Abant Platformu 30. toplantısını geçtiğimiz hafta sonu Bolu/Abant'ta "Aleviler ve Sünniler; Barışı ve Geleceği Birlikte Aramak" başlığında yaptı.
Bugüne kadar Türkiye'nin ve bölgenin yakıcı konularına cesurca dokunan Abant Platformu, Alevilik gibi çok tartışmalı bir konuyu tekraren masaya yatırdı.
Tekraren diyorum çünkü aynı başlıkta daha önce iki toplantı daha yapılmıştı. Tıpkı Kürt sorunu gibi bileşenleri çok, çözümü de o kadar zor bir başlık Alevilik.
Akademisyenler, dini kanaat önderleri, gazeteciler ve STK temsilcileri 2,5 gün boyunca sorunlar ve çözüm yolları üzerine kafa yordu, tartıştı, müzakere etti.
Zaten Abant Platformu'nu orijinal ve benzersiz kılan da bu tarz. Herkes görüşünü, taleplerini özgürce dile getirip kayda geçirebiliyor.
Üstelik de toplumun, siyasetin ya da medyanın konuşmaya çekindiği, kıyısından köşesinden dolaştığı konuları cesurca gündem yapabildi.
Bu yönüyle de Abant Platformu demokraside ön açmış bir organizasyon diyebiliriz.
Öznesi Alevilik olan toplantılar bugüne kadar mercek tutulan konular arasında en zor, en tartışmalı olanı.
Nitekim 2,5 gün boyunca enteresan sunumlar ve tartışmalara şahit olduk.
Öyle ki entelektüel seviyesi hayli yüksek bir ortamda bile sonuç bildirgesini yazmak pek kolay olmadı.
Toplantıları bir yana bırakın, sadece sonuç bildirgesinin yazılışını izleseniz, Alevilik meselesinin ne kadar zor ve sıkıntılı bir başlık olduğunu görebilirdiniz.
Çünkü ifade edilen her kelime farklı kesimlerde farklı şekilde karşılık buluyor.
Sünniler için hiçbir şey ifade etmeyen bir kelime Aleviler'de travmatik etki yapabiliyor.
Bu kadar entelektüel, yazar çizer ve kanaat önderi bazen bir cümle üzerine bile uzun uzun tartışmak durumunda kaldı.
Hal böyleyken toplumun değişik kesimlerinin hatta aynı mezhebe bağlı kesimlerin bile uzlaşması kolay değil.
Ancak bu durum vazgeçmeyi gerektirmiyor.
Ne kadar çok konuşur, ne kadar çok bir araya gelirsek o kadar mesafe almak mümkün.
Kaldı ki, hükümetin yürüttüğü Alevi çalıştaylarına, sivil toplumun öncülük ettiği toplantılara ve medyadaki tartışmalara olan katılım gösteriyor ki bu konuda duyarlılık had safhada.
Yani çözüm beklentisi hayli güçlü.
Aslına bakılırsa sorunun bam teli de burası. Herkesin fişli, kodlu olduğu bir ülkede herkes çözüm istiyor. Eşit yurttaşlar olarak anayasal güvence altında yaşamak istiyor.
Bir başka ifadeyle eşitliğin özgürlüğün adaletin kâğıt üzerinde kalmasını istemiyor.
Siyasi irade daha cesur olmalı
İzlediğim toplantı ve sunumlardan gördüğüm şu; toplum, çözüm noktasında siyaset kurumundan, devletten çok ileride.
Ancak bir gerçek daha var ki, bu noktada adım atması gereken de devletin kendisi. Çünkü Aleviler'in somut sorunları ve çözüm önerileri var.
Öncelikle kendilerinin Sünniler tarafından tanımlanmasına tepki var. Tıpkı cemevi tartışmasında olduğu gibi. Söz alan herkes 'Beni tanımlamaktan, kategorize etmekten vazgeçin. İbadet yerimin neresi olduğuna da siz karar vermeyin' dedi.
3. köprünün adının Yavuz Sultan Selim olmasına da ciddi tepki var. Gerçi farklı görüşler de dile getirildi, ama görünen o ki Yavuz ismi Alevi tabanda rahatsızlık yaratmış.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nda da aynı durum söz konusu. Zorunlu din dersi başlığı da hararetli tartışmalara sahne oldu.
11 maddelik sonuç bildirgesinde de çözüm için önemli başlıklar kayda geçirildi. Hararetli tartışmaların sonu ise bir Alevi dedesinin duası ile son buldu. Artık top siyasi iradede.
Yapılacak olanlar, yapılması gerekenler belli. Farklı kurultaylarda, çalıştaylarda, platformlarda oluşmuş bir müktesebat var.
Yani yürümek isteyenler için yol belli.
Tek eksik irade. Eğer bu irade gösterilmezse sizin çözmediğiniz sorunları kaşıyanlar çıkacaktır.
Biraz dikkatli bakarsanız, Türkiye'deki Aleviler üzerine 'kaşıma operasyonları' yapanları da görürsünüz.
Biz Alevileri Sunniler Tanımlamasın
Biz Alevileri Sunniler Tanımlamasın
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
Alevi Haber
Yorumlar / Cevaplar
1
Okunma / Görüntüleme
2650
Biz Alevileri Sunniler Tanımlamasın
Biz Alevileri Sunniler Tanımlamasın
Alevilik ve Bektaşilik, Şii ve Sünni paradigmasıyla yorumlanamaz ve değerlendirilemez. Farklı inançların ve düşüncelerin teolojik kalıplarına göre biçimlendirilmiş bir Alevi- Bektaşi inancı asla gerçek Alevilik ve Bektaşilik olmayacaktır. Keza bugün Aleviliğin ne olduğuna dair yazılan kitaplara, makalelere ve demeçlere baktığımız zaman işte bu yanlış metodoloji nedeniyle Alevilik, toplum tarafından yanlış anlaşılmakta, bilinçli veya bilinçsizce yozlaştırılmaktadır. Bu yanlış bakış açısının dışında en dikkat çeken konu ise Aleviliğin İslam dışı yani Hz.Muhammet ve Hz.Ali'siz olarak gösterilmesi ve tanımının yapılmasıdır.
Alevilik, bin beş yüz yıldır süregelen tehdit ve asimilasyon politikalarına karşı biliyoruz ki varlığını koruyacak ve inançlarını, ibadet ritüellerini ve kültürünü sonsuza kadar yaşatacaktır. Ancak, Aleviliğin sadece yaşaması değil, yaşarken bilinirliğinin artması, Alevi toplumuna yüzyıllardır atılan iftiralar neticesinde meydana gelen önyargıların yıkılması, Alevilerin yaşamın her alanında varlığını göstermesi ve örgütlenerek güçlenmesi gerekmektedir. Bunu da ancak bilinçli ve kendine güvenen Alevi Bektaşiler yapabilirler.
Yüce Pirimiz Zöhre Ana'nın, bu ahir zamanda Ehlibeyt, Hak sancağını çekmesi ve toplumu Aleviliğin kirlenmiş, değiştirilmiş bilgilerinden kurtarması düşünüldüğünde mