Dağlara kar çoktan yağdı [FONT=verdana,geneva]Köylünün biri her sene kışlık buğdayını hazırlayamaz hayvanları için gerekli samanı samanlığına dolduramaz, kışlık yakacak odununu tedarik edemez ve her kış çok kötü bir şekilde yaşarmış.
[FONT=verdana,geneva]Ailesi perişan olur başkalarına el açar bir daha ki sene böyle olmayacağını kendine ve köylülerine söyler yeminler edermiş. Tabii yalnız kalınca kış mevsimine demediğini bırakmaz hep birden bastırdığını öne sürer
[FONT=verdana,geneva]ya da geçen seneden çok daha sert geçtiğini söyler bin türlü bahaneler uydururmuş.
[FONT=verdana,geneva]Hikaye bu ya yine kış mevsimi hakkında bin türlü üstü açılmadık lafları söylerken karşısına ak saçlı bir ihtiyar çıkmış. Bu küfürleri işitince dayanamamış ve sormuş:
[FONT=verdana,geneva]-Evladım derdin ne de böyle kış mevsimine sövüyorsun? Kötü konuşuyorsun?
[FONT=verdana,geneva]İşini bilmeyen köylü yine bir kere daha durumu anlatmış.
[FONT=verdana,geneva]-Bu kış mevsimi her sene erken geliyor ben hazırlığımı yapamadan odunumu toplayamadan tarlamı biçmeden birden bastırıyor. Zor durumda kalıyorum. Bu düzensizliğin sorumlusu erken bastıran ve her sene çok daha sert geçen kış mevsimidir.
[FONT=verdana,geneva]İhtiyar diyor ki:
[FONT=verdana,geneva]-Evladım ben işte o söylediğin kış mevsimiyim. Artık bana sövme. Hiç gelmememin imkanı yok yoksa yaşam durur. Ama ben sana ne yapayım da sende zor durumda kalmayasın?
[FONT=verdana,geneva]Köylü cevap verir:
[FONT=verdana,geneva]-Geleceğini bildirirsen vakitlice ben de ona göre tedbirimi alırım. Böylece bende diğerleri gibi sen geldiğinde ateşin karşısında çayımı içer keyfime bakarım. Hayvanlarım aç kalmaz ele güne el açmaktan yalvarmaktan kurtulurum.
[FONT=verdana,geneva]İhtiyar adam der ki:
[FONT=verdana,geneva]-Evladım o iş kolay ben sana gelmeden evvel haber salarım sende işini ona göre bitirir böylece ne sen bana kızarsın ne de ben boşuna kötü laf işitmem.
[FONT=verdana,geneva]İkisi de memnun olarak ayrılır ve birbirlerine sağlık esenlikler dilerler.
[FONT=verdana,geneva]Bahar da tarlalar sürülür ekinler ekilir hayvanlar meraya salınır hayat yeniden doğar herkes memnun ve her şey güzel bir şekilde gider.Yaz ayları gelir köyde ki herkes harmanı kaldırır, bizimki aylak aylak gezer.Köylü ikaz eder bak bu senede kış gelince zorlanırsın bir an evvel tarlanı biç, harmanı kaldır, buğdayı ambara koy.
[FONT=verdana,geneva]
[FONT=verdana,geneva]-Daha vakit erken kış gelmeden bana haber edecek anlaşma yaptım.
[FONT=verdana,geneva]Köylüler buna rağmen ikazlarını yapmaya devam etmişler. O hep aynı sözlerle cevap vermiş.
[FONT=verdana,geneva]
[FONT=verdana,geneva]-Bu sene sorun yok kış gelmeden bana haber edecek ben de işlerimi bitireceğim.
[FONT=verdana,geneva]
[FONT=verdana,geneva]Bu laflarla son [FONT=verdana,geneva]bahar başlamış havalar soğumaya yapraklar sararmaya kış a doğru mevsim yol almaya devam etmiş. Derken bir gün adam dışarı çıkacak kapı açılmıyor. Biraz yüklenmiş nafile kapıyı dışarıdan biri tutuyor. Hemen pencereye koşmuş bir de ne görsün.
[FONT=verdana,geneva]Her yer bembeyaz her yer de kar var bir tipi bir soğuk deme gitsin.
[FONT=verdana,geneva]Tabii bizim vatandaş eskiden saydıklarına biraz da yenilerini ekleyerek senelik küfürlerini saymaya başlamış ki, İhtiyar birden ortada peyda olmuş ve kendi kendine söylenen köylüye:
[FONT=verdana,geneva]- Ne var yine niye bu kadar celallendin nedir bu gereksiz kötü laflara deyince köylü:
[FONT=verdana,geneva]-Saçından sakalından utan hani anlaşma yapmıştık bana haber edecektin beni kandırdın. Bu sene daha da erken apansız geldin kapımı bile açamıyorum. İhtiyar şöyle bir sopasına dayanmış ve konuşmasını sürdürmüş:
[FONT=verdana,geneva]-Bak evladım önce saç ve sakal hiçbir zaman birinin ne doğruluğunu ne de eğriliğini gösteren bir terazidir. Bu sadece insanın tabiata karşı erkek ve kadının vücud yapılarının farklı olmasını gösteren küçük bir ayrıntıdır. Kıl da keramet olsaydı hayvanlar evliya olurdu.Gelelim sözümü tutup tutmadığıma. Ben sözümü bir kere değil en az elli kere tuttum ve sana haber yolladım. Köylü:
[FONT=verdana,geneva]- nasıl ben hiçbir haber almadım deyince. İhtiyar devam eder:
[FONT=verdana,geneva]-Önce tarlada ekinlerin erişti başakları yere döküldü sen aldırış etmedin
[FONT=verdana,geneva]-Sonra yapraklar sararmaya ve yere dökülmeye başladı sen umursamadın
[FONT=verdana,geneva]-Sonra yüksek yerlere kar yağdırdım beyaza boyadım bakmadın bile
[FONT=verdana,geneva]-Daha sonra enginlere indim biraz soğuk yapayım ayaz yapayım dedim sen kahvede oturduğun için farkına varmadın.
[FONT=verdana,geneva]-Dedim şuna son bir defa daha haber edeyim diye bir iki kar tanesi düşürdüm sen televizyon da yasemin koca arıyor programına baktığın için görmedin.
[FONT=verdana,geneva]-Dedim başka türlü sana gelmemim ve haber vermemin olanağı yoktu kalktım kapına geldim.
[FONT=verdana,geneva]Şimdi söyle bana sana geleceğimi haber etmişmiyim ? Etmemişmiyim?
[FONT=verdana,geneva]Köylü boynunu bükmüş ve edecek tek söz bulamamış.
Dağlara Kar Çoktan Yağdı
Konu Sahibi / Yazar
Zekai
Kategori / Forum
Ehli Kamil Grup
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
4063
Dağlara Kar Çoktan Yağdı
Dağlara Kar Çoktan Yağdı
Şeriatta işte böyle öyle gizli kapaklı gelmiyor ve hatta öyle kara çarşafa ne de sarınmıyor. Renkli renkli türbanlarıyla vücudun tüm hatlarını ortaya koyan incecik ipek pantolonlarıyla en son moda ayakkabı ve çantalarıyla saçıyla sakalıyla yoluyla yolsuzu ile açık ne net bir şekilde geliyor. Hala bekliyoruz bize haber eder diye. Haber ediyor ama o ara biz kendi aramızda lider arayışındayız. Haber ediyor ama biz o ara yeni bir parti kurma peşindeyiz.
Haber ediyor ama federasyon yetmiyor birde dünya konfederasyonu kurma çalışmalarına hız verdik. Haber ediyor ama biraz günlük arpalık haklarından sus payları dağıtılıyor. Onu kapma peşindeyiz.
Ama hep içimiz de şeriata karşı mücadele azmini sıcak tutuyoruz. Hele bir gelsin bak analar neler doğuruyor? Biz tekrar Samsun dan bir Vapur buluruz diyoruz ama şunu unutuyoruz. Artık bize ait ne liman ne vapur var.
Bak Şeriat kaç kere haber etmiş geleceğini:
"10 Kasım'da yaygara kopartıldı." (14.11.1994 - Hürriyet)
"Ben meclis'in dua ile açılmasından yanayım." (8.1.1996 - Milliyet)
"Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür." (06.03.1996 Hürriyet)
"İçki yasaklansın." (01.05.1996 - Hürriyet)
"Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim."
"Elhamdülillah şeriatçıyız" 1994
"Ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok" 1994
"Ben İstanbul'un imamıyım" 1995
"İmamlar da nikah kıysın" 1995
"Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır" 1996
"Maaşım yetmediği için ticaret yapıyorum." 2004
"Laik değilim, laikliği korumakla yükümlüyüm" .2005
"Mahkemenin türbanla ilgili söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır." 2005
"Bayram değil seyran değil" 2005 (Cumhurbaşkanı'nın 29 ekim Cumhuriyet bayramı resepsiyonuna rektörleri çağırması nedeniyle)
" Biz kaybedeceğiz onlar kazanacak, yok öyle şey. Onlar kaybedecek biz kazanacağız, o da adalet anlayışımıza ters. " "STV Haber 19:00 - 16.06.2006"
"Ananı da al git buradan" 11.02.2006
"Lan bana anayasayı öğretme !" 11.02.2006
"Tutturmuslar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek ! "
"Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanıyım..."
Seçimler öncesi "Değiştim!" 2006 senesi bir röpörtajı :"Asla değişmem!"
Yapılabilecek tüm jestleri yaptık. Kopenhag kriterlerini yerine getirdik. Artık Avrupa'dan delikanlılık bekliyoruz.
ASKERLİK YAN GELİP TE YATMA YERİ DEĞİLDİR!!! -Artık şehit cenazesi istemiyoruz diyen şehit ailesine (04.09.2006)
Şeriatin kapınıza dayanıp ben geldim demesine az kalmış ve hatta dağlardan enginlere kar yağmaya başlamış.
Haber ediyor ama federasyon yetmiyor birde dünya konfederasyonu kurma çalışmalarına hız verdik. Haber ediyor ama biraz günlük arpalık haklarından sus payları dağıtılıyor. Onu kapma peşindeyiz.
Ama hep içimiz de şeriata karşı mücadele azmini sıcak tutuyoruz. Hele bir gelsin bak analar neler doğuruyor? Biz tekrar Samsun dan bir Vapur buluruz diyoruz ama şunu unutuyoruz. Artık bize ait ne liman ne vapur var.
Bak Şeriat kaç kere haber etmiş geleceğini:
"10 Kasım'da yaygara kopartıldı." (14.11.1994 - Hürriyet)
"Ben meclis'in dua ile açılmasından yanayım." (8.1.1996 - Milliyet)
"Mayo reklamı şehvet sömürüsüdür." (06.03.1996 Hürriyet)
"İçki yasaklansın." (01.05.1996 - Hürriyet)
"Ben ülkemi pazarlamakla mükellefim."
"Elhamdülillah şeriatçıyız" 1994
"Ata'ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok" 1994
"Ben İstanbul'un imamıyım" 1995
"İmamlar da nikah kıysın" 1995
"Cumhurbaşkanının imam hatipli olacağı günler yakındır" 1996
"Maaşım yetmediği için ticaret yapıyorum." 2004
"Laik değilim, laikliği korumakla yükümlüyüm" .2005
"Mahkemenin türbanla ilgili söz söyleme hakkı yoktur. Söz söyleme hakkı din ulemasınındır." 2005
"Bayram değil seyran değil" 2005 (Cumhurbaşkanı'nın 29 ekim Cumhuriyet bayramı resepsiyonuna rektörleri çağırması nedeniyle)
" Biz kaybedeceğiz onlar kazanacak, yok öyle şey. Onlar kaybedecek biz kazanacağız, o da adalet anlayışımıza ters. " "STV Haber 19:00 - 16.06.2006"
"Ananı da al git buradan" 11.02.2006
"Lan bana anayasayı öğretme !" 11.02.2006
"Tutturmuslar laiklik elden gidiyor diye. Yahu millet istedikten sonra laiklik tabii elden gidecek ! "
"Büyük Ortadoğu Projesi'nin eş başkanıyım..."
Seçimler öncesi "Değiştim!" 2006 senesi bir röpörtajı :"Asla değişmem!"
Yapılabilecek tüm jestleri yaptık. Kopenhag kriterlerini yerine getirdik. Artık Avrupa'dan delikanlılık bekliyoruz.
ASKERLİK YAN GELİP TE YATMA YERİ DEĞİLDİR!!! -Artık şehit cenazesi istemiyoruz diyen şehit ailesine (04.09.2006)
Şeriatin kapınıza dayanıp ben geldim demesine az kalmış ve hatta dağlardan enginlere kar yağmaya başlamış.
Dağlara Kar Çoktan Yağdı
4 Şubat 1949: İki 'meczup' Meclis'te ezan okuyor.
15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.
1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılması'na Dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. Türk büyüklerine ait olanlar ve sanatsal değer taşıyanlar Milli Eğitim Bakanlığı'nca(!) halka açıldı. Açılan türbe sayısı ilk aşamada 19 idi.
12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.
29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece ''Millete mal olmuş inkılâplarımızı saklı tutacağız'' diyerek irtica ya ilk işareti veriyor.
16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.
5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.
21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyor.
3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.
Enstitüleri, İlk öğretmen Okulları’na dönüştürüldü.
1953: Yasa değişikliği ile ''siyasi yayın ya da beyanlarda bulunmak, öğretim üyeliğinden çıkarılmaya neden olan bir suç'' sayılmaya başladı.
1954: 25 yılını dolduran öğretim üyelerinin emekliye ayrılmasını sağlayan yasa ile öğretim görevlilerini bakanlık emrine alan ya da görevden uzaklaştırmayı sağlayan yasa çıkarıldı.
1955'te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor:
''Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.''
Menderes, 1956'da Konya'da halka hitap ederken ''ortaokullara din dersleri konulacağını'' açıklıyor.
13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına seçmeli din dersleri konuyor.
Başbakan Menderes, 1957'de Ödemiş'te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor:
''Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.'' Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor: ''İstanbul'u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii'ni de ikinci bir Kâbe yapacağız.''
14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara'da Kocatepe Camii'nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği'ne 100.000 TL bağış yapıyor.
19 Mayıs 1957: Kayseri'de halka yaptığı açıklama Menderes,''DP'nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye'nin 500'üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul'a davet edileceğini'' söylüyor.
1957 – 1958: Liselere seçmeli din dersi kondu.
1959: Din dersleri öğretmeni yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.
26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, ''İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin'' müjdesini veriyor.
15 Nisan 1966: Atatürk büst ve heykellerine karşı gericilerin saldırıları sürüyor. 31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri'de halka yaptığı konuşma hedef saptırarak şunları söylüyor: ''Bugün Türkiye'de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.''
17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.
20 Ağustos 1967: İzmir'de İslam Enstitüsü'nün temelleri, Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor. Aralık 1967: Meclis'te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.
21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, ''Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır''
diyor.
19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD'nin 6. Filosu'nu protesto eden yurtsever gençler üzerine ''ABD bizim Kebemiz, cihada hazır olun'' sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere ''Kanlı Pazar'' olarak geçmesini sağlamıştır.
1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi'nin 'Kıratlı Kuran' dağıttığı haberleri basına yansıyor.
26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.
1974 – 1977: Din kültürü ve ahlak dersi zorunlu kılındı.
1975–1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.
1976–1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.
1977–1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.
Kahramanmaraş'ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı…. Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara ''Allah için savaşa, Müslüman Türkiye'' sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti:
''Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz''
12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor:
''Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?''
4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi katledilirken Başbakan Demirel ''Çorum'u bırakın Fatsa'ya bakın!'' diyerek ''solun kalesi'' diye anılan Fatsa'yı hedef gösteriyordu. 22 Temmuz 1980: Kemal Türker'in öldürülmesi.
7 Eylül 1980: MSP'nin Konya'da düzenlediği mitingde yobazlar tarafından şu sloganlar atılıyordu:''Dinsiz devlet yıkılacak elbet… Şeriat gelecek… Laiklik dinsizliktir… Anayasa Kuran… Ya şeriat ya ölüm… Cihada hazırız…''
Ve 12 Eylül 1980: Amerika'nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların ''bizim çocuklar'' dedikleri Generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekûn bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı birikimi üzerinden silindir gibi geçildi. Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül'ün darbesinin mimarı Kenan Evren, 10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale'de yaptığı konuşmada ''Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz'' diyordu.[1]
''Gerçekte,'' der Machiavelli, ''hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı yoktur ki, Tanrı'ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.''[2]
Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.
12 Eylül'de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü'nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal'ın Çankaya'ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal'ın, ''12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik'' biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.
Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası'nın bir devrim yasası olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek şunları söylemiştir:
''Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.
…Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu'dur.
…Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.''[3]
1989: TCK’nin Türkiye'de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.
28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.
31 Ocak 1990: Prof. Dr. Muammer Aksoy'un öldürülmesi.
7 Mart 1990: Çetin Emeç'in öldürülmesi.
4 Eylül 1990: Turan Dursun'un öldürülmesi.
6 Ekim 1990: Prof. Dr. Bahriye Ü çok'un öldürülmesi.
24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, ''İmam-Subay'' başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.
2 Temmuz 1993: Sivas’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri'nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli'ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı: ''Zafer İslam'ın…Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!.. Şeriat gelecek zulüm bitecek… Kahrolsun laiklik…''
27 Mart 1994: Yerel seçimlerle RP'nin yükseliş ivmesi devam etti. 22 ildeki belediyelerin, Ankara ve İstanbul'daki Anakent Belediyeleri'nin tüm olanakları RP'nin eline geçti. Bunlar, iktidar yolunda önemli kilometre taşları olacaktı. Erbakan,''Refah iktidara gelerek. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı? Kanlı mı olacak? Kansız mı? 60 milyon buna karar verecek''diyordu.
5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken ''son sosyalist devleti de yıktık'' sözleriyle Kemalizm'in sosyal devlet alanında sağladığı cılız da olsa kazanımları kastediyordu.
10 Kasım 1994: Anıtkabir'de Atatürk'e çirkin bir saldırı yapıldı. Saldırgan,''Taşlara, kemiklere secde etmeyin. Taşlar sizi kurtaramaz. Kuran'a davet ediyorum.'' diye slogan attı.
11 Ocak 1995: Onat Kutların öldürülmesi.
9 Ocak 1996: Metin Göztepe’nin öldürülmesi.
1997: Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız,''Laiklere şeriat enjekte edilecek'' diyordu.
1997: Şevket Yılmaz, ''Allah'ın size soracağı soru şöyle: Küfür düzeninde İslam Devleti olsun diye niye çalışmadın?''Hasan Hüseyin Ceylan,
''Bu vatan bizimdir, rejim bizim değildir kardeşlerim. Rejim ve Kemalizm başkalarınındır. Türkiye yıkılacak beyler!''Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, ''Bu törenlere için kan ağlayarak katılıyorum. Bu düzen değişmeli. Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. Gün ola harman ola. Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini eksik etmesin.''
Şanlıurfa Belediye Başkanı Çelik, ''Ben kan dökülmesini istiyorum. Demokrasi böyle gelecek, fıstık gibi olacak.''
Diyorlardı. Ve Nihayet
Şubat 1997… Özal'ın halefi olan Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutun'da verdiği iftar yemeğine Türkiye'nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı. Laikliliğin tanımı bile değiştirilerek, ''laiklik, din özgürlüğüdür''; ''din ise birleştirici ve lâzımdır'' denilmeye başlandı.
Eğitim yoluyla bu ülkede, ''iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz'' diyen Tayip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri takdirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.
Aleviyol
15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.
1 Mart 1950: CHP hükümeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılması'na Dair 677 sayılı yasayı yürürlükten kaldırıyor. Türk büyüklerine ait olanlar ve sanatsal değer taşıyanlar Milli Eğitim Bakanlığı'nca(!) halka açıldı. Açılan türbe sayısı ilk aşamada 19 idi.
12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.
29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece ''Millete mal olmuş inkılâplarımızı saklı tutacağız'' diyerek irtica ya ilk işareti veriyor.
16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.
5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.
21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyor.
3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.
Enstitüleri, İlk öğretmen Okulları’na dönüştürüldü.
1953: Yasa değişikliği ile ''siyasi yayın ya da beyanlarda bulunmak, öğretim üyeliğinden çıkarılmaya neden olan bir suç'' sayılmaya başladı.
1954: 25 yılını dolduran öğretim üyelerinin emekliye ayrılmasını sağlayan yasa ile öğretim görevlilerini bakanlık emrine alan ya da görevden uzaklaştırmayı sağlayan yasa çıkarıldı.
1955'te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor:
''Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz.''
Menderes, 1956'da Konya'da halka hitap ederken ''ortaokullara din dersleri konulacağını'' açıklıyor.
13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına seçmeli din dersleri konuyor.
Başbakan Menderes, 1957'de Ödemiş'te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor:
''Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.'' Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor: ''İstanbul'u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii'ni de ikinci bir Kâbe yapacağız.''
14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara'da Kocatepe Camii'nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği'ne 100.000 TL bağış yapıyor.
19 Mayıs 1957: Kayseri'de halka yaptığı açıklama Menderes,''DP'nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye'nin 500'üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul'a davet edileceğini'' söylüyor.
1957 – 1958: Liselere seçmeli din dersi kondu.
1959: Din dersleri öğretmeni yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.
26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, ''İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin'' müjdesini veriyor.
15 Nisan 1966: Atatürk büst ve heykellerine karşı gericilerin saldırıları sürüyor. 31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri'de halka yaptığı konuşma hedef saptırarak şunları söylüyor: ''Bugün Türkiye'de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.''
17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.
20 Ağustos 1967: İzmir'de İslam Enstitüsü'nün temelleri, Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor. Aralık 1967: Meclis'te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.
21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, ''Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır''
diyor.
19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD'nin 6. Filosu'nu protesto eden yurtsever gençler üzerine ''ABD bizim Kebemiz, cihada hazır olun'' sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere ''Kanlı Pazar'' olarak geçmesini sağlamıştır.
1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi'nin 'Kıratlı Kuran' dağıttığı haberleri basına yansıyor.
26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.
1974 – 1977: Din kültürü ve ahlak dersi zorunlu kılındı.
1975–1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.
1976–1977: Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.
1977–1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.
Kahramanmaraş'ta 21-25 Aralık 1978 tarihleri arasında meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı…. Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara ''Allah için savaşa, Müslüman Türkiye'' sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti:
''Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz''
12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor:
''Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor?''
4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi katledilirken Başbakan Demirel ''Çorum'u bırakın Fatsa'ya bakın!'' diyerek ''solun kalesi'' diye anılan Fatsa'yı hedef gösteriyordu. 22 Temmuz 1980: Kemal Türker'in öldürülmesi.
7 Eylül 1980: MSP'nin Konya'da düzenlediği mitingde yobazlar tarafından şu sloganlar atılıyordu:''Dinsiz devlet yıkılacak elbet… Şeriat gelecek… Laiklik dinsizliktir… Anayasa Kuran… Ya şeriat ya ölüm… Cihada hazırız…''
Ve 12 Eylül 1980: Amerika'nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların ''bizim çocuklar'' dedikleri Generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekûn bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı birikimi üzerinden silindir gibi geçildi. Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül'ün darbesinin mimarı Kenan Evren, 10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale'de yaptığı konuşmada ''Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz'' diyordu.[1]
''Gerçekte,'' der Machiavelli, ''hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı yoktur ki, Tanrı'ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.''[2]
Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yükseköğretim kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.
12 Eylül'de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü'nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal'ın Çankaya'ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal'ın, ''12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik'' biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı.
Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası'nın bir devrim yasası olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek şunları söylemiştir:
''Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok.
…Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu'dur.
…Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.''[3]
1989: TCK’nin Türkiye'de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.
28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.
31 Ocak 1990: Prof. Dr. Muammer Aksoy'un öldürülmesi.
7 Mart 1990: Çetin Emeç'in öldürülmesi.
4 Eylül 1990: Turan Dursun'un öldürülmesi.
6 Ekim 1990: Prof. Dr. Bahriye Ü çok'un öldürülmesi.
24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, ''İmam-Subay'' başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.
2 Temmuz 1993: Sivas’ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri'nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli'ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı: ''Zafer İslam'ın…Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu, Sivas’ta yıkılacak!.. Şeriat gelecek zulüm bitecek… Kahrolsun laiklik…''
27 Mart 1994: Yerel seçimlerle RP'nin yükseliş ivmesi devam etti. 22 ildeki belediyelerin, Ankara ve İstanbul'daki Anakent Belediyeleri'nin tüm olanakları RP'nin eline geçti. Bunlar, iktidar yolunda önemli kilometre taşları olacaktı. Erbakan,''Refah iktidara gelerek. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı? Kanlı mı olacak? Kansız mı? 60 milyon buna karar verecek''diyordu.
5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken ''son sosyalist devleti de yıktık'' sözleriyle Kemalizm'in sosyal devlet alanında sağladığı cılız da olsa kazanımları kastediyordu.
10 Kasım 1994: Anıtkabir'de Atatürk'e çirkin bir saldırı yapıldı. Saldırgan,''Taşlara, kemiklere secde etmeyin. Taşlar sizi kurtaramaz. Kuran'a davet ediyorum.'' diye slogan attı.
11 Ocak 1995: Onat Kutların öldürülmesi.
9 Ocak 1996: Metin Göztepe’nin öldürülmesi.
1997: Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız,''Laiklere şeriat enjekte edilecek'' diyordu.
1997: Şevket Yılmaz, ''Allah'ın size soracağı soru şöyle: Küfür düzeninde İslam Devleti olsun diye niye çalışmadın?''Hasan Hüseyin Ceylan,
''Bu vatan bizimdir, rejim bizim değildir kardeşlerim. Rejim ve Kemalizm başkalarınındır. Türkiye yıkılacak beyler!''Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, ''Bu törenlere için kan ağlayarak katılıyorum. Bu düzen değişmeli. Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. Gün ola harman ola. Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini eksik etmesin.''
Şanlıurfa Belediye Başkanı Çelik, ''Ben kan dökülmesini istiyorum. Demokrasi böyle gelecek, fıstık gibi olacak.''
Diyorlardı. Ve Nihayet
Şubat 1997… Özal'ın halefi olan Başbakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutun'da verdiği iftar yemeğine Türkiye'nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı. Laikliliğin tanımı bile değiştirilerek, ''laiklik, din özgürlüğüdür''; ''din ise birleştirici ve lâzımdır'' denilmeye başlandı.
Eğitim yoluyla bu ülkede, ''iktidar olursak, içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz'' diyen Tayip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri takdirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.
Aleviyol
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi