D evletimiz biraz kirli
Hem emekli orgeneraller hem de üstüne üstlük bir de Atatürkçüler…
Gözaltına alınıyorlar…
Kendilerine bir takım sorular soruluyor.
Artık bu kadarı da olmaz değil mi?
Orgeneral artı Atatürkçü!
İktidarda da “şeriatçı” AKP var.
Tamam…
Rejim elden gidiyor.
Ama korkmayın Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabit Kanadoğlu yüreklere su serpiyor:
-Dinciler hiçbir zaman bu rejimi ele geçiremeyecekler!
Oh!
İçimiz rahatladı.
Onun için korkmadan izleyelim. Ünlü paşalar ifadelerini versinler.
Zan altında olan paşaların gençlik yıllarında neler yaptıklarını öğrenelim.
Ne olacak ki?
Sadece bilgi sahibi olmuş olacağız… Ötesi yok!
Mesela emekli paşalara daha alt rütbelerdeyken tanık oldukları olaylar, öğrendikleri bilgiler, düzenledikleri operasyonlar sorulsun…
Yıl 1977… CHP’nin Genel Başkanı Bülent Ecevit yüzde 42 oyla birinci parti olacağı genel seçimlere gidiyor. İzmir Çiğli’de otobüsün üzerinde konuşurken acayip bir silahla ateş ediliyor. Minik bir roket, Ecevit’i sıyırıp yanında duran Mehmet İsvan’ın baldırına saplanıyor.
Ateş eden Çiğli karakolundan bir polis memuru…
Silahtan Türkiye’de üç adet bulunuyor…
Üçü de Genelkurmay Özel Harp Dairesi’ne kayıtlı.
Polis üç buçuk yıl ceza alıp, yatıp çıkıyor.
Bülent Ecevit ise Başbakan oluyor.
Ama emrindekilere dönüp sormuyor:
-Sevgili arkadaşlar bana niye ateş ettirdiniz?
Ülkenin en karışık dönemini yaşadığı günlerde en büyük ve en eski parti CHP’nin çok sevilen liderini öldürmek Türkiye’ye nasıl bir fayda sağlayabilirdi?
Kimse üzerinde durmadı.
Genelkurmay’da resmi olarak kayıtlı bir silah Çiğli’de bir polis memurunun eline hangi yollardan geçerek geldi?
Ne kadar basit bir soru değil mi?
Ama bunun yerine karanlıklara gömülmeyi tercih ettik:
-Karanlık güçler yine iş başında!
Yalan…
Hep birlikte bu yalanı söylediler, dinledik…
Ama iyi şeyler olmadı.
Türkiye iyi bir yere çıkmadı.
İtibar kazanmadı.
Ecevit’i de öldürebilselerdi Türkiye daha iyi olmayacaktı.
Yaptılar…
Her zaman aynı yöntemi kullandılar.
Kimse onlara bir şey soramadı.
Hiç olmazsa şimdi sorsalar:
-Niye devamlı olarak karışıklık çıkarttınız?
Ben 2002 Genel Seçimleri’nden önce bu soruyu SKYTÜRK stüdyolarında canlı yayında Bülent Ecevit’e sormuştum:
-Artık şunları açıklayın lütfen biliyorsunuzdur…
O karanlık günlerde sizin yakın arkadaşınız Abdi İpekçi de size kurulan tuzağın benzeriyle öldürüldü.
-Çiğli’de size kim ateş ettirdi?
Bülent Ecevit “bir devlet adamı” olarak uzun bir konuşma yaptı, soruma ilişkin hiçbir şey söylemedi.
Devlet adamlığı böyle bir şey işte…
Günü geldiğinde kendine karşı yapılan pislikleri de örtmeyi gerektiriyor.
Çünkü devletimiz "biraz" kirli!
Nazım ALPMAN/9 OCAK 2009
Hem emekli orgeneraller hem de üstüne üstlük bir de Atatürkçüler…
Gözaltına alınıyorlar…
Kendilerine bir takım sorular soruluyor.
Artık bu kadarı da olmaz değil mi?
Orgeneral artı Atatürkçü!
İktidarda da “şeriatçı” AKP var.
Tamam…
Rejim elden gidiyor.
Ama korkmayın Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabit Kanadoğlu yüreklere su serpiyor:
-Dinciler hiçbir zaman bu rejimi ele geçiremeyecekler!
Oh!
İçimiz rahatladı.
Onun için korkmadan izleyelim. Ünlü paşalar ifadelerini versinler.
Zan altında olan paşaların gençlik yıllarında neler yaptıklarını öğrenelim.
Ne olacak ki?
Sadece bilgi sahibi olmuş olacağız… Ötesi yok!
Mesela emekli paşalara daha alt rütbelerdeyken tanık oldukları olaylar, öğrendikleri bilgiler, düzenledikleri operasyonlar sorulsun…
Yıl 1977… CHP’nin Genel Başkanı Bülent Ecevit yüzde 42 oyla birinci parti olacağı genel seçimlere gidiyor. İzmir Çiğli’de otobüsün üzerinde konuşurken acayip bir silahla ateş ediliyor. Minik bir roket, Ecevit’i sıyırıp yanında duran Mehmet İsvan’ın baldırına saplanıyor.
Ateş eden Çiğli karakolundan bir polis memuru…
Silahtan Türkiye’de üç adet bulunuyor…
Üçü de Genelkurmay Özel Harp Dairesi’ne kayıtlı.
Polis üç buçuk yıl ceza alıp, yatıp çıkıyor.
Bülent Ecevit ise Başbakan oluyor.
Ama emrindekilere dönüp sormuyor:
-Sevgili arkadaşlar bana niye ateş ettirdiniz?
Ülkenin en karışık dönemini yaşadığı günlerde en büyük ve en eski parti CHP’nin çok sevilen liderini öldürmek Türkiye’ye nasıl bir fayda sağlayabilirdi?
Kimse üzerinde durmadı.
Genelkurmay’da resmi olarak kayıtlı bir silah Çiğli’de bir polis memurunun eline hangi yollardan geçerek geldi?
Ne kadar basit bir soru değil mi?
Ama bunun yerine karanlıklara gömülmeyi tercih ettik:
-Karanlık güçler yine iş başında!
Yalan…
Hep birlikte bu yalanı söylediler, dinledik…
Ama iyi şeyler olmadı.
Türkiye iyi bir yere çıkmadı.
İtibar kazanmadı.
Ecevit’i de öldürebilselerdi Türkiye daha iyi olmayacaktı.
Yaptılar…
Her zaman aynı yöntemi kullandılar.
Kimse onlara bir şey soramadı.
Hiç olmazsa şimdi sorsalar:
-Niye devamlı olarak karışıklık çıkarttınız?
Ben 2002 Genel Seçimleri’nden önce bu soruyu SKYTÜRK stüdyolarında canlı yayında Bülent Ecevit’e sormuştum:
-Artık şunları açıklayın lütfen biliyorsunuzdur…
O karanlık günlerde sizin yakın arkadaşınız Abdi İpekçi de size kurulan tuzağın benzeriyle öldürüldü.
-Çiğli’de size kim ateş ettirdi?
Bülent Ecevit “bir devlet adamı” olarak uzun bir konuşma yaptı, soruma ilişkin hiçbir şey söylemedi.
Devlet adamlığı böyle bir şey işte…
Günü geldiğinde kendine karşı yapılan pislikleri de örtmeyi gerektiriyor.
Çünkü devletimiz "biraz" kirli!
Nazım ALPMAN/9 OCAK 2009
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Yazıklar olsun...
![[Resim: pirzhreana1.jpg]](http://img222.imageshack.us/img222/1764/pirzhreana1.jpg)