"Ülkemizde sansürün kaldırılışının 102. yılında sürekli ve haksız şekilde suçladığınız medyanın içinde bulunduğu baskı ve sıkıntılardan haberdar mısınız?
2010 Türkiyesi'nde ve şu anda 47 medya çalışanının cezaevlerinde olduğunu, 700 den fazla gazeteci-yazarın ise yazıları ya da konuşmaları nedeniyle mahkemelerde yargılandığını biliyor musunuz? Biliyorsanız bundan sıkıntı duyuyor musunuz, duyuyorsanız neden hiç dile getirmiyor, çözüm aramıyorsunuz?
Tutukluluğu makul süreyi çoktan aşan Mustafa Balbay'ı, 166 yıl hapis cezasına çarptırılan Azadiya Welat Yazı işleri Müdürü Vedat Kurşun'u ya da diğer tutuklulardan birini ya da bunların yakınlarını ziyaret etmeyi düşünüyor musunuz? Hakkında açılan davaların çokluğu nedeniyle köşe yazarlığını bırakacağını düşünen Şamil Tayyar'ın bu durumu sizi düşündürüyor mu?
Muhalif gördüğünüz medya kuruluşlarına mali baskı uygulamanızın uluslararası demokratik çevrelerde "iktidar baskısı" olarak değerlendirildiğini biliyor musunuz?
İktidarınız döneminde yoğunlaşan yasa dışı telefon dinlemelerinin tüm yurttaşlar yanında medya çalışanlarını olumsuz etkilediği, haber kaynaklarının korkudan bilgi veremez hale geldiğini biliyor musunuz?
Hükümetiniz döneminde ağırlaştırılan TMK, gizliliği ihlal, yargıyı etkileme ile ilgili yasaların söz konusu tutuklama ve yargılamaların nedenleri olduğunu biliyor, bunları değiştirmeyi, demokratikleştirmeyi düşünüyor musunuz?
Sizi ve hükümetinizi eleştiren yazarlar için medya patronlarına, 'bunları işten çıkarın' sözünüzün demokrasi ile yönetilen ülkelerde ayıplanan tutumlar arasında olduğunu biliyor musunuz?
Sizi ve hükümetinizi eleştiren gazete-televziyonların hükümete bağlı kuruluşlar olmadığını, aynı tutumdaki gazetecilerin, yazarların başbakanlığın memurları olmadığını kabul edebiliyor musunuz?"
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı: 24 Temmuz'u kutlayamıyoruz
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Nazmi Bilgin de Basın Bayramı nedeniyle yayınladığı mesajda, 24 Temmuz'u basın bayramı olarak kutlayamadıklarını söyledi.
Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Bilgin, 24 Temmuz Basın Bayramı nedeniyle yayınladığı mesajda şöyle dedi:
"24 Temmuz 1908 de Meşrutiyet'in ilanı ile basından sansürün kaldırılması öngörülmüştü. Sansür, aradan 102 yıl geçmesine rağmen bugün hala tartışılıyorsa o ülkedeki medya için özgür denemez, fikir özgürlüğü vardır denemez. Özellikle son yıllarda medya kuruluşları hükümetten yana olan veya muhalefetten yana olan şeklinde tanımlanmaya başlandı. Medya gruplarına dünyanın hiçbir ülkesinde görülemeyecek büyüklükte vergi cezaları getirildi. Bu yöntemle sesleri kesilmeye çalışıldı. Türkiye'de medya 'Yandaş', 'Yoldaş', 'Candaş' gibi kavramlarla ayrıştı. Tekelleşmenin getirdiği ekonomik ayrışma, 2002 yılından sonra siyasi tekelleşmeye döndü ve kurumlar arasında uçurumlar oluştu. Halkın haber alma özgürlüğü hiçe sayılarak taraflı yayın yapıldı. Sansürün olmaması basın özgürlüğü, fikir özgürlüğü demektir. Bugün bu özgürlüklerin olmadığının en önemli kanıtı Mustafa Balbay'ın gazeteci olarak tuttuğu notlar yüzünden tutukluluk halinin 500 günü aşan bir süredir devam etmesidir. Diğer meslektaşlarımızın yazdıkları yüzünden Silivri'de olmalarıdır. Bu durum da sansürün bir başka boyutudur."
"Türk basını yine istibdat dönemi ile karşı karşıya"
Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Atilla Sertel de yayınladığı mesajında basının ağır bir baskı altında olduğunu belirtti. Sertel şunları kaydetti:
Bugün Türk basını ne yazık ki, 1908 öncesinde olduğu gibi yine bir “istibdat” (baskı dönemi) ile karşı karşıya. Günümüzde 1908 öncesindeki “sansür memurları” yok belki ancak özellikle basın üzerinde oluşturulmaya çalışılan bir korku imparatorluğu ve yalnızca kağıt üzerinde kaldırılmış sansür uygulamaları var. Gazetecilere yönelik baskı, fiziki saldırı ve tehditlerin giderek artması, yayın organlarının toplatılması veya kapatılması, internet sitelerine erişimin engellenmesi, hazırlanan yasa ve yönetmeliklerle radyo ve televizyon kuruluşları hakkında çeşitli yaptırımlar uygulanmaya çalışılmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, yaratılmaya çalışılan korku ortamının gelecekte daha da kötüleşeceğine dair endişelerimiz çoğalmaktadır.
Türk basını ekonomik ve özgürlükler anlamında zorlu bir süreçten geçiyor. Çalışan, üreten gazeteciler İzmir Gazeteciler Cemiyeti Üyesi Mustafa Balbay ve pek çok gazeteci gibi yazdığı haberlerden, yazılardan, kitaplardan dolayı hapiste veya yargı önünde. Üstelik cezaevinde bulunan meslektaşlarımız insan hakları, yasa ve yönetmeliklere aykırı uygulamalar nedeniyle “zulüm altında” olduklarını ifade ediyorlar. Gördükleri kötü muameleler nedeniyle zulüm altında olan sadece cezaevinde bulunan gazeteciler değil, sendikasızlaştırılan, hakları ellerinden alınan, çalışma koşulları ağırlaştırılan, yoksulluk sınırında yaşamaya zorlanan, baskı, şiddet ve yıldırma politikaları altında görevini yapmaya çalışan bütün gazetecilerdir. Unutulmamalıdır ki; basının sendikal haklardan etkin bir biçimde yararlanamadığı dönemlerde basının üzerindeki sansür baskıları daha da artmıştır. Bu nedenle eğer özgür bir basından söz etmek istiyorsak, bunun en önemli şartının da kaybedilen hakların geri iadesi olduğunu biliyoruz. Basında sansürün kaldırılışının simgesi olan 24 Temmuz Gazeteciler Günü'nde başta üyemiz Mustafa Balbay olmak üzere tüm gazetecilerin adil ve özgür yargılanması talebimizi bir kez daha yineliyoruz. Basın özgürlüğü önündeki tüm engellerin kaldırılmasını, düşüncenin suç olmaktan çıkarılmasını, gazetecilerin elinden alınan sosyal ve ekonomik hakların geri verilerek ekonomik anlamda refaha kavuşmasını bekliyoruz."
24 Temmuz 2010
Cumhuriyet
Cumhuriyet