’Zula’daki para tartışması
Ceyhun KUBURLU
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın EKK toplantısında, krizle ilgili uyarılar yapan işadamlarına verdiği, "Bazı işadamlarının zulalarında 2 yıl yetecek paraları var" yanıtı, iş dünyasında yeni bir tartışma başlattı. TOBB Kadın Girişimci Kurulu Başkanı Aynur Bektaş, "Sayın Başbakan’ı yanıltmışlar, zulada para yok" dedi. TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgobilik de, "Zuladaki para"yı "şaka" olarak yorumladı.
EKONOMİK krizi değerlendirmek için hafta başında yapılan Ekonomi Koordinasyon Kurulu’na (EKK) başkanlık eden Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın sözleri iş dünyasında yeni bir tartışma başlattı. Konfederasyon ve birlik başkanlarına gündemdeki konularla ilgili açıklamalar yapan Erdoğan’ın krizle ilgili sert uyarılar ve eleştirilerde bulunan işadamlarının "Bazı işadamlarının zulasında 2 yıl yetecek paraları var" ifadesini kullandığı belirlendi. Bu konudaki haber, dünkü Referans Gazetesi’nde yer aldı. Toplantıya katılan Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Kadın Girişimci Kurulu Başkanı Aynur Bektaş, "Başbakan’ı arkadaşları yanlış yönlendiriyor. Zulada para yok" dedi. Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Başkanı Tuğrul Kutadgubilig de, "Zulada para olsa sistemin içine girerdi. Bunu şaka olarak algıladım" yorumu yaptı.
Arkadaşlar bilgi veriyor
EKK toplantısında kriz tellallığı yapan kesimlerin bulunduğunu savunan Başbakan Erdoğan, sert eleştiri yapanların bu krizden etkilenmeyecek birikimleri bulunduğunu söyledi. Bu bilgileri iş dünyasındaki yakın arkadaşlarından edindiğini de belirten Erdoğan, "Bizim de bu konularda bildiğimiz şeyler var. Çünkü bu çevrede yakın dostlarımız bize bilgi veriyor. Söz konusu kişilerin en az 2 yıl yetecek zulaları olduğunu söylüyorlar" dedi.
Başbakan şaka yaptı
EKK’ya katılan TİSK Başkanı Tuğrul Kutadgobilig, Başbakan Erdoğan’ın sözlerini "şaka" olarak yorumlayarak, şöyle konuştu: "Başbakan Erdoğan’ın sözlerini ’şaka’ olarak görmek gerekiyor. KOBİ’nin ve sanayicinin yastık altında parası olamaz. Sanayicinin parası sanayinin içindedir. Keşke böyle bir parası olsaydı. O zaman sisteme girer ve çalışmaya başlardı. Dünya krizinin ucu Türkiye’ye değmeye başladı. Kriz sürecinin iyi yönetilmesi lazım. Bu toplantıların devam etmesini istiyorum. Bu ortamda işveren, işçi ve hükümet ortak hareket etmeli."
Kimsenin zulasında para yok
Başbakan Erdoğan’ın çevresi tarafından yanlış bilgilendirildiğini savunan TOBB Kadın Girişimci Kurulu Başkanı olan Aynur Bektaş, şu bilgileri verdi: "Başbakan’a yanlış bilgiler verildiğini düşünüyoruz. Çünkü kimsenin böyle bir parası yok. İnsanlar endişelerini dile getiriyor. Başbakan Erdoğan herkesin zulasında parası olduğunu düşünüyor. Ancak böyle bir paranın olmadığını kendisine ilettik. Hazırgiyim sektörünün krizi fırsata dönüştürebileceğini konuştuk. Bunun avantajlarını dile getirdik. Böyle bir toplantının yapılması ve içinde bizim gibi kuruluşların bulunması çok önemli. Böyle bir dönemde bu çalışmalara
Ekonomi Gündemi...
Konu Sahibi / Yazar
Kongo Madagasgar
Kategori / Forum
Ekonomi
Yorumlar / Cevaplar
584
Okunma / Görüntüleme
152247
Anket Borsa sizce ne olur...
Bu ankette oy kullanma yetkiniz yok.
22.000
4 (33.33%)
26.000
1 (8.33%)
19.000
3 (25.00%)
15.000
2 (16.67%)
30.000
1 (8.33%)
21.500
1 (8.33%)
* Siz bu anket için oy kullanmışsınız.
Toplam:: 12 (100%)
Ekonomi Gündemi...
Ekonomi Gündemi...
]Yeni Başkan’dan ABD’yi krizden ’tatlı tatlı’ çıkarma planı [/color]
ABD’nin 44’üncü Başkanı Barrack Obama Ocak ayında oval ofisteki başkanlık koltuğuna oturduğunda bir önceki hükümetten çok da iyi bir miras almayacak. Ancak, ABD’nin yaşadığı en büyük ekonomik kriz olarak adlandırılan bu ekonomik çalkantıdan sıyrılmak için özellikle finans kurumlarını kurtarmaya odaklanan şimdiki hükümetten çok daha farklı bir politika izleyecek.
Obama’nın vatandaşa odaklı bu ekonomik politikaları Hazine Bakanı Henry Paulson’ın 700 milyar dolarlık paketin çıkartılması için bastırdığı dönemde kabul edilen ve özellikle zor durumdaki halka yönelik maddeler içeren 150 milyar dolarlık tatlandırıcıyı bir hayli güçlendirecek. Ekonomik programıyla yeni Başkan Barrack Obama, ABD’nin yaşadığı bu en zor süreçte vatandaşa en tatlı cevabı verecek.
Zirveye katılacak
Dünya Barrack Obama’nın ekonomik gelişmeler konusundaki fikirlerini netleştirmek için 15 Kasım’da Washington’da gerçekleşecek ve dünya liderlerini birleştirecek zirveyi bekliyor. Hálá Başkanlık koltuğunda oturan George W Bush’un ev sahipliğinde gerçekleştirilecek zirveye Barrack Obama da küresel krize karşı alınması gereken önlemler konusunda verdiği fikirler ile destek olacak.
Bütçe açığı etkiler
Ancak, krizin hızlı ilerleyişi nedeniyle Obama’nın özellikle düşük gelirliyi koruyan, halkın sosyal haklarına odaklanan ekonomik programında değişikliğe gidebileceği de savunuluyor. Seçimden önce zordaki ev sahiplerine sağlayacağı kolaylıklardan, belirli bir gelirin altında kazanan vatandaşa verilecek vergi ayrıcalıklarından söz eden Obama’nın başa geçtiği dönemde ABD’de sürekli büyüyen ve tarihi doruk noktasına ulaşan bütçe açığı nedeniyle planlarının ne kadarını gerçekleştirebileceği merakla bekleniyor.
Halkın talebi büyüyor
ABD’de halkın büyük finansal kurumları korumaya yönelik politikaları ile öne çıkan Cumhuriyetçi liderlere getirdikleri eleştiriler ise hızla yayılıyor. Wall Street’te halk hemen her gün büyük kalabalıklar oluşturarak, "Çalışanı ve zordaki ev sahibini de kurtarın" tepkileri yağdırıyor.
İlaç fiyatı için pazarlık yapacak
Obama döneminde çocuklar için sağlık sigortası zorunlu olacak.
Şirketler ya çalışanlarının sağlık sigortasını karşılayacak ya da ulusal bir sağlık programına para yatıracak.
Medicare’den yararlanamayan ve işyerinden sağlık sigortası olmayanlar için federal bir fon oluşturulacak.
Amerika’da özel sağlık sigortası olmayan düşük gelirlilerin sağlık hizmeti almasını sağlayan Medicare’in güçlenmesi sağlanacak. Kurumun uzun dönemli bütçe açığı sosyal güvenlik bütçesinin 5 katına ulaşıyor.
İlaç şirketleriyle fiyat pazarlığı yapılacak, jenerik ilaç kullanımını arttıracak.
Petrol şirketlerinden vergi alıp vatandaşa destek olacak
Obama, yüksek enerji maliyetlerinden olumsuz etkilenen tüketicileri desteklemek amacıyla petrol şirketlerinden alınacak ek vergileri halka aktaracak. Vatandaşa 1000 dolarlık telafi çeki gönderilecek.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına 10 yılda 150 milyar dolar yatırım yapılacak.
Şirketler ya çevreyi kirlettiği için ceza ödeyecek ya temiz enerjiye yatırım yapacak.
2020 yılına gelindiğinde ülke elektrik ihtiyacı yüzde 15 azalacak.
Vatandaşı nasıl rahatlatacak
Obama Amerikalıların emeklilik fonlarında biriken paralarını erken çekim cezası olmadan kullanmalarına imkan verecek. Ancak, birikim sahipleri paralarının en fazla yüzde 15’ini çekebilecek. Bu bedel 10 bin doları aşamayacak. Böylelikle de borçlarını ödemekte zorlananlar için ek kaynak yaratılacak.
Emeklilik hesabında biriken paranın her yıl emekli maaşı olarak ödenmesi için belirlenen 70 yaş sınırını geçici olarak kaldıracak.
Yeni çalışan istihdam eden her şirkete 2009-2010’da 3 bin dolar vergi avasntajı sağlayacak.
İşsizlik sigortası üzerindeki vergileri tamamen kaldıracak.
700 milyar dolarlık kurtarma planından yararlanan kuruluşlar borcunu ödeyemediği için evi icraya düşen konut sahiplerine 90 gün ek süre tanımak zorunda kalacak.
Federal hükümet eyalet ve belediyelere mortgage krizinden doğan bütçe açıklarını kapatabilmesi için kaynak sağlayacak.
Çok yüksek riskli fonlarda zarar görenlere 10 milyar dolarlık destek fonu oluşturacak.
Düşük gelirliye avantaj sunacak
Obama’yla birlikte yatırımdan elde edilen kazançlar gelir vergisi statüsünde değerlendirilecek. Böylelikle alınan vergilerde yüzde 15’in üzeridne artış sağlanacak.
Emlak vergisinde üst sınır yüzde 45 olacak.
Emlak vergisinde muafiyet sınırı 2 milyon dolardan 3.5 milyon dolara çıkacak. Bunun 2011 yılında 1 milyon dolara düşürülmesi planlanıyordu.
Yıllık kazancı 250 bin doların üzerinde olan ailelerden veya 200 bin dolardan fazla kazanan bireylerden alınacak gelir vergisinde üst limit yükselecek. 250 bin dolar kazananlar için limit yüzde 33’den yüzde 35’e çıkacak. 200 bin doların üzerinde kazancı olan bireylerinki ise yüzde 36’dan yüzde 39.6’ya yükselecek.
Yılda 250 bin doların altında kazanan çiftlere bin dolarlık vergi indirimi getirilecek.
Düşük ve orta gelirliler için yeni vergi muafiyetleri sağlanacak.
75 bin doların altında geliri olan ailelerin emeklilik fonlarına devlet tarafından katkı yapılacak.
2011 yılına gelindiğinde asgari ücret saatlik 9.5 dolara çıkacak.
ABD’nin 44’üncü Başkanı Barrack Obama Ocak ayında oval ofisteki başkanlık koltuğuna oturduğunda bir önceki hükümetten çok da iyi bir miras almayacak. Ancak, ABD’nin yaşadığı en büyük ekonomik kriz olarak adlandırılan bu ekonomik çalkantıdan sıyrılmak için özellikle finans kurumlarını kurtarmaya odaklanan şimdiki hükümetten çok daha farklı bir politika izleyecek.
Obama’nın vatandaşa odaklı bu ekonomik politikaları Hazine Bakanı Henry Paulson’ın 700 milyar dolarlık paketin çıkartılması için bastırdığı dönemde kabul edilen ve özellikle zor durumdaki halka yönelik maddeler içeren 150 milyar dolarlık tatlandırıcıyı bir hayli güçlendirecek. Ekonomik programıyla yeni Başkan Barrack Obama, ABD’nin yaşadığı bu en zor süreçte vatandaşa en tatlı cevabı verecek.
Zirveye katılacak
Dünya Barrack Obama’nın ekonomik gelişmeler konusundaki fikirlerini netleştirmek için 15 Kasım’da Washington’da gerçekleşecek ve dünya liderlerini birleştirecek zirveyi bekliyor. Hálá Başkanlık koltuğunda oturan George W Bush’un ev sahipliğinde gerçekleştirilecek zirveye Barrack Obama da küresel krize karşı alınması gereken önlemler konusunda verdiği fikirler ile destek olacak.
Bütçe açığı etkiler
Ancak, krizin hızlı ilerleyişi nedeniyle Obama’nın özellikle düşük gelirliyi koruyan, halkın sosyal haklarına odaklanan ekonomik programında değişikliğe gidebileceği de savunuluyor. Seçimden önce zordaki ev sahiplerine sağlayacağı kolaylıklardan, belirli bir gelirin altında kazanan vatandaşa verilecek vergi ayrıcalıklarından söz eden Obama’nın başa geçtiği dönemde ABD’de sürekli büyüyen ve tarihi doruk noktasına ulaşan bütçe açığı nedeniyle planlarının ne kadarını gerçekleştirebileceği merakla bekleniyor.
Halkın talebi büyüyor
ABD’de halkın büyük finansal kurumları korumaya yönelik politikaları ile öne çıkan Cumhuriyetçi liderlere getirdikleri eleştiriler ise hızla yayılıyor. Wall Street’te halk hemen her gün büyük kalabalıklar oluşturarak, "Çalışanı ve zordaki ev sahibini de kurtarın" tepkileri yağdırıyor.
İlaç fiyatı için pazarlık yapacak
Obama döneminde çocuklar için sağlık sigortası zorunlu olacak.
Şirketler ya çalışanlarının sağlık sigortasını karşılayacak ya da ulusal bir sağlık programına para yatıracak.
Medicare’den yararlanamayan ve işyerinden sağlık sigortası olmayanlar için federal bir fon oluşturulacak.
Amerika’da özel sağlık sigortası olmayan düşük gelirlilerin sağlık hizmeti almasını sağlayan Medicare’in güçlenmesi sağlanacak. Kurumun uzun dönemli bütçe açığı sosyal güvenlik bütçesinin 5 katına ulaşıyor.
İlaç şirketleriyle fiyat pazarlığı yapılacak, jenerik ilaç kullanımını arttıracak.
Petrol şirketlerinden vergi alıp vatandaşa destek olacak
Obama, yüksek enerji maliyetlerinden olumsuz etkilenen tüketicileri desteklemek amacıyla petrol şirketlerinden alınacak ek vergileri halka aktaracak. Vatandaşa 1000 dolarlık telafi çeki gönderilecek.
Yenilenebilir enerji kaynaklarına 10 yılda 150 milyar dolar yatırım yapılacak.
Şirketler ya çevreyi kirlettiği için ceza ödeyecek ya temiz enerjiye yatırım yapacak.
2020 yılına gelindiğinde ülke elektrik ihtiyacı yüzde 15 azalacak.
Vatandaşı nasıl rahatlatacak
Obama Amerikalıların emeklilik fonlarında biriken paralarını erken çekim cezası olmadan kullanmalarına imkan verecek. Ancak, birikim sahipleri paralarının en fazla yüzde 15’ini çekebilecek. Bu bedel 10 bin doları aşamayacak. Böylelikle de borçlarını ödemekte zorlananlar için ek kaynak yaratılacak.
Emeklilik hesabında biriken paranın her yıl emekli maaşı olarak ödenmesi için belirlenen 70 yaş sınırını geçici olarak kaldıracak.
Yeni çalışan istihdam eden her şirkete 2009-2010’da 3 bin dolar vergi avasntajı sağlayacak.
İşsizlik sigortası üzerindeki vergileri tamamen kaldıracak.
700 milyar dolarlık kurtarma planından yararlanan kuruluşlar borcunu ödeyemediği için evi icraya düşen konut sahiplerine 90 gün ek süre tanımak zorunda kalacak.
Federal hükümet eyalet ve belediyelere mortgage krizinden doğan bütçe açıklarını kapatabilmesi için kaynak sağlayacak.
Çok yüksek riskli fonlarda zarar görenlere 10 milyar dolarlık destek fonu oluşturacak.
Düşük gelirliye avantaj sunacak
Obama’yla birlikte yatırımdan elde edilen kazançlar gelir vergisi statüsünde değerlendirilecek. Böylelikle alınan vergilerde yüzde 15’in üzeridne artış sağlanacak.
Emlak vergisinde üst sınır yüzde 45 olacak.
Emlak vergisinde muafiyet sınırı 2 milyon dolardan 3.5 milyon dolara çıkacak. Bunun 2011 yılında 1 milyon dolara düşürülmesi planlanıyordu.
Yıllık kazancı 250 bin doların üzerinde olan ailelerden veya 200 bin dolardan fazla kazanan bireylerden alınacak gelir vergisinde üst limit yükselecek. 250 bin dolar kazananlar için limit yüzde 33’den yüzde 35’e çıkacak. 200 bin doların üzerinde kazancı olan bireylerinki ise yüzde 36’dan yüzde 39.6’ya yükselecek.
Yılda 250 bin doların altında kazanan çiftlere bin dolarlık vergi indirimi getirilecek.
Düşük ve orta gelirliler için yeni vergi muafiyetleri sağlanacak.
75 bin doların altında geliri olan ailelerin emeklilik fonlarına devlet tarafından katkı yapılacak.
2011 yılına gelindiğinde asgari ücret saatlik 9.5 dolara çıkacak.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
110 trilyon doları gördü, ’ticari kart’a yüklendi
[FONT="Times New Roman"][COLOR="Plum"]Mastercard resesyon riski ile sarsılan ve harcamaların kısıldığı dünyada kriz dönemini aşmak için ticari kartlara yoğunlaşıyor.
Avrupa’daki 25 milyon KOBİ’nin yüzde 20’sinin ticari kart kullandığını ifade eden Mastercard Avrupa Ticari Kartlar Başkanı Brian Lang, "Türkiye AB’nin yakınında olmasına karşın bağımsız büyümesi ile tıpkı ABD’nin hemen yanında yer alan ve benim doğduğum ülke olan Kanada’ya benziyor. Türkiye Avrupa’nın en yüksek potansiyele sahip ülkesi" dedi. Mastercard, Türkiye’de de MasterKOBİ programı başlattı. Mastercard Güneydoğu Avrupa Genel Müdürü Özlem İmece de Türkiye ’nin ticari kartlar alanında büyük bir potansiyele sahip olduğunu belirterek, "Türkiye’de ticari işlemlerin 98.5’ini KOBİ’ler gerçekleştiriyor. Ancak, KOBİ’lerin sadece yüzde 19’u ticari kart kullanıyor. MasterCard olarak amacımız, KOBİ’lerin tamamını bu modern ödeme aracıyla tanıştırırken, onların zamandan ve maliyetten tasarruf etmesini sağlamak ve yüzde 19 ’luk oranı yüzde 60-70 düzeyine çıkarmak" dedi. Mastercard Worldwide Ticari Kartlar Başkanı Steve Abrams ise dünyada 100 milyonun üzerinde KOBİ bulunduğuna dikkat çekerek şunları söyledi: "KOBİ’lerin ticari kartlar alanındaki potansiyeline baktığımızda karşımıza 61 trilyon dolarlık inanılmaz bir rakam çıkıyor. Ticari kart pazarı hacminin 2012 yılında 110 trilyon dolara kadar çıkması bekleniyor. Sadece işletmelerde değil kamu sektöründeki ticari kart kullanımı da hem zamandan hem paradan tasarruf sağlıyor."
Bireysel kart kullanılıyor
Ticari kartların nakit akışını iyileştirme, muhasebeleştirmede zaman ve maliyet kazancı gibi yararlar sağladığını ifade eden İmece şöyle devam etti: "KOBİ ’lerin yüzde 68’i bireysel kartlarını ticari alışverişleri için kullanıyor. Bu nedenle Türkiye ’deki kredi kartı harcamalarının yüzde 4 ’ü ticari kartlarla yapılıyor. Kayıt dışılığın önlenmesi için kartlar büyük önem taşıyor. Türkiye’de 35 milyon kartın 500 bini ticari kartlardan oluşuyor."
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Obama seçildi TÜSİAD’dan ’örnek alalım’ çağrısı geldi
[FONT="Times New Roman"]TÜSİAD, Barack Hussein Obama’nın ABD Başkanı seçilmesini "demokrasinin gücü" olarak niteledi. TÜSİAD, "ABD’de sergilenen demokrasi kültürü Türkiye’ye örnek olmalı" açıklaması yaptı.
ABD’de Demokrat Parti adayı Barack Hussein Obama’nın seçimi kazanması, Türk iş dünyasında "ABD’de demokrasinin gücü" olarak yorumlandı. Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD), ABD’de bireysel ve kolektif özgürlüklerin kullanılması açısından dünyaya örnek olacak bir seçim süreci yaşandığına dikkat çekilerek, sergilenen demokrasi kültürünün Türkiye’ye örnek olması gerektiği bildirdi. Başkanlığını Arzuhan Doğan Yalçındağ’ın yürüttüğü TÜSİAD, ABD’de yapılan Başkanlık seçimlerinin sonuçlanmasının ardından konuya ilişkin yaptığı açıklamada, ABD’nin temsili demokrasinin her zaman beşiği olduğu ve en güç ekonomik ve sosyal koşullarda bile en iyi demokrasi örneklerini sergilediği belirtildi.
Sağduyu ve olgunluk hakimdi
Obama’nın ABD Başkanı seçilmesinin, ABD toplumunda kök salan hoşgörü ve uzlaşma kültürünün de çok iyi bir örneği olduğuna işaret eden TÜSİAD’ın, açıklamasında şu görüşlere yer verildi: "ABD’nin 1929 kriz dönemini andıran mevcut ortamında, Amerikan halkı, sağduyusu ve siyasi olgunluğuyla, ülke sorunlarının derinlemesine tartışıldığı uzun bir kampanya sürecinden sonra, 44. ABD Başkanı olarak Barack Hussein Obama’yı seçti. ABD bu kampanya sırasında, bireysel ve kolektif özgürlüklerin kullanılması açısından şüphesiz her zaman olduğu gibi dünyaya örnek olacak bir seçim süreci yaşadı."
Hoşgörü ve uzlaşma örneği
TÜSİAD’ın açıklamasında, ABD’deki başkanlık seçiminin ABD toplumundaki hoşgörü ve uzlaşma kültürünün de çok iyi bir örneği olduğu vurgulanarak, şöyle denildi: "Beyaz bir anne ve siyah bir babanın oğlu olan Obama’nın ABD Başkanı seçilmesi, ABD toplumunda kök salan hoşgörü ve uzlaşma kültürünün de çok iyi bir örneği. Türkiye olarak, bu seçimlerden çıkarılacak ders, ülke sorunlarının çözümü için demokrasinin umudu beslediği kadar, umudun da demokrasiyi yaşattığıdır. Yeni ABD Başkanı’na başarılar dileriz."
Kararlarını rahat alabilecek
Türk-Amerikan İşadamları Derneği (TABA/AmCham) Genel Başkanı Uğur Terzioğlu, "ABD’de Demokrat Parti adayı Barack Obama’nın seçimi kazanması, Türkiye için de çok iyi,dünya için de çok iyi. Arkasında kendine bağlı bir Senato ve Temsilciler Meclisi olan bir başkan, istediği kararları gayet rahatlıkla alabilecek" dedi. Terzioğlu, seçime katılımın yüksekliğine işaret ederek, "Bugüne kadar sandık başına gitmeyen seçmeni sandık başına getiren adayın kazandığı" yorumunu yaptı. Terzioğlu, her krizin arkasında bir seçim olduğunu, her yerde ekonomide yaşanan kaosların arkasından seçim geldiğini, seçimlerle iktidarların değiştiğini hatırlattı.
İlişkilerimiz değişmeyecek
ABD-Türkiye ilişkilerinin hiç bir şekilde değişmeyeceğini söyleyen Terzioğlu, "Tabii Obama’nın önünde büyük problemler var. İran, Irak, Suriye, İsrail, Afganistan var. Bunun dışında o türlü derdi olmayan, dimdik ayakta duran da bir Türkiye var. Türkiye’den onlar da çok şey ümit ediyor" dedi.
Dinçer: ABD en zor zamanlarında küllerinden doğabiliyor
TÜRK Amerikan İş Konseyi (TAİK) Başkanı Haluk Dinçer, ABD’de Demokrat Parti adayı Barack Obama’nın seçimi kazanmasının, ABD’nin en zor günlerinde bile kendisini yenileyebilmesi, güçlü bir demokrasi olduğunun herkese ispatı için bir fırsat olduğunu söyledi. belirtti. Dinçer, "ABD gerçekten bir fırsatlar ülkesi... En zor zamanlarında dahi tekrardan küllerinden doğabiliyor. Bu da onun gücünü gösteriyor" dedi. ABD’deki başkanlık seçim sonuçlarında bir sürpriz olmadığını söyleyen Haluk Dinçer, şöyle konuştu: "Dünya tercihini Obama yönünde çoktan belirledi. Bugün ABD halkının da pozisyonu netleşti. ABD değişim yönünde oy kullandı, ’önce insan’ dedi. Seçimlere yüksek bir katılım oldu. Bu da ABD açısından sevindirici. Demokrasi gücü açısından. Dr. Martin Luther King’in 45 yıllık rüyası da gerçekleşmiş oluyor."
ABD, global mali krizi şimdi daha rahat aşabilir
TÜRK Amerikan İş Konseyi (TAİK) Başkanı Haluk Dinçer, seçim sonuçlarının ABD’nin imajına çok ciddi katkıda bulunacağına inandığını ifade ederek, şöyle konuştu: "Son 8 yılda ABD’de yönetimin oldukça hatalı politikalarından dolayı hem Türkiye’de hem de dünyada çok olumsuz bir imaj oluştu. ABD’nin ’gözünü para bürümüş, kavgacı’ imajının değişeceğine inanıyorum. Bu açıdan seçim sonucunu olumlu görüyorum. ABD ile bölgenin süper gücü Türkiye’nin bu bölgede işbirliğinin gelişeceğine inanıyorum. Dünyada global mali kriz devam ediyor. Başkan Obama’nın, piyasaların güven veren lider ihtiyacını büyük ölçüde karşılayacağını ve global mali krizin Obama ile daha rahat aşılabileceğini düşünüyorum. Dünya borsalarının hem dünkü hem de bugünkü performansı bunu destekler nitelikte."
Kıbrıs ve Ermenistan için ABD’den destek görüyoruz
TAİK Başkanı Haluk Dinçer, Türkiye olarak, gerek Kıbrıs sorununun çözümünde gerek Ermenistan’la olan ilişkilerin gelişmesinde gerekse Ermeni diasporası ile sorunların giderilmesinde ABD’den destek beklediklerini ve bu desteği de son dönemde ABD’den gördüklerini söyledi. Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: "Türkiye’nin Kıbrıs’taki pozisyonu son derece güçlü ve doğru adımları atıyor. Türkiye, Annan Planı’nı destekleyerek siyasi açıdan cesur adımları attı. Artık top hem Avrupa ülkelerinde hem ABD’de bu sorunun barışçıl bir şekilde çözümü yönünde. Kıbrıs Rum yönetimi lideri Dimitris Hristofyas’la olan görüşmelerin olumlu sonuçlanacağını düşünüyorum. Ermenistan ile de cesur adımlar atılarak diplomatik ilişkilerin, en azından sembolik de olsa, bir futbol maçı bile olsa, başlatılması için önemli bir adım atıldı."
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
Dolar yine tırmanışta!
Piyasaların klasiği yine gerçek oldu. Beklentiyi satın alan yatırımcılar gerçeği hemen satıverdi.
Dünkü limitli yükselişin ardından yönünü aşağı çeviren borsalarda satışlar gece ve bugün daha da hızlandı.
Uzmanlar, piyasalarda yaşanan hareketi klasik bir piyasa deyimi ile tanımlıyor: "Beklentiyi al, gerçeği sat..."
Bir süredir Obama'nın başkan seçileceği ve yeni politikalarla ekonomiyi ayağa kaldıracağına oynayan piyasalar, başkanlık seçiminin netleşmesi ile yine kendi gündemine döndü. Bir başka ifade ile Obama'nın başkan olacağı beklentisini satın alan piyasalar, başkan olunca da anında satışa geçtiler.
BORSALAR DÜŞÜYOR
Önceki günü yüzde 3'lük yükselişle tamamlayan ABD borsaları, dün Obama etkisinden sıyrılarak yeniden ekonomiye odaklandı. Ekonomide yaşanan sıkıntıların devam edeceğini düşüşnen yatırımcıların ssatışları ile borsalar yüzde 5'in üzerinde değer yitrdi.
Dün hızlı bir yükseliş göstererek son 3 haftanın zirvesine çıkan Asya'da da yön bugün terse döndü. Ekonomik endişelerin özellikle ihracatçı şirketler üzerindeki olumsuz etkileri, Japonyadan Güney Kore'ye kadar tüm borsalarda satış rüzgarını artırıyor.
Asya borsalarında yüzde 7'ye varan düşüşler izlendi.
EURO/DOLAR ÇOK HAREKETLİ
Euro/dolar paritesinde seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından başlayan dalgalanma devam ediyor. Dün sabah 1.28 seviyesine kadar inen ancak gün sonuna doğru 1.3116'ya kadar çıkan parite, bugün Avrupa ve İngiltere merkez bankalarının faiz indireceği beklentisi ile yeniden 1.28-1.29 aralığına indi.
DOLAR İÇERİDE 1.54'E ÇIKTI
Dün sabah 1.48 sınırına kadar geriledikten sonra yönünü yukarı çeviren ve 1.50 seviyesinden günü tamamlayan dolar bugüne yükselişle başladı. Yurtdışındaki olumsuz havanın etkisiyle içeride dolar talebi artarken, bankalararası piyasada dolar 1.54 YTL'ye kadar yükseldi.
BORSA GERİLİYOR
Öte yandan borsada dünkü yüzde 5'e yakın düşüşün ardından endeksler bugüne de düşüşle başladı. İMKB Ulusal 100 endeksi yüzde 2'nin üzerinde bir kayıpla 27 bin sınırına kadar indi. Sonrasında hafif bir toparlanma çabası dikkat çekerken, borsa saat 10.05 itibariyle yüzde 1.65 kayıpla 27 bin 300 bölgesine geldi.
Piyasaların klasiği yine gerçek oldu. Beklentiyi satın alan yatırımcılar gerçeği hemen satıverdi.
Dünkü limitli yükselişin ardından yönünü aşağı çeviren borsalarda satışlar gece ve bugün daha da hızlandı.
Uzmanlar, piyasalarda yaşanan hareketi klasik bir piyasa deyimi ile tanımlıyor: "Beklentiyi al, gerçeği sat..."
Bir süredir Obama'nın başkan seçileceği ve yeni politikalarla ekonomiyi ayağa kaldıracağına oynayan piyasalar, başkanlık seçiminin netleşmesi ile yine kendi gündemine döndü. Bir başka ifade ile Obama'nın başkan olacağı beklentisini satın alan piyasalar, başkan olunca da anında satışa geçtiler.
BORSALAR DÜŞÜYOR
Önceki günü yüzde 3'lük yükselişle tamamlayan ABD borsaları, dün Obama etkisinden sıyrılarak yeniden ekonomiye odaklandı. Ekonomide yaşanan sıkıntıların devam edeceğini düşüşnen yatırımcıların ssatışları ile borsalar yüzde 5'in üzerinde değer yitrdi.
Dün hızlı bir yükseliş göstererek son 3 haftanın zirvesine çıkan Asya'da da yön bugün terse döndü. Ekonomik endişelerin özellikle ihracatçı şirketler üzerindeki olumsuz etkileri, Japonyadan Güney Kore'ye kadar tüm borsalarda satış rüzgarını artırıyor.
Asya borsalarında yüzde 7'ye varan düşüşler izlendi.
EURO/DOLAR ÇOK HAREKETLİ
Euro/dolar paritesinde seçim sonuçlarının kesinleşmesinin ardından başlayan dalgalanma devam ediyor. Dün sabah 1.28 seviyesine kadar inen ancak gün sonuna doğru 1.3116'ya kadar çıkan parite, bugün Avrupa ve İngiltere merkez bankalarının faiz indireceği beklentisi ile yeniden 1.28-1.29 aralığına indi.
DOLAR İÇERİDE 1.54'E ÇIKTI
Dün sabah 1.48 sınırına kadar geriledikten sonra yönünü yukarı çeviren ve 1.50 seviyesinden günü tamamlayan dolar bugüne yükselişle başladı. Yurtdışındaki olumsuz havanın etkisiyle içeride dolar talebi artarken, bankalararası piyasada dolar 1.54 YTL'ye kadar yükseldi.
BORSA GERİLİYOR
Öte yandan borsada dünkü yüzde 5'e yakın düşüşün ardından endeksler bugüne de düşüşle başladı. İMKB Ulusal 100 endeksi yüzde 2'nin üzerinde bir kayıpla 27 bin sınırına kadar indi. Sonrasında hafif bir toparlanma çabası dikkat çekerken, borsa saat 10.05 itibariyle yüzde 1.65 kayıpla 27 bin 300 bölgesine geldi.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Krizden çıkış yolunda ilk adım [/color]
İddialı olacak belki ama bence Obama'nın seçim zaferiyle birlikte krizin dibi göründü.
Eyüp CAN / REFERANS GAZETESİ
Neden mi?
Hemen açıklayayım.
Amerika'da 1.5 yıl kadar önce konut kredisi krizi olarak başlayan, daha sonra likidite krizi, global finansal kriz olarak tanımlanan kriz, bir noktadan sonra artık mali kriz olmaktan çıktı ve güven krizine dönüştü.
Elbette en başta finansal sisteme duyulan güven yıkıldı. Fakat bu güven bunalımı, piyasalarla sınırlı değildi.
Kökleri Amerika'nın tek taraflı Irak ve Afganistan işgaline kadar uzanan çok geniş bir alanda uzun bir zamandır güven problemi vardı.
Mali piyasalarda eylül ayında derinleşen kriz, Bush hükümeti ve icraatlarına karşı oluşan tepkinin finansal sonucuydu. Amerika'da seçim hazırlıkları 1 yılı buluyor.
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, eylül ayında Lehman Brothers'ın batışına kadar Demokratlar'ın başkan adayı Obama ile Cumhuriyetçi McCain arasında ciddi bir fark yoktu.
Hatta McCain yarışı biraz önde götürüyordu. Ne zaman ki dünyanın en önemli yatırım bankaları birer birer dökülmeye başladı, Amerikan halkının Obama'ya bakışı ciddi bir biçimde değişti.
Çünkü o güne kadar Obama ortalama bir Amerikalıya göre fazla solda, tecrübesiz, siyahi bir adaydı.
McCain ise her ne kadar Bush hükümetinin devamı olmadığını iddia etse de savaş kahramanı, tecrübeli bir Cumhuriyetçi olarak geniş kitlelerin desteğini arkasına aldı.
Fakat Amerikan ekonomisinde yaşanan türbülans sonrasında su yüzüne çıkan güven bunalımı, her iki anlamda da Obama'nın işine yaradı.
Çünkü Obama değişimi, yeniliği ve geleceği temsil ediyordu.
Oysa McCain krizin ortasında Ekonomimizin temelleri çok sağlam diyebilecek kadar geçmişi yani Bush iktidarını yansıtıyordu.
Buna bir de Cumhuriyetçiler'in tamamen ideolojik bir körlükle kendi başkanları tarafından hazırlanan 700 milyar dolarlık kurtarma paketine başlangıçta karşı çıkmasını ekleyin; bugün Beyaz Saray'da neden McCain yerine Obama'nın tercih edildiğini daha iyi anlayın. Demokratlar devlet müdahalesine daha yatkın oldukları için Bush hükümetinin kurtarma planına ilk günden itibaren büyük destek verdiler.
Böylece tüm dünyanın yeni dönemde karşı karşıya kaldığı güven bunalımında hem ekonomik hem de siyasi anlamda partizan olmayan proaktif politikalar izleyebileceklerini ispat etmiş oldular.
Zaten o gün itibariyle Obama anketlerde öne geçti ve dün Amerika'da ezici bir destekle başkanlık yarışını göğüsledi.
Sakın yanlış anlaşılmasın, Obama'nın iktidara gelişiyle bir günde tüm karmaşık ve devasa problemlerin biteceğini iddia etmiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Eğer dünya şu yaşadığımız siyasi ve ekonomik güven bunalımından çıkacaksa -ki ben tedrici bir biçimde önümüzdeki yıl çıkabileceğine inanıyorum- bu işin dönüm noktası 4 Kasım seçimleri olacak.
İki anlamda dönüm noktası.
Hem krizin dibinin görülmesi hem de enkaz kaldırma, global siyasi ve ekonomik sistemin yeniden inşa edilmesi anlamında.
Biliyorum Obama resmen ocak ayının 20'sine kadar koltuğa oturmayacak.
Ama etrafında oluşturacağı takımla nasıl bir başkan olacağının sinyalini çok net bir biçimde verecek.
Hazine Bakanı şimdiden Obama ve ekibiyle geçiş sürecini tartışmaya başladı.
Önümüzdeki günlerde Bush G20 zirvesi için tüm dünya liderlerini Amerika'da topluyor. Bu toplantıların gerçek adresi Obama olacak. Şimdiden dünya liderleri Bush'tan çok Obama ve ekibiyle bir araya gelmenin çabası içindeler.
Dedim ya 4 Kasım birçok açıdan milat olacak.
Umarım Başbakan Erdoğan, Bush'un davetlisi olarak Amerika'ya giderken Obama ve ekibiyle bir araya gelme fırsatını yakalar. Değilse 4 Kasım miladının en azından ilk 3 ayı ıskalanmış olur.
İddialı olacak belki ama bence Obama'nın seçim zaferiyle birlikte krizin dibi göründü.
Eyüp CAN / REFERANS GAZETESİ
Neden mi?
Hemen açıklayayım.
Amerika'da 1.5 yıl kadar önce konut kredisi krizi olarak başlayan, daha sonra likidite krizi, global finansal kriz olarak tanımlanan kriz, bir noktadan sonra artık mali kriz olmaktan çıktı ve güven krizine dönüştü.
Elbette en başta finansal sisteme duyulan güven yıkıldı. Fakat bu güven bunalımı, piyasalarla sınırlı değildi.
Kökleri Amerika'nın tek taraflı Irak ve Afganistan işgaline kadar uzanan çok geniş bir alanda uzun bir zamandır güven problemi vardı.
Mali piyasalarda eylül ayında derinleşen kriz, Bush hükümeti ve icraatlarına karşı oluşan tepkinin finansal sonucuydu. Amerika'da seçim hazırlıkları 1 yılı buluyor.
Dikkat ettiniz mi bilmiyorum, eylül ayında Lehman Brothers'ın batışına kadar Demokratlar'ın başkan adayı Obama ile Cumhuriyetçi McCain arasında ciddi bir fark yoktu.
Hatta McCain yarışı biraz önde götürüyordu. Ne zaman ki dünyanın en önemli yatırım bankaları birer birer dökülmeye başladı, Amerikan halkının Obama'ya bakışı ciddi bir biçimde değişti.
Çünkü o güne kadar Obama ortalama bir Amerikalıya göre fazla solda, tecrübesiz, siyahi bir adaydı.
McCain ise her ne kadar Bush hükümetinin devamı olmadığını iddia etse de savaş kahramanı, tecrübeli bir Cumhuriyetçi olarak geniş kitlelerin desteğini arkasına aldı.
Fakat Amerikan ekonomisinde yaşanan türbülans sonrasında su yüzüne çıkan güven bunalımı, her iki anlamda da Obama'nın işine yaradı.
Çünkü Obama değişimi, yeniliği ve geleceği temsil ediyordu.
Oysa McCain krizin ortasında Ekonomimizin temelleri çok sağlam diyebilecek kadar geçmişi yani Bush iktidarını yansıtıyordu.
Buna bir de Cumhuriyetçiler'in tamamen ideolojik bir körlükle kendi başkanları tarafından hazırlanan 700 milyar dolarlık kurtarma paketine başlangıçta karşı çıkmasını ekleyin; bugün Beyaz Saray'da neden McCain yerine Obama'nın tercih edildiğini daha iyi anlayın. Demokratlar devlet müdahalesine daha yatkın oldukları için Bush hükümetinin kurtarma planına ilk günden itibaren büyük destek verdiler.
Böylece tüm dünyanın yeni dönemde karşı karşıya kaldığı güven bunalımında hem ekonomik hem de siyasi anlamda partizan olmayan proaktif politikalar izleyebileceklerini ispat etmiş oldular.
Zaten o gün itibariyle Obama anketlerde öne geçti ve dün Amerika'da ezici bir destekle başkanlık yarışını göğüsledi.
Sakın yanlış anlaşılmasın, Obama'nın iktidara gelişiyle bir günde tüm karmaşık ve devasa problemlerin biteceğini iddia etmiyorum. Sadece şunu söylüyorum: Eğer dünya şu yaşadığımız siyasi ve ekonomik güven bunalımından çıkacaksa -ki ben tedrici bir biçimde önümüzdeki yıl çıkabileceğine inanıyorum- bu işin dönüm noktası 4 Kasım seçimleri olacak.
İki anlamda dönüm noktası.
Hem krizin dibinin görülmesi hem de enkaz kaldırma, global siyasi ve ekonomik sistemin yeniden inşa edilmesi anlamında.
Biliyorum Obama resmen ocak ayının 20'sine kadar koltuğa oturmayacak.
Ama etrafında oluşturacağı takımla nasıl bir başkan olacağının sinyalini çok net bir biçimde verecek.
Hazine Bakanı şimdiden Obama ve ekibiyle geçiş sürecini tartışmaya başladı.
Önümüzdeki günlerde Bush G20 zirvesi için tüm dünya liderlerini Amerika'da topluyor. Bu toplantıların gerçek adresi Obama olacak. Şimdiden dünya liderleri Bush'tan çok Obama ve ekibiyle bir araya gelmenin çabası içindeler.
Dedim ya 4 Kasım birçok açıdan milat olacak.
Umarım Başbakan Erdoğan, Bush'un davetlisi olarak Amerika'ya giderken Obama ve ekibiyle bir araya gelme fırsatını yakalar. Değilse 4 Kasım miladının en azından ilk 3 ayı ıskalanmış olur.
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Ekonomi Gündemi...
]Dış kredilere devlet garantisi [/color]
Bugün Meclis Genel Kurulu’na gelecek ’Varlık Barışı’ yasa tasarısına, Türk bankalarının dış yükümlülüklerine belli bir süre devlet garantisi verilmesi maddesinin de eklenmesi düşünülüyor. Zira diğer ülkelerin bu garantiyi vermiş olması, Türk bankaları ve şirketleri açısından haksız rekabet yaratıyor ve risk sigortası primlerinin anormal düzeylere çıkmasına neden oluyor.
Bilal ÇETİN / VATAN GAZETESİ
Hükümet küresel krizin olası etkilerine karşı önlem arayışlarını sürdürüyor. Henüz piyasaların beklentilerini karşılayabilecek düzeyde ortada kapsamlı bir önlem paketi yok ama bölük pörçük de olsa bazı adımlar atılmaya başlandı.
Dış kaynak için büyük umutlar bağlanan “varlık barışı” yasa tasarısı bugün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. Bu yasa ile Türk vatandaşlarının ülke dışında bulunan milyar dolarlarının ülkeye çekilmesi, böylelikle doğabilecek bir döviz açığına çare bulunması hedefleniyor.
Ne kadar para gelir?
Bakanların yaptığı iyimser tahminler dahi 10-15 milyar dolar. Oysa sadece borç ödemeleri için Türkiye’nin 2009 yılında 100 milyar dolara ihtiyacı var. 40 milyar dolar da cari açığın finansmanı düşünüldüğünde rakam 140 milyar doları buluyor.
Şimdiye kadar Türkiye bu rakamları rahatlıkla borçlanabiliyordu. Uluslararası piyasalarda bol likidite vardı ve Türkiye’ye de oluk oluk döviz akıyordu.
Fakat artık o bolluk günleri sona erdi. O yüzden de bugün değil Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar, gelişmiş ülkeler bile mali aracı kurumlarının dış borçlanmalarını rahatlatmak için devlet garantisi taahhüt ediyor.
Örneğin başta komşumuz Yunanistan olmak üzere bazı AB üyesi ülkeler mevduat güvencesiyle yetinmediler, bankaların dış borçlanmalarına da devlet garantisi getirdiler.
Bu durum Türk bankalarını bir anlamda haksız rekabetle karşı karşıya bıraktı, uluslararası piyasalarda zaten kıtlaşan likiditeden yeterli payı alabilmelerini daha da zorlaştırdı.
O nedenle de Türk bankalarının ve şirketlerinin dış borçlanmalarındaki risk sigortası primleri anormal düzeylere yükseldi. Bir ara yıllık yüzde 8’lere kadar çıkan bu oran son günlerde de yüzde 6-6.5’ler düzeyinde.
Bu olumsuz gelişme dış borçlanmanın önünde ciddi bir engel. Bankaların dış kredilerini, sendikasyonlarını yenileyememeleri demek, yurt içindeki kredilerini daraltmalarının yanısıra iç piyasadaki döviz arzının da daralmasıyla sonuçlanabilecek bir durum.
Bu sorunu önceden gören pek çok ülke tedbirini aldı. Önce Güney Kore, ardından da Yunanistan ve bazı Orta Avrupa ülkeleri bankalarının dış yükümlülüklerine peş peşe devlet garantisi getirdiler.
Ekonomi kurmaylarının Türkiye’nin de bu önleme başvurması için hükümete bir önerisi oldu. Fakat Başbakan Erdoğan, tıpkı mevduat garantisi konusunda olduğu gibi buna da sert tepki gösterdi. Bazı banka ve şirketlerin dış borçlarını “devletin sırtına yüklemeye çalışmakla ” suçladı Başbakan Erdoğan.
Ekonomi kurmayları şimdi bu konuda yeni bir hamleye hazırlanıyor. Bugün Meclis’te görüşülecek olan varlık barışı tasarısına önerge ile bir hüküm daha eklenmeye çalışılacak.
Bankaların dış yükümlülüklerine belirli bir süre ile devlet garantisi sağlanması konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesini içeren önerge taslağı Başbakanlık’ta. Eğer Başbakan Erdoğan’ın onayı alınabilirse bugünkü görüşmeler sırasında yasa metnine eklenecek.
Böylelikle bankaların dış borçları devlet garantisi altında olacağı için hem dış kredilerin yenilenmesi kolaylaşacak, hem de yıllık yükü yüzde 6-6.5’lere ulaşan risk sigortası prim oranları makul düzeylere çekilebilecek.
Ama acaba Erdoğan ikna edilebilecek mi?
Bugün Meclis Genel Kurulu’na gelecek ’Varlık Barışı’ yasa tasarısına, Türk bankalarının dış yükümlülüklerine belli bir süre devlet garantisi verilmesi maddesinin de eklenmesi düşünülüyor. Zira diğer ülkelerin bu garantiyi vermiş olması, Türk bankaları ve şirketleri açısından haksız rekabet yaratıyor ve risk sigortası primlerinin anormal düzeylere çıkmasına neden oluyor.
Bilal ÇETİN / VATAN GAZETESİ
Hükümet küresel krizin olası etkilerine karşı önlem arayışlarını sürdürüyor. Henüz piyasaların beklentilerini karşılayabilecek düzeyde ortada kapsamlı bir önlem paketi yok ama bölük pörçük de olsa bazı adımlar atılmaya başlandı.
Dış kaynak için büyük umutlar bağlanan “varlık barışı” yasa tasarısı bugün Meclis Genel Kurulu’nda görüşülecek. Bu yasa ile Türk vatandaşlarının ülke dışında bulunan milyar dolarlarının ülkeye çekilmesi, böylelikle doğabilecek bir döviz açığına çare bulunması hedefleniyor.
Ne kadar para gelir?
Bakanların yaptığı iyimser tahminler dahi 10-15 milyar dolar. Oysa sadece borç ödemeleri için Türkiye’nin 2009 yılında 100 milyar dolara ihtiyacı var. 40 milyar dolar da cari açığın finansmanı düşünüldüğünde rakam 140 milyar doları buluyor.
Şimdiye kadar Türkiye bu rakamları rahatlıkla borçlanabiliyordu. Uluslararası piyasalarda bol likidite vardı ve Türkiye’ye de oluk oluk döviz akıyordu.
Fakat artık o bolluk günleri sona erdi. O yüzden de bugün değil Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalar, gelişmiş ülkeler bile mali aracı kurumlarının dış borçlanmalarını rahatlatmak için devlet garantisi taahhüt ediyor.
Örneğin başta komşumuz Yunanistan olmak üzere bazı AB üyesi ülkeler mevduat güvencesiyle yetinmediler, bankaların dış borçlanmalarına da devlet garantisi getirdiler.
Bu durum Türk bankalarını bir anlamda haksız rekabetle karşı karşıya bıraktı, uluslararası piyasalarda zaten kıtlaşan likiditeden yeterli payı alabilmelerini daha da zorlaştırdı.
O nedenle de Türk bankalarının ve şirketlerinin dış borçlanmalarındaki risk sigortası primleri anormal düzeylere yükseldi. Bir ara yıllık yüzde 8’lere kadar çıkan bu oran son günlerde de yüzde 6-6.5’ler düzeyinde.
Bu olumsuz gelişme dış borçlanmanın önünde ciddi bir engel. Bankaların dış kredilerini, sendikasyonlarını yenileyememeleri demek, yurt içindeki kredilerini daraltmalarının yanısıra iç piyasadaki döviz arzının da daralmasıyla sonuçlanabilecek bir durum.
Bu sorunu önceden gören pek çok ülke tedbirini aldı. Önce Güney Kore, ardından da Yunanistan ve bazı Orta Avrupa ülkeleri bankalarının dış yükümlülüklerine peş peşe devlet garantisi getirdiler.
Ekonomi kurmaylarının Türkiye’nin de bu önleme başvurması için hükümete bir önerisi oldu. Fakat Başbakan Erdoğan, tıpkı mevduat garantisi konusunda olduğu gibi buna da sert tepki gösterdi. Bazı banka ve şirketlerin dış borçlarını “devletin sırtına yüklemeye çalışmakla ” suçladı Başbakan Erdoğan.
Ekonomi kurmayları şimdi bu konuda yeni bir hamleye hazırlanıyor. Bugün Meclis’te görüşülecek olan varlık barışı tasarısına önerge ile bir hüküm daha eklenmeye çalışılacak.
Bankaların dış yükümlülüklerine belirli bir süre ile devlet garantisi sağlanması konusunda Bakanlar Kurulu’na yetki verilmesini içeren önerge taslağı Başbakanlık’ta. Eğer Başbakan Erdoğan’ın onayı alınabilirse bugünkü görüşmeler sırasında yasa metnine eklenecek.
Böylelikle bankaların dış borçları devlet garantisi altında olacağı için hem dış kredilerin yenilenmesi kolaylaşacak, hem de yıllık yükü yüzde 6-6.5’lere ulaşan risk sigortası prim oranları makul düzeylere çekilebilecek.
Ama acaba Erdoğan ikna edilebilecek mi?
"ilmin sözü Ali'dir..."
Zöhre Ana...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi