You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Çağımızın Silahı Bilgi...

Çağımızın Silahı Bilgi...

Posting Freak
Çağımızın Silahı Bilgi...
Cumhuriyet 23.01.2012
’Çağımızın silahı bilgi’
Kendini üniversiteler ve sanayi arasında bir ’arayüz’ olarak tanımlayan Prof. Nilüfer Eğrican, ’3. nesil üniversiteler’ yaygınlaşmazsa Türkiye’nin katma değerli üretimde sıçrama yapamayacağını düşünüyor
Küreselleşme ve uluslararası rekabetin geldiği noktada üretimin yapısı da değişti. İşgücü, makine, malzeme ve sermayenin yanı sıra bilginin gücü artık son derece önemli hale geldi. Bu yüzden üniversiteler sanayi açısından çok daha önem kazandı. Ancak Türkiye’de kaç üniversite bu değişimi gerçekleştiriyor? Burada devlete düşen rol ne? Sanayici ne yapmalı?
ÖZLEM YÜZAK
Prof. Dr. Nilüfer Eğrican bir bilim kadını. Aynı zamanda bir eş ve bir anne. İTÜ Makine Fakültesi’nin 1994-2000 yılları arasında dekanlığını yaptı. Ardından Yeditepe Üniversitesi’nde 8 yıl rektör yardımcılığı görevini üstlendi. Asıl ilgi alanı enerji, özellikle de güneş enerjisi, ısı ve termodinamik. Son görevinden Ar-Ge projelerine, bilhassa disiplinler arası çalışmalara odaklanmak için ayrıldığını söyleyen Eğrican, bir yıldır kurucusu olduğu Suntek International şirketi ile ağırlıklı olarak aynı sektörde proje ve teknoloji yönetimi alanında çalışmalar yapıyor. Kendini ’ben bir arayüzüm’ diye tanımlayan Nilüfer Eğrican, üniversite ve sanayi arasında bir köprü görevi gördüğünü söylüyor. ’Nofrost teknolojisi’, ’kemik uzatma’, ’kalp pompası’ gibi önemli projelere imza atarak Türkiye’deki ilkleri gerçekleştirmiş. Eğrican’ın başarısının arkasındaki en önemli etkenlerden biri yurtiçinde ve yurtdışında kurduğu network ağları. ’Benim bilimsel, profesyonel, idari ve sivil toplum çalışmalarımın tamamını bir araya getiren bir şemsiye kavram var: Sürdürülebilirlik’diyen Eğrican ile bilim dünyasını, eğitimi, gençleri ve sanayinin bugün geldiği noktayı konuştuk.
- Sizinle bu söyleşiyi hem başarılı bir bilim kadınını tanıtmak hem de üniversiteyle sanayi arasındaki köprü görevinizin önemine dikkat çekmek için yapıyorum. Çünkü Türkiye’de bilginin katma değerli ürüne dönüşmesinde hâlâ ciddi sorunlar yaşanıyor. Dünyanın en büyük 18. ekonomisi olmakla övünüyoruz, ancak bir bilgi toplumu olmayı başaramadık, tam olarak bir Ar-Ge kültürü yaratamadık. Siz uzun yıllar hem öğrenci yetiştirdiniz, hem sanayiyle üniversitelerle yakın ilişki içinde oldunuz. Sizce bu sorun nasıl aşılır?
Küreselleşme ve uluslararası rekabetin geldiği noktada üretimin yapısı da değişti. İşgücü, makine, malzeme ve sermayenin yanı sıra bilginin gücü artık son derece önemli hale geldi. Bu yüzden üniversiteler sanayi açısından çok daha önem kazandı. Öncelikle ’Üçüncü Nesil Üniversite’ kavramını iyi anlamak zorundayız. Bu üniversitelerde yaratılan bilginin kullanımını ve ticarileştirilmesi toplumsal katma değere dönüşmesi daha ön planda. Bu tür üniversitelerde, bilginin kullanımı, ’tekno öncüler’in yani kendi teknoloji temelli firmalarını kuran öğrenci veya akademisyenlerin teşvik edilmeleri esasına dayanan eğitim ve öğretim yapılmaktadır. İkinci kuşak üniversitelerde araştırma çoğunlukla tek bir disiplin ekseninde idi. Bugünse birçok bilim insanı disiplinler arası ekiplerde çalışıyor.Tek disiplin ekseni döneminde kusursuz örgütlenme biçimi olan fakülteler bugün birer engel teşkil eden birimler oldu. Üniversiteler, yeni girişimci etkinliklerin beşiği olarak görüldüklerinden, bu doğrultuda bilginin kullanımı göreviyle ilgili olarak sorumluluklar belirlemek zorunluluğunda. Sürekli kendilerini yenilemek, sistem değişikliği yapmak durumundalar. Ancak şunu da unutmamak gerekir. Üniversiteler en yüksek kârın elde edileceği ticari bir şirket asla değildir ve olmamalıdır da. Üniversiteler, yeni bilgi üreten ve eğitimi, bilgi üretim sürecinin bir parçası yapan kuruluşlardır. Üniversiteler, ürettikleri bilgiyi ticarileştirerek gelir sağlayan ve bu gelirle sürekli olarak gelişen, ülke ekonomisine katkı yapan kurumlardır. Bunun da iyi anlaşılması şart.
’Üçüncü nesil son derece az’
- Türkiye’de tüm bu anlattığınız kritelerlere uygun eğitim veren kaç üniversite var?
Ne yazık ki sorun burada. Türkiye’de üçüncü nesil üniversite sayısı son derece az. Halen 174 ünivesite var, yakında bu sayı 200’e çıkacak ama bunu anlayan üniversite sayısı çok az.
- Bunlar da sadece birkaç büyük kentte mi?
Hayır tam değil. Öyle demek yanlış olur. Örneğin Harran Üniversitesi güneş enerjisiyle ilgili güzel çalışmalar yapıyor. Bölgenin yerel özelliklerini de göz önünde bulundurarak belli konulara odaklanmak burada çok önem taşıyor. Her üniversitede her bilim dalında eğitim verilmesi şart değil, ama disiplinler arası olması şart. Ve tabii bir de girişimciliği desteklemesi.
- Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri işsizlik, özellikle nitelikli üniversite mezunu genç işsizler ordusu. Dolayısıyla girişimcilik her zaman olduğundan daha da önemli. Sizce toplum bunun ne kadar farkında? Gençler, eğitimciler, devlet?
Sorun gençlerde değil, onlar çok daha kolay yönlendirilebilir, ama esas sorun öğretmenlerde, akademisyenlerde... Değişime direnç gösteren, var olan statükoyu korumak çabası içinde olan çok öğretmen var üniversitelerde... Bu yüzden eğitmenin eğitilmesi çok daha önem taşıyor. Üstelik bu kültürün oluşturulması daha okulöncesine kadar iniyor. Temel okul öncesinde atılıyor çünkü. Bu doğrultuda okul öncesi eğitimin 2 yıla çıkarılmasını ben çok doğru buluyorum.
- Tabii burada çocuklara ne verildiği de önem taşımıyor mu? Bir yandan da çocuklara Arapça eğitimi veriliyor, umreye gitmeleri teşvik ediliyor...
Evet, bu da işin ne yazık ki öbür boyutu. Bir taraftan daha açık bireyler yetiştirmek istiyorsunuz, diğer taraftan bu tür uygulamalar. Yaratıcılık önemli ve bunun temeli çok küçük yaşlardan atılıyor. Bu yüzden ben ’inovatif insan’ tanımını çok kullanırım.
[COLOR="Green"][SIZE="5"]
Atatürk dediler adıma benim
İkrarımı verdim Ali’dir Pirim
Mürşidim Zöhre Ana posta vekilim
Latince yazısını dilden dökerim

Çanakkale içinde aynalı çarşı
Askerimi düzdüm Yunan’a karşı
Üseyin kafası mızrakta başı
Deniz kenarında Mehdi duacı

BİLDİREN ; PİR ZÖHRE ANA
[/COLOR]

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.