You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...

Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...

Posting Freak
Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...
Kervansaraylar

Sokak üzerinde bir sıra dükkânı bulunan ve klasik Osmanlı mimarlığının ilginç örneklerinden olan Rüstem Paşa kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman'ın ünlü sadrazamı Rüstem Paşa tarafından Mimar Sinan'a yaptırıldı. Dikdörtgen avlu çevresinde önleri revaklı odalar sıralanmaktadır.
Ekmekçioğlu Ahmed Paşa kervansarayı, I. Sultan Ahmed'in emri ile Defterdar Ekmekçioğlu Ahmet Paşa tarafından 1609 senesinde yaptırıldı. Mimarları Sedefkar Mehmed Ağa ve Edirneli Hacı Şaban'dı.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...
Evler

Taş duvar ve sıvayla örülmüş ahşap iskelet sistemleri ile yapılırdı. Bu evler genellikle yanındaki daha yüksek saçaklara çift eğri öğe ile bağlanan bir çatıyla örtülü, az derinde kalan locanın içine yerleştirilmiş merkezi girişi ile kusursuz bir simetriye sahipti.
Odalardan kıbleye dönük olanı namaz odası olarak ayrılırdı. Dolaplarda, tatlı, şeker, şerbet ve şurup dağıtılmasına yarayan şık kaplar, bardaklar, tabaklar, şık havlular, örtüler, le- ğen ve ibriklerin en kıymetlileri saklanırdı. Misafir odalarının duvarları boyunca yapılmış "sıra" denen raflar üzerine odayı süslemek amacıyla kıymetli çini ve porselen tabaklar, kaseler ve sürahiler konurdu. Katlı raf denilen hücrelere de değerli kaseler, gülapdanlıklar ve çiçeklikler yerleştirilirdi.
Kalınca yapılmış duvarların içine yerleştirilen veya odanın arkasında bir kümbet şeklinde dışarı çıkarılan ocaklar en sağlıklı ısınma aracıydı.
Balkan Yarımadası'nın hemen her tarafında en küçüğünden en gösterişlisine kadar bütün evlerde "hayat" denilen bölümler vardır. Oda kapılarının açıldığı yer olan bu bölüm, doğrudan evin bahçesine bakan yönde 1,5-2 metrelik direkler üzerine dayandırılmıştır. Hayatların sonunda bir basamak yükseklikte dört köşe bir kısım ayrılarak, tahta sedirlerle çevrilirdi.
Evin harem ve selamlıklarında büyük kapıların açıldığı bahçe kısımları olan avluların uygun bir yerinde mermer bir çeşme bulunurdu. Bazı evlerde avluların ortasında küçük havuzlar, üzerine asma sardırılmış çardaklar vardı. Harem ve selamlık avlularından birbirine geçilecek küçük kapı bulunurdu.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...
TİCARET

Edirne, çok parlak günler yaşamış büyük bir ticaret merkeziydi. Bedestenlerindeki elmas ve mücevherler altmış gece bekçisi tarafından korunurdu. 15. yy'da Doğu Akdeniz'de canlanan ticaret, bu kentin gelişmesine de büyük yardımda bulundu.
Mısır'dan, Ege adalarından ve İzmir gibi diğer Batı Anadolu kentlerinden gelen buğday, arpa, mısır gibi ana gıda maddeleri ve tarımsal zenginlikleri Enez'e gelir, buradan nehir yoluyla küçük gemilere yüklenerek Edirne'ye ulaştırılarak burada pazarlanırdı. Meriç yoluyla Filibe'den gelen pirinç de buradan İstanbul'a ulaştırılırdı.
17. yy'da İran'dan kervanlarla gelen bazı tüccarlar da Edirne'de alım-satım yaptıktan sonra buradan Balkanlar'a doğru açılırlardı. Avrupa malları Edirne pazarlarında bulunurdu. Değişik cinslerde malı bu pazara getiren Avrupalı tüccar, buradan balmumu, deri eşyalar alırlardı. Venedikli ve Fransız tacirlerin aldıkları ise, Bursa ipeği ve Ereğli'den gelen yündü.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...
Çarşılar

Geçiş yolları üzerinde bulunan kentin gelişme döneminde hem artan ekonomi ve ticaret yoğunluğunu karşılamak hem de cami ve imaretlere gelir sağlamak amacıyla birçok han, bedesten ve çarşı inşa edildi.
1417-1418 yılları arasında Çelebi Sultan I. Mehmed tarafından Mimar Alaeddin'e Eski Cami'ye vakıf olarak bir bedesten yaptırıldı. On döıt kubbeli yapının etrafında bir sıra dükkân, içte tonoz örtülü otuz altı oda bulunmaktaydı. Duvarları kırmızı ve beyaz kesme taştandı.
1569'da Hersekli Semiz Ali Paşa'nın Mimar Sinan'a yaptırdığı Ali Paşa Çarşısı yüz otuz dükkândan oluşmaktaydı. Çarşısı üç yüz metre uzunluğunda olup, altı kapılıydı. 73 kemerli, 255 metre uzunluğunda, 124 dükkândan oluşan arasta, III. Murad (1574-1595) tarafından Selimiye Camisi'ne vakıf olmak üzere Davut Ağa'ya yaptırıldı.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...
Esnaf

Edirne büyük ve değişik esnaf gurubunun toplandığı bir merkezdi. Deri ve dericilikle ilgili işlerle uğraşan saraçlar, yularcılar, keçeciler, ayakkabı ya da çizme üretenlerle birlikte, dokuma işlerinde çalışan bezciler, iplikçiler, ibrişimciler, külahçılar ve terziler vardı. Yiyecek ve içecek gruplarında ise pek çok aşçı, bakkal, fırıncı, kasap, kebapçı çalışırdı. Kentteki es- naf grupları arasında sarraf ve kuyumcular da güçlü bir yer tutardı. Maden işleri ile uğraşan demirci ve bakırcılar da vardı.
Kentte ayrıca dokuma boyacılığı, araba üretimi, basmacılık, gülyağcılık ve sabunculuk gibi çok gelişmiş küçük işyerleri bulunmaktaydı. Bu işyerlerinin bir çoğunun çalışmalarını sürdürdüğü dükkânlar cadde veya sokakların üzerinde iki üç katlı binaların zeminlerindeydi. Bazıları da birer üst katları bulunan sıra dükkânlar biçimindeydi. Edirne'de vergi gelirlerinin bir kısmı vakıflara ayrılırdı.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...
YAŞAMIN RENKLERÎ

Batı'ya açılan kapı Edirne parlak dönemlerinde geçiş yolu üzerindeki konumuyla ve ticaretinin canlılığıyla Osmanlı'nın çok önemli merkezlerinden biriydi. Kentin önemi yalnızca onun ticari gücünden gelmiyordu. Bu kent, İstanbul'da etkisini göstermeye başlayan Batı çıkışlı sanat modalarını hemen benimseyip, Balkanlar'a yayılmasını sağlamak gibi bir görevi de üstlenmişti.
17. yy'da Edirne 350 bin nüfusu ile İstanbul, Paris ve Londra'dan sonra Avrupa'nın dördüncü büyük kentiydi. İmparatorluğun gerilemesi, geçirdiği büyük yangınlar (1745, 1751) ve özellikle 19. yy'da uğradığı işgaller (1829 ve 1878 Rus, 1913 Bulgar, 1920-1922 Yunan) kentin sosyal ve ekonomik dengelerini etkiledi. 1828-1829 Osmanlı- Rus savaşları sırasında Müslüman halkın çoğu göç etti. Onlardan boşalan yerlere köylerden Hıristiyanlar yerleştirildi.
Edirne'nin en neşeli insanları kuşkusuz her zaman Çingeneler oldu. Erkekleri kalay ve at arabacılığı işleri ile, kadınları ise genellikle bohçacılıkla uğraşırlardı. Müslüman nüfusun içinde sayılan Çingeneler, davul, zurna, klarnet, kanun, darbuka, def, ud ve cümbüş gibi enstrümanları kendilerine özgü bir tavırla ve yorumla çalarlardı.
19. yy sonlarında, Müslümanlar'ın nüfusu 79 bin, Rumlar'ın 77 bin, Ermeniler'in 5 bin, Bulgarlar'ın 32 bin, Yahudiler'in 9 bin civarındaydı.
Edirne Paşa Sancağı adı ile Rumeli Beylerbeyliği'ne bağlıydı. Tanzimattan sonra kurulan eyaletin merkezi oldu.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana
Posting Freak
Edirne, Osmanlı'nın 2. Başkenti...
Er meydanı Kırkpınar

İnanılır ki, Kırkpınar adı kırk yiğidin adından gelir.
Bizans İmparatorları, kendi iç çekişmelerinde uzun seneler Aydın ve Saruhan Beyleri'ni kullanmış, ayaklanmalarını, taht kavgalarının başlangıçlarını hep onlarla bastırmıştı.
Aydın ve Saruhan Beyleri, bu iç çekişmelerde güçlerini Bizans'ın gereksinimi doğrultusunda kullanırken, Rumeli'deki baş kaldıran pekçok küçük Bizans kalesine ve kentine akınlar yapmışlardı. Önceleri Bizans'ın bütünlüğüne yardım için yaptıkları bu akınları, sonraları iyice alışkanlık haline getirmeye başladılar. Gücü yavaş yavaş Beyler'e kaptırdıklarını farket- meye başlayan Bizans İmparatoru, yeni kullanacak güç aramaya başladı. İmparator, Anadolu yarımadasında gün geçtikçe etkinlikleri artan Osmanoğulları'ndan Aydın ve Saruhan Beyleri'nin korkacaklarından emindi. Bu defa da Osmanoğulları'nı amaçları doğrultusunda kullanmayı tasarlayarak, onlardan yardım istedi.
Orhan Gazi de uzun zamandır Bizans İmparatoru'nun bu durumundan yararlanmayı kuruyordu. Orhan Gazi, daha önce Aydın ve Saruhan Beyleri gibi diğer Türk Beylikleri'nin de Bizans'a yardım için Rumeli taraflarına akınlar düzenleyip Bizans İmparatorları'nın durumunu kurtardıktan sonra tekrar Anadolu'ya döndüklerini biliyordu. Onun amacı ise farklıydı. Tüm istediği Rumeli yakasına ayak basarak, orada yerleşmek ve Osmanlı topraklarını büyütmekti.
Orhan Gazi, Süleyman Bey'in Rumeli yakasındaki Bizans kalelerinden birini baskınla ele geçirmek fikrini uygun gördü. Süleyman Bey, Çanakkale Boğazı'nı iki salla ve kırk yiğitle birlikte geçip, Rumeli'ye ulaştı. Sabaha karşı Kallipolis (Gelibolu) Kalesi'ni ele geçirdikten sonra, arkadan gelen diğer kuvvetlerle birlikte, Rumeli'nin büyük küçük kalelerine doğru yürümeye başladı.
Çanakkale Boğazı'nı ilk geçen kırk yiğit, Hadrianopolis'e doğru kuvvetlerin öncülüğünü üzerlerine aldılar. Bu kırk yiğidin her biri birer başpehlivan olduğundan, her konaklamada aralarında güreşirlerdi. Hadrianopolis civarındaki bir meraya geldiklerinde, pehlivanlar yine çayırlıkta güreşecek arkadaşlarını seçtiler. İçlerinden iki pehlivan Anadolu yakasındayken, sonuçlandıramadıkları bir güreşi Rumeli seferi için yarıda bırakmışlardı. Yemyeşil çayırın üzerinde güreşe tutuştuklarında Hıdırellez'di. Akşam karanlığı çöktüğü sıralarda sonuç hâlâ alınamamıştı.
Ortalık iyice kararırken iki pehlivan güreşmeye devam ettiler. Gece yarısına doğru ise dehşetli güreş iki kahramanın son nefeslerini vermeleriyle son buldu. Er meydanında can veren pehlivanları arkadaşları bu çayırlığa gömerek Hadrianopolis üzerine savaşa devam ettiler.
Aradan uzun bir zaman geçmiş Orhan Gazi'nin yerine I. Sultan Murad geçmişti ve Hadrianopolis artık Türkler'in Edirnesi olmuştu. Kırk yiğitten sağ kalanlar, iki pehlivanın çayırlıktaki mezarlarına birer taş yaptırmak istediler. Çayırlığa vardıklarında, iki pehlivanı gömdükleri incir ağacının altından billur gibi akıp giden kırk kaynaklı pınarı gördüler. İşte ilk Kırkpınar diye adlandırılan yer burasıydı.
I. Sultan Murad Edirne'yi başkent yaptıktan sonra bu kentte okçuların, ciritçilerin ve pehlivanların yetişmesi için bir güreşçiler tekkesi açtı. Kırkpınar güreşlerinin ilk yapıldığı yer, Edirne'nin altı saat batısında olup, bugün bu bölge sınırlarımızın dışinda kalmıştır.
Kırkpınar bir Türk atasözünün de kaynağı oldu. Hıdırellez başlamadan yaklaşık yirmi beş gün önce Kırkpınar Ağası, halkı güreşlere çağırmak için, yöredeki kent, kasaba ve köylerin kahvelerinin tavanlarına asılmak üzere, kırmızı dipli mumlar gönderirdi. Bu, özellikle çağrılıyorsunuz anlamını taşırdı. Bir yere gelmesi istenmeyen kişi, çağrılmadan oraya giderse söylenen; "Kırmızı dipli mumla mı çağrıldın" atasözü buradan kaynaklanmaktadır.
Hıdırellez'den yaklaşık on beş gün önce, köylüler tarafından Kırkpınar yakınına tezgah ve dükkânlar, meydanın etrafına da izleyiciler için çardaklar yapılmaya başlanırdı. Yakın yörelerden gelen esnaf ve satıcılar, hazırlanmış olan derme çatma dükkânlara ve tezgahlara yerleşirler ve satacakları yiyecek, içecek ve giyecekleri buralara yerleştirirlerdi. Meydanın etrafı köşkler, dükkânlar ve köylülerin yaptıkları gölgeliklerle dolardı.
Kırkpınar Ağası ise, Hıdırellez'den bir hafta önce Ağa Çadırı'nı, güreşçilerin ve misafirlerin çadırlarını meydanın etrafına kurdurmaya başlardı. Aynı zamanda yemek kazanları ve kaplar getirilir, aşçılar hazırlıklarına başlarlardı. Bütün bu hazırlıklar yaşanacak cümbüşün ve renkliliğin müjdecisi gibiydi.
Güreşler Hıdırellez'den üç gün önce başlar, günlerce süren bayram ve açık hava eğlenceleri içinde sürüp giderdi. Halkın saygı gösterdiği, güvendiği eski yaşlanmış pehlivanlardan iki üç tanesi, Ağa'nın çağrısıyla hakem olurlar ve Ağa ile birlikte, onun çadırından güreşleri izlerlerdi.
Birinci gün eğlencelere aynlır, son gün genellikle başaltı ve başpehlivanın güreşleri ile geçer, tüm karşılaşmalar Hıdırellez'in arifesinde akşamüstü sona ererdi.
Seke seke geldim ayağım yoktur
Hak mehlemi sende Zöhrem’dir doktur
Kimi kafir olmuş karnısı boktur
Süzünü süzünü postunda otur.

Türkiye’ye çıkarmışım bir gelin
Urufu Zöhre Ana onu pir bilin
Muhammet elçisi Ana’dır deyin
Hak için dergaha niyaza inin.


Bildiren: Pir Zöhre Ana

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.