşarak geçirmiş Bağdat'ta geceleri biraz hareketlenmiş. İnsanlar sokağa çıkmaya başlamış. Durum fena değil. Ama yanımda hep birileri vardı ve benim yaptığım bir cesaret işiydi diye anlatıyor. Dr. Ziya ülkeyi terk edenlerin geri dönüşe başladıklarını doğruluyor.
Sayıları şimdilik çok olmasa da özellikle doktor ve mühendislerden geri dönenler var. Altyapı yatırımlarını ancak Iraklı uzmanlar hayata geçirebilir. Yabancı şirketler bu işe girse bile yetişmiş insan gücünü Irak'tan sağlamak zorunda diyor.
Ancak Ziya, Dicle nehri kıyısında Irak mutfağının en önemli parçası olan mazguf (odun ateşinde özel bir yöntemle pişirilen yayın balığı) restoranlarının çalışmaya başladığını anlatıyor. Mazguf keyfi başladıysa Irak'ta en azından şimdilik bir şeyler değişiyor diyebiliriz.
Öte yandan Irak'taki tüm güvenlik-ekonomik ikileminin aşılması Amerikan askerlerinin çekilmesinden sonra ortaya çıkacak manzaraya bağlı. Iraklılar, artık sabahları uyandıklarında kapılarının önündeki cesetlerin üzerinden atlamıyorlar ama hâlâ birbirlerine de güvenmiyorlar. Doktor Raşid'e göre önlerinde iki seçenek var: Ya bu zengin ülkeyi uzlaşarak kendi dinamikleri ile ayağa kaldıracaklar ya da savaş baltalarını topraktan çıkaracaklar.
Hep söylediğimiz gibi, Irak'ta bugünden yarına kesin hüküm kesmek mümkün değil. Çünkü burası Ortadoğu ve zemini kaygan bu bölgede sabah uyandığınızda resim değişebilir.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
][COLOR="red"]ABD`de kriz alışveriş sektörünü vurdu [/color]
ABD'deki ekonomik kriz, Amerikan Araştırma Grubu'nun (American Research Group) son verilerine göre Noel alışverişinin geçen yıla oranla yüzde 41 azalmasına neden oldu.
Grubun 1991 yılından beri düzenli olarak yaptığı araştırma sonuçlarında, bu yıl bir Amerikalının Noel ve yılbaşını kapsayan tatil alışverişi için ayırdığı bütçe 523 dolar olarak açıklandı. Son 10 yılın verilerinin ortalama yüzde 50 altında olan bu rakamın, grubun 17 yıldır yaptığı araştırma sonuçları içinde de en düşüğü olduğu belirtildi.
Amerikalıların tatil alışverişine ayırdığı bütçe, 2001 yılında 1052 dolarla en yüksek seviyeye çıkarken, bu rakam 2007'de 859 dolar olmuştu.
Ekonomik krizin hemen her sektörü etkilediği Amerika'da, Noel ve yılbaşı alışverişinin sektörü canlandırması bekleniyordu.
Kriz nedeniyle başta New York olmak üzere ABD'nin pek çok kentinde de ürünlerin satış fiyatları önceki yıllara göre çok daha aşağılara çekildi.
Ancak, açıklanan rakamlara göre Amerika'da alışveriş oranı gecen yıllara göre 2008'de yarı yarıya azaldı.
AMERİKALILARIN SADECE YÜZDE 39'U NOEL ALIŞVERİŞİNE ÇIKTI
Amerikan haber kanalı NBC'nin haberinde de Noel öncesi son cumartesi günü, bu yıl Amerikalıların sadece yüzde 38,7'sinin alışverişe çıktığı belirtildi. Açıklanan yüzdenin, son 6 yılın en düşüğü olduğu vurgulandı.
ABD'de, Noel'den önceki son cumartesi günü “Süper Cumartesi” olarak adlandırılıyor. Süper Cumartesi yılın en buyuk alışveriş günü olarak biliniyor.
Ülkede, yılın en önemli alışveriş haftasında yasanan buyuk düşüşün nedenlerinden birisi olarak da, geçen hafta sonu ülkenin kuzey ve doğu kesiminde etkisini gösteren kar fırtınası ve aşırı soğuklar gösterildi.
