POSTA GAZETESİYLE YAPILAN SÖYLEŞİ
CEMAL ŞENER İLE ALEVİLER ARASINDAKİ GÜNCEL KONULARLA İLGİLİ OLARAK YAPILAN SÖYLEŞİ
1-Size göre Aleviler tam olarak ne istiyor?
- Türkiye`de Alevilerle ilgili çok yönlü bir ayrımcılık yapılmaktadır. Aleviler hayatın hemen hemen tüm alanlarında kendilerine uygulanan ayrımcılığın sona ermesini istiyorlar. Eşit yurttaşlık hakları istiyorlar.
Aleviler kamu ve özel sektörde işe alınırken, ayrım yapılmaktadır.
Alındıktan sonra ise Alevi olduğu öğrenilince sicilleri bozulmaktadır.Özellikle askeri okullara, polis okullarına v.s. alınmamakta kaza ile alınmışşa yüksek görevlere getirilmemektedirler.
Aleviler, ibadetleri olan Cemi, Cemevlerinde özgürce yapmak istiyorlar.Cemevlerinin; Cami,Kilise ve Havra gibi ibadet yeri olarak sayılmasını istiyorlar.Bugün Karacaahmet Dergahı, Şahkulu Dergahı gibi dergahlar devlete kira ödemektedir. Türkiye`de hiç bir Cami, Kilise ve Sinagog ibadet yeri olarak kira ödememektedir.Bu olay dünyanın hiç bir ülkesinde yoktur.Cemevleri ibadet yeri olarak kabul edilmelidir.
Alevi çocuklarına ülkemizde zorla Hanefi ibadeti okullarda zorunlu din dersi olarak öğretilmektedir. Bu durum; İnsan hakların, çocuk haklarına, İnanç özgürlüğüne aykırıdır. Alevi çocukları inancı gereği camide kılınan namazı bilmez.Onun ibadeti cemevinde yapılan cemdir. Bu baskı çocuklarda pisikolojik sorunlar yaratmaktadır. Bu duruma son verilmelidir.
Ülkemizde din-devlet-toplum ilişkilerini düzenleyen kurum;Diyanet İşleri Başkanlığıdır. Bu kurumun bütçesi tüm yurttaşların verdiği vergi ile oluşmasına karşın, sadece Hanefilere hizmet götürmektedir.Alevilere hizmet yapmamaktadır. Kurumda 117.000 personel çalışmaktadır. Bir tek kişi Alevi yoktur. Kurumun dev bir bütçesi vardır. 2009 bütçesi yaklaşık;4 katrilyon liradır. Bu miktarın dörtte biri yani bir katrilyonu Alevilerden kesilen miktardır. Bu büyük bir haksızlıktır...Diyanetin bu haksızlığa hakkı yoktur. Bu harmonlu yapıya mutlaka son verilmelidir. Aleviler Diyanetin sponsoru olmamalıdır.
Aleviler, özetle anayasal haklarını istiyor, anayasal eşitlik istiyor.Ülkemideki mezhepçi yapılanmanın sona ermesini istiyorlar...Devletin bu,şu dinin yada mezhebin tarafını tutmasını istemiyorlar...Devletin inançlar karşısında hakem olmasını istiyorlar.
2- Siz Alevi kimliğini tam olarak nasıl tanımlarsınız...
- Tek Tanrılı dinlerin tümünde dinin peygamberi vefat ettikten sonra farklı yorumlar oluşmuştur. İslamiyetinde başına bu gelmiştir. Hz.Muhammedin vefatından sonra hilafet meselesinden başlayarak kırılmalar olmuştur.Aleviler hilafet meselesinde Hz.Muhammedin vasiyetine uyarak Hz.Ali`nin yanını tutan,Emevi-Ehlibeyt ayrışmasında Ali / Ehlibet`i ve bunların izsürücülerini tutan kesimdir.
Türkler`in İslamiyeti tanıması sürecinde ise; İslamiyet`in Ahmet Yesevi/Hacı Bektaş ve İzsürücülerinin yorumudur. Bir anlamda Alevilik; İslamiyet`in Hacı Bektaşca, Pir Sultanca, Türkçe konuşmasıdır,Hacı Bektaşca,Pir Sultanca/Türkçe yorumudur. Günümüzdeki Alevilik; Selçukluyu, Osmanlıyı yaşayıp Cumhuriyetle tanıştıktan sonra, İslamiyetin eşitlikçi, özgürlükçü, bölüşümcü, kadın haklarından, çevre haklarından, çocuk haklarından, laiklikten, demokrasiden v.s.yana olan bir oluşumdur.
3- Alevi çocuklarına ve gençlerine Alevilik Eğitimi nasıl olmalı sizce..?
Zorunlu din dersi kapsamına alınması da gündemde... Müfredata ekleme konusuna nasıl bakıyorsunuz...?
- Alevi çocuklarına verilen zorunlu Hanefi mezhebinin eğitimine son verilmelidir. Bu eğitim, Hanefi çocuklarına da zorunlu verilmemelidir. Alevi çocuklarına Alevi eğiticiler tarafından gönüllü olarak verilmelidir. Müfredat ,kitap mutlaka Alevi öğreticiler tarafından hazırlanmalıdır. Mevcut öğreticiler yetmezse seminerler organize edilerek yetiştirilmelidir.İmam -Hatip kökenli öğretmenler ile Alevilik eğitimi olnaksızdır.
4- Diyanet İşleri’nin işleyişi hakkında ne düşünüyorsunuz...?
-Diyanet İşleri Başkanlığı, Alevilere hizmet vermemektedir. Zaten bu nedenle organize edilmemiştir.Alevilerden kesilen vergi Diyanet`e değil Alevilere hizmet olarak dönmelidir. Bunun şekli tartışılıp bulunabilir.Avrupa Birliği`nde Diyanet gibi bir kurum yoktur. Avrupa Birliği müktesabatı gereği ilerde kaldırılmalıdır. Geçiş sürecinde Alevilerden kesilen vergiler Alevilere hizmete dönüşmelidir.
5- Size göre Dedeler maaş almalı mı...? Neden...?
-Dünyanın her tarafında topluma tamgün dinsel hizmet veren kişilerin hayatlarının idamesi için paraya da gereksinmelerinin olduğu görülmektedir. O zaman bu gider nasıl karşılanmaktadır.. Bu giderler hizmet alanlar tarafından karşılanmaktadır. Biçim olarak ya hizmet alanlar ayni yada nakti olarak karşılamaktadır. Yada devlet hizmet alanlardan bu hizmet karşılığı olarak vergi almakta ve bu vergiden dinsel hizmet veren din adamlarına maaş vermektedir.
Bu gün dinsel hizmet alan kişi yada toplumun kayıtdışı bir tarzda din adamına para vermesi vergi hukuku açısından normal sayılmamaktadır. Bu durum kayıtdışı, kaçakçılık olarak telakki edilmektedir.
Bu durumda yapılması gereken, ya dinsel hizmet alan kişinin devletin bilgisi/görgüsü dahilinde şeffaf bir biçimde bu hizmeti gönüllü olarak hizmeti veren kuruma, yada vergi olarak devlet eliyle dinsel hizmeti veren kişiye maaş olarak vermelidir.
Alevi dergahlarının, dedelerinin Osmanlı ile bu açıdan ilişkilerine baktığımızda küçük bir kaynak taramasında sonra, akçeli ilişkilerin olduğunu görüyoruz.. Osmanlı`daki Alevi dergahlarının vakfıyeleri vergiden muafmış. Hatta bazılarının bazı gelirleride varmış.Örneğin;Çankırı-Keskin Koçi Baba Dergahı vergiden muafmış.(1712) Samsun -Ladik-Kara Abdal Dergahının ``Türbedarlık ``gelirinden sözediliyor. Akyazı Dergahının- Su değirmeni ve başka bazı vergi muafiyetlerinden bahsediliyor... 1789 tarihli bir belgede ise, Hacıbektaş Dergahı postnişini Feyzullah Çelebi`nin vakfa bağlı köylerde toplanan vergi ile ilgili bir yazışmayı okuyoruz..Bilmem Alevi dünyasının yedi ulu ozanından Fuzuli`nin Osmanlı`dan maaş aldığınıda bu bilgilere eklemek gerekirmi?
Mevcut Alevi kurumların ekonomik durumlarının iyi olduğunu söylemek olası değil..Bazıları kiralarını ödeyemiyor..Cemevi inşaatlarının çoğu yarım. Sadece dedelik yaparak geçimi sürdüren dede yok. Dedelere maaşı dernekler vermeğe çalışıyor. Derneklerin ,vakıfların parası yetersiz.
Hakullah tarihte kaldı. O zamanda zor yürüyordu. Dedeler bu nedenle son 50 yıldır erezyona uğradı. Dedeler ekonomik nedenle görevlerini yapamıyor. Dedeler görevlerini hakkı ile bu nedenle yapamıyor. Dedelik kendini yeniden üretemezse,Alevilik kendini yeniden üretemez. Dedeler bu şartlarda yada bila-ücret bu işi yapamıyor.. Dedelerin bu hizmeti üretirken para almamasını önermek dedeliğin yokoluşunu seyretmektir...
Her durumda da dedenin ücretini hizmet alan verecektir. Mesele bu ücreti kim toplayıp dedeye verecek...Bu ise biçim olarak çok önemli değildir. Bütçedeki para bizden kesilen paradır. Dededen hizmeti alanda biziz. O halde iki durumda da parayı dedeye veren de biziz.
Diyanet`in bütçesinin en az dörtte biri Alevilerden kesiliyor..Bu ise yaklaşık bir katrilyon liradır. Bu şartlarda bunu reddetmek Aleviler için lüks sayılmaz mı?
6- Hükümetin “Alevi Açılımı” yaklaşamı sizce yeterli mi...? Yetersiz ise neler olmalı...?
- Hükümet`in Alevi açılımına her Alevi olumlu bakmak istiyor. Ama zorlanıyor. Aleviler hükümetin samimi olmasını istiyor. Ama bu konuda da zorlanıyor. Bu açılımın baş aktörü olarak görülen Reha Çamuroğlu Alevilerin temsilcisi olamaz. Alevilerin seçip meclise gönderdiği biri değil. Zaten kendisi Alevi de değil. Alevilerin güven duyduğu birisi de değil...Onun yerine hormonsuz bir AKP li bakan v.s.olsaydı bugüne kadar bu konuda daha çok mesafe alınırdı.
AKP ve Çamuroğlu Aleviler arasındaki bazı ayrımları kullanarak Alevileri birbiri ile kavga ettirmeye çalışıyor. Birleştirici değil ayrıştırıcılık yapıyor. Bunu Aleviler yutmuyor.Halbuki Ülkemizde 40 ı aşkın Sünni tarikat var. Birbirinin camisine ibadet yapmak için bile gitmiyorlar. Camide işlenen bu kaçıncı cinayet.. Alevilerin ise , ibadeti konusunda Alevi toplumu bir bütündür. Bu konuda Alevi toplumunun %99.99u birdir. Alevilikte tarik birdir. Bu konuda Aleviler homojendir.
7- Alevilerin kendi aralarındaki fikir ayrılığının mihenk noktası nelerdir sizce...?
- Cemevine gidip ibadetini yapan Aleviler arasında inançsal bir ayrım yoktur. Alevi toplumunu büyük bir aileye benzetiyorum. Çekirdek ailede bile anne-baba ile çocuklar arasında zaman zaman çeşitli konularda ayrı düşünceler oluyor. Kardeşler arasında da çeşitli konularda farklı düşünceler oluyor. Bu çok normal. O zaman 20 milyonluk bu toplumda da çeşitli konularda farklı düşüncelerin olması gayet doğaldır. Bu ise daha çok siyasi/ideolojik/felsefi v.s. konulardır. Bu farklılıktan hareketle bu durumu istismar edip Aleviliğe fatura etmek etik bir davranış değildir.Bu durumun yüz katı Sünnilik için daha çok geçerlidir.
8- Aleviliğin “İslamın bir yorumu” ya da “İslamın Özü” konusundaki fikriniz nedir...?
- İslam içinde iki ana akımdan sözedilirse,Yani İslamı Emeviler mi? yoksa Ehlibeyt mi? temsil ediyor diye kendimize bir soru sorarsak cevabı elbette İslamı Ehlibeyt `in temsil ettği çok rahat söylenebilir. Alevilerde Hz.Ali`nin yani Ehlibeyt`in izsürücüleri olduğuna göre Aleviler İslamın orjinal geleneğine daha yakın duruyorlar denebilir.İslamiyeti , Sünni yorumla özdeş görmezsek ,Alevilik
İslamın orjinal bir yorumudur denebilir. Alevi geleneğinde Alevilerin kendini İslamın özü kabul etmelerine yönelik son yıllarda oluşan tepkiler,İslamiyeti Sünnilikle özdeş görme hatasından kaynaklanıyor denirse haksızlık edilmez. Diye düşünüyorum...
Engin Ağır
(Posta Gazetesi)
Cemal Şener Röportajı-(Posta Gazetesi)
Konu Sahibi / Yazar
T U N Ç
Kategori / Forum
Tartışmalar
Yorumlar / Cevaplar
2
Okunma / Görüntüleme
4929
Cemal Şener Röportajı-(Posta Gazetesi)
Cemal Åener Röportajı-(Posta Gazetesi)
Alıntı: 2- Siz Alevi kimliğini tam olarak nasıl tanımlarsınız...[/color]
Hz.Muhammedin vefatından sonra hilafet meselesinden başlayarak kırılmalar olmuştur.Aleviler hilafet meselesinde Hz.Muhammedin vasiyetine uyarak Hz.Ali`nin yanını tutan,Emevi-Ehlibeyt ayrışmasında Ali / Ehlibet`i ve bunların izsürücülerini tutan kesimdir.
Bu soruya verilen cevabı tarihi gerçeklerden uzak ve çelişkili buluyorum.
Çünkü:
1- Alevilik, hilafet meselesindeki tavrı ve anlayışıyla kimlik kazanmış bir inanç değildir.
2- Alevilik inancının sünnilikten farkını; hilafet meselesine bağlamak, bu inanışın siyaset kaynaklı olduğu anlamına gelir. Bu kabul, Alevileri yanlış ve gerçek dışı bir noktaya götürür.
3- Alevilik, Hz. Muhammed'in ölümünden sonra yaşanan kırılmalardan kaynaklanmış bir inanış değil bizzat Hz. Muhammed'in yoludur.
4- Bu açıklama, Hz. Ali'nin 4. sırada halifelik makamına oturmuş, sultanlığı yönetmiş bir hükümdar olduğu kabulüne dayanır. Bu gerçek dışıdır. Hz. Ali katledildikten sonra Ebu Bekir, Ömer ve Osman "halifelik" diye bir makam icat ederek sultanlık yapmışlardır. Kendilerine "halife" diyerek düzenlerine meşru bir zemin kazandırmak istemişlerdir.
5- Bu bilgiler Emevi kaynaklı tarihe dayanmaktadır. Bu bakımdan da güvenilir değildir. Ehlibeyt'in tarihini bu yolu sürdüren evliyalarımızın verilerinden öğrenebiliriz. Bu güvenilir kaynaık günümüzde Zöhre Ana'dır.
"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.
Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 08/05/2009, 14:26, Düzenleyen: Dogan.
Cemal Åener Röportajı-(Posta Gazetesi)
Alıntı:Cemal Şener: Tek Tanrılı dinlerin tümünde dinin peygamberi vefat ettikten sonra farklı yorumlar oluşmuştur. İslamiyetinde başına bu gelmiştir
Burada Cemal Şener'in din'e bakış açısını doğru bulmuyorum.
O da bir çoklarının yaptığı gibi "din"i peygamberin kurduğunu, ardıllarının ise bu din'e farklı yorumlar eklediklerini, ayrılıkların da bu yorumlara olan tarafgirlikten kaynaklandığını düşünüyor.
Oysa gerçek hiç de öyle değildir.
Peygamber olarak bildiğimiz yüce varlıklar, topluma Allah inancını bildirerek, insanlık için doğru ve güzel olan değerleri sunarlar.
Onların mirası "İnsanlık Yolu" da diyebileceğimiz bu güzelliklerdir.
Hiç bir peygamber koltuğunun altına kutsal kitabını alıp "Ey insanlar gelin size yeni bir "Din" getirdim." dememiştir.
Onların davası Allah inancı ve insanlık davasıdır.
"Din" egemen güçlerin yönetme siyasetidir.
"Din" i kuranlar insanlardır.
"Din" egemen güçlerin iktidar silahı ve sömürü aracıdır.
Hz. İsa'yı önce çarmıha gerecekler.
Sonra da ona "Allah'ın oğlu!" diyen bir din kuracaklar.
Bunu akıl ve vicdanla izah edemezsin.
O zaman da akıl ve vicdanı susuturmak için "Engizisyon"u kurarsın.
İşte sana din!
Hz. Muhammed'in soyunu kılıçtan geçirecekler.
Sonra da "Allah kainatı Hz. Muhammed'in yüzü suyu hürmetine yarattı." diyen bir din kuracaklar?
Bunu akılla mantıkla izah etmeye imkan yoktur.
Öyleyse aklı ve mantığı zindana tıkmak için de "Şeriat" ı kuracaksın.
İşte sana din!
Evliyalar(Peygamberler), yüce varlığın yeryüzünde yaşayan görüntüleri olarak yaşarlar ve Allah'ın bir ışığı olarak insanlığı aydınlatırlar.
"Din" bu aydınlıktan menfaati zarar görenlerin kurduğu yönetim aygıtıdır.
"Din" kaynaklı zulüm ve çilelerin başka bir açıklaması yoktur.
O nedenle pirimiz diyor ki:
"Din" başka "İnanç" başkadır.
"Benim dinim sevgi dinidir."
"Muhammed- Ali Yolu insanlık yoludur." (Z.A)
"İlim Çin'de de olsa gidip alınız."- Hz. Ali.
"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır."- Hacı Bektaşi Veli.
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir." -Atatürk.
Söz bir, söyleyen bir.
Son Düzenleme: 08/05/2009, 15:00, Düzenleyen: Dogan.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi