Dindar olan biri Atatürk"ü sevemez.
27 Ocak 2010 Çarşamba 18:20
Mustafa Kemal, Müslüman bireyi, kendini Allah"tan izinsiz, Allah"ın Halifesi ilân eden kötü niyetli bir kişinin her zaman çıkabileceği öngörüsüyle.
ADNAN BERK OKAN
A & G'nin sahibi araştırmacı Adil Gür, Neşe Düzel'le yaptığı sohbette, araştırma sonuçlarının analizini de yapmış...
Her iki kişiden birinin (yüzde 50) "Ben Atatürkçüyüm" dediğine dikkat çeken Gür şöyle devam ediyor tespitlerine: "Atatürkçülükten sonra ikinci ortak payda olarak milliyetçilik geliyor. Her yüz kişiden 44,6'sı 'Milliyetçiyim' diyor. Üçüncü payda ise 'laiklik" oluyor. Her yüz kişiden 34,8'i ' laik' oluyor. Her yüz kişiden 29,3'ü de 'Ben dindarım' diyor. "
Bu vesileyle yaklaşık 90 yıldır süren bir yanlış algılamaya değinmek istiyorum izninizle…
“Dindar olmak, Atatürk’ü sevmeye engeldir… Atatürk’ü sevenler, dindar olamazlar”…
“Dindar olan biri Atatürk’ü sevemez” yanlışlığını anlatayım önce…
Bu görüşte olan kimi İslâmi kanaat önderleri, Atatürk’ün halifeliği kaldırışını ve Kuran’ı Türkçeye çevirtişini bir türlü hazmedemiyorlar…
Mademki Mustafa Kemal halifeliği kaldırıp attı, o halde [COLOR="YellowGreen"]“kötü bir Müslüman’dır”…
Bunu iddia edenler, müritlerinden tarihi bir gerçeği saklamaktadırlar…
Çünkü İslâmiyet, “kulun kula kulluk etmesini yasaklayan” bir kurumdur…
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa için bile diğer insanlardan farklı olmadığına dair ayetler indiren Allah, halifeliği bir tek kişiye değil, bütün kullarına verdiğini de yine Kuran’da anlatmaktadır.
Allah, Kuran’ın Bakara Suresi 3. Ayetinde bakın nasıl buyurmaktadır:
“ Hani, Rabbin meleklere, ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım’ demişti. Onlar, ‘Orada bozgunculuk yapacak, kan dökecek birini mi yaratacaksın? Oysa biz sana hamd ederek daima seni tespih ve takdis ediyoruz.’ demişler, Allah da, ‘Ben sizin bilmediğinizi bilirim’ demişti.”
Yüce Allah’ın Ayet’inde “bir halife” dediği “insan”dır…
Yani Adem Aleyhisselâm’dır…
Bu ayet de göstermektedir ki Allah’ın halifesi peygamberler değil, bütün insanlardır...
Çünkü insanların cansız bedenlerine kendi nefesinden üfleyerek onları canlı, akıllı ve kendinden bir parça kılmıştır…
“Peki, Sultan Yavuz halifeliği neden Osmanlılara getirdi o zaman?” diye soranlar olabilir…
Padişahın halifeliği Abbasilerin elinden alışı, Müslüman toplulukları, gerçek Kuran dinini terk eden Abbasi halifesinin buyruğundan kurtarmak, özgürleştirebilmek içindi…
Özünde, Mustafa Kemal’in halifeliği kaldırmasıyla, Yavuz Selim’in halifeliği Osmanlı’ya getirmesi aynı amacı taşımaktadır…
Hayır…
Saçmalamıyorum…
Bakınız…
Hıristiyanlık 21. yüzyılda bile kulun kula kulluk edişini yasaklayamamaktadır…
Vatikan olsun, Ekümenik Ortodoks piskoposluğu olsun hep, Hıristiyanları kendilerine bağımlı hissettirme amacı gütmektedir…
Eğer bugün “Halifelik Kurumu” halen etkinliğini sürdürüyor olsaydı; başta Türkler olmak üzere birçok ülkede yaşayan milyonlarca Müslüman bugünkü kadar özgür olamazlardı…
Mustafa Kemal, Müslüman bireyi, kendini “Allah’tan izinsiz, Allah’ın Halifesi” ilân eden kötü niyetli bir kişinin her zaman çıkabileceği öngörüsüyle Hilafeti kaldırarak Müslüman Bireyi ve toplumları özgürleştirdi…
Sadece Türkler değil, özgürlüğü hak ettiklerine inanan bütün Müslümanlar tarafından büyük bir sevgi ve saygı ile anılmayı hak etmektedir…
[COLOR="Gray"]Peki ya Kuran’ın Türkçeye çevrilmesi?..
Atatürk’ün Arapça bilmeyen Türk Müslümanlarına verdiği en büyük hediyedir…
“Oku” emri ile başlayan bir kutsal kitabı okuyamayan Müslüman, Allah’ın emirlerini nereden öğrenecekti?..
Töreleri, dinileştiren yobaz ve cahil din adamlarından mı?..
[COLOR="MediumTurquoise"]Şimdi de geleyim diğer yanılgıya…
“Atatürk’ü sevenler, dindar olamazlar” saçmalığına…
Aksine, Atatürk’ü en samimi duygularıyla sevenler, İslâm dinine de en güçlü sadakat duygusu (sadakat, teslimiyet değil) ile bakmayı bilmelidirler…
Atatürk’ü sevmek, dinle kavga etmeyi değil, dini sevmeyi, dine saygılı olmayı gerektirir...
Oysa kendilerinin “Atatürkçü” olduğunu söyleyerek, Atatürk’ün kesinlikle reddettiği bir sahiplenmeyi kendilerine “ışık” edinenler, mütedeyyin insanların sadece “Allah” için kullandıkları kimi sıfatları aldılar, Atatürk’ün adının önüne koydular…
Ondan söz ederken, Allah’ın adını anarmış gibi “Ulu” sıfatı eklediler…
“Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır ama cumhuriyet ilelebet payidar kalacaktır” deyişini unuttular…
İstiklâl Savaşı’nın din duygularının da olumlu etkisiyle kazanıldığını gözlerden saklayıp kendilerince, "teknik, dünyevi, bilimsel" bazı gerekçeler ürettiler...
Tabii ki Kurtuluş Savaşımızı gökten inen meleklerin yardımıyla kazanmadık ama; eğer İslâm dini, vatan için ölümleri "şehitlik" gibi "cennetlik" bir ödülle taltif etmeseydi, o inançlı Müslümanlar korkusuzca atlayabilirler miydi düşman ateşinin üstüne?...
Arkalarından gelen Mehmetçiklere yol açabilirler miydi?..
Çok derin bir konu…
Şöyle üç-beş paragrafta anlatılamayacak kadar hem de…
Ama ben dilimin döndüğü, klavyedeki harflerin yettiğince anlatmaya çalıştım…
[B]Kişinin konu hakkında yorumu... [/B]
Dindar olan biri Atatürk"ü sevemezmiş
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Atatürk Haberleri
Yorumlar / Cevaplar
3
Okunma / Görüntüleme
4929
Dindar olan biri Atatürk"ü sevemezmiş
Dindar olan biri Atatürk"ü sevemezmiş
![[Resim: 102.jpg]](https://www.zohreanaforum.com/images/imported/2010/06/102.jpg)
Mustafa Kemal Atatürk'ün manevi kızı Ülkü Adatepe, 'Atatürk dinsiz' diyorlar. Atatürk hiçbir zaman dinsiz değildi. Dinine düşkün bir insandı. Ezan sesini çok severdi. Atatürk yobazlığa karşıydı' diyor.
[color=Black]Başka bir yorum [/color]
[B]Atatürk Dinsiz Değildi; “Din Karşıtı” Gösterildi
Türkiye'de sayısı az ancak sesi çok çıkan bir azınlık sürekli] Atatürk'ün [/color]'dinsiz' olduğunu söylüyor. Atatürk'ü din karşıtı olarak göstererek kendi çıkarlarına temel oluşturmaya çalışıyor. "Atatürk ve Din" isimli kitapta Atatürk'ün dine bakışını bilimsel metotlarla inceleyen Dr. Ahmet Faruk Kılıç, ilginç belgelere ulaşmış.
Mustafa Kemal Atatürk'le ilgili yapılan çalışmalarla, Türkiye Cumhuriyeti üzerine yapılan tarihi analizler çoğu zaman birbirine benzer oluyor. 1923 yılında kurulan Cumhuriyet'i, geçmiş bağlarından ayıklayarak değerlendiren yazarlar, çoğu zaman Mustafa Kemal'i de Osmanlı kültüründen bağımsız bir birey olarak ortaya koyuyorlar. Öte yandan, Şerif Mardin gibi Cumhuriyet'in köklerini Osmanlı'nın son yıllarında arayan sosyologlar ise, Mustafa Kemal'in geçmişiyle bağlarını özenli bir biçimde gösterme gayretine giriyorlar. Dem Yayınları bu ikinci yoldan giden ve Atatürk'ün yetiştiği ortamı, sosyal ve kültürel açılımlarıyla birlikte değerlendiren bir çalışma yayınladı. "Atatürk ve Din" isimli kitapta Dr. Ahmet Faruk Kılıç, Atatürk'ün dine bakışını, Namık Kemal'in, Ziya Paşa'nın veya Ali Suavi'nin din algılarından ayrı değerlendirmenin yanlışlığını vurguluyor. [/B]
Benden evvel ben oldum
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Beni bende ben buldum
Sahralara indim durdum
Bana Ali dediler
Merdan idim dirildim
Her bedene verildim
Kırk Kapı dört makamda
Öldüm öldüm dirildim.
Mürşit Zöhre Ana..
Dindar olan biri Atatürk"ü sevemezmiş
Bu tartışmaların ne maksatla yapıldığı, Atatürk ve Din konusundaki yayınların artmasını tetikleyen hususları irdelemek gerekir:
1- Siyasal İslam'ın ve son olarak Ilımlı İslamcı işbirlikçilerin Türkiyede iktidar olması. İktidarlar; bir ülkedeki ekonomik, sosyal, kültürel ve düşünsel gündemi oluşturma ve yönlendirme gücüne sahiptirler. Bu güce hizmet edenler Atatürk ve Din arasında bir uzlaşma- yakınlaşma sağlayarak (Atatürkçü kesimde olduğuna inandıkları) dine karşı soğukluğu gidermeyi hedefliyorlar.
2- Atatürk'ün yaptıklarına hayran olan araştırmacılar, O'nun inançlı bir insan olduğunu ispatlamaya çalışarak, (hayatı dinsel verilerle algılayan insanlara) din referansıyla hareket eden müslümanların Atatürk'e karşı olan soğukluğunu gidermeyi hedefliyorlar.
Oysa Atatürk, Mustafa Kemal olduğu için Atatürk'tür.
Dindar ve Müslüman olup olmaması onun değerinden hiç bir şey eksiltmez.
O, dindar olan ve olmayan tüm yurttaşlara yaşanacak bir vatan bırakmıştır.
O nedenle namusumuzu, şerefimizi, dinimizi, yatacak bir karış toprağımızı bize bağışlayan bir liderin,
kişiye göre değişen 'Din' algılamasıyla değerlendirilmesi yanlıştır.
Dinimizi, mezhebimizi, mabetlerimizi, ibadet özgürlüğümüzü sağlayan Atatürk 'din'den daha yücedir.
Atatürk'ün dindar olmadığını düşünenler O'nun 'dini kurtaran' olduğunu unutmuş görünüyorlar.
Çağdaş, Laik, Demokratik ve Hukuk devleti olarak kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinde, liderimiz için yapılan din eksenli tartışmalar ne kadar geriye gittiğimizi gösterir.
Atatürk gerçeği, dini değil İlmi açıdan Zöhre Ana tarafından ele alınmış ve açıklanmıştır.
O, Allah tarafından gönderilmiş olan Hacı Bektaşi Veli pirimizin ikinci yaşamıdır.
O, Hz. Ali'dir. Devrimcidir, çağdaştır, laik düzenden yanadır.
Onun kurduğu devlete bağlılık, onun kurduğu düzeni ayakta tutmak, onun ilkelerini ve devrimlerini yaşatmak, onun yoluna sahip çıkmak ve sürdürmek bize düşen en büyük görevdir.
Bu görevi Zöhre Ana sancağı altında, insanlık sevgisiyle, birlik ve beraberlik ülküsüyle sürdürmeye devam edeceğiz.
1- Siyasal İslam'ın ve son olarak Ilımlı İslamcı işbirlikçilerin Türkiyede iktidar olması. İktidarlar; bir ülkedeki ekonomik, sosyal, kültürel ve düşünsel gündemi oluşturma ve yönlendirme gücüne sahiptirler. Bu güce hizmet edenler Atatürk ve Din arasında bir uzlaşma- yakınlaşma sağlayarak (Atatürkçü kesimde olduğuna inandıkları) dine karşı soğukluğu gidermeyi hedefliyorlar.
2- Atatürk'ün yaptıklarına hayran olan araştırmacılar, O'nun inançlı bir insan olduğunu ispatlamaya çalışarak, (hayatı dinsel verilerle algılayan insanlara) din referansıyla hareket eden müslümanların Atatürk'e karşı olan soğukluğunu gidermeyi hedefliyorlar.
Oysa Atatürk, Mustafa Kemal olduğu için Atatürk'tür.
Dindar ve Müslüman olup olmaması onun değerinden hiç bir şey eksiltmez.
O, dindar olan ve olmayan tüm yurttaşlara yaşanacak bir vatan bırakmıştır.
O nedenle namusumuzu, şerefimizi, dinimizi, yatacak bir karış toprağımızı bize bağışlayan bir liderin,
kişiye göre değişen 'Din' algılamasıyla değerlendirilmesi yanlıştır.
Dinimizi, mezhebimizi, mabetlerimizi, ibadet özgürlüğümüzü sağlayan Atatürk 'din'den daha yücedir.
Atatürk'ün dindar olmadığını düşünenler O'nun 'dini kurtaran' olduğunu unutmuş görünüyorlar.
Çağdaş, Laik, Demokratik ve Hukuk devleti olarak kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinde, liderimiz için yapılan din eksenli tartışmalar ne kadar geriye gittiğimizi gösterir.
Atatürk gerçeği, dini değil İlmi açıdan Zöhre Ana tarafından ele alınmış ve açıklanmıştır.
O, Allah tarafından gönderilmiş olan Hacı Bektaşi Veli pirimizin ikinci yaşamıdır.
O, Hz. Ali'dir. Devrimcidir, çağdaştır, laik düzenden yanadır.
Onun kurduğu devlete bağlılık, onun kurduğu düzeni ayakta tutmak, onun ilkelerini ve devrimlerini yaşatmak, onun yoluna sahip çıkmak ve sürdürmek bize düşen en büyük görevdir.
Bu görevi Zöhre Ana sancağı altında, insanlık sevgisiyle, birlik ve beraberlik ülküsüyle sürdürmeye devam edeceğiz.
"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.
Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 23/06/2010, 16:13, Düzenleyen: Dogan.
Dindar olan biri Atatürk"ü sevemezmiş
Güzel Atami arastirmadan önce, bazi kisiler kendi kendilerini arastirsin.Insan hep baskasini arastirir kendini arastirmaya vakit ayirmaz.
Atam yüce bir ruha sahip olmasaydi, bügün türkiye ile filistin arasinda fark olmazdi.
En azindan bunun degerini bilsinler.
Bir cok kisi Pkk pesinde, Allah islah etsin bunlari, gün gelir agir öderler bu hesabi...
Atam yüce bir ruha sahip olmasaydi, bügün türkiye ile filistin arasinda fark olmazdi.
En azindan bunun degerini bilsinler.
Bir cok kisi Pkk pesinde, Allah islah etsin bunlari, gün gelir agir öderler bu hesabi...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi