You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)

Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)

Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
Andrea CESALPINO

İtalyan hekim filozof ve doğabilimci Andrea Cesalpino 1519 yılında Arezzo'da dünyaya geldi. Pisa Üniversitesi'nde tıp eğitimini tamamladı. Eğitim yıllarında tıp dışında botanik ve felsefe ile ilgilendi. Pisa Üniversitesi'nde eğitim sonrası çalışmalarına devam eden Cesalpino aynı zamanda tıp felsefe ve botanik dersleri vermeye başladı.

1547 yılında Pisa'da Avrupa'nın ikinci botanik bahçesinin açılmasında büyük katkıları olan Cesalpino buranın direktörlüğüne atandı. Aynı dönemde Pisa Üniversitesi'nde tıp ve botanik profesörlüğü ünvanını kazandı. 1592 yılında Roma'dan Sapienza Üniversitesi'nden teklif alan Cesalpino Roma'da çalışmaya başladı. Bu görevi sırasında Papa Clement VIII'in özel doktoru oldu. Bu görevi ölüm yılı olan 1603 tarihine kadar sürdü.

Andrea Cesalpino tıp ve botanik alanlarında yaptığı araştırmalar sonrası toksikoloji bilim dalının oluşmasını sağladı. En ünlü eseri 16 kitaptan oluşan ve 1500 bitki türünün tarif edildiği "De Plantis"dir. Büyük yankılar uyandıran bu eserinde bitkilerin sağlık alanında kullanımları ile ilgili detaylar da bulunmaktadır. William Harvey'den önce kan dolaşımı ile ilgili çalışmalarda da bulunmuştur.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
Arthur Coleman Danto

Arthur Coleman Danto (1924) Amerikalı sanat eleştirmeni profesör and filozoftur. Günümüz estetik teorisinin önemli isimlerindendir.

Arthur C. Danto New York'ta Columbia Üniversitesi'nde felsefe dalında emeritus profesördür. İki kez Guggenheim ve ACLS ve Fulbright dahil olmak üzere pek çok ödül ve bursa layık görülmüş Amerikan Felsefe Birliği ve Amerikan Estetik Derneği gibi kuruluşların başkanlığını yapmıştır. Karşılaşmalar ve Yansımalar: Tarihsel Günümüzde Sanat ("Encounters and Reflections: Art in the Historical Present") eseri ile eleştiri alanında National Book Critics Circle ödülünü almıştır.

Danto özellikle 1984'te yazdığı Hegel'in sanatın sonu tezinin çağdaş versiyonu olan Sanatın Sonu ("The End of Art") isimli makalesi ve sonradan geliştirdiği Sanatın Sonunun Ardından ("After the End of Art") ile tanınır. Danto'nun tezi artık sanat yapılmadığı veya eskisi kadar iyi yapılmadığı değil Batı sanatı tarihinde bir dönemin kapandığı ve apayrı başka bir dönemin başladığıdır. Bu görüşe göre daha önce sanat tarihinde ideoloji temsili takip etmiş şimdi ise her şeyin meşru olduğu tarih sonrası bir döneme girilmiştir. Sanat üretiminde izlenilmesi gereken felsefi veya üsluba dair kısıtlamalar kalkmış sanat tarihi anlatısı sona ermiştir.

İlgi alanları: Düşünce Duygu Sanat felsefesi Temsil teorisi Felsefi Psikoloji Hegel Estetiği ve filozoflardan Maurice Merleau-Ponty and Arthur Schopenhauer.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
Denis Diderot

Denis Diderot (5 Ekim 1713 - 31 Temmuz 1784) Fransız bir yazar ve filozoftu.

Fransa'nın Champagne ilinin Langres kasabasında doğan Diderot Aydınlanma Çağı'nın en önemli kişiliklerinden biri ve ünlü Ansiklopedi'nin (1772) baş editörüydü. Onun önderliğinde Aydınlanma döneminde Batı Avrupa'da ülkeler arasında çekişmeler olsa da bilgi akışı yeni aydınların toplumlara kazandırılmasını sağlamıştır. Ansiklopedi'nin 8-18 ciltleri 1-7 ciltlerindeki bilgiler üzerine kiliseden aldığı tepki ile yasadışı olarak olarak basılmış Filozofça Düşünceler isimli yapıtı da mahkeme kararınca yakılmıştır.

Edebiyat alanında da bir çok katkısı bulunan Diderot'nun başlıca özelliği romanları şekil ve içeriğinin yanı sıra felsefi olarak da incelemesiydi. Romantizm akımının öncüsü ve humanist olan Diderot; zengin kiliseler kontrolünde bir endüstri olarak gördüğü Hristiyanlık dinini reddetmiş ve bir çok aşırı dincinin saldırılarına uğramıştır.

Voltaire RousseauMalebranche ve Monthesquieu ile birlikte düşünsel temelde Fransız İhtilalinin teorisyenlerindendir. Fakat ömrü ihtilali görmeye yetmemiştir.

Diderot 1784 yılında Fransa'da ölmüş Saint-Roche Kilisesi'ne gömülmüştür.

Diderot Vikipedi'nin ve tüm ansiklopedilerin varolmasındaki ana sebeplerden biridir.

Romanları

Les Bijoux indiscrets - 1748
La Religieuse - 1760
Rameau'nun Yeğeni - 1762
Jacques Le Fataliste et son Maitre - 1765
Supplément au Voyage de Bougainville - 1774

Ünlü Sözleri

Yalanın faydası bir defa içindir gerçeğin faydası ise sonsuz ve ölümsüz.
İnsanı taş yada kırık kalpli yapan bu dünyadan gidiyorum. Beni nereye gömerlerse gömsünler.
Güler yüzle söylenen bir yalanı bir anda yuttuğumuz halde acı gerçeği ancak damla damla yutarız.
İnsan hayatının dörtte üçünü yapamayacağı şeylerle geçirir.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
DEMOKRITOS:


Demokritos’un doğduğu yer İonia’da Teos ( Urla’nın güneyinde) olmalı. Kendisine “Abderalı filozof” deniyorsa da belki de sonradan buraya gelip yerleşmiştir.Uzun yolculuklara çıkmış bütün Yunanistan’dan başka Mısır’ı Anadolu’yu İran’ı dolaşmış. Yurdunda siyaset işlerine hiç karışmamış köşesine çekilmiş bir bilgin hayatı yaşamış. “Bir tanıtı bulmayı Pers kralı olmaktan üstün tutarım” dermiş. İlkçağın en büyük doğa araştırıcısı sayılır. “Varolan” ona göre de meydana gelmemiştir yok olmayacaktır değişmezdir hep kendi kendisiyle aynı kalır. Ama “varolan”ın dışında bir de “varolmayan” yani “boşluk” da uzay da vardır.Uzay yüzünden “varolan” kendileri artık bölünmeyen görülemeyen kılıklara (ideai) ayrılır.Bunlara da Demokritos atom (bölünemeyen) adını verir. Atomlarda olabilen biricik değişiklik harekettir yani yer değiştirmedir. Atomların birbirlerinden ayrılmaları sadece nitelik bakımındandır sadece büyüklük küçüklük yer düzence vb. ayrılıklarıdır. Onun için Demokritos atomlarda ( bu gerçek varlıklarda) renk ses sıcaklık soğukluk vb. niteliklerin bulunmadığını söyler. Renkleri görmemiz sesleri işitmemiz sıcaklığı duyumlamamız tatlıyı acıyı tatmamız ancak bir duygu yanılmasıdır bir “karanlık” bilgidir. Duyular asıl gerçeği yani nesnelerin artık bölünemeyen son parçalarını (atomları) bilebilecek gibi keskin değildirler. Duyu bilgisi nesnelerin iç dokusunu gerçek yapısını göremez bunu ancak düşünen akıl kavrayabilir. Ama bunu söylemekle Demokritos henüz düşünme ile algı düşünülen dünya ile algılanan dünya arasında ilkece bir ayrılık yapmıyor; bu ikisini birbirinden ayıran yalnız keskinlik ve kesinlik dereceleridir. Demokritos Anaxagoras’ın anlayışı ile savaşarak onun teleolojik açıklama denemesi karşısına çok kesin bir mekanist görüşü koyar:

Evren yalnızca atomların çarpışmaları ve birbirleri üzerindeki basınçları ile oluşmuştur; evrendeki oluşa kesin bir zorunluluk egemendir; bütün olup bitenler nedenlerden zorunlu olarak meydana gelmişlerdir. Böylece Demokritos Anaxagoras’ın öğretisinde belirir gibi olan erek (telos) kavramını kabul etmediği gibi rastlantı kavramını da açık olarak reddeder: Rastlantının sözünü etmemiz yalnız bilgisizliğimizden ileri gelir; bir olayın nedenini bilmedik mi bunu rastlantıyla açıklamaya kalkışırız. Bu görüşüyle de Demokritos mekanist bir doğa biliminin temellerinin atmış oluyordu. Demokritos “ gerçek atomlar ve atomların hareketleridir” öğretisini ruhu açıklamada da kullanır. Örneğin algı ile düşünme bu iki ruh olayı ona göre vücudumuzdaki atomların en incesi en hafif ve en düzü olan ateş atomlarının( bunlar vücudu sıcak tutarlar hareketli dolayısıyla canlı kılarlar) bir hareketidir. Bu da açıkça materialist bir anlayıştır. Gerçi Demokritos’tan önceki filozoflar da “varolanı” bu arada ruhu da cisimsel saymakla materialisttirler ama Demokritos’unki çok bilinçli bir materializm. Demokritos’un ahlak öğretisi de doğa felsefesine dayanır. Kalan birçok fragment’den onun “doğru bir yaşayışın dayanakları nedir?” sorusunu kendisinden önceki felsefede bulamadığımız bir ölçüde araştırdığını görüyoruz. Bu bakımdan Demokritos bir geçit döneminin düşünürüdür. Ondan önce başlıca kosmos (doğa) sorunu üzerinde durulmuştu: Demokritos’ta ise insan hayatı ile ilgili sorunlar kosmos sorunu kadar yer almışlardır. Nitekim Yunan felsefesinin bundan sonraki dönemi de başlıca insan ile ilgili sorunları ele alacaktır. Demokritos’a göre duygular ile istekler de ateş atomlarının hareketleridir. Bu hareketler durgun ölçülü iseler insanı mutlu yaparlar çok kızışık iseler mutsuzluk yaratırlar. Onun için mutluluk ruhun dinginliğidir. Demokritos ruhun bu durumuna euthymia (ruhun iyi durumda olması) diyor. Euthymia’yı insan eylemlerinin son ereği yaptığı için Demokritos bundan sonra Yunan ethiğinde başlıca bir anlayış olacak olan eudaiminizm’in ( mutçuluğun) kurucusu sayılabilir. Demokritos’un eudaimonizmi çok temiz ve soylu. Mutluluğa erişmek isteyen yararına olanla olmayanı ayırt etmeyi bilmelidir. Bunun ölçüsünü de insan haz ve acı duygularında bulabilir yalnız göreli olarak iyi olanla mutlak olarak iyi olanı ayırmayı da bilmelidir. Göreceli olarak iyi olanla mutlak olarak iyi olanı ayırmayı da bilmelidir. Göreli olarak iyi olanlar: maddi-duyusal sevinçler güzellik şeref ve zenginlik gibi şeylerdir. Mutlak iyi ise ruhun iyi bir durumda bulunmasıdır (euthymia). Ruh böyle bir durumda olunca insan yalnız iyi olandan sevinç duyar kötüyü yapmak şöyle dursun istemez bile. İnsanın ahlakça değerinin ölçüsü düşünüşüdür. İnsan dışarıdan bağımsız olarak sevinçlerini kendisinden devşirebilecek durumda olmalıdır. Mutlu olmak için yapılacak şey ruh dinginliğine erişmek bunun için de her türlü sarsıcı tutkulardan duygulanımlardan kaçınmaktır. Demokritos bu duruma en iyi bilgelikte varılacağı kanısındadır. Demokritos astronomide Pythagorasçıları bir yana bırakırsak gelişmenin en yüksek noktasıdır. Ama Demokritos öbür yandan doğadan çok insanla ilgilenen yeni bir gelişmenin başlıca insan sorunu üzerinde duran bir düşünürler topluluğunun da çağdaşıdır.Bu düşünürlere de Sofistler adı verilir.

Kaynak:
Felsefe Tarihi
Prof. Macit Gökberk
Remzi Kitabevi
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
Dupuis

Fransız bilgin diplomat ve filozoflarındandır. 26 Ekim 1742'de Triyechâteau'da doğmuş 29 Eylül 1809'da ölmüştür. La Rochefaucauldun himayesiyle Harcourt Koleji'nde yetişmiş olup Tanrıbilim Lisansını almıştır. Lisiuex Koleji'nde retorik okutmuştur. Laland'ın astronomi dersleri takip ederek kendi sisteminin temelini teşkil eden 'Tarih Felsefesi'nin ilhamlarını kazandı.

Enstitü üyeliğine de seçilmiş olan Dupuis'ye göre bütün dinlerin ibadet ve törenlerin insel inançların kaynağı birdir; hepside astronomiye bağlıdır. Dupuis'e Convention idaresi tarafından büyük değer verilmiştir.

Büyük Fréderic kendisine Berlin Üniversitesi'nin Edebiyat Kürsüsü'nü vermiştir. 1788'de Academie Des Inscriptions et Belles Elttres'e üye seçilmiştir. Daha sonra College de France'de Latin belâgati profesörü olmuştur.

Convention ulusal eğitim işlerinde kendi ilkelerinin ve kanunlarının uygulaması için onu vilayetlerde komiser olarak çalıştırmıştır. Dupuis Napoléon'un büyük sevgisini kazanmıştır. Onun konsüllüğü zamanında yasama işlerini hazırlayacak olan konseye katıldı.

İlkçağlar mitolojisinin astronomik bilgilerin alâmetlerinden başka bir şey olmadıklarını Memoire sur I'Origine des Constellation et sur I'Explication de la Fable par le Moyen de I'Astronomie (Paris 1781) adlı eserinde savunmuştur.

Rigine De tous les Cultes ou la Religion Universelle başlılı eserinde bütün evreni Tanrı sayar ve "dünyanın bütün yanılmaları"nın kaynağını gökyüzünde bulduğunu iddia eder alegorilere aşırı bir değer verir masallarla olgular arasında sıkı bir ilişki görür. 1798'de ilk kez telgraf fikrini ortaya atan da kendisidir.
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
William James Durant

Amerikan terbiyecisi ve felsefe tarihçisi. 5 Ekim 1885'te Nort Adams'ta doğdu. Gereken klasik öğrenimlerini bitirdikten sonra yazarlık ve öğretmenlik hayatına atılmış olan Durant 1914- 1927 tarihleri arasında Labor Temple School'da müdürlük yapmış ve 1927-1935 tarihleri arasında da Newyork'ta U.C.L.A'da felsefe profesörlüğü yapmıştır.

Durant felsefeyi ve filozofları bu bilim ve kişileri uğraşmayanların anlayabileceği şekilde çekici ve zarif bir üslupla yazmakta büyük bir başarı kazanmıştır. Eserlerinde felsefe konuları edebi ve merak verici bir özellik taşır. En çetin problemleri açıklarken filozofların çevreleriyle hayatları ve felsefeleri arasındaki ilişkiden ustaca yararlanan Durant derin olmaktan çok doğru ve dikkati çeken eleştirilerinde okuyucuya telkinler yapan öğretsel bir tavır takınır.

Bu nedenle onun 'Filozofi Tarihi'nde bu bilimin klasik yöntemlerinden çok öğretmek ve felsefeyi sevdirmek ereğini taşıyan kendi kişisel zevk ve anlayışının öznel ışıkları hakimdir. Bunun içindir ki kendisi de Alden Freeman'ın yöntemine uyarak "terbiye ve seyahatlerle asil ve aydın bir hayatın ilhamları"na önem verdiğini itiraf eder.

Durant "bilgi teorisinin çağımız felsefesini hemen hemen yıkacak" bir yol tuttuğuna inanır; ve bilgi probleminin incelenmesinde yalnız psikolojiye ayrılacak bir dönemin geleceğini felsefenin artık bu dönemde yeniden her deneyin biçim ve yollarının betimsel bir çözümlemesi değil belki sentetik bir girişi telakki edileceğini ümit eder ve bilime çözümlemenin girerek bize bilgi vermesini felsefenin ise bilgeliğin bireşimini yapmaya mecbur olmasını ister.

William James DURANT'ın başlıca eserleri şunlardır;
The Story Of Philosophy (Felsefe Tarihi 1926)
Adventures in Genius (Dehaların İlerlemesi 1931)
On the Meaning of Life (Hayatın Gerçek Anlamı 1932)
The Story of Civisilation (Uygarlık Tarihi 1935)
The Life of Greece (Yunan Hayatı 1939)
William James DURANT'ın
Vies et Doctrines des Philosophes (Filozofların Hayat ve Doktrinleri Paris 1932)
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler
Posting Freak
Düşünce Dünyasının AbideLeri.. (alfabetik Sırayla)
[B]Jacques Derrida:


Geliştirdiği “yapısökümcü” okuma yöntemiyle yepyeni bir düşünme olanağının kapılarını aralayan post-yapısalcı felsefe çerçevesinin kuruluşunda çok önemli bir yeri bulunan Cezayir doğumlu Fransız felsefeci. Derrida’nın hemen bütün metinlerinde kendisini gösteren egemen düşünce Batı felsefesi geleneğinin yapısökümcü bakış açısından sonuna dek sorgulanmasıdır. Bu anlamda ilk iş olarak Batı felsefesini köküne dek sarmış olduğunu düşündüğü bulunuş ¤¤¤¤fiziği varsayımının yapısının sökülmesine yönelen Derrida söz konusu varsayım aracılığıyla kendisiyle özdeş dolaysız bir yaşantı a 1am olarak doğruluk yaşantısının değerinin kesinlendiği buna bağlı olarak da konuşmaya geleneksel olarak yazı önünde hep varlıkbilgisel bir öncelik ve üstünlük tanındığı saptamasında bulunur. Konuşma ile yazı arasındaki ayrımın ancak öteki’nin şiddet kullanılarak dışlanması yoluyla yapılabileceğini ileri süren Derrida öteki’ne şiddet uygulanmasına olanak tanımayacak yepyeni bir dil anlayışı geliştirme amacındadır. Bu yeni dilin en belirgin özelliği ayrımın özdeşliğe indirgenemiyor oluşuna bağlı olarak farklı bir etik ve siyasal sorumluluk anlayışını savunuyor oluşudur. Derrida’nın yazıla rında ele alınan felsefe sorunlarını tam olarak kavrayabilmek için öncelikle Kant Hegel Marx Nietzsche Husserl Heidegger Levinas Sausssure ve daha birçok filozofun düşünceleriyle tanışık olmak zorunludur.
Böyle bir tanışıklığın olmayışı çoğunluk olduğu üzere Derrida’yı anlamaya çalışan okurları Derrida’ nın metinlerindeki felsefe devinilerini izleyemediklerinden ötürü çok güç bir durumda bırakmaktadır. Derrida’ya göre yapısöküm bir okuma tekniği olmaktan çok “bütünüyle öteki” olana yaklaşmanın dolayısıyla da baştan olanaksız bir deneyimi ortaya çıkarmanın bir yoludur. Bir bütün olarak Derrida’nın düşünsel konumu bu anlamda felsefece düşünmenin ¤¤¤¤fizik dilinin eleştirisi yoluyla düzenli olarak yinelenen dogmacı varsayımlardan kurtarılmasının amaçlandığı Hegel sonrası son derece üretken açılımlara konu felsefe çerçevesine yerleştirilebilir. Kuşkusuz ¤¤¤¤fiziksel dogmacılıktan kaçınma arayışı izleri Kant’ın eleştirel felsefesi ile İngiliz Deneyciliği’ne hatta belli bakımlardan Descartes’a dek sürülebilir olması nedeniyle yeni bir şey değildir. Ancak ¤¤¤¤fiziksel dogmacılığı eleştirmek ile ¤¤¤¤fızik dilini eleştirmek bir ve aynı şey değildir. Hegel sonrası felsefe dönemiyle birlikte dili sorgulamak Batı filozofları için sürekli üzerinde durulan bir izlek konumuna gelmiştir. Sorun bu biçimde konduğunda Derrida ilk bakışta pragmacı ve mantıkçı olgucu düşünce hareketleriyle yakın bir yere yerleştirilebilir gibi görünse de Derrida’nın felsefece ilgilerinin geliştiği çerçevenin Kıta yönelimli olması böyle bir girişime pek olanak tanımayacaktır. İlk yazılarında Derrida kendi içinde tutarlı bir anlamlandırma çabası olan Husserlci görüngübilim izlencesine derinden bağlıdır. Buna karşı Husserl’in teksesli dil ülküsünü yeniden canlandırdığını gerekçe göstererek görüngübilim yönteminin son çözümlemede doğruluğun bulunuş olarak değerlendirilmesi sayıltısından yani bildik geleneksel ¤¤¤¤fizikten kurtulamadığı eleştirisinde bulunur. Belli ölçülerde aşağı yukarı aynı temeller üzerinde Heidegger de Husserl’i eleştirmiştir. Derrida Husserl’e yönelttiği eleştirileri buna bağlı olarak da ortaya attığı savları pek çok bakımdan olurlamakla birlikte Heidegger’in vardığı kimi sonuçlara katılmamaktadır. Nitekim yazılarında sık sık yeniden döndüğü Heidegger’in felsefenin sonuna gelinen bir dönemde düşünmenin ¤¤¤¤ini tanımlama ekseni doğrultusundaki girişimine karşı can alıcı önemi bulunan bir takım sorular ortaya atar. Sonraki dönemine karşılık gelen yazılarında Heidegger dilin insana ait bir şey olmadığını tersine insanın dile ait bir şey olduğunu öne sürer; bu anlamda insan dili değil dil insanı konuşuyordur. Bir başka açıdan söylenecek olursa Heidegger’e göre geleneksel olarak savunulanın tam tersine düşüncenin dili belirlemesinden çok dilin düşünceyi belirlemesi söz konusudur. Heidegger’in bu saptamalarının ışığı altında Derrida yapısökümün ¤¤¤¤ini aydınlığa kavuşturabileceği bir zemin bul muş gibidir. Nitekim Derrida’nın kullandığı “yapısöküm” terimi (diconstruction) doğrudan doğruya Heidegger’in Varlık ile Zaman’da (1927) kullandığı Almanca destruktion teriminin Fransızca’ya çevirisidir. Heidegger’in temel savına göre “Varlığın Utku” olarak zamanı doğru bir biçimde düşünme ¤¤¤¤i ¤¤¤¤fizik kavramların tarihinin özellikle de Aristoteles Descartes ve Kant’taki zaman tasarımlarının destrüktion’u ile olanaklıdır ancak. Buna karşı Heidegger destrüktion’u asla “geriye tek bir iz kalmayacak biçim de ortadan kaldırmak” olarak anlamaz.

Nitekim Derrida için Heidegger’in umduğunun ya da varsaydığının tersine düşüncenin başlayabileceği ya da yeniden oraya geri dönebileceği bir başlangıç noktası ya da konumu yoktur. Böyle bır başlangıca duyulan yersiz “nostalji” ya da yitirilmiş geçmişe duyulan özlem değme bir bulunuş ¤¤¤¤fıziği örneğidir. Derrida için Batı ¤¤¤¤fiziği tarihi eninde sonunda doğruluğun gerçek paradigması olarak kendiliğin bulunuşunu olurlayan bir dizi girişimden oluşmaktadır. Bu geleneğin tam göbeğinde kendi bulunuşunu kendisine ancak dil yoluyla gösterebilen bir varlık olarak “insan” tanımı yer almaktadır. Varlıklar arasında insana tanınan bu özel yere inanç Derrida’ya göre asla temellendirilebilecek bir şey değildir. (Hiçbir düşünce “Düşünüyorum” düşüncesi bile kendisini kendisine dolaysız bir biçimde sunamaz. Derrida’nın bu temel çıkışı neden dil izleğini bırakıp yazı izleğiyle düşünmeye yöneldiğini de açıklamaktadır. Kendiliğin bulunuşunun değerini tam olarak kesinlemek için Batı filozofları geleneksel olarak düşüncenin dile ne ölçüde bağımlı olduğu sorusunu göz ardı etmişlerdir. Ne var ki bu temel gerçek öyle kolaylıkla hasır altı edilebilecek gibi değildir Derrida’ya göre; Platon’dan Rousseau’ya oradan da Hegel’e gelinene değin hemen bütün filozoflar düşüncenin kendiliğinden kendisine açık seçik olduğu bir ideal dil ile bu teksesli ve özgün “düşünce dili”nin kendisine çevrilebileceği bir ikincil dil arasında bir ayrıma gitmişlerdir. Buna göre konuşma dilindeki sözcükler hiçbir aracıya konu olmaksızın doğrudan düşüncenin anlatımıdırlar; çünkü onlar yalnızca konuşulduklarında vardırlar dahası söylendiklerinde konuşanın içinde duyulabilmektedirler. Buna karşı yazı dilindeki sözcükler onları dile getiren konuşmacı ortadan kaybolduğunda dahi işlevlerini yerine getirebildiklerinden düşünceye dışsaldırlar. Konuşma bu anlam da doğrudan doğruya düşüncenin gövdelenmesiyken yazı yalnızca konuşmanın ikincil bir göstergesidir.Derrida’nın gözünde filozofların bu temel yaklaşımı kendiliğin bulunuşunu sağlama almak adına anlamlandırmanın maddiliğini unutmak gibi çok önemli bir yanlış doğurmuştur. Bu hiç de dayanıklı olmayan uslamlama çatısı altında Batı filozofları kendi “sesçil” yazılarının abecesinin sesçil olmayan Avrupa dışı dillere göre felsefı bakımdan daha üstünlüklü bir konumda bulunduğunu varsayar olmuşlardır. Ne var ki sesçil yazıyı sesçil kılanın ne olduğu sesçil olmayan yazıyı sesçil yazıdan neyin ayırdığı öyle hiç de kolayca yanıtlanabilir bir soru değildir. Daha da önemlisi Derrida’nın Söylediği gibi salt düşüncenin anlatımı ya da dışa vurumu olacak ideal saltıklıkta bir dil tasarlamak olanaksızdır. Bir başka deyişle Derrida’ya göre “konuşma” ile “yazı” arasında geçmişte sıkça yapıldığı gibi keskin bir ayrıma gitmenin sağlam bir temeli yoktur. Bu saptamadan harekede Derrida bulunuş ¤¤¤¤fiziginin “söz-egemen” ya da “ses-egemen” temellerinin yapısökümüne yönelmektedir. Konuşmanın yazı üzerindeki sıradüzensel üstünlüğü kendisini Batı ¤¤¤¤fıziğinin üstüne kurulduğu sayısız sıradüzenli karşıtlıklarda göstermektedir. Derrida’nın bu karşıt ikiliklere ilişkin olarak yapmak istediği kimi yorumcularının belirttiği üzere karşıtlıkta yer alan terimlerin yerlerini değiştirerek aralarında kurulu bulunan öncelik/ sonralık ya da üstünlük/alçaklık değerlemelerini tersyüz etmek değildir yalnızca. Burada amaçlanan Batı düşüncesinin üstüne kurulduğu bu temel karşıtlıkların mantığının yapısını bütünüyle sökerek bir daha kullanılamaz hale getirmektir. Demek ki Derrida’nın açıklamasına göre konuşma/yazı ayrımının savunulamaz oluşu yazı kavramını da en az konuşma kadar kendisine kuşkuyla yaklaşılması gereken bir kavram kılmaktadır. Öte yandan yazı yine de ötekiliği simgeleyen temel beti olarak işlevini yerine getirmeyi sürdürmektedir. Derrida’ya göre bu nedenle Heidegger’in ileri sürdüğü gibi düşünmenin ¤¤¤¤inin “dili dil olarak dile taşımak ya da dile getirmek” olması oldukça anlaşılır bir şeydir. Nitekim bu bağlamda Heideggerci bir düşünce çizgisi izleyen yapısökümün temel ¤¤¤¤i de “yarıyı yazı olarak yazıya taşımak ya da getirmektir”. Burada dikkat edilmesi gereken nokta bulunuş ¤¤¤¤fiziğinin yapısını sökmek için öncelikle düşüncenin kendisini yazı olarak açığa vurmasının gereğidir. O nedenle yapısökümcü söz dağarında “yazı” kavramı kesinlikle salt arı düşüncelerin kayda alınması demek değildir. Nitekim Derrida bu noktanın ne denli önemli olduğunu vurgulamak için “arke_yazı” kavramı diye yeni bir yazı anlayışı betimleme yoluna gitmiştir. Buna göre arkhe’siz (yanı “kökensiz”Wink bir düşüncenin özniteliğini différence (“ayıram”Wink oluşturmaktadır.

Diffrence en genel anlamda her şeye “ilk” olan ya da her şeyin “merkez”inde duran düşünülebilecek her türden terimi adlandırmanın olanaksızlığını adlandırmaktadır. ¤¤¤¤fızik olmayan ¤¤¤¤fizikten başka bir düşünce olanağının önünü açmak için yazının kendinde bulunan bır “anlam” ya da “doğru dile getirme amacı güdüşüyle tanımlanan ¤¤¤¤fizik dilinin bütün ¤¤¤¤fizik içerimlerinden tümüyle kurtarılması zorunludur. Bu sonuca ulaşmak için Derrida bir dizi değişik yazma stratejisi geliştirmiştir. Bu stratejilerden biri kendi içinde bütünlüklü tek bir kitap olarak okunmaya izin vermeyecek biçimde aynı metinde sonsuz sayıda metin üretmektir. Nitekim Derrida Glas (Matem Çanı 1974) adlı yapıtını bu biçimde parçalara ayırarak bir anlamda parçalayarak yazmıştır. Kitabın ana yapısı ilk sütunda Hegel’in (giz örtü) anlayışıyla ilişkili çeşitli konuların incelendiği ilk sütunun tam yanına yerleştirilen ikincisindeyse Genet’nin yazılarında düzenli olarak karşılaşılan bir giz türü olarak Jean Genet’nin imzasının çok yönlü bir incelemesinin yapıldığı iki ayrı sütundan oluşmaktadır. Glas üzerine söylenebilecek bir dolu şey olmakla birlikte bunlardan ula ki en önemlisi kitabın Sartre’ın Aziz Genet adlı incelemesinde yarı Hegelci bir gözle Genet’nın yazılarını özetlemış olmasından duyulan rahatsızlıkla Genet’nin yazılarını kurtarmak adına uygulanmış bır yapısöküm örneği olarak okunabileceğidir. JDerrida’ nın sıkça başvurduğu bır başka yapısöküm stratejisi de geleneksel gösterge kavramını özellikle sorunsallaştırmak amacıyla tasarlanmış différance gibi birtakım metinsel imler üretmektir. Bu imler yalnızca birer yeni sözdük geliştirme arayışına karşılık gelmezler Çünkü bunlar ne sözlüktürler ne de gösterge (örneğin Fransızca’da “ayrım” anlamına gelen différence sözcüğünden bozmadır); bunlar daha çok anlaşılırlığa karşı kendi dirençlerine ya da korunaklarına dikkat çeken an tam anlamıyla belirlenemeyen yapısökümcü ifadelerdir. Différance “Varlık” türünden her hangi bir şey üzerine enson sözün söylenemezliğini açığa vuruyor olması kimi yapısöküm yorumcularınca “olumsuzlamacı tanrı bilim” biçiminde yorumlanması sonucunu doğurmuştur. Derrida aralarında görünen yakınlığın kaçınılmaz olduğunu ama bu ikisini yani yapısöküm ile olumsuzlamacı tanrıbilimi eşitlemenin bulunuş ¤¤¤¤fiziğinin kendinden geçirici yaşantısını yeniden kesinlemek anlamına geleceğini bildirmektedir. Bunun yerine Derrida bütün deneyimlerin gelecekte neler olacağını bilen bir peygamberlik konumuna indirgemeksizin “şimdi ile burada bulunma”yı kesintiye uğratan yapısı sökülemez mesihvari bir söz verme ile yapılandırıldığını ileri sürmüştür. Belki de bu noktada Herakleitos’un oluşu kesinleyişi dc Derrida’nın söz verme yaşantısına değgin açıklaması aynı düzlemde düşünülürse Herakleitos’un “oluş” anlayışı Derrida’nın différance’ la demek istediğine en yakın düşünsel konum olarak değerlendirilebilir. Bu tür bir Herakleitos okuması Derrida’nın açıkça