TDK, Türkçede yanlış söylenen sözcükleri bir kılavuzda topladı.
Fikir babası Devlet Bakanı Mehmet Aydın olan 'Sıkça Yapılan Yanlışlara Doğrular Kılavuzu'na göre 'anlamazlık' yerine 'anlamamazlık'; 'acente' yerine 'acenta'; 'halüsinasyon' yerine halisünasyon kelimelerini kullanmak en sık yapılan yanlışlar arasında yer alıyor.
TDK, Sıkça Yapılan Yanlışlar Kılavuzu'nu sanal ortamda hizmete sundu. Sözlüğün fikir babası ise yanlış yazılan ve yanlış söylenen sözcüklerin belirlenerek bunların doğrularının gösterilmesiyle hazırlanacak bir yazılımın doğru ve güzel Türkçe kullanımını artırmaya yardımcı olacağını düşünen Devlet Bakanı Mehmet Aydın.
Bu hafta hizmete sunulan kılavuzda; yanlış yazılan ve söylenen kelimeler ile doğruları yer alıyor. Kılavuzda yer alan sıkça yapılan yanlışlardan bazıları şöyle: Naturel (doğrusu natürel), laylon (doğrusu naylon),[/color] nülüfer (doğrusu nilüfer), nisbet (doğrusu nispet), netekim (doğrusu nitekim), nötür (doğrusu nötr), nufuz (doğrusu nüfuz), labaratuvar (doğrusu laboratuar), nalet (doğrusu lanet), lavobo (doğrusu lavabo).
Bu kelimeleri yanlış söylüyoruz
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Türkçemiz Türkçe Kalsın
Yorumlar / Cevaplar
3
Okunma / Görüntüleme
6675
Bu kelimeleri yanlış söylüyoruz
Bu kelimeleri yanlış söylüyoruz
Neden mi?
Türkçe’deki bu yabancılaşma gündelik hayattın içine hızla kaymaya devam ediyor. Neticede; yetişmekte olan genç nesil ana diline karşı ön yargılı davranıyor. Öz Türkçe’nin varlığından bihaber yetişip, kullanılan yabancılaşmış Türkçe’yi gerçek öz Türkçe olarak benimsiyor.
Yabancı sözcüklerin Türkçe’nin içine girip yerleşmesi, Türkçe’nin kısırlaşmasına sebep oluyor.
Türkçe’deki kısırlaşma, dilin kendi öz varlığını koruyarak gelişmesine engel olur.
Eski Türkçe diye adlandırılan öz Türkçe’mizin zamana karşı silinmeye yüz tutmuş izleri, beraberinde bir kültür mozaiğini de yok etmektedir.
Bu kültürel değişim Türk edebiyatına da yansımış durumda. Osmanlıdan günümüze her dönem farklı bir akımla adlandırılan Türk edebiyatı, son yıllarda kimliğini yitirmeye başlamıştır.
Edebiyattaki kimlik arayışı, kültürden ve dilden uzak olarak kişiselleştirilmiştir.
Kültür mozaiği denilen olgunun içine aldığı kavramlar bir bütün olarak işlenmeli. Geçmişi yok etme pahasına yeni bir Türkçe arayışı engellenmelidir. Durumun arayıştan ziyade bir yaşayış biçimine dönüşmesi Türkçe’de kapanması zor yarlar açar.
Konuyla ilgili geçmişte Meclis Araştırma komisyon kurulsa da yapılan çalışmalar yetersiz kalmıştır. Bu gün Türkçe’nin içine düştüğü açmazdan Dil bilimcilerinin ve Türkologların inceleme ve araştırmaları ışığında alacağı ve kesin sonuca ulaştıracak formüllerin bulunması gerekiyor.
Öz Türkçe’nin korunmasında formüle edilecek teknik dönüşüm onların sayesinde atlatılabilinir. Fakat Türkçe’nin düzgün kullanımı ve korunmasını gelecek tarihlere taşıyacak olan Türk edebiyatçılarıdır.