ABD'deki ekonomik kriz, Amerikan Araştırma Grubu'nun (American Research Group) son verilerine göre Noel alışverişinin geçen yıla oranla yüzde 41 azalmasına neden oldu.
Grubun 1991 yılından beri düzenli olarak yaptığı araştırma sonuçlarında, bu yıl bir Amerikalının Noel ve yılbaşını kapsayan tatil alışverişi için ayırdığı bütçe 523 dolar olarak açıklandı. Son 10 yılın verilerinin ortalama yüzde 50 altında olan bu rakamın, grubun 17 yıldır yaptığı araştırma sonuçları içinde de en düşüğü olduğu belirtildi.
Amerikalıların tatil alışverişine ayırdığı bütçe, 2001 yılında 1052 dolarla en yüksek seviyeye çıkarken, bu rakam 2007'de 859 dolar olmuştu.
Ekonomik krizin hemen her sektörü etkilediği Amerika'da, Noel ve yılbaşı alışverişinin sektörü canlandırması bekleniyordu.
Kriz nedeniyle başta New York olmak üzere ABD'nin pek çok kentinde de ürünlerin satış fiyatları önceki yıllara göre çok daha aşağılara çekildi.
Ancak, açıklanan rakamlara göre Amerika'da alışveriş oranı gecen yıllara göre 2008'de yarı yarıya azaldı.
AMERİKALILARIN SADECE YÜZDE 39'U NOEL ALIŞVERİŞİNE ÇIKTI
Amerikan haber kanalı NBC'nin haberinde de Noel öncesi son cumartesi günü, bu yıl Amerikalıların sadece yüzde 38,7'sinin alışverişe çıktığı belirtildi. Açıklanan yüzdenin, son 6 yılın en düşüğü olduğu vurgulandı.
ABD'de, Noel'den önceki son cumartesi günü “Süper Cumartesi” olarak adlandırılıyor. Süper Cumartesi yılın en buyuk alışveriş günü olarak biliniyor.
Ülkede, yılın en önemli alışveriş haftasında yasanan buyuk düşüşün nedenlerinden birisi olarak da, geçen hafta sonu ülkenin kuzey ve doğu kesiminde etkisini gösteren kar fırtınası ve aşırı soğuklar gösterildi.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Almanya teşvik paketi planlıyor
Alman hükümeti, Avrupa'nın en büyük ekonomisinin durgunluğa girmesini engellemek için 25 milyar avroluk teşvik paketi açıklamayı planlıyor.
AA
The Sueddeutsche Zeitung ve The Frankfurter Rundschau gazetelerinin haberlerine göre, 25 milyar avroluk (35 milyar dolar) plan, Almanya'nın 16 federal eyaletinin yetkilileri ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in genel sekreterinin toplantısının sonucunda ortaya çıktı.
Bazı ekonomistlere göre, Almanya İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yanaki en sıkıntılı dönemini yaşıyor. The Sueddeutsche Zeitung Gazetesi, 10 milyar avronun sosyal güvenlik primlerinin azaltılması için kullanılacağını, vergi indirimlerinin de söz konusu olacağını bildirdi.
Diğer önlemler içinde eski otomobillerini değiştirenlere yardımların da yer aldığı belirtildi. Gazetenin hükümet kaynaklarına dayandırdığına göre, yatırımlar için de milyarlarca avro kullanılabilecek.
Daha önce, Der Spiegel yeni teşvik paketinin miktarının 40 milyar avro civarında olacağını duyurmuştu. 5 Ocak'da koalisyon partilerinin liderleriyle biraraya gelecek olan Merkel, Ocak ayında yeni adımlar atmayı düşündüklerini belirtti.
Alman hükümeti, Avrupa'nın en büyük ekonomisinin durgunluğa girmesini engellemek için 25 milyar avroluk teşvik paketi açıklamayı planlıyor.
AA
The Sueddeutsche Zeitung ve The Frankfurter Rundschau gazetelerinin haberlerine göre, 25 milyar avroluk (35 milyar dolar) plan, Almanya'nın 16 federal eyaletinin yetkilileri ve Almanya Başbakanı Angela Merkel'in genel sekreterinin toplantısının sonucunda ortaya çıktı.
Bazı ekonomistlere göre, Almanya İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yanaki en sıkıntılı dönemini yaşıyor. The Sueddeutsche Zeitung Gazetesi, 10 milyar avronun sosyal güvenlik primlerinin azaltılması için kullanılacağını, vergi indirimlerinin de söz konusu olacağını bildirdi.
Diğer önlemler içinde eski otomobillerini değiştirenlere yardımların da yer aldığı belirtildi. Gazetenin hükümet kaynaklarına dayandırdığına göre, yatırımlar için de milyarlarca avro kullanılabilecek.
Daha önce, Der Spiegel yeni teşvik paketinin miktarının 40 milyar avro civarında olacağını duyurmuştu. 5 Ocak'da koalisyon partilerinin liderleriyle biraraya gelecek olan Merkel, Ocak ayında yeni adımlar atmayı düşündüklerini belirtti.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Çay-Kahve zinciri Whittard of Chelsea satıldı [/color]
Küresel ekonomik kriz İngiltere'de perakende sektörüne ciddi darbe indiriyor. İngiltere'nin dev çay-kahve zinciri Whittard of Chelsea, kayyuma devredildikten sonra bir girişim sermayesi şirketine satıldı.
AA
Whittard of Chelsea'ye kayyum olarak atanan “Ernst & Young” şirketi, Whittard of Chelsea'yi “ticari zorluklarda deneyimli” girişim sermayesi şirketi EPIC'e sattığını açıkladı.
Şirketin faaliyetini sürdüreceği ve bütün mağazalarının açık olacağı bildirilen açıklamada, şirkette çalışan 950 kişinin şimdilik çalışmaya devam edeceği belirtildi.
Walter Whittard'ın 1886 yılında kurduğu ve İzlandalı yatırım şirketi Baugur'un 2005 yılında 21 milyon sterline aldığı şirketin, İngiltere'de 130 mağazası bulunuyor.
Whittard of Chelsea, 1980 ve 1990 yılları arasında hızla büyüyerek, İngiltere'nin yanı sıra Dubai, Abu Dabi, Kuveyt, Singapur, Güney Afrika, Şili ve ABD'de mağazalar açmıştı.
Küresel ekonomik krizle birlikte İngiltere'de ekonominin yavaşlaması ve İzlanda'da ekonomik iflas nedeniyle Baugur, sahibi olduğu Whittard of Chelsea'ye müşteri aramaya başlamıştı.
Baugur'un, ayrıca İngiltere'de süpermarket zinciri Iceland, oyuncak şirketi Hamleys, mücevher zinciri Goldsmiths ve geçen ay kayyuma devredilen Woolworths'da yatırımları bulunuyor.
Bu arada erkek giyim zinciri The Officers Club'ın da kayyuma devredildikten sonra birçok mağazası satıldı.
Dün şirkete kayyum olarak atanan PricewaterhouseCoopers, The Officers Club'ın 150 mağazasının 118'inin, bu şirketin yönetim kurulu başkanı David Charlton'ın desteklediği “TimeC 1215” adlı şirkete satıldığını açıkladı.
Bu satışla 900'dan fazla çalışanın işine devam edeceği belirtilen açıklamada, 32 mağazanın ise yakında kapatılacağı ifade edildi.
Ekonomik krizden etkilenen İngiliz perakende markalarının sonuncusu olan ve merkezi İngiltere'nin kuzeydoğusundaki Northumberland'da bulunan The Officers Club, 1990 yılı başında kurulmuştu.
Ekonomik kriz nedeniyle İngiltere'de birçok perakende şirketi zor bir yıl geçirirken, İngiltere'nin en büyük mağaza zincirlerinden biri olan Woolworths geçen ay kayyuma devredilmişti. Bu şirketle ilgili bir çözüm bulunamazsa, şirketin 5 Ocaka kadar 800 mağazasının kapanacağı ve 30 bin kadar kişinin işsiz kalacağı tahmin ediliyor.
İngiltere'de kasım ayında kayyuma devredilen mobilya mağazaları zinciri MFI, alıcı bulamayınca geçen hafta 111 mağazasını kapatmış ve 1,400 kişi işsiz kalmıştı.
İflas, şirket kurtarma ve yeniden yapılanma konusunda uzman İngiliz Begbies Traynor şirketine göre, gelecek yıl ocak ayı ortasına kadar 15 kadar büyük İngiliz perakende zinciri mağazası iflas bayrağını çekebilir.
İngiltere İflas Kurumu, bu yıl üçüncü çeyrekte 356 perakende şirketinin iflas ettiğini, bunun geçen yıl aynı döneme göre yüzde 39 daha fazla olduğunu bildirdi.
Küresel ekonomik kriz İngiltere'de perakende sektörüne ciddi darbe indiriyor. İngiltere'nin dev çay-kahve zinciri Whittard of Chelsea, kayyuma devredildikten sonra bir girişim sermayesi şirketine satıldı.
AA
Whittard of Chelsea'ye kayyum olarak atanan “Ernst & Young” şirketi, Whittard of Chelsea'yi “ticari zorluklarda deneyimli” girişim sermayesi şirketi EPIC'e sattığını açıkladı.
Şirketin faaliyetini sürdüreceği ve bütün mağazalarının açık olacağı bildirilen açıklamada, şirkette çalışan 950 kişinin şimdilik çalışmaya devam edeceği belirtildi.
Walter Whittard'ın 1886 yılında kurduğu ve İzlandalı yatırım şirketi Baugur'un 2005 yılında 21 milyon sterline aldığı şirketin, İngiltere'de 130 mağazası bulunuyor.
Whittard of Chelsea, 1980 ve 1990 yılları arasında hızla büyüyerek, İngiltere'nin yanı sıra Dubai, Abu Dabi, Kuveyt, Singapur, Güney Afrika, Şili ve ABD'de mağazalar açmıştı.
Küresel ekonomik krizle birlikte İngiltere'de ekonominin yavaşlaması ve İzlanda'da ekonomik iflas nedeniyle Baugur, sahibi olduğu Whittard of Chelsea'ye müşteri aramaya başlamıştı.
Baugur'un, ayrıca İngiltere'de süpermarket zinciri Iceland, oyuncak şirketi Hamleys, mücevher zinciri Goldsmiths ve geçen ay kayyuma devredilen Woolworths'da yatırımları bulunuyor.
Bu arada erkek giyim zinciri The Officers Club'ın da kayyuma devredildikten sonra birçok mağazası satıldı.
Dün şirkete kayyum olarak atanan PricewaterhouseCoopers, The Officers Club'ın 150 mağazasının 118'inin, bu şirketin yönetim kurulu başkanı David Charlton'ın desteklediği “TimeC 1215” adlı şirkete satıldığını açıkladı.
Bu satışla 900'dan fazla çalışanın işine devam edeceği belirtilen açıklamada, 32 mağazanın ise yakında kapatılacağı ifade edildi.
Ekonomik krizden etkilenen İngiliz perakende markalarının sonuncusu olan ve merkezi İngiltere'nin kuzeydoğusundaki Northumberland'da bulunan The Officers Club, 1990 yılı başında kurulmuştu.
Ekonomik kriz nedeniyle İngiltere'de birçok perakende şirketi zor bir yıl geçirirken, İngiltere'nin en büyük mağaza zincirlerinden biri olan Woolworths geçen ay kayyuma devredilmişti. Bu şirketle ilgili bir çözüm bulunamazsa, şirketin 5 Ocaka kadar 800 mağazasının kapanacağı ve 30 bin kadar kişinin işsiz kalacağı tahmin ediliyor.
İngiltere'de kasım ayında kayyuma devredilen mobilya mağazaları zinciri MFI, alıcı bulamayınca geçen hafta 111 mağazasını kapatmış ve 1,400 kişi işsiz kalmıştı.
İflas, şirket kurtarma ve yeniden yapılanma konusunda uzman İngiliz Begbies Traynor şirketine göre, gelecek yıl ocak ayı ortasına kadar 15 kadar büyük İngiliz perakende zinciri mağazası iflas bayrağını çekebilir.
İngiltere İflas Kurumu, bu yıl üçüncü çeyrekte 356 perakende şirketinin iflas ettiğini, bunun geçen yıl aynı döneme göre yüzde 39 daha fazla olduğunu bildirdi.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi