You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Diyanet hep laiktir

Administrator
Diyanet hep laiktir
'Diyanet hep laiktir'

Radikal'e konuşan Ali Bardakoğlu, "Din özgürlüğünü sadece Müslümanlar için değil, herkes için istiyoruz" dedi.

Bardakoğlu: Diyanet için laiklik ve demokrasi tartışılan kavramlar değil

[Resim: 6.gif]


TARIK IŞIK (Arşivi)

ANKARA - Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu, Türkiye'de irtica tehlikesinin 'resmedildiği ve vehmedildiği kadar ciddi boyutta olmadığını' belirtirken, "Türkiye'de mutaassıp dindar çevreler vardır ama 'mutaassıp' ayrı şey, 'irtica' ayrı şeydir. Taassup, insanın daha kapalı, gelişmeye açık olmayan, daha çok kendine ve yakın çevresine sınırlar koyan, kendini kapatan bir hayat tarzıdır" dedi. Radikal'in sorularını yanıtlayan Ali Bardakoğlu, şu mesajları verdi:

Laiklik ve demokrasi oturdu: Türkiye'de hem laiklik hem de demokrasi oturmuştur. Artık günümüzde bunların esasına ilişkin tartışmadan ziyade, 'Bunları nasıl işletirsek insanımız daha mutlu olur' gibi bir noktadayız. Diyanet mensupları için de laiklik ve demokrasi, tartışılan kavramlar olmamıştır. Laikliği, din özgürlüğünün de teminatı olarak görmekteyiz.

İrtica tehlike değil, çaresi bilgi: İrticanın çaresi doğru dini bilgilendirmedir. Bazı insanlar zannediyor ki dini bilgi arttıkça, dini bilgi verdikçe irtica artar. İrtica, asıl dini bilginin yeterince ve doğru şekilde verilmediği dönemlerde ortaya çıkmıştır. Türkiye'de irtica tehlikesi resmedildiği ve vehmedildiği kadar ciddi boyutta değildir. Türkiye'de mutaassıp dindar çevreler vardır. Ama 'mutaassıp' ayrı şey, 'irtica' ayrı şeydir. Bu çevreler hiçbir zaman radikal ve irticai bir dindarlık olarak algılanmamalıdır. Taassup, insanın daha kapalı, gelişmeye açık olmayan daha çok kendine ve yakın çevresine sınırlar koyan, kendini kapatan bir hayat tarzıdır.

İslam dünyası ve demokrasi: İslam dünyasında siyasal yönetim açısından katılımcı anlayışın güçlenmesine ihtiyaç var. Bireyler toplumda var olduklarını, önemli olduklarını ve görüşünün alındığını bilmeli ve bu güvenle toplumsal düzene katılmalı.

Türkiye'de din serbestçe tartışılıyor: Türkiye'de farklı dinlere ve inançlara karşı hoşgörü yerleşti. Türkiye, din içi farklı yorumlara da alışıktır. Ama sorunlar var tabii. Önemli olan sorun olduğunu fark etmek ve çözmeye çalışmak. Türkiye'nin farkı, din konusunda serbestçe tartışma geleneğinin olması. İlahiyat fakültelerinde, hatta televizyonlarda veya başka yerlerde açık yüreklilikle dini konular tartışılabiliyor.

Azınlıkların din adamı ihtiyacı: İnsanlar hangi dine inanıyorsa gereklerini yapabilmeli, eğitimini alabilmeli, tanıtımı yapabilmeli. Din özgürlüğünü sadece Müslümanlar değil, herkes için istiyoruz. Ateistlerin de inanmama özgürlüğü vardır. Ama Türkiye'deki Rum ve Ermenilerin din adamı yetiştirme konusundaki taleplerinin sadece din özgürlüğü bakımından değil, uluslararası siyaseti de ilgilendiren yönleri var. Azınlıkların din adamı ihtiyacı varsa, çare bulunmalı. Türkiye'nin eğitimi, üniversite, din adamı yetiştirme sistemi var. Bunun için de bir çözüm bulunabilir. Sayın Patrik Mutafyan'ın 'üniversite içinde bir bölüm açılması' talebi çok yerinde.

Ayasofya tartışması: Ayasofya'nın adım adım ibadete açılması gibi bir durum yok. Sadece oranın çalışanlarının namaz kıldığı bir kısım var. ('Ayasoyfa'nın ibadete kapalı olması sizi rahatsız ediyor mu?' sorusu üzerine) O Diyanet'i doğrudan ilgilendiren bir konu değil. Bunlar uluslararası siyasetle de alakalı, hükümetlerin ortaklaşa görüşerek vereceği kararlar. Devletin iç ve dış siyasetiyle alakalı. Bu konuda kişisel düşüncemiz olmaz. Devletin birimi gibi değil de, sivil toplum örgütü gibi hareket edemeyiz. Eğer devletin ilgili birimleri bizimle görüşürse, bizim de o konuda nasıl bir hizmet vereceğimize dair açıklamalarımız olur. Ancak Diyanet bu denklemin çok aktif bir tarafı değil.
Vatikan hasmane: Trabzon ve Samsun'da iki münferit olay oldu. Vatikan 'Türkiye hoşgörüsüz' diye açıklama yaptı. Bu çok büyük haksızlık. Vatikan, iki olayı bahane ederek Türkiye'ye hasmane tavır takındı.

'Kötü ve iyi yarışırsa kötü kazanır'

Artık sadece ailece değil, tek başımıza bile seyrederken rahatsız olduğumuz programlar yayımlanıyor. Ekranların ar damarı çatladı. Arz-talep dengesini göz önüne alırsanız ahlaki duyarlılıktan sıyrılmış olursunuz. Ahlak odur ki, bir şeye istek varsa bile, vermemen gerekiyorsa vermemek, eğer 'doğruysa' istek yoksa bile o isteği yaratmaktır. Kötü ve iyi aynı kulvarda yarışırsa, kötü kazanır. Yani tezgâhın üzerine uyuşturucuyu ve kitabı koyarsanız, uyuşturucu kazanır. Medya, 'Bunu yayımlayayım da istemeyen bakmasın' diyemez. İnsanların bu konuda duyarlı olması için dindar olmasına da gerek yok. Aile hayatları gözler önüne seriliyor. Dedikoduya, kavgaya insanlar meraklıdır. Kadınlar bir ütü, bir çamaşır makinesi için dakikalarca yalvarıyor.

Bir yarışma düzenleyip de biraz eğitimsiz, biraz da bilgisiz o kadınların o ihtiyacını kullanmak ne kadar insani?
Junior Member
Diyanet hep laiktir
Nerde Laiktir. KaracaAhmet Dergahı, Şahkulu Sultan Dergahı, Diğer Alevi Bektaşi Dergahlarından hayli Aldıkları Vergileri bilmedenmi alıyor.
Milli Karın %60'ını bizim aleviler ödüyor. Geri dönüşüde olmuyor nedense.

"Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevilere hizmet vermemektedir. Zaten bu nedenle organize edilmemiştir.Alevilerden kesilen vergi Diyanet`e değil Alevilere hizmet olarak dönmelidir. Bunun şekli tartışılıp bulunabilir.Avrupa Birliği`nde Diyanet gibi bir kurum yoktur. Avrupa Birliği müktesabatı gereği ilerde kaldırılmalıdır. Geçiş sürecinde Alevilerden kesilen vergiler Alevilere hizmete dönüşmelidir."

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.