yapısökümcü yönlerini Heidegger’in göz ardı ettiğini düşündüğü Nietzsche’nin yazılarında da bulunabilir. Heıdegger’e göre Nitzsche’nin metinleri tek bir anda tek bir düşünürün tekil düşüncelerini yansıtmaktadır. Derrida Heidegger’in bu savına Nietzsche’nin yazma biçeminin değişik yönlerine dikkat çekerek karşı çıkar. Buna göre Nietzsche belli bir anlamı ya da doğruyu dile getirmek yerine yazılarında daha çok alışıldık geleneksel yorumlama kaynaklarını baştan boşa çıkaran metinsel sorunsalları gündeme getirmiştir. Derrida bu düşüncesini Mahmuzlar Netzsche’nin Biçemleri adlı çalışmasında Nictzsche’nin metinlerinde yer yer geçen “Şemsiyemi unutmuşum” tümcesinin yorumlama bakımından üzerine “karar verilemez” oluşuna parmak basarak tanıılamaktadır. Burada gösterilmeye çalışılan bırakın metnin tek bır anlamı olmasını metinde karşılaşılan herhangi bir “şey”in dahi bir özdeşliği olmadığıdır. Bu düşünce uyarınca Derrida Nıetzsche’nin metinleri demek yerine “Nietzsche’nin imzaları” demeyi daha uygun bulmaktadır. Bunun yanında Derrida Nietzsche’nin biçemlerini çoğaltmanın doğruluğunu savunmakla birlikte Nietzsche’ nin birtakım anlam hareketlerine ilişkin belli çekinceler koymaktan da geri kalmaz. Sözgelimi Derrida’ya göre “kadın” sözcüğü Nietzsche’de “doğru olmayan” ın eğretilemesi olarak geçmektedır hep. Bu yüzden Nietzsehe’nın metinlerınde “kadın” sözcüğünün geçtiği yerler Derrida için yapısöküme alınması gereken özel yerlerdir. Ayrıca Nietzsche’de karşılaşılan anlam hareketlerinin yol açtığı şiddete de dikkat çeken Derrida aşırılığın mantığını şeyleştirmeden aşırı uç konumların taşıdığı yıkıcı gizilgücü patlatacak bir stratejinin arayışı içindedir. Bu açıdan bakıldığında yapısöküm sıyasal olan üzerine düşünmenin bir yolu olarak da değerlendirilebilir.
Nitekim daha ilk yazılarından başlayarak Derrida’nın adalet ile şiddet arasındaki ilişkiyle ilglendiği üstünden atlanamayacak bir olgudur. Derrida’nın başlıca yapıtları zaman dizinsel olarak şunlardır: L’écriture et la Différance (Yazı ve Ayrım 1967); La Voix de la Phénomene (Ses ve Görüngü 1967); De la Grammatalogie ( Yazıbilime Dair 1967); Marges de la Phlisohie(Felsefenin Kıyıları 1972); La Disémination (Yayılım/Saçılma 1972); Positions (Konumlar 1972); Glas (Matem Çanı 1974)L’archéologie du frivol(Sıradan Şevlerin Kazıbilimi 1976); Le Vérité en peinture (Resimde Doğruluk 1978); La Carte postale de Socrate a Freud et de la(Sokrates’ten Freud ıle Ötesine Kartpostallar 1980): Spurs Nietzsche’s Style (Mahmuzlar: Nıetzsche’nin Biçemleri 1981 ikidilli basım); Psyché (Psykhe 1987): De l!Esprit (Tin Üzerine 1989); Limited Inc. (Limitet A.Ş. 1990) ve L’Autre Cap (Otekinin Kulağı 1991).

Felsefe Sözlüğü - A.Baki Güçlü; Erkan Uzun; Serkan Uzun; Ü.Hüsrev Yoksal Bilim ve Sanat Yayınları
[/B]
Benim Siyasetim İnsan Sevgisidir.
Pir Zöhre Ana





Alevi Türküleri - Alevi Haber -Alevi Köyleri - Alevi Ünlüler

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.