You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

CHP' nin dine yönelmesi yeni değil.. GÜRKAN HACIR

CHP' nin dine yönelmesi yeni değil.. GÜRKAN HACIR

Posting Freak
CHP' nin dine yönelmesi yeni değil.. GÜRKAN HACIR
CHP'nin dine yönelmesi yeni değil...
[Resim: 4T1E3O4Q.jpg]

Çarşaflı Üyeye, İmam Belediye Başkan Adayına Neden Şaşırıyoruz.


Ticanilerin Lideri de CHP’ye Üye Kaydedilmişti!


Chp’nin çarşaf açılımının ardından Sultanbeyli Belediye Başkanlığına eski bir imamı aday göstermesi herkesi şaşırttı. CHP’ye neler oluyor sorusu sorulmaya başladı.


Oysa bilinenin aksine CHP her daim dinle içiçe oldu.


Özellikle rakibi partinin yükselişe geçtiği dönemlerde dine öyle bir sarıldı ki sağ partiler bile CHP nin yaptıklarına cesaret edemedi. (Şimdi de öyle değil mi? AKP daha basın önünde bir çarşaflıya rozet takma cesaretini kendinde bulamadı!) Laikliğin ve Atatürkçülüğün garantisi olarak hep kendini gördüğü için bu ileri sayılabilecek hamlelerden sakınmadı.


Çok partili rejime geçiş aynı zamanda CHP içinde dinsel açılımlara savrulmanın tarihiydi. İsmet Paşa başta olmak üzere tüm CHPliler dinsel açılım yapmadan oy alamayacaklarını düşündüler.


1946 ilk kez girilen çok partili yarışı kazanmışlardı ama nasıl kazandıklarını herkes biliyordu.


Belki de dünya demokrasi tarihinde hiç görülmemiş bir yöntemle! Açık oy gizli tasnif! Evet inanılır gibi değil ama gerçek. Demokrasilerin belki de birinci şartı olan oyun gizliliği bir tarafa bir de oylar hem açık kullanılıyor hem de gizli tasnif ediliyordu.


Neyse İsmet paşa böyle bir seçimin bir daha pek mümkün olamayacaığını biliyordu.


Ve de Demokrat partinin güçlü bir rüzgarla sandıkta eseceğini.
O da ileride CHP de gelenek haline gelecek olan şeyi yapmaya başladı. Dine sarıldı.



İsterseniz kısa bir kronolojik turla başlayalım…


5 Ağustos 1946 da dindarlığı herkesçe bilinen Kazım Paşa (Karabekir) meclis başkanlığına seçildi.


Chp’nin 7.Kongresi 2 Aralık 1947 günü toplandı. Kongrede okullara din dersi konulması tartışıldı.


Söz alan CHP’nin coşkulu hatiplerinden İstanbul Milletvekili Hamdullah Suphi Tanrıöver, “Türkiye’ye hizmet etmiş büyük adamların (ermişler evliyalar) türbelerinin açılmasını” önerdi. Tanrıöver’e göre halkın dini inançlarını tıpkı batı ülkelerinde olduğu gibi tatmin etmek lazımdı. Bunun da ilk yolu okullara din dersi koymaktan geçiyordu.


Şubat 1948 de CHP grubunun teklifiyle İlahiyat Fakülte’sinin yeniden açılması teklif edildi.


Mayıs 1948. İmam Hatip kursları açılması teklifine karar verildi. İlk etapta beş aylık kurslar açılacaktı.


15 Ocak 1949 Ankara ve İstanbul’da ilk imam-hatip kursları açıldı.


15 Şubat 1949 İlkokullarda isteğe bağlı din dersi uygulaması yürürlüğe girdi.


4 Haziran 1949 TBMM Ankara Üniversitesine bağlı olacak bir İlahiyat Fakültesi açılmasına karar verdi.


Ve 8 Haziran 1949 da CHP’li Başbakan Şemseddin Günaltay’ın ünlü konuşması.


“İlk mekteplerde din dersi okutturmaya başlayan bir hükümetin başkanıyım; bu memlekette müslümanlara namazlarını öğretmek, ölülerini yıkamak için imam-hatip kursları açan bir hükümetin başkanıyım. Bu memlekette müslümanlığın yüksek esaslarını öğretmek için İlahiyat Fakültesi açan bir hükümetin başkanıyım.”


Bu ünlü konuşmadan tam 9 ay sonra ise bazı Türk büyüklerinin türbeleri birer ikişer açılmaya başlandı. Ankara’da ki Hacı Bayram Veli Türbesi ve İstanbul’daki Eyüp Sultan Türbesi bunlardan sadece ikisiydi.
Bu arada aklınız karışmasın, tekrar hatırlatmakta fayda var!
Anlattığımız dönem tek parti dönemi değil. 1946 da çok partili demokrasiye geçilmiş CHP iktidarda yer alırken Menderes’li Bayar’lı Demokrat Parti henüz muhalefet sıralarını dolduruyordu.



* * *


1950 seçimleri yaklaştığında arkasına bir rüzgar almaya başlayan ve giderek etkinliğini arttıran Demokrat Parti karşısında ne yapacağını şaşıran İsmet Paşa ve Chp hemen mütedeyyinlerin oylarına sarılmıştı. Bu yolla halkın nabzını tutacağını düşünüyordu. Demokrat Parti Said-i Nursi cemaatinin oylarını yanına çekince onlara da yeni yeni palazlanan bir başka tarikat kalıyordu.


Ticaniler…!


El altından temas kuruldu. Cemaatin önderi Mehmet Kemal Pilavoğlu ve birkaç yakın adamı 10 Nisan 1950 günü CHP’ye üye yapıldı. Seçimlere bir aydan biraz fazla bir süre vardı. Artık Demokrat Partiye karşı CHP için çalışacaklardı. İsmet Paşa bu tuhaf transferden hem haberdar hem değildi.
Ticanilerin Lideri Mehmet Kemal Pilavoğlu Ankara doğumlu bir esnaftı. Ankara’da doğmuş büyümüş hukuk tahsilini yarıda bırakmıştı. Ticanilik adını verdiği tarikatın kurucusu ve şeyhiydi.



Ticanilerin 28 Şubat sürecinden hatırladığınız Aczimendileri hatırlatan halleri vardı. Kıyafetleri ve birbirine girmiş saç ve sakallarıyla diğer cemaatlerden biraz daha farklıydılar.Özellikle yoksul köylüler arasında örgütleniyorlardı. Ankara Çubuk ve Çankırı Şabanözü tarikatın mürit yetiştiren kaynaklarıydı.
Kemal Pilavoğlu’nun müritleri arasında inanılmaz bir prestiji vardı. Çoğu köylü ve eğitimsiz olan müridler, şeyhlerinin kimi zaman uçtuğuna kimi zamanda kalplerinden geçeni bildiklerine inanıyorlardı.
Ona ölümüne bağlıydılar.
Kemal Pilavoğlu kısa sürede olsa CHP için çalıştı. Müritlerine ve taraftarlarına CHP’ye oy vermelerini önerdi.
Ancak…
Chp’nin Demokrat Partinin kuruluşundan itibaren yaptığı “dinsel” açılımlar bir işe yaramadı.
1950 seçimlerinde ağır bir hezimet aldılar. Ne Kemal Pilavoğlu’nun kısa süreli transferi ne de halkın dini duygularına yönelik açılımlar sandıkta çözüm olmamıştı.
Pilavoğlu ve tarikatı ortalıkta kaldı.
Onlarda gerçek faaliyetlerine döndüler.
Önce Turkçe okunan ezanın arapçaya dönmesi için eylemlere başladılar ardından meclis genel kurulunda arapça ezan okumaya.



Meclis karıştı. Polislerin müdahelesi de yetersiz kalıyordu. Çünkü bir ticani ezanın bir cümlesini okuyor başka bir yerden fırlayan bir diğeri ise kaldığı yerden devam ediyordu.
Bu eylem çok yankı uyandırdı…
Amma bu tartışılan eylem, arapça ezanla ilgili düzenlemenin de ilanı gibiydi. Çünkü CHP ve Demokrat Parti kolkola 1950 yılının eylül ayında arapça ezanı tekrar yürürlüğe soktular.
Ticaniler bununla da yetinmedi.
Çok daha radikal eylemlere başladılar.
Put diye nitelendirdikleri Atatürk heykellerine saldırılar düzenlediler. Yöntemleri de çok basitti. Yoksul müritler ceplerindeki son parayla da olsa bir çekiç ya da balyoz satın alıyorlar ve Atatürk heykelini kırmaya başlıyorlardı.



Ankara Ulus’taki Atatürk heykeli başta olmak üzere onlarca heykele birbiri ardına saldırılar düzenliyorlardı.


Müritlerine genelde deli lakabı veriliyordu. Deli Recep Deli Sadık Deli Yusuf hemen hergün bir başka heykele saldırıyorlardı.


Çok sonraları Kemal Pilavoğlu, kendisinin böyle bir talimat vermediğini yakın adamlarının bu işi başına açtıklarını söyleyecekti. Günümüzün tartışılan ismi Hüseyin Üzmez’de Kemal Pilavoğlu’la birlikte kaldığı cezaevi günlerinde onun böyle işlere tevessül edecek biri olmadığını anılarında anlatıyor.


Bu saldırılar karşısında CHP hemen DP yi suçladı. Demokrat Parti yanlısı olan Zafer Gazetesi Pilavoğlu ve adamlarının seçimlerden hemen önce CHP ye kaydolduğunu söylesede toz duman arasında bu pek duyulmadı.


Fakat Celal Bayar uyanık davrandı ve 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanununu meclisten çıkardı. Tarih 31 Temmuz 1951.
Buna göre Atatürk’ün manevi şahsiyetine yönelik hakaret içeren her eylem hapisle cezalandırılacaktı.



Ne tuhaf değil mi?


CHP üyesi bir tarikat mensubu Atatürk heykellerini parçalıyor, Demokrat Parti ise Atatürk’ü koruma altına alan bir yasayı yürürlüğe sokuyor.


Peki Atanın heykellerine yapılan bu saldırılar karşısında CHP ne yaptı dersiniz?


Saldırıları Tel’in mitingi!


Ve bunu bir kampanyaya dönüştürdü. Atatürk’ün aziz hatırasına hakaret ediliyordu. Demin de dediğimiz gibi Celal Bayar son derece uyanık davranıp yasayı meclisten çıkardı.


Artık Atatürk’ün aleyhine eylem olamayacaktı.


* * *


Ankara 1. ağır Ceza Mahkemesinde Pilavoğlu ve adamları hakkında dava açıldı. 5 Mart 1952 de mahkum oldular.
Pilavoğlu ve yakın adamları tutuklandı.
Ankara Ulucanlar cezaevine kondu. Kemal Pilavoğlu uzunca bir süre kule dibi denilen hücreye atıldı.



Hapislik hayatının ardından Çanakkale Bozcaada’ya sürgüne gönderildi. Orada göz hapsinde tutulacaktı.


Kemal Pilavoğlu Bozcaada’ya da adamlarıyla beraber gitti. Şimdiki turistik havasında çok uzakta olan adada yerleştiği evin bulunduğu cadde ilginç bir isim taşıyordu.


29 Ekim Caddesi.


Kısa sürede Bozcaada da hakimiyet kurmaya başladı. Sınırsız ve sıfır maliyetli bir iş gücüne sahipti. Müritleri sadece karın tokluğuna çalışıyorlardı. Dönemin kaymakamı ise daha sonra kültür bakanlığı yapacak olan İstemihan Talay’dı.
Pilavoğlu’nun adayı ele geçirmesine izin vermedi. Ama yine de Pilavoğlu bedelsiz ölesiye çalışan müritleri sayesinde önemli bir servet edindi. Rumlardan üzüm bağlarını topladı. Şaraplık üzümlerden pekmez yaptırdı.



* * *
Oy, her politikacı için baştan çıkartıcıdır. Ama özellikle CHP de politika yapıyorsanız bu durum daha da tahrik edici olur. Çünkü bir yanda temsilcisi olduğunuz devletin kurucu doktrini diğer yanda ise halkın bu doktrinle uyuşmayan talepleri vardır.
İkisi arasında sıkışıp kalırsınız…
Oy depoları ise karşıdan çok cazip durur …
Ucunda şeriat tehditi olsa da umursamaz dalarsınız…Ne de olsa rejimin teminat anahtarı elinizdedir.
CHP’nin her oy telaşına kapıldığında yaptığıda budur.



* * *


Pilavoğlu’nun sonuna gelince…


Müslüman Çocuğun Din Kitabını yazan Mehmet Kemal Pilavoğlu, sürgünde yaşadığı Bozcaada’ya yerleşti. Bahçelerinde, sahibi olduğu fırında çalıştırdığı ve daha sonra yazıhanesinde katip olarak aldığı üç erkek çocuğuna elle taciz yapmakla suçlandı. İhbarı yapan karısı Emine Pilavoğlu’ydu. Ankara’ya kaçtı. Aydınlıkevlerde yakalandı, hapse girdi. Altı ay yattığı Bursa cezaevinde yaşama veda etti. Müritleri Çanakkale Ağır ceza mahkemesi tutanaklarına da geçen adli tıbbın “filli livata” raporlarına rağmen olan bitene inanmadılar. Şeyhlerinin iftiraya uğradığını düşündüler. Pilavoğlu’nun yazdığı “Komünizme Hücum” kitabından dolayı Sovyet ajanlarının bu komployu hazırladığını düşündüler.


Sayıları çok azalsa da Pilavoğlu’nu saygıyla anmayı ve risalelerini okumayı sürdürüyorlar.



Devlet İsterse Başımızı Bile Kesebilir!


Kemal Pilavoğlu’nun hapis hayatı da oldukça renkliydi. Büyük Doğu’nun ünlü şairi Necip Fazıl, Kabadayı Dündar Kılıç ve politikacı Osman Bölükbaşı Pilavoğlu’nun hapishane arkadaşlarıydılar.


Ulucanlar cezaevinde yoğun bir baskı vardı. Tüm mahkumların saçı sıfır numaraya vuruluyordu. Bir gün Kemal Pilavoğlu bu durumdan Osman Bölükbaşı’na yakındı. –Osman Bey saçımızı kesiyorlar. Bölükbaşı’nın cevabı manidardı. –Oğlum devlet isterse başımızı bile kesebilir!



Atatürk’ü Koruma Kanunu


Pilavoğlu’nun müritlerinin Atatürk büstlerine yaptıkları saldırılardan dolayı 1951 de çıkartılan 5816 sayılı Atatürk’ü Koruma Kanunu sadece laiklik karşıtları için kullanılmadı. İdeolojik ve etnik olarak bambaşka uçlardaki kişilerde dönem dönem bu yasaya muhalefet ettikleri gerekçesiyle yargılandılar, ceza aldılar.


Tarihçi yazar Kadir Mısıroğlu, Öğretim Üyesi Atilla Yayla, gazeteci İpek Çalışlar Atatürk’ü Koruma Kanunun’a muhalefetten hakim karşısına çıktılar. Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak Atatürk’ün cenaze namazı kılınmadığını iddia ettiği yazısını ertesi gün tekzip etmesine rağmen 4 ay hapis yatmaktan kurtulamadı.


Ticaniler yüzünden çıkan yasadan en uzun süre cezaevinde yatan ise bir Ermeni din adamı oldu. Rahip Hayko Manuel Eldemir, Atatürk’e hakaret suçlamasıyla 13 yıl 4 ay hüküm giydi ve 8 yıl hapiste kaldı. Cezasını Sultanahmet ve Çanakkale cezaevlerinde tamamladıktan sonra tahliye oldu ve Türkiye’yi terk etti. 2004 yılında Hollanda da öldü.


Ermeni rahibin suçu, köpeğine Atatürk ismi koymaktı.
"Atatürk büyüktür, ruhu Ali’ dir"

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.