Ahlakın kaynağının mutlak olarak ilahi emirlere ve kutsal kitaba dayandırılması insanın irade kullanamaması anlamına gelir ki, bu durum dini düşüncenin doğasına aykırıdır. Esasen çelişki de buradadır. Dini düşünce ahlaki normların genel çerçevesini çizerek, bireyin hareket alanını daraltmaktadır. Dolayısıyla tarihsel ve toplumsal gelişim süreci içerisinde insan, belirli bir topluma gönderilen dini kuralları ve yasakları yaşadığı çağda da uygulamak zorunda olduğundan anakronizme düşerek insani gelişimini sınırlandırarak kendini gerçekleştiremeyecektir. Bahsedilen anakronik durumun aşılabilmesi ancak kutsal kitapların ahlaki normlarının dışlanması ve insanlığın evrensel birikimini referans alan din dışı ahlaki normların esas alınmasıyla mümkün olabilecektir.
İslam'ın şartlarını yerine getirmeyen, Kuran'ı okumayan ve insanın mutluluğu yolunda en gelişmiş kurallara uymayan insanların ahlaken de gelişemeyecekleri inancı hâkim düşüncedir. Bireyin yaşam deneyiminden yola çıkarak, herhangi bir kutsal kitaba ya da öğretiye bağlanmadan insani gelişimini tamamlayabileceği ve bir arada yaşamı düzenleyen Dünyevi kurallara uyarak diğer insanlarla barış içinde yaşayabileceği tahayyül edilememektedir. Kendi inandığı dine mensup olmayan insanları 'yanlış yolda' olduğu iddiasıyla ötekileştirmek de dinsel ahlakın dışlayıcı olduğunun en bariz kanıtlarından biridir.
Bunun yanında dini düşüncede her tür günahın(bir iki istisna dışında) daha doğrusu ahlaki zaafın tövbe yoluyla tanrı tarafından affedilebilmesi imkânı vardır ki, asıl sorun buradadır. İradesiyle günah işleyen insanın bunun sonuçlarına katlanması gerekirken pişmanlık duyduğu iddiasıyla günahlarını affettirmek istemesi ve bunun kabul edilme imkânı ahlaki yozlaşmanın sebeplerinden biridir. İnsanın işlediği suçun cezasının hukuk yoluyla verilmesi bir anlamda Dünyevi ahlakın gerçekleşebilirliğinin bir kanıtıdır. Aksi takdirde suçun bir günah meselesi olarak değerlendirilmesi ve tanrıya havale edilmesi Dünya'da yaşamın kaotikleşmesi sonucunu doğururdu. Dini kurallara göre yaşayan toplumların her anlamda gelişmişlik düzeyine bakıldığında durumun oldukça vahim olduğu görülecektir. Dinsel toplumda, işlenen suçların cezalarının caydırıcı olmaktan çok, ilkel ve insanları kazanmaya yönelik olmadığı da bir gerçektir.
Türkiye'de İslami esaslara göre yaşadığını iddia eden insanlar çoğunluktadır. 21. Yüzyıl Türkiye'sinde insanlar bin dört yüz yıl önce belirli bir topluma gelmiş olan dinin gereklerini, toplum ve zaman çok farklı olduğu halde uygulamaya çalışmaktadırlar. Tabiidir ki insanlar istedikleri dine inanmakta ve bu dinin gereklerini yerine getirmekte özgürdürler. Fakat mesele bu değildir. Çoğunluğun inandığı dinin gereklerinin azınlıkta kalan insanlara dayatılması ve bu gereklere uymayanların hem ahlaklı değil diye dışlanması hem de devlet erki kullanılarak cezalandırılması gayriahlâki bir durumdur.
Gelişmiş ülkelerin insanlarının neredeyse yarısının tanrı ve din inancı olmadığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır. Bu ülkelerde din dışı ahlaki normlar kabul edildiğinden dini inanç oranı yüksek olan ülkelere oranla çok daha az suç işlenmektedir. Dolayısıyla dini inancı olan insanların daha ahlaklı ve daha insancıl olduğunu söylemek zordur. Bilakis dini inanç taşımayan insanların daha insancıl, daha özgür ve bu çerçevede de ahlaki olarak daha gelişkin oldukları için müsamaha göstermeyi bilen insanlar oldukları açıktır. Türkiye'de ahlak anlayışı ve insana bakış gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında oldukça fundamentalist, ayrımcı ve dışlayıcı üstelik hoşgörüden de uzaktır.
28.11.2013
abdullah saygılı(radikal)
Dinsel ahlak gerekli midir?
Dinsel ahlak gerekli midir?
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi