You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Dört Halife Dönemi

Dört Halife Dönemi

Junior Member
Dört Halife Dönemi
Dört Halife Dönemi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatının ardından İslamiyet'in yaygınlaşmasına vesile olmuş kutlu bir dönemdir. Sırasıyla Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali'nin (ra) halifelik yaptığı dönem boyunca huzur ve refah içinde yaşayan Müslümanların yanı sıra, ondan sonra yaşayanlar da onların üstün ahlakını ve yönetim anlayışını örnek almışlardır. Hz. Ebu Bekir'in (ra) ardından ittifakla halife seçilen Hz. Ömer (ra), Kuran ahlakının tüm özelliklerinin yanı sıra, yüksek adalet anlayışı ile de kendinden sonrakilere örnek olmuş üstün İslam halifelerinden biridir.

İslam tarihinin en adaletli ve huzurlu dönemlerinden biri, Hz. Ömer’in (ra) halifeliği sırasında yaşanmıştır. Hz. Ömer (ra), Müslüman olmadan önce Kureyş kabilesi içinde, Kureyş'in siyasi işleriyle ilgilenmekte ve diğer kabilelerle olan mevcut anlaşmazlıkları çözmekteydi. Hz. Ömer (ra) 33 yaşında İslamiyet’i kabul etmiş ve bunda kendisinin de şahit olduğu, Müslümanların gördükleri tüm kötü muamelelere ve baskılara rağmen gösterdikleri üstün ahlak ve imani kararlılık etkili olmuştur.

Halifeliği döneminde Hz. Ömer (ra), Mekke'den Medine'ye yapılan "Hicret"i bir dönüm noktası olarak takvim başlangıcı yapmıştır. Hicri takvimin kullanılması, devlet idaresinin düzenlenip kurumsallaşması, adli teşkilatın kurulması ve İslam ülkelerinin arasına yenilerinin katılması gibi konulara öncülük ederek İslamiyet'in yayılmasına ve gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur.

Hz. Ömer'in Halife Seçilmesi

Hz. Ebu Bekir (ra) hastalandığında kendisinin isteği üzerine yapılan istişareler sonucu halife olarak belirlenen Hz. Ömer (ra), Allah'a ve Peygamber Efendimiz (sav)'e olan bağlılığı ile sahabeler arasında da sevilen bir kişiydi. Hz. Ebu Bekir (ra) ile Hz. Osman (ra), Hz. Ebu Bekir'in (ra) ardından kimin halife olacağı konusunda istişare ederlerken Hz. Osman'ın (ra) Hz. Ömer'i (ra) överek "Onun içi dışından daha hayırlıdır. Onun benzeri aramızda yoktur" (Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cilt: 2 s: 63.) demesi ve Hz. Ömer'i (ra) hilafet makamı için ehil görmesi, onun imanı, güzel ahlakı ve lider kişiliği ile sevildiğinin ve takdir edildiğinin güzel bir örneğidir.

Yapılan istişareler sonucunda Hz. Ömer'in (ra) halifeliğinin genel anlamda kabul edileceği konusunda karara varan Hz. Ebu Bekir, yanında bulunanlara, "Size bir kişiyi halife olarak teklif ediyorum ki, o benim akrabam değildir. Ömer b. Hattab'ı halife kabul ediyor musunuz? Bence hilâfete en yakın olan odur." diyerek diğer sahabelerin de onayını almış ve Hz. Ömer'i halife ilan etmiştir.

Güçlü Şahsiyeti

634-644 yılları arasında 10 yıl boyunca halifelik görevinde bulunan Hz. Ömer, Müslüman olduğu andan itibaren Peygamber Efendimiz (sav)'in yanında yer aldı ve güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam ahlakının önde gelen savunucularından oldu. Abdullah İbn Mesud bu durumu, "Ömer'in Müslüman oluşu bir fetihti." (Üsdül-Gabe, IV, s. 151) şeklinde ifade etmiştir.

Hz. Ömer (ra) de Hz. Ebu Bekir (ra) gibi, Peygamberimiz (sav)'in tüm fetihlerine eksiksiz katıldı. Hz. Ebu Bekir (ra) ve Hz. Ömer (ra), Peygamber Efendimiz (sav)'in istişare ettiği iki önemli istişare ehliydi. Hz. Ömer (ra), Peygamberimiz (sav)'in vefatının ardından güçlü şahsiyetini Hz. Ebu Bekir'in (ra) halife olarak kabul edilmesi esnasında da gösterdi. Bu konudaki tartışmaların ve fikir ayrılıklarının önünü almak için Hz. Ebu Bekir'e (ra) ilk biat eden kişi oldu. Ayrıca Hz. Ömer (ra), Hz. Ebu Bekir'in (ra) halifeliği boyunca her konuda kendisinin en güvendiği kişilerden biri olarak yanında yer aldı.

Hz. Ömer (ra), sahip olduğu tüm imkanları İslamiyet'in yayılması için harcadı ve adaletli yönetimiyle kendisinden sonra gelen yöneticilere güzel bir örnek oldu. İkinci İslam halifesi olan Hz. Ömer (ra), Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanındı.

Adalet Konusundaki Hassasiyeti

Hz. Ömer (ra), adaleti uygularken Kuran ahlakının gereği olarak, herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Her zaman Müslümanlara karşı büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, "Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu bilirim" sözü meşhurdur.

Adalet konusundaki bu hassasiyeti nedeniyle, herkese adaletli ve eşitlikle davranılmasını yazılı olarak yöneticilere duyurmuştur. Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer'in (ra) dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:

"Davalara bakarken telâşa, çığırtkanlığa ve tarafların haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükûnet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlâhi adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise Allah, onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder, ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda hâkimin görevi Allah'ın rızk ve rahmet hazinelerinin kulları arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.” (Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, Cilt: 2 s: 109)

Hz. Ömer'in (ra) özellikle hassasiyet gösterdiği konulardan biri de “...Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır..." (Hucurat Suresi, 13) ayetinin gereği olarak halk arasından biri ile yetki sahibi bir valinin eşit olduğunun anlaşılmasını sağlamaktı. Hz. Ömer'in (ra) nezdinde bir vali, toplumun herhangi bir ferdi gibiydi. Bu nedenle de adaleti uygularken herhangi bir kişi ile bir valiyi ayırt etmezdi.

Hz. Ömer’in (ra) Filistin’e Getirdiği Barış ve Adalet

Hz. Ömer (ra) zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde, tek bir ibadet yerine bile, herhangi bir saldırıda bulunulmamıştır. Ebu Yusuf bu gerçeği şöyle aktarmıştır:

"Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi, ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı." (Ebu Yusuf, Kitab-ül Haraç; İslamda Devlet Nizamı, Ebu-l A'la-El Mevdudi, Hilal Yayınları, 1967, s. 74)

Filistin tarihindeki en büyük dönüm noktası, 637 yılında bölgenin Hz. Ömer (ra) yönetimindeki İslam orduları tarafından fethedilmesidir. Hz. Ömer'in (ra) Kudüs'e girişi, ardından buradaki farklı inançlara karşı gösterdiği olağanüstü hoşgörü, olgunluk ve nezaket, başlayan güzel dönemin habercisiydi. İngiliz tarihçi ve Ortadoğu uzmanı Karen Armstrong, Holy War (Kutsal Savaş) adlı kitabında, Hz. Ömer'in (ra) Kudüs fethini şöyle anlatır:

"Halife Ömer Kudüs'e beyaz bir devenin üzerinde girdi, yanında ise kentin Yunan yöneticisi Başrahip Sophronius vardı. Halife kendisinin öncelikle Tapınak Tepesine (yıkık olan Hz. Süleyman mabedinin yerine) götürülmesini rica etti ve dostu Hz. Muhammed'in Gece Yolculuğu'nu (Mirac) yaptığı bu noktada eğildi ve dua etti. Başrahip bu sahneyi dehşet içinde izliyordu... "Son Günler"in artık yaklaştığını sanmıştı. Daha sonra Halife Ömer Hristiyan tapınaklarını görmek istedi ve tam Kutsal Mezar (Holy Sepulchre) Kilisesi'ne gittiğinde, namaz vakti geldi. Başrahip kendisini kibarca namazını bu kilisede kılmaya davet etti, ama Halife Ömer bu teklifi kibarca reddetti. Eğer bu kilisede namaz kılarsa, sonra bazı Müslümanların bu olayı anıtlaştırmak amacıyla buraya bir cami inşa etmek isteyebileceklerini, bunun ise Kutsal Mezar Kilisesi'nin yıkılması anlamına geleceğini izah etti. Bu nedenle Halife kiliseden çıkıp biraz daha ilerdeki bir noktada namazını kıldı; nitekim bugün tam bu noktada, Kutsal Mezar Kilisesi'nin tam karşısında Halife Ömer'in adına inşa edilmiş küçük bir cami bulunmaktadır.

Halife Ömer'in diğer büyük camii ise, tam Tapınak Tepesi'nde yapıldı. Yıllardır Hristiyanlar, yıkık Yahudi Tapınağının yer aldığı bu alanı, şehrin çöp yığınağı olarak kullanıyorlardı. Halife, Müslümanların bu çöpleri temizlemelerine kendi elleriyle yardım etti ve burada Müslümanlar iki mabed inşa ederek İslam'ı, İslam'ın dünyadaki üçüncü kutsal şehrine yerleştirmiş oldular." (Karen Armstrong, Holy War, MacMillan, London, 1988, s. 30-31)

Kısacası Hz. Ömer'in fethinden sonra Kudüs'e ve tüm Filistin'e "medeniyet" geldi. Birbirlerinin kutsal değerlerine saygı göstermeyen, birbirlerini sırf farklı inançlara sahip oldukları için katliam uygulayan vahşi ve barbar inançların yerine, İslam'ın adil, hoşgörülü ve itidalli kültürü hakim oldu. Müslümanlar, Hristiyanlar ve Yahudiler asırlar boyu barış ve huzur içinde yaşadılar. Müslümanlar hiç kimseyi Müslüman olmaya zorlamadılar, ancak İslam'ın Hak din olduğunu gören bazı gayrimüslimler kendi rızalarıyla İslam'ı seçtiler.

Hz. Ömer Dönemindeki Ekonomik ve Sosyal Yapılanma

Hz. Ömer (ra) dönemi birçok yeniliğe sahne oldu. Sasani ve Bizans İmparatorluklarına karşı askeri ve siyasi zaferler kazanılması, Suriye, Irak-İran, Filistin, Cezayir ve Mısır'ın İslam ülkelerine katılması hep Hz. Ömer devrinde olmuştur. Bu dönemde devletin geniş bir coğrafi bölgeye yayılması, yönetim, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda örgütlenmeyi zorunlu hale getirdi. Hz. Ömer, işte bu gereksinimi karşılamak üzere sağlam bir İslam Devleti'nin temellerini attı.

Devletin, gerek Müslümanlarla, gerekse gayrimüslimlerle ilgili olmak üzere ortaya çıkan muhtelif mesele ve ihtiyaçlarını gören Hz. Ömer (ra), bu konuların halledilmesi yolunda çeşitli düzenlemelere teşebbüs etmiş ve birçok yeni müessesenin kuruluşunu gerçekleştirmeye çalışmıştır. Allah’ın kendisine bu yönde lütfettiği kabiliyetlerin yanı sıra, gelişmeleri hassasiyetle takip eden sorumluluk duygusuna ve Kuran ahlakına sahip olması, Peygamberimiz (sav)'in ahlakını rehber edinmesi, başarısına vesile olmuştur.

Devlet idaresinin düzenlenip kurumsallaşması, devletin idari, siyasi, askeri, içtimai ve mali kurumlarının tesisi de onun halifeliği zamanında oldu. Bu nedenle Hz. Ömer (ra), İslam Devletinin idari teşkilatının ilk kurucusu olarak kabul edilir. Adalete verdiği önem neticesinde İslam tarihinde adli teşkilatın kurulması ve valilerden ayrı olarak kadılar tayin edilmesi de ilk defa Hz. Ömer (ra) zamanında gerçekleşmiştir.

Ayrıca halka karşı son derece şefkatli ve merhametli olduğu için onların menfaatlerine her zaman titizlikle riayet etmiş, büyük bir sorumluluk duygusuna sahip olmuştur. Bu konuda Hasan el-Basri şunu rivayet etmiştir:

“Hz. Ömer derdi ki: "Ömrüm oldukça halkın durumunu yakından görmek için seyahat edeceğim. Biliyorum ki, onların bana ulaştıramadıkları çeşitli dertleri vardır. Bu dilek ve dertleri yöneticiler bana duyurmazlar. Halk ise yanıma gelemez. Ben bizzat Şam'a kadar gidip orada iki ay kalacağım...” Sonra büyük şehirleri sayarak, her birinde iki ay kalırdı. Fakat saydığı bu büyük şehirlerin hepsine ulaşamadan vefat etti." 4

Hz. Ömer'in (ra) İstişare Ahlakı

Bir konuda istişare ederek karara varmak, Yüce Rabbimiz’in Kuran’da bildirdiği önemli bir mümin özelliğidir. Başka müminlerin de fikrini almak; müminlerin o konuya başka açılardan bakmalarını, farklı çözümler üretmelerini ve dolayısıyla en doğru karara varmalarını sağlar. Yüce Rabbimiz müminlerin bu özelliğini Kuran’da şöyle bildirmektedir:

"Rablerine icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler. (Şura Suresi, 38)

"…Cenab-ı Allah'ın yardımına güveniyorum. Onun yardımı olmadıktan sonra kendime nasıl güvenirim?" diyerek Allah'a olan derin imanı ve tevekkülüyle Kuran ahlakı konusunda Müslümanlara örnek olan Hz. Ömer (ra), bir mesele ortaya çıktığı zaman Allah'ın bildirdiği bu ahlakı göstererek, karar vermeden önce Müslümanların görüşüne müracaat eder, konuyu onlarla istişare ederdi. Böylece en doğru fikir oluşur ve ona göre davranırdı. Bu konudaki "İstişare etmeden uygulamaya konulan konular, başarısızlığa mahkûmdur." sözü, istişare konusunda ne denli titiz olduğunun bir göstergesidir. Onun bu davranışı, halkın kendi işlerini de aralarında görüşerek yapmalarına vesile olmuştur. Böylece önemli işlerde geniş çapta bir istişare geleneği oluşmuştu. Halkın her kesiminden insan, fikirlerini söyleme fırsatı buluyordu. Neticede karara bağlanan fikirlere herkes razı olur ve uyardı. Bu da toplumun içinde genel bir güven ve huzur ortamının yaşanmasını sağlamıştı.

Kuran Ahlakının Verdiği Adalet ve Hoşgörü Duygusu

Yüce Allah Kuran'da gerçek adaleti, insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmek, insanların hakkını korumak, zulme asla rıza göstermemek, zalime karşı mazlumdan yana tavır almak, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmak olarak emretmektedir. Bu adalet, bir karar vermek gerektiğinde her iki tarafın da hakkını korumayı, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız düşünmeyi, tarafsızlığı, hakkaniyeti, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti ve şefkati gerektirir. Bunlardan birinin eksikliğinde, ya da birinin ağır basmasında gerçek adaleti uygulamak zorlaşır. Bu bakımdan Allah'ın bir lütfu olarak Hz. Ömer'in (ra) bu konuda gösterdiği akıl ve feraset, günümüzde de örnek alınması gereken özelliklerinden birisidir.

Hz. Ömer (ra) on yıl süren halifeliği boyunca, sahip olduğu Kuran ahlakı ve bu ahlakın gerektirdiği adalet anlayışı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim uygulamış ve -Allah'ın izni ile- İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur. Hz. Ömer'in (ra) verdiği bir himaye belgesi, bize bir müminin Kuran'da tarif edilen ahlakı gösterdiği takdirde nasıl bir hoşgörüye sahip olabileceğini göstermektedir;

"Bu verilen eman, hasta-sağlıklı, iyi-kötü yöre halkının tüm fertleri için din, can, mal, kilise ve havralarının himayesi içindir. Kiliseler tahrip edilmeyeceği gibi mesken de edilmeyecek ve onlardan hiçbir şey eksiltilmeyecektir. Halktan hiç kimse, zerre kadar zarar görmeyecektir. Bu kitapta yazılı hususlar, Allah ve Resulu'nun ahdi, halifelerin ve müminlerin zimmetindedir." (Yrd. Doç. Dr. Orhan Atalay, Doğu-Batı Kaynaklarında Birlikte Yaşama, Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Yayınları, İstanbul, 1999, s. 95; Hamidullah, El-Vesaik, s. 380-381, No: 358)

Hz. Ömer'in (ra) adalet anlayışına dair tüm bu örnekler salih müminlerin adalet ve hoşgörü anlayışını gösteren çok hikmetli örneklerdir. Müminler tüm kişisel duygu ve düşüncelerini bir tarafa bırakmayı, kendisinden yardım talep eden iki tarafa da hakkaniyetli davranmayı, her şart ve durumda doğrulardan yana olmayı, dürüstlükten ve doğruluktan asla taviz vermemeyi Kuran ahlakı ölçüsünde kendilerine yol edinirler. Kendi çıkarlarından önce karşı tarafı düşünür, kendilerine bir zarar gelecek dahi olsa, eğer hak karşı taraftan yanaysa, adil olurlar. Müminlerin bu konuda göstermeleri gereken ahlak Kuran'da şöyle bildirilmiştir:

"Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır." (Maide Suresi, 8)

Bu makale, İlmi Mercek Dergisi [COLOR=#0066cc]17. sayı (Kasım 2005) 40. sayfada yayınlanmıştır.

Bu eser 14.573 kez incelendi.
Posting Freak
Dört Halife Dönemi
]Bunları neden açıyorsunuz??
]Çok mu şey biliyorsunuz?
]Bizim bunlara ihtiyacımız yok, uyarıldınız ama anlamıyorsunuz sanırım..
]Siz kendiniz okuyun bunları..
'Bu memleket tarihte Türk'tü,
bugün de Türk'tür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.'


[Resim: image.php?type=sigpic&userid=470&dateline=1289541562]
Posting Freak
Dört Halife Dönemi
[quote=TRANSLATER]Dört Halife Dönemi, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in vefatının ardından İslamiyet'in yaygınlaşmasına vesile olmuş kutlu bir dönemdir. Sırasıyla Hz. Ebu Bekir (ra), Hz. Ömer (ra), Hz. Osman (ra) ve Hz. Ali'nin (ra) halifelik yaptığı dönem boyunca huzur ve refah içinde yaşayan Müslümanların yanı sıra, ondan sonra yaşayanlar da onların üstün ahlakını ve yönetim anlayışını örnek almışlardır. Hz. Ebu Bekir'in (ra) ardından ittifakla halife seçilen Hz. Ömer (ra), Kuran ahlakının tüm özelliklerinin yanı sıra, yüksek adalet anlayışı ile de kendinden sonrakilere örnek olmuş üstün İslam halifelerinden biridir.

Burda yazılanların Tamamen uydurma, takkiye, yalancılık, sehtakarlık, hayel ürünü, kandırma, ve 1500 Yıldır İnsanlara öğretılen maviye inin yanı şeytan soyunun kurdugu saltanatın Dünyaya çakdıgı Kazıkdır. Bu kazıgın adınada Ehli sünnet dediler.

Peygaberimizin soyu olan Ehlibety de Zülüm yapan , Öldüren , ve kendilerine göre Din icat eden , Ömer,osman ve bekir (MİLCAN )ın yoluna Peygamber yolu Diyerek İnsan alemini bu şekle uydurdular, ve Kandırdılar.
ON İKİ  İMAMLAR
*** *** *** *** *** *** *** *** *** ***
  1. İmam ALİ
  2. İmam CAFER
  3. İmam ZEYNEL
  4. İmam BAKIR
  5. İmam RIZA
  6. İmam CAFERİ SADIK
  7. İmam HASAN
  8. İmam TAĞI NAĞI
  9. İmam MEHDİYE HÜDA
10. İmam HÜSEYİN,İ DEŞTİ KERBELA
11. İmam CAFER -İ ZÖHRE YE HİBA
12. KIRKLAR DERGAHA


*** *** *** *** **** *** *** *** **** ***
Senior Member
Dört Halife Dönemi
no cevapp!!!!!ucmus bu sahiss....insallah bu mekandan giderr o zaman mutlu olcam.. halen israrla devam etmekte...pirim sen sabir ver..allah allah
Posting Freak
Dört Halife Dönemi
[B]lafontenden masallar... sen bunları niye paylaşıyosunki? burdakiler ömerin ne mal olduğunu gayet iyi biliyo sen kendini yorma bence...Muhammed Mustafanın ölüm döşeğindeyken yapılan entirika ve oyunlar, Gadir humda Muhammed Mustafanın yanında duran onun velisine biat eden o senin ömerin ve yandaşları, peygamber vefatından sonra imam Ali'ye olan biatlarını bozarak taht kavgası içerisine düşümüşlerdi bile çoktan.Senin o ömer dediğin adam Muhammed Mustafaya kılıç çekmiş ve baktıki olmuyor kelle korkusundan sonradan müslüman olmuş melulun biridir. Muahmmed Mustafa ölüm döşşeğindeyken vasiyet yazması için kalem kağıt istediğinde bunu yerine getirmeyen ömerin ta kendisidir.çünkü yazılacak olanları biliyordur ve buda işine gelmedi.İmam Ali Muhammed Mustafanın dizinin dibindeyken sizin ömeriniz ebubekiriniz osmanınız hilafet planları yapıyorlardı ey müslüman... tabi ömer zeki adam ebubekir yaşlı, en fazla bir kaç yıl yaşar, sonra ebubekir ölürkende ömeri halife ilan eder böle düzmece bir oyunla giyilir hilafet gömleği...sizin atalarınız yüzyıllardır yapıyor bunu zaten, oyunlarla hillerle kandırmacalarla dini sömürülerle bir yerlere varmaya çalışıyorlar...bakalım bu yöntem ahirettede işe yarayacakmı...[/B]
[SIZE="5"]Dört Kapıda da Ali'yi Gördüm. [SIZE="4"](Pirim Zöhre Ana)
Zöhre Ana Pirimiz, Yolundayız Hepimiz.
Bitmeyen yas
Posting Freak
Dört Halife Dönemi
Şu ömeri fazla detaya girmeden bir de bizden dinle bakalım;

ömer Afganistan'da gelme Ermeni bir kafirdir. Peygamberimizi öldürmek üzere gelmiş ancak başa çıkamayacağını anlayınca Hz. Ali'nin önünde diz çöküp müslümanlığa geçmiştir...

Ancak müslümanlığı kabullendikten sonra peygamberimize ve Ehlibeytine karşı olan kinini ve öfkesini içinde saklayıp, Onlara ilerde canlarından edecek tuzaklar kurmuştur...

Peygamberimizin kayba girmesinden sonra ömer önce Ehlibeyti küçük oğlu ebubekire şehit ettirmiş sonra da büyük oğlu osmana Kur-an'ı uyduruk bir şekilde yazdırmış ve böylece dine nifak tohumlarını ekmiştir...

Ayşe ve eşe ömerin kızlarıdır. Ayşe Peygamberimizin değil İmam Hasan'ın eşidir. İmam Hasan'a kendiliğinden kaçmıştır. Daha sonra kız kardeşi eşe ile İmsam Hasan'a gizlice zehir içirip şehit etmişlerdir...

ömer Ehlibeyti katlettikten sonra Suriye ve Afganistanda para karşılığı yahudi insanlarını müslümanlaştırıp kendilerine göre yeni bir din oluşturmuşlardır. Bu getirdikleri insanların kimliklerine göre bunlara maliki, hambali ve şafi diyerek halifeliğin temellerini atmıştır...

İşte halifelik meselesi burdan gelir. Yoksa uyduruk tarih sayfalarında belirtildiği gibi Hz. Ali dördüncü halife değildir. Çünkü bu halifelik meselesi çıktığında Hz. Ali zaten şehit edilmişti. Sırf ömerin kendi halifeliklerini halkın gözünde geçerli kılmak için Hz. Ali dördüncü halife yalanını ortaya koymuşlardır...

ömerin adaletine gelince ise, Ehlibeytin ölümünden sonra Onları seven kimi insanlar kılıçtan geçirirlmiş, ömer kimisine mal mülk vererek susturmuş, kimisini ise sürmüşdür...

Bundan sonra da Ehlibeyt ile ilgili konuşmaya kalkışanları korkutmak ve işkence etmek suretiyle susturmuşlardır. Kendilerine ters düşenleri hep korkutarak baskıyla susturmuşlardır...

]İşte ömerin adaleti de budur. Korku, baskı ve işkence...

Mustafa dediler benim adıma
Bir sıfatı Ali bindi atıma
Şimdi de ZÖHRE ANA geldi sıfata
Duyulsun şanımız Yüce Allah' a

(PİR ZÖHRE ANA)
Posting Freak
Dört Halife Dönemi
TRANSLATER can, "kes- kopyala- yapıştır"a yeni bir yöntem getirdin.
"Kes- Kopyala-Yapıştır- Kaybol"
Böyle forum üyeliği olur mu?
Truva Atı ne zamandan beri forum taktiği oldu.

Sana kızmıyorum.
Ama kızan canlarımız da haksız değil bunu bil.
Sayende kriz yönetim becerimiz gelişiyor.
Sen devam et Ömer'in borusunu çalmaya.
Kimin ekmeğini yiyorsan elbet onun kılıcını sallayacaksın.

Asrı Saltanat:
Asrı saadet dönemiyle ilgili tarihi veriler yanlış.
Bu yanlışlığın birinci gerekçesi başvurulan kaynaklardır.
Peygamberimiz dönemiyle ilgili eldeki ilk yazılı eserler peygamberimizden 100-150 yıl sonraki dönemde yaşayanların yazdığı eserlerdir.
Bu dönem hilafet ve saltanatın, cihat, işgal ve talanın dönemidir.
Saltanat ve taht sahipleri, Kur'an' ı, hadisleri ve hilafeti zulümlerini meşrulaştıracak kaynaklar olarak kullanmışlardır.
Muhammed- Ali ve Ehlibeyt'in adı ve yolu ise unutturulmaya çalışılmıştır.
Tarih yazma ve tarih oluşturma gücünün iktidarlara ait olduğu bilinmektedir.
Günümüzden bir örnek verirsek Kurtuluş Savaşı tarihini Yunan başka biz başka yazarız. Bu çok doğaldır.
Bizi ilgilendiren gerçek Ehlibeyt'in başına gelenlerdir. Çünkü "yol" onların yoludur.
Ehlibeyt'in tarihini, Emevi'nin yazdırdığı kaynaklardan okursak gerçeği bulamayız. "Gerçeği" yine o soydan gelen Allah'ın Evliyaları bildirmektedir.

Ömer, Osman ve Ebu Bekir'in babasıdır.
Ebu Bekir adı tarihte verilmiş bir lakaptır. Takma isimdir.
Gerçek adı Zıddık'tır. Bu, Hz. Ali'nin eşiğinde bulup büyüttüğü ve onu şehid eden evlatlığıdır.
Ömer, karısı Havva'yı sokağa attığında Havva hamileydi. Doğurduğu çocuğu "Buna ancak Ali sahip çıkar." düşüncesiyle onun eşiğine bırakmıştır.
Cami avlusuna çocuk bırakmak buradan kalmıştır.( Bildiren Zöhre Ana)
Ömer ismi ise onun saltanat ismidir. Gerçekte toplumda bilinen ismi Mavya'dır.
Suçlarını örtpas etmek için Mavya'yı kendilerinden sonra gelen bir halife gibi yazdırmıştır.
Buna hiç kimse itiraz edemezdi, sıkıysa etsinler!
Mavya Ermeni ve Hristiyan'dı. O dönemde İncil Arapça'ydı. o nedenle Osman döneminde Kur'an Arapça kaleme alındı. Her evden gelen cüz'lere karşılık getirenlere altın ihsan ediliyordu. "Kuran Toplandı." denmesinin nedeni budur.
Muhammed- Ali nesli ise Türk'tü. Keramet ve insanlıkları sayesinde toplum sevgisi bu insanlara karşı arttıkça hazmedemedi. Hile ve tuzaklarla önce Hz. Hasan'ı bir ay sonra Hz. Ali'yi, bir ay sonra da Hz. Hüseyin'i kerbelada şehit eden Ömer'dir.
Gerçek üç aylar bu acı dolu yas çekilen aylardır. Recep Şaban Ramazan ise Ömer'in ailesine mensup çocukların isimleridir.
Başarılı olan Muaviye mükafat olarak önce oğlu Zındık'ı ( Ebu Bekir'i) saltanata getirdi. Devleti arkadan kendi yönetti. Sonra saltanata kendi oturdu.
Ondan sonra da büyük oğlu Osman tahta geçti.
İslamiyette saltanat ve hilafet peygamberimizden kalan bir yöntem değildir.
Muaviye'nin siyasetidir. Bu siyasete günümüzde "Şeriat" denmektedir.
Atatürkçüler "Şeriat'a hayır!" dediği zaman hemen karşı çıkılmaktadır:
"Şeriat demek İslam demektir. Şeriat'a hayır sloganı doğru değildir" denmektedir.
Bu gün yaşanan din İslam değil Şeriat'tır. Bu egemenlerin de işine geldiği için yüzyıllarca desteklenmiş ve korunmuştur. İnanç sömürüsü Emevi siyaseti altında din olarak dayatılmıştır.
İslam aleminde hiç bir zaman barış sağlanmaz.
Çünkü bu din haksız bir temele oturmuştur. Müslüman kanı, Filistin'de olduğu gibi durmadan akmaya devam edecektir. Çünkü zulüm, kan ve gözyaşı üzerine kurulmuştur. Asrı Saadet, bir saltanat ve kölelik dönemidir. Bu döneme Hz. Ali'yi bilerek ortak etmek istemişlerdir. Böylece kendileri de meşru olacaktır.

Bu kötü talihi Türk milleti adına değiştiren Yüce Pir Mustafa Kemal Atatürk'tür.
Emevi tarihini bırakıp İslam'ın gerçek yönü olan Muhammed- Ali, Ehlibey tarihini öğrenirsek dinimizi daha iyi anlarız.
Neyin peşinden gittiğimizin farkına varırız.

"Doğru iman doğru bilgi gerektirir."

"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.

"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.


Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 28/01/2010, 11:58, Düzenleyen: Dogan.

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.