Türk dili, Tanzimat’tan bu güne her edebiyat döneminde farklılıklar göstermiştir. Türkçe’nin kullanımında özün korunması adına yapılan çalışmalar ve söylemler edebiyat tarihimiz kadar eskidir.
“Servet-i fünun döneminde, yazarların batı edebiyatı ve dilini örnek alınarak geliştirdikleri edebiyat, adını aldığı dergide “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalenin yayınlanması ile dönemini kapatmıştı. Makale o dönemde siyasal yönden tahripkâr bulunsa da “Türkçe’nin kullanımında özün korunması” adına yapılan çıkışlara eski bir örnektir.
Bu demektir ki Türkçe; asıl edebiyatçılarımızın kaleminde hayat bulur. Adeta Yeniden doğar. Özverili yaklaşımlarıyla, aslını ve kültürünü koruyacak olan onlardır.
Türkçe’deki bu yabancılaşma gündelik hayattın içine hızla kaymaya devam ediyor. Neticede; yetişmekte olan genç nesil ana diline karşı ön yargılı davranıyor. Öz Türkçe’nin varlığından bihaber yetişip, kullanılan yabancılaşmış Türkçe’yi gerçek öz Türkçe olarak benimsiyor.
Yabancı sözcüklerin Türkçe’nin içine girip yerleşmesi, Türkçe’nin kısırlaşmasına sebep oluyor.
Türkçe’deki kısırlaşma, dilin kendi öz varlığını koruyarak gelişmesine engel olur.
Eski Türkçe diye adlandırılan öz Türkçe’mizin zamana karşı silinmeye yüz tutmuş izleri, beraberinde bir kültür mozaiğini de yok etmektedir.
Bu kültürel değişim Türk edebiyatına da yansımış durumda. Osmanlıdan günümüze her dönem farklı bir akımla adlandırılan Türk edebiyatı, son yıllarda kimliğini yitirmeye başlamıştır.
Edebiyattaki kimlik arayışı, kültürden ve dilden uzak olarak kişiselleştirilmiştir.
Kültür mozaiği denilen olgunun içine aldığı kavramlar bir bütün olarak işlenmeli. Geçmişi yok etme pahasına yeni bir Türkçe arayışı engellenmelidir. Durumun arayıştan ziyade bir yaşayış biçimine dönüşmesi Türkçe’de kapanması zor yarlar açar.
Konuyla ilgili geçmişte Meclis Araştırma komisyon kurulsa da yapılan çalışmalar yetersiz kalmıştır. Bu gün Türkçe’nin içine düştüğü açmazdan Dil bilimcilerinin ve Türkologların inceleme ve araştırmaları ışığında alacağı ve kesin sonuca ulaştıracak formüllerin bulunması gerekiyor.
Öz Türkçe’nin korunmasında formüle edilecek teknik dönüşüm onların sayesinde atlatılabilinir. Fakat Türkçe’nin düzgün kullanımı ve korunmasını gelecek tarihlere taşıyacak olan Türk edebiyatçılarıdır.
Türk dili, Tanzimat’tan bu güne her edebiyat döneminde farklılıklar göstermiştir. Türkçe’nin kullanımında özün korunması adına yapılan çalışmalar ve söylemler edebiyat tarihimiz kadar eskidir.
“Servet-i fünun döneminde, yazarların batı edebiyatı ve dilini örnek alınarak geliştirdikleri edebiyat, adını aldığı dergide “Edebiyat ve Hukuk” adlı makalenin yayınlanması ile dönemini kapatmıştı. Makale o dönemde siyasal yönden tahripkâr bulunsa da “Türkçe’nin kullanımında özün korunması” adına yapılan çıkışlara eski bir örnektir.
Bu demektir ki Türkçe; asıl edebiyatçılarımızın kaleminde hayat bulur. Adeta Yeniden doğar. Özverili yaklaşımlarıyla, aslını ve kültürünü koruyacak olan onlardır.
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi