Borsa, velev ki doğru simgedir...
Songül Hatısaru
[FONT="Times New Roman"]CHP Milletvekili İlhan Kesici, ”Sayın Başbakan endişelerimizi söylediğimizde ‘Borsaya bakın, borsaya’ diyordu. Borsa 58 bindeydi. Velev ki öyledir; şimdi 29 bine indi. Başbakan’ın yaklaşımıyla bu daha kriz olmayan bir durum mu oluyor?” dedi
CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici’yi diğer politikacılardan farklı kılan en önemli özelliklerinden biri de DPT kökeni nedeniyle rakamlara hâkim olması. Eski DPT Müsteşarı Kesici, 2001 krizi öncesinde de çöküşün sinyallerini alan ve uyaran üç-beş isimden birydi.
Bugün dünya yeni bir kriz yaşıyor. Kesici, Aralık 2007’de bütçe üzerine Meclis’te konuşurken, Türkiye’nin borç dinamikleri, dış açığı, borçlanma maliyeti gibi temel göstergelerle içinde bulunulan halin sürdürülemez ve çok kırılgan olduğunu söylemiş ve bir anlamda yine krizin sinyalini vermişti. Kesici’yle global krizi ve çıkış yolunu konuştuk:
Başbakan kriz laflarına kızıyor...
Sayın Başbakan’ın daha önce çok övündüğü bir borsa vardı. Ekonomiyle ilgili endişelerimizi söylediğimizde, Sayın Başbakan ‘Borsaya bakın, borsaya’ diyordu. Çünkü borsa 58 binli puanlardaydı. Halbuki bizim borsamız ekonominin iyi bir simgesi değildir. Velev ki öyledir; şimdi 29 bin puanlara indi. Bu, başbakanın yaklaşımıyla daha kriz olmayan bir durum.
Oysa kriz olan Amerika, Avrupa, Latin Amerika, Asya borsalarındaki değer kaybı yüzde 20-25’lerde. Dünyadaki kur hareketleri de yüzde 10-15’ler seviyesinde. Bizde bir ara yüzde 45’i bulmuştu. Bunlar kriz alametleri ve öncü göstergeleri değilse nedir? Bunları söylemekten muradım tenkit değil, gözünüzü açın demek.
Seçime bakıyorlar
Global krizde işin ciddiyetini ne zaman fark ettiniz?
Politik ve akademik arenalarda ben dahil başka arkadaşlarımız da vardı gidişatı gören. Geçen yılın ortasından itibaren dünyadaki halin çok ciddiye gittiğini görmek mümkündü. En son ocakta, entelektüel camiada gidişatın vahameti üst düzeyde algılandı.
IMF’yle anlaşma olmalı mı?
Bu tür dönemlerin psikolojisinde haklı olarak herkeste korku hâkimdir. Yönetenlerin birinci görevi paniği önlemektir. Bunun için yapılacak her şey ve hemen yapılmalıdır. Bir ülkenin IMF’ye müracat etmesi demek; ‘Ey ahali, duyduk duymadık demeyin, ekonomide sıkıntılarım var, acze düştüm’ demektir. Her ne yapılacaksa bunun böyle olduğu bilinerek ve kabul edilerek yapılmalıdır.
IMF’nin elinde 255 milyar dolarlık bir fon var. 6 ülke sıraya girmiş halde. IMF’yle herhangi bir program üzerinde mutabık kalmak demek sıkı bir harcama disiplinine girmek demek. Hükümet bu disipline girmek istemiyor. Çünkü yerel seçimleri kamunun imkânlarını seferber ederek kazanmak istiyor.
Başbakan bu konuyu ümük tartışmasına soktu. 6 ay sonra yerel seçimler var. Anlaşılıyor ki, hükümet bu disiplinin altına girmek istemiyor. O yüzden dayanabildiği kadar IMF ile anlaşmaya yanaşmayacaktır. Belediye seçimlerini atlatıncaya kadar. Sonra masaya oturacaktır. Ama şartlar bugünden kat be kat ağır olacaktır. Hakiki ümük sıkma o zaman olacak.
İktidarın uyarıları ciddiye almadığı eleştirileri var...
Şubat başlarında Sayın Maliye Bakanı bir basın toplantısı yaptı; “Bu, Amerika’da mortgage kredilendirmesiyle ilgili bir hadise. Amerika bir büyük devlettir, kendi meselesini çözer. Bize yansıyacak bir şey yok. Bu nedenle de Türkiye’de merak edilecek bir şey de yoktur” dedi.
Sizce farkında mı değildi?
Mart ortalarında bu kez ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı, yine Maliye Bakanı ve Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı birlikte 3’lü basın toplantısı yaptı. Söyledikleri şey aşağı-yukarı aynı şeylerdi. Ciddi insanlar bu açıklamalardan sonra bu hükümetin olanı-biteni iyi takip etmediğini anlamaya başladı.
Sayın Başbakan’ın da ‘Kriz-mriz yoktur, kriz fırsattır, teğet geçer, ümüğümüzü sıktırmayız’ gibi yaklaşımları da bu kanaati pekiştirdi. Ancak bunlardan sonradır ki, Türkiye, çekine-çekine sesini çıkarmaya başladı.
2003’te bu hükümet geldiğinde özel sektörün dış borcu 44 milyar dolardı. Şimdi 191 milyar dolar. Kur da artmaya başladı. Buna can dayanmaz. İflaslar birbirini takip eder.
Özel kesimin yüksek dış borcu nasıl çevrilecek?
Çok zorlanacaklar. Dünyadaki fonlar hem çok küçülmüş olacak, hem de riskli yerlere gitmeyecek. Gelecek olan da en yüksek faizi isteyecek. İlaveten büyük ekonomilerin büyüme hızları sıfıra doğru çekilmekte. Benzetme yapacak olursak, bana göre, dünyada iki büyük kıyamet vardır insanoğluyla ilgili. Birincisi ölüm, ikincisi işi olanın işini kaybetmesidir. Türkiye bütün zihni mesaisini istihdama vermelidir. Yeni iş yaratmayı bir kenara koyalım, işi olan kaybetmesin.
Yorganı küçülteceğiz
Peki vatandaş ne yapmalı? Siz güncel hayatınızda krizi hissediyor musunuz?
Herkes gibi ben de hissediyorum. Hepimiz daha çok hissedeceğiz. Manava gideceksiniz, 100 liraya doldurduğunuz file 120, 130, 140 liraya dolayacak. İnsanlar, işlerini kaybedecek. Enflasyon artacak, ücretler ya sabit kalacak veya aşağıya doğru gidecek. Alacağınızı tahsil edemezsiniz. Adamın takati kalmamıştır. Bu yüzden borçlarınızı ödemelisiniz. Ödeyemezseniz itibarınız sarsılır.
Türk atasözüdür, ayağını yorganına göre uzat. Artık bu da lüks, hepimiz ayaklarımızı karnımıza kadar toplayıp yorganımızın yarısına göre uzatacağız. Gün o gündür.
ABD’de iktidar - muhalefet işbirliği yaptı, biz de yapalım
Siz 2001’de olduğu gibi büyük bir kriz mi bekliyorsunuz?
Bakın hane halkı borçları, yani kredi kartı, taksitli satışlarla ailelerin yaptığı borçlanmaların karşılığı 2003’te 4 milyar dolardı. 6 sene geçti 2008 Ekim sonu itibariyle 80 milyar dolar! Bu seviyeler el yakar-can yakar. ABD’de krize sebepler aranırken birisi de işte bu. Amerika’da 1974’te hanelerin 680 milyar dolarlık borcu varmış. 2008’in başında bu rakam 14 trilyon dolar olmuş. Amerikan halkının borç miktarı 20 kat artmış. Bizde ne olmuş peki? Bizde de 20 kat artmış, ama orada 35 senede, bizde 6 senede.
Madem ki işler bu kadar ciddi, muhalefet olarak ne öneriyorsunuz?
Bizim siyasal sistemimizde muhalefetin elinde fazla bir imkân yoktur. Ama hükümet işini ciddiye alır, ciddi bir programa kafa yorar, yardım isterse, ne lazım gelirse yaparız. Bu işi en az ABD Başkanı Bush kadar ciddiye almalılar. İktidar-muhalefet işbirliği yapma geleneği olmayan ABD’de bile iktidar muhalefetle işbirliği yapıyorsa, bizde de olmalı. Bu cümleden olmak üzere bir Genişletilmiş Ekonomik ve Sosyal Konsey toplanmalıdır.