You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)

Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)

Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
Empedokles Sicilya Adasının güney kıyılarında bulunan Akragas ( ya da Agrigentum) şehrinden. Ailesinin şehrin siyasi hayatında pek sözü geçermiş; kendisi de bir aralık başta bulunmuş krallık bile önerilmiş kendisine ama kabul etmemiş demokrasiyi öğütlemiş. Fizikçi hekim hatip mucizeler gösteren ve arındıran rahip olarak Güney İtalya kentlerinde dolaşmış.Ölümü de efsaneleştirilmiştir: Kendisini Etna Yanardağına atmış olduğu söylenir – belki de onu Tanrılaştırmak için yapılan çabalardan biri bu – siyasi sürgün olarak Peloponnes’te ölmüş olması ihtimali daha büyük. “Peri physeos” (Doğa üzerine) ve “ Katharmoi” (Arınmalar) adlı iki eseri vardır. Empedokles’in öğretisinin çıkış noktası bir yandan Parmenides’in savıdır: Meydana gelme ile yok olma diye bir şey yoktur aslında. Ama öbür yandan da Empedokles duyuların bize gösterdiği bir olguyu meydana gelme ile yok olmanın görünüşünü bu olayları açıklamaya çalışır. Ona göre insanların meydana gelme dedikleri şeyi temel maddelerin bir karışması yok olma dedikleri de bu karışmanın dağılmasıdır. Çok büyük parçalardan kurulmuş olan temel maddelerin kendileri (bunlara Empedokles Rizomata panton= her şeyin kökenleri diyor) meydana gelmemişlerdir yok olmazlar değişmezler bunlar Parmenides’in bengi varlığı gibidir. Doğa bilgisinin gelişmesinde çok önemli bir yeri olan öğe (element) kavramını ilk olarak ortaya koyan Empedokles olmuştur denilebilir.Öğe burada kendi içinde bir cinsten niteliği bakımından değişmeyen artık bölünemeyen yalnız çeşitli hareket durumlarına geçebilen madde demektir. Bu anlayışla da Parmenides’in “Varlık” kavramı işe yara bir hale getirilmiş oluyordu.Bu öğeler de Empedokles’e göre dört tane imişler: Toprak su ateş hava. Empedokles’e göre bu dört öğe evren yapısının ancak gereçleridir. Evren bu gereçlerden kurulmuştur. Dört öğenin kendileri tıpkı Parmenides’in “Varlık”ı gibi değişmez tözler olduklarından bunların kendisinde bir hareket nedeni bulunamaz; yani bunlar kendiliklerinden birbirleriyle karışamazlar kendiliklerinden bir karışmayı bozamazlar. Onun için doğa açıklamasında bu dört öğenin yanı sıra bir de hareketin bir nedeni hareket ettirici bir güç de gerek. Empedokles’e göre dört ana – öğeyi birbiriyle karıştıran bunların karışımlarını yeniden çözen neden de sevgi ile nefrettir. Empedokles’in bu anlayışında madde ile kuvvet (oluşu sağlayan neden) ilk olarak iki ayrı ilke olmuşlardır. Aynı zamanda bir hekim olan Empedokles canlıların dünyasına da yakın bir ilgi göstermiştir. Ona göre bitkiler ilk organizmalardır ve hayvanlar gibi canlıdırlar. Empedokles’in insan üzerinde de ilgi çekici gözlemleri var: Kan insan hayatının ana-taşıyıcısı ve düşünmenin merkezidir. Kanda öğeler en olgun bir biçimde birbiriyle karışmışlardır. İnsanın bütün yetenekleri bu karışımın olgunluğuna bağlıdır. Bir doğa bilgini olarak duyuların gösterdikleri üzerinde önemle duran Empedokles’in sensualist bilgi öğretisine göre biz evreni biliyoruz çünkü biz de onunla aynı özdeniz biz kendimiz de dört öğeden kurulmuş olduğumuzdan aynı öğelerden kurulmuş olan bir varlığı biliriz.

Kaynak:
Felsefe Tarihi
Prof. Macit Gökberk
Remzi Kitabevi
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
(800 - 873)

Ebu Yusuf Yakup İshak El-Kindi MS.800 civarında Kufe'de doğdu. Babası Harun el-Reşit'in bir memuru idi. El-Kindi; el-Memun el-Mutasım ve el-Mütevekkil'in bir çağdaşı idi ve büyük ölçüde Bağdat'ta yetişti. Mütevekkil tarafından resmi olarak bir hattat olarak görevlendirildi. Onun felsefi görüşlerinden dolayı Mütevekkil ona sinirlendi ve bütün kitaplarına el koydu. Ancak bunlar sonradan iade edildi. El-Mutamid'in hükümdarlığı esnasında 873'te öldü.

El-Kindi bir filozof matematikçi fizikçi astronom hekim coğrafyacı ve hatta müzikte bir uzman idi. Onun bu alanların tamamına özgün katkılar yapmış olması şaşırtıcıdır. Eserlerinden dolayı Arapların Filozofu olarak bilinir.

Matematikte sayı sistemi üzerine dört kitap yazmıştır ve modern aritmetiğin büyük bir bölümünün kuruluşunu hazırlamıştır. Arap sayılar sisteminin büyük ölçüde el-Harizmi tarafından geliştirilmiş olduğundan şüphe yoktur ancak El-Kindi de bu konu üzerine zengin katkılarda bulunmuştur. Aynı zamanda astronomi ile ilgili çalışmalarında yardım etmesi için küresel geometriye de katkıda bulunmuştur.

Kimyada baz ¤¤¤¤llerin değerli ¤¤¤¤llere dönüştürülebileceği fikrine karşı gelmiştir. Hüküm süren simya ile ilgili görüşlerin aksine kimyasal reaksiyonların elementlerin transformasyonunu meydana getiremeyeceğinde ısrarlı olmuştu. Fizikte geometrik optiğe zengin katkılarda bulunmuş ve bunun üzerine bir kitap yazmıştır. Bu kitap daha sonra Roger Bacon gibi ünlü bilim adamlarına rehberlik ve ilham sağlamıştır.

Tıpta başlıca katkısı sistematik olarak o zaman bilinen tüm ilaçlara uygulanabilecek dozları belirleyen ilk kişi olması gerçeğini kapsamaktaydı. Bu hekimler arasında reçete yazmada zorluklara neden olan dozaj üzerine hüküm süren çelişkili görüşleri çözmüştür.

Onun zamanında müziğin bilimsel yönlerine ilişkin çok az şey bilinmektedir. Armoni üretmek için bir araya getirilen çeşitli notaların her birinin belirli bir perdeye sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Bu yüzden perdesi çok düşük veya çok yüksek olan notalar hoş değildir. Armoninin derecesi notaların frekansına bağlıdır vb. Aynı zamanda bir ses çıkarıldığında bunun havada kulak zarına çarpan dalgalar oluşturduğu gerçeğini ileri sürmüştür. Eseri perdenin belirlenmesi üzerine bir terkim usulünü içermekteydi.

O üretken bir yazardı: onun tarafından yazılan kitapların toplam sayısı 241 idi. Göze çarpanları aşağıdaki gibi bölünmüştü: Astronomi 16 Aritmetik 11 Geometri 32 Tıp 22 Fizik 12 Felsefe 22 Mantık 9 Psikoloji 5 ve Müzik 7.

Buna ilaveten onun tarafından yazılmış çeşitli biyografiler gelgitler astronomi ile ilgili cihazlar kayalar değerli taşlar vb. ile ilgilidir. Aynı zamanda Yunanca eserleri Arapça'ya çeviren ilk tercümanlardan biriydi fakat bu gerçek onun sayısız özgün eserleri tarafından büyük ölçüde gölgelenmişti. Kitaplarının çoğunun artık mevcut olmaması büyük bir talihsizliktir fakat mevcut olanlar onun oldukça yüksek alimlik standardını ve katkılarını ortaya koymaktadır. Latince'de Alkindus olarak bilinir ve çok sayıdaki kitabı Cremonalı Gherard tarafından Latince'ye çevrilmiştir. Orta çağ boyunca Latince'ye çevrilen kitapları Risale der Tanzim İhtiyarat'ül-Ayyam İlahiyat-e-Aristu el-Mosika Met-o-Cezr ve Edviyeh Murakkaba idi. El-Kindi'nin bilim ve felsefenin gelişimine etkisi dönemdeki bilimlerin uyanışında önemlidir. Orta Çağda Cardano onu en büyük on iki dahiden biri olarak düşünmekteydi. Eserleri gerçekten yüzyıllar boyunca başta fizik matematik tıp ve müzik olmak üzere çeşitli konuların ilerideki gelişimine öndelik etmiştir.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
EPIKTETOS:


(55 - 135)

55-135 yılları arasında yaşamış Stoalı filozof ve ahlakçıdır.

Azad edilmiş bir köle olan Epiktetos'un Stoacılığının temelinde özgürlük tanrısal kayra insanlık ve ahlak düşüncesi bulunur. Kendisine bilge kişi olarak Sokrates'le Diogenes'i örnek almış olan Epiktetos temelde ahlak ile ilgilenmiş ve gerçek eğitimin bütünüyle bireye ait olan tek şeyin bireyin iradesi ya da amacı olduğunu kavramaktan başka bir şey olmadığını iddia etmiştir. İnsan ona göre iradeden bağımsız olan iyi ya da kötü hiçbir şey bulunmadığını ögrenmeli ve olayları öngörmeye ya da yönlendirmeye kalkışmayıp yalnızca onları anlama çabası göstermelidir.

İnsanın kendisinin dışındaki şeylere düşkünlük gösterme yani kölelikle ahlaki amacını hayata geçirme eşdeyişle özgürlük arasında bir tercihte bulunması gerektiğini savunan Epiktetos'a göre bir insana başka bir insan zarar vermez ona yalnızca kendisi zarar verebilir. Akademik tartışma ve teoriyi hor gören Epiktetos'un mesajı Stoalıların birçoğu gibi entellektüellere yönetici sınıfa değil de ortalama insana yönelmiştir.

Siyaset alanında Epiktetos insanı Tanrı'dan başka insanları da içeren büyük bir sistemin üyesi olarak görmüştür. Ona göre her insan öncelikle kendi toplumunun bir yurttaşidır. Ama o bir yandan da tanrıların ve tüm insanların oluşturduğu daha büyük bir topluluğun üyesidir. Kent devleti bu topluluğun yalnızca kötü bir kopyasıdır. İnsanlar akıllı yanlarıyla Tanrı'nın çocuklaridirlar ve kendilerinde tanrısal ögeler taşirlar. Bundan dolayı insanlar Epiktetos'a göre kentlerini ve yaşamlarını Tanrı'nın iradesine göre yönetmeye çalışmalıdır.

Epiktetos'un İki Temel Kuralı:

Stoacı Epiktetos'un ahlak felsefesinin temelinde bulunan iki kural: 'İradenin dışında iyi ya da kötü olan hiçbir şey bulunmadığını kabul etmemiz gerekir' ve 'Olayları öngörüp yönlendirmeye çalismak yerine onları yalnızca bilgelikle kabul etmeliyiz'.

Epiktetos'a göre insan için iyi olan tek şey iradedir ve en önemli erdem bilgeliktir. Bilgelik ise insanın kendisini doğanın ayrılmaz bir parçası olarak görmesiyle ve doğanın seyrine ayak uydurmasıyla elde edilir. İnsan kendisini dünyanın gidişinden sıyırıp ayıramadığına göre yapılacak en iyi iş dünyanın gidişini olduğu gibi benimserse kendisini gereksiz sıkıntı ve tedirginliklerden kurtarır.

Epiktetos'un bu anlayışına göre insan bir dramdaki aktöre benzer. Dünya ve dünyanın tarihiyle ilgili bu dramda insan yalnızca bir oyuncudur. Oyuncu oynayacağı rolü seçemez dekora oyunun kendisine etkide bulunamaz. Tanrı ya da akıl ilkesidir ki her insanın bu tarih içinde ne olacağını belirler. Dünya sahnesinde bir tiyatro eserindeki oyuncuya benzeyen insan hiçbir etkide bulunamayacağı şeyler karşisında kayıtsız kalmak durumundadır. Onun kontrol edebileceği tek bir şey vardır: Kendi tavrı ve tutkuları.

O bir başkasına daha iyi bir rol verildiği için kıskançlık duymamalı makyajı yapan burnunu çirkin gösterdiği için kendisini aşağılanmış hissetmemelidir. Yani insan kendisine ne verilmişse onunla yetinmeli erişemeyeceği sahip olamayacağı şeyler için açlık kıskançlık duymamalıdır. Bütün bu duygular onu mutsuz kılar. Öyleyse yapılması gereken şey akla uygun olmayan duygular tutkular karşisında kişinin güçlü olması bağımsızlığını kazanmasıdır. Bu bağımsızlığa giden yol ise bilgelikten geçer. İnsan kendisini bu olumsuz duygulardan kurtarabilirse yani duygusuzluk haline ulaşabilirse bilge insana özgü olan huzur ve mutluluğa kavuşabilir. Zira yalnızca bilge insan rolünün ne olduğunu bilebilir.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
EUCLIDES:


(M.Ö. 325 - M.Ö. 265)

Rönesans sonrası Avrupa'da Kopernik'le başlayan Kepler Galileo ve Newton'la 17. yüzyılda doruğuna ulaşan bilimsel devrim kökleri Helenistik döneme uzanan bir olaydır. O dönemin seçkin bilginlerinden Aristarkus güneş-merkezli astronomi düşüncesinde Kopernik'i öncelemişti; Arşimet yaklaşık iki bin yıl sonra gelen Galileo'ya esin kaynağı olmuştu; Öklid çağlar boyu yalnız matematik dünyasının değil matematikle yakından ilgilenen hemen herkesin gözünde özenilen yetkin bir örnekti. Öklid M.Ö. 300 sıralarında yazdığı 13 ciltlik yapıtıyla ünlüdür. Bu yapıt geometriyi (dolayısıyla matematiği) ispat bağlamında aksiyomatik bir dizge olarak işleyen ilk kapsamlı çalışmadır. 19. yüzyıl sonlarına gelinceye kadar alanında tek ders kitabı olarak akademik çevrelerde okunan okutulan Elementler'in kimi yetersizliklerine karşın değerini bugün de sürdürdüğü söylenebilir.

Egeli matematikçi Öklid'in kişisel yaşamı aile çevresi matematik dışı uğraş veya meraklarına ilişkin hemen hiçbir şey bilinmemektedir. Bilinen tek şey; İskenderiye Kraliyet Enstitüsü'nde dönemin en saygın öğretmeni; alanında yüzyıllar boyu eşsiz kalan bir ders kitabının yazarı olmasıdır. Eğitimini Atina'da Platon'un ünlü akademisinde tamamladığı sanılmaktadır. O akademi ki giriş kapısında ''Geometriyi bilmeyen hiç kimse bu kapıdan içeri alınmaz!'' levhası asılıydı.

Öklid'in bilimsel kişiliği unutulmayan iki sözünde yansımaktadır: Dönemin kralı I. Ptolemy okumada güçlük çektiği Elementler'in yazarına "Geometriyi kestirmeden öğrenmenin yolu yok mu?'' diye sorduğunda Öklid "Özür dilerim ama geometriye giden bir kral yolu yoktur'' der. Bir gün dersini bitirdiğinde öğrencilerinden biri yaklaşır ''Hocam verdiğiniz ispatlar çok güzel; ama pratikte bunlar neye yarar?'' diye sorduğunda Öklid kapıda bekleyen kölesini çağırır "Bu delikanlıya 5-10 kuruş ver vaktinin boşa gitmediğini görsün!'' demekle yetinir.

Öklid haklı olarak "geometrinin babası" diye bilinir; ama geometri onunla başlamış değildir. Tarihçi Herodotus (M.Ö. 500) geometrinin başlangıcını Nil vadisinde yıllık su taşmalarından sonra arazi sınırlarını belirlemekle görevli kadastrocuların çalışmalarında bulmuştu. Geometri "yer" ve "ölçme" anlamına gelen "geo" ve "metrein" sözcüklerinden oluşan bir terimdir. Mısır'ın yanı sıra Babil Hint ve Çin gibi eski uygarlıklarda da gelişen geometri o dönemlerde büyük ölçüde el yordamı ölçme analoji ve sezgiye dayanan bir yığın işlem ve bulgudan ibaret çalışmalardı. Üstelik ortaya konan bilgiler çoğunlukla kesin olmaktan uzak tahmin çerçevesinde kalan sonuçlardı. Örneğin Babilliler dairenin çemberini çapının üç katı olarak biliyorlardı. Bu öylesine yerleşik bir bilgiydi ki; pi' nin değerinin 3 değil 22/7 olarak ileri sürenlere bir tür şarlatan gözüyle bakılıyordu. Mısırlılar bu konuda daha duyarlıydılar: M.Ö. I800 yıllarına ait Rhind papürüslerinde onların pi'yi yaklaşık 3.1604 olarak belirledikleri görülmektedir; ama Mısırlıların bile her zaman doğru sonuçlar ortaya koyduğu söylenemez. Nitekim kesik kare piramidin oylumunu (hacmini) hesaplamada doğru formülü bulan Mısırlılar dikdörtgen için doğru olan bir alan formülünün tüm dörtgenler için geçerli olduğunu sanıyorlardı.

Aritmetik ve cebir alanında Babilliler Mısırlılardan daha ilerde idiler. Geometride de önemli buluşları vardı. Örneğin "Pythagoras Teoremi" dediğimiz bir dik açılı üçgende dik kenarlarla hipotenüs arasındaki bağıntıya ilişkin önerme "bir dik üçgenin dik kenar karelerinin toplamı hipotenüsün karesine eşittir" buluşlarından biriydi. Ne var ki doğru da olsa bu bilgiler ampirik nitelikteydi; mantıksal ispat aşamasına geçilmemişti henüz. Ege' li Filazof Thales'in (M.Ö. 624-546) geometrik önermelerin dedüktif yöntemle ispatı gereğini ısrarla vurguladığı bu yolda ilk adımları attığı bilinmektedir . Mısır gezisinde tanıştığı geometriyi dağınıklıktan kurtarıp tutarlı sağlam bir temele oturtmak istiyordu. İspatladığı önermeler arasında . ikizkenar üçgenlerde taban açılarının eşitliği; kesişen iki doğrunun oluşturduğu karşıt açıların birbirine eşitliği vb. ilişkiler vardı. Klasik çağın "Yedi Bilgesi" nden biri olan Thales'in açtığı bu yolda Pythagoras ve onu izleyenlerin elinde matematik büyük ilerlemeler kaydetti sonuçta Elementler'de işlenildiği gibi oldukça soyut mantıksal bir dizgeye ulaştı. Pythagoras matematikçiliğinin yanı sıra sayı mistisizmini içeren gizliliğe bağlı bir tarikatın önderiydi. Buna göre; sayısallık evrensel uyum ve düzenin asal niteliğiydi; ruhun yücelip tanrısal kata erişmesi ancak müzik ve matematikle olasıydı.

Buluş ve ispatlarıyla matematiğe önemli katkılar yapan Pythagorasçılar sonunda inançlarıyla ters düşen bir buluşla açmaza düştüler. Bu buluş karenin kenarı ile köşegenin ölçüştürülemeyeceğine ilişkindi. kök 2 gibi bayağı kesir şeklinde yazılamayan sayılar onların gözünde gizli tutulması gereken bir skandaldı. Rasyonel olmayan sayılarla temsile elveren büyüklükler nasıl olabilirdi? (Pythagorasçıların tüm çabalarına karşın üstesinden gelemedikleri bu sıkıntıyı daha sonra tanınmış bilgin Eudoxus oluşturduğu irrasyonel büyüklükler için de geçerli olan Orantılar Kuramı'yla giderir).

Öklid Pythagoras geleneğine bağlı bir ortamda yetişmişti. Platon gibi onun için de önemli olan soyut düşünceler düşünceler arasındaki mantıksal bağıntılardı. Duyumlarımızla içine düştüğümüz yanlışlıklardan ancak matematiğin sağladığı evrensel ilkeler ve salt ussal yöntemlerle kurtulabilirdik. Kaleme aldığı Elementler kendisini önceleyen Thales Pythagoras Eudoxus gibi bilgin-matematikçilerin çalışmaları üstüne kurulmuştu. Geometri bir önermeler koleksiyonu olmaktan çıkmış sıkı mantıksal çıkarım ve bağıntılara dayanan bir dizgeye dönüşmüştü. Artık önermelerin doğruluk değeri gözlem veya ölçme verileriyle değil ussal ölçütlerle denetlenmekteydi. Bu yaklaşımda pratik kaygılar ve uygulamalar arka plana itilmişti.

Kuşkusuz bu Öklid geometrisinin pratik problem çözümüne elvermediği demek değildi. Tam tersine değişik mühendislik alanlarında pek çok problemin bu geometrinin yöntemiyle çözümlendiği; ama Elementler'in eğreti olarak değindiği bazı örnekler dışında uygulamalara yer vermediği de bilinmektedir. Öklid'in pratik kaygılardan uzak olan bu tutumunun matematik dünyasındaki izleri bugün de rastladığımız bir geleneğe dönüşmüştür.

Gerçekten özellikle seçkin matematikçilerin gözünde matematik şu ya da bu işe yaradığı için değil yalın gerçeğe yönelik sanat gibi güzelliği ve değeri kendi içinde Soyut bir düşün uğraşı olduğu için önemlidir.

Matematiğin tümüyle ussal bir etkinlik olduğu doğru değildir. Buluş bağlamında tüm diğer bilimler gibi matematik de sınama-yanılma tahmin sezgi içedoğuş türünden öğeler içermektedir. Yeni bir bağıntıyı sezinleme değişik bir kavram veya yöntemi ortaya koyma temelde mantıksal olmaktan çok psikolojik bir olaydır. Matematiğin ussallığı doğrulama bağlamında belirgindir. Teoremlerin ispatı büyük ölçüde kuralları belli ussal bir işlemdir; ama şu sorulabilir: Öklid neden geometrinin ölçme sonuçlarıyla doğrulanmış önermeleriyle yetinmemiş bunları ispatlayarak mantıksal bir dizgede toplama yoluna gitmiştir? Öklid'i bu girişiminde güdümleyen motiflerin ne olduğunu söylemeye olanak yoktur; ancak Helenistik çağın düşün ortamı göz önüne alındığında başlıca dört noktanın öngörüldüğü söylenebilir:

1) İşlenen konuda çoğu kez belirsiz kalan anlam ve ilişkilere açıklık getirmek;

2) İspatta başvurulan öncülleri (varsayım aksiyom veya postulatları) ve çıkarım kurallarını belirtik kılmak;

3) Ulaşılan sonuçların doğruluğuna mantıksal geçerlik kazandırmak (Başka bir deyişle teoremlerin öncüllere görecel zorunluluğunu yani öncülleri doğru kabul ettiğimizde teoremi yanlış sayamayacağımızı göstermek);

4) Geometriyi ampirik genellemeler düzeyini aşan soyut-simgesel bir dizge düzeyine çıkarmak (Bir örnekle açıklayalım: Mısırlılar ile Babilliler kenarları 3 4 5 birim uzunluğunda olan bir üçgenin dik üçgen olduğunu deneysel olarak biliyorlardı; ama bu ilişkinin 3 4 5 uzunluklarına özgü olmadığını başka uzunluklar için de geçerli olabileceğini gösteren veriler ortaya çıkıncaya dek kestirmeleri güçtü; buna ihtiyaçları da yoktu. Öyle kuramsal bir açılma için pratik kaygılar ötesinde salt entellektüel motifli bir arayış içinde olmak gerekir. Nitekim Egeli bilginler somut örnekler üzerinde ölçmeye dayanan belirlemeler yerine bilinen ve bilinmeyen tüm örnekler için geçerli soyut genellemeler arayışındaydılar. Onlar kenar uzunlukları a b c diye belirlenen üçgeni ele almakta üçgenin ancak a2+b2=c2 eşitliği gerçekleştiğinde dik üçgen
olabileceği genellemesine gitmektedirler).

Öklid oluşturduğu dizgede birtakım tanımların yanı sıra beşi "aksiyom" dediği genel ilkeden beşi de "postulat" dediği geometriye özgü ilkeden oluşan on öncüle yer vermiştir (Öncüller teoremlerin tersine ispatlanmaksızın doğru sayılan önermelerdir). Dizge tüm yetkin görünümüne karşın aslında çeşitli yönlerden birtakım yetersizlikler içermekteydi. Bir kez verilen tanımların bir bölümü (özellikle "nokta'' "doğru" vb. ilkel terimlere ilişkin tanımlar) gereksizdi. Sonra daha önemlisi belirlenen öncüller dışında bazı varsayımların belki de farkında olmaksızın kullanılmış olması dizgenin tutarlılığı açısından önemli bir kusurdu. Ne var ki matematiksel yöntemin oluşma içinde olduğu başlangıç döneminde bir bakıma kaçınılmaz olan bu tür yetersizlikler giderilemeyecek şeyler değildi. Nitekim l8. yüzyılda başlayan eleştirel çalışmaların dizgeye daha açık ve tutarlı bir bütünlük sağladığı söylenebilir. Üstelik dizgenin irdelenmesi beklenmedik bir gelişmeye de yol açmıştır: Öncüllerde bazı değişikliklerle yeni geometrilerin ortaya konması. "Öklid-dışı" diye bilinen bu geometriler sağduyumuza aykırı da düşseler kendi içinde tutarlı birer dizgedir. Öklid geometrisi artık var olan tek geometri değildir. Öyle de olsa Öklid'in düşünce tarihinde tuttuğu yerin değiştiği söylenemez.

Çağımızın seçkin filozofu Bertrand Russell'ın şu sözlerinde Öklid'in özlü bir değerlendirmesini bulmaktayız: '"Elementler'e bugüne değin yazılmış en büyük kitap gözüyle bakılsa yeridir. Bu kitap gerçekten Grek zekasının en yetkin anıtlarından biridir. Kitabın Greklere özgü kimi yetersizlikleri yok değildir kuşkusuz: dayandığı yöntem salt dedüktif niteliktedir; üstelik öncüllerini oluşturan varsayımları yoklama olanağı yoktur. Bunlar kuşku götürmez apaçık doğrular olarak konmuştur. Oysa 19.yüzyılda ortaya çıkan Öklid-dışı geometriler bunların hiç değilse bir bölümünün yanlış olabileceğini bunun da ancak gözleme başvurularak belirlenebileceğini göstermiştir."

Gene Genel Rölativite Kuramı'nda Öklid geometrisini değil Riemann geometrisini kullanan Einstein'ın Elementler'e ilişkin yargısı son derece çarpıcıdır: "Gençliğinde bu kitabın büyüsüne kapılmamış bir kimse kuramsal bilimde önemli bir atılım yapabileceği hayaline boşuna kapılmasın!"
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
ALBERT EİNSTEİN

1879-1955 yılları arasında yaşamış olan Alman asıllı ABD’li fizikçi.

Yirminci yüzyılın başlarında geliştirdiği teorileriyle ilk kez olarak kütle ile enerjinin eşdeğerliğini kanıtlamış olan Einstein zaman mekan ve kütleçekimi üzerine tümüyle yeni düşünme tarzları önermiştir. Einstein özel ve genel rölativite teorileri yalnızca Newton fiziğinden değil fakat Eukliedes geometrisinden de kopuşu simgeleyen büyük bir bilim adamıdır.

Einstein sadece dev bir bilim adamı değil fakat aynı zamanda önemli bir düşünür olarak da değerlendirilir. Etik toplum ve. kültür felsefesiyle ilgili genel düşünceleri yanında bir bilim filozofu olarak da ün kazanan Einstein Kant’tan Hume ve Mach’tan etkilenmiş ve Cassirer Reichenbach ve Schilick’le sürekli bir ilişki içinde olmuştur. O realizmi zihinden bağımsız bir dış dünyanın varolduğu görüşünü ¤¤¤¤fiziksel bir öğretiden ziyade motive edici bir program olarak görmüş ve determinizmin doğrudan doğruya dünyanın bir özelliği olmaktan ziyade teorilerin ayrılmaz bir yönü olduğunu savunmuştur. Einstein mantıkçı pozitivizme karşı mesafeli bir tavır takınmış olmakla birlikte bilimin birliği tezine bağlı kalmıştır. O yine aynı felsefi çerçeve içinde tümevarımcılığı reddetmiş ama holizme ve inşacılığa ya da uzlaşımcılığa bağlanırken anlam kavram ve teorilerin mantıksal olarak deneyimden türetilmek yerine anlaşılabilirlik empirik uygunluk ve mantıksal basitlik ölçütlerine tabi olan özgür yaratılar olduklarını iddia etmiştir.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
FARABİ:


870-950 yılları arasında yaşamış olan İslam düşünürü. Sistemi Aristoteles mantığına dayanan akılcı bir ¤¤¤¤fizikten oluşan Aristoteles'in sistemini Plotinos'un görüşleri yardımıyla İslam inancı ile uzlaştırmaya çalisan Farabi Tanrı'nın varoluşunu kanıtlarken Aristoteles'in akılyürütme çizgisini takip etmiştir. Ona göre bu dünyadaki nesneler hareket etmekte değişmektedirler. Dünyadaki nesneler hareketlerini bir ilk Hareket Ettiriciden almak durumundadırlar. Bu ilk Hareket Ettirici ise Tanrı'dır. Farabi varlık anlayışında mümkün ya da olumsal varlıklar adını verdiği nesneler ile Tanrı arasındaki farklılık ve ayrılığı mümkün varlıkların Tanrı'dan ilk varlıktan sudur ettiklerini söyleyerek açıklamaya ve temellendirmeye çalisir. Farabi'ye göre ilk varlık Tanrı varlık taşkını yoluyla evrendeki bütün varlık düzenini 'doğal bir zorunlulukla' meydana getirir. Evren Tanrı'nın değerine hiçbir şey katmaz. Yetkin bir varlık olan Tanrı'nın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. Tanrı'yla evren arasındaki ilişkiyi evrenin Tanrı'dan sudur türüm yoluyla ve zorunlulukla çiktigini söyleyerek açıklayan Farabi'ye göre evren aynı zamanda Tanrı'nın sonsuz cömertliğinin bir sonucudur. Tanrı Farabi'nin sisteminde herşeydir. Tanrı seven sevilen ve sevgidir. O bilen bilinen ve bilgidir. Tanrı herşey olduğuna ve hiçbir şeye ihtiyaç duymadığına göre Farabi bu noktada mümkün varlıkların varoluşları için Tanrı'nın yalnızca kendisini konu alan bilme faaliyetine başvurur. Buna göre yaratıklar Tanrı'ya en yakın 'akıllar' halinde Tanrı'dan çikip varlığa gelirler. Onun sudur türüm anlayışına göre Tanrı'nın kendi tözünü bilmesinden birinci akıl doğar; bu aklın Tanrı'yı bilmesinden ise ikinci akıl türer. Böylelikle ortaya sırasıyla 10 akıl çikar; onuncu akıl etkin akıldır (aklı faal). Birinci aklın varlığı Tanrı dolayısıyla zorunlu ama kendi özünde mümkündür; ilk akıl kendini bu niteliğiyle bildiği için onun maddesinden birinci gök katı formundan da (suretinden de) o gök katının ruhu sudur eder. Böylelikle on akıldan her birinin karşilığı olarak bir gök katı türer. Madde de Tanrı'dan sudur etmiştir. Belirsizlik demek olan madde Tanrı'ya en uzak olan varlıktır. Etkin Akıl insan ruhunun da nedenidir. İnsan anlayışında Farabi insanın ruh ve bedenden meydana geldiğini söyler. Bedenin yetkinliği ruhtan ruhun yetkinliği ise akıldan kaynaklanmaktadır. Ruhun başlıca görevleri eylem anlama ve algılamadır. Ona göre bitkisel hayvani ve insani olmak üzere üç tür ruh vardır. Bitkisel ruhun görevi bireyin yetişme ve gelişmesi ile soyun sürdürülmesi hayvansal ruhu görevi iyinin alınıp kötüden uzak durulması insani ruhun görevi ise güzelin ve yararlının seçilmesidir. Farabi ahlak anlayışında insanın akıl yoluyla iyi ve kötüyü ayırt edebileceğini savunur. İnsan için amaç mutluluk en büyük erdem de bilgeliktir. Farabi'ye göre en yüksek iyi olan mutluluk etkin akıl ile birleşmek yoluyla gerçekleşir. Zira insan kendisini anlamak için evreni anlamak evreni anlamak için de evrenin amacını kavramak durumundadır. Evrenin esas ve en yüksek amacını anlamak insan için gerçek mutluluktur. İnsanın kendisini ve evrenin amacını anlamaya kalkışması ise bilim ve felsefe yapmakla ilgili bir şeydir. İnsan aklının en yüksek düzeyde yetkinleşmesi insan aklını Etkin Akıl'a yaklaştırır.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
Fabricius

Alman mütebahhiri ve felsefe tarihçisi. 1668’de Leipzig’de doğdu; 1736’da öldü. Hamburg Akademisinde belagat ve felsefe profesörüydü. Ona felsefe tarihçileri “Bibliyografların Prensi” unvanını vermişlerdir. Olağanüstü bilgilere sahip araştırıp incelemekte yorulmak bilmeyen bir gayrete sahip olan Fabricius Latin Yunan ve Aşağı Latin Kitaplığı adını verdiği üç büyük külliyatıyle kendini ebedileştirmiştir.

Felsefe tarihiyle doğrudan doğruya uğraşmamış fakat bütün felsefe tarihçilerine ve filozoflara muhtaç oldukları türlü tarihsel bilgileri felsefi belgeleri ve birçok eski filozofların eserlerinden kalan unutulmuş dağınık elde edilmesi güç parçaları nakletmek suretiyle onlara rehberlik etmiş ve yine birçok unutulmuş ve hatta kaybolma tehlikesi geçirmiş olan düşünür yazar ve bilginleri eserlerinde yeniden yaşatmıştır.

Asıl adlarını aşağıda verdiğimiz eserleri türlü eklentilerle büyütülerek tekrar tekrar basılmıştır. Bu geniş çalışma araştırma ve toplama gayretlerine rağmen örneğin Aenesidemos’u Photius’den kalan bir metni yanlış yorumlayarak Ciceron zamanında yaşamış göstermek gibi bazı yanılmalara düşmüş olması onun gerçek değer ve emeğini asla küçültmez. Aristo’yu yorumlayan eserlerin listesini Yunan Kitaplı ad h eserinde vermiştir. Aspasius’un Nikomaküs’ün Ahlakı’nı yorumlayan önemli bir parçası da bu kitaplıktadır.

Eserlerinin asıl adları şunlardır:

- Specimen Elenchticum et Historiae Logicac (Hamburg 1799);
- Bibliotheca Lat. Mediac et Inf. Aetatis;
- Bibllotheca Graecque (Bunun yeni baskısının başında Galien’in hayat ve eserlerine dair Ackermann tarafından
yazılmış geniş bir makale vardır. Bu eser 12 cilttir); Bu filozofun adını taşıyan birçok Alman mütebahhir ve
filozofları daha vardır.

Bunlardan biri François Fabricius’dür. Alman hümanist ve filozoflarından olan bu Fabricius 1525’e doğru Duren’de doğmuş 1573’te ölmüştür. Paris’te Turn ve Ramus’un öğrencisi olmuş Düsseldorf’da rektörlük yapmıştır. O Aristo’ya karşı olan fikir akımlarının kuvvetli olduğu bir dönemde bu büyük filozofu savunma cesaretini gösterenlerdendir.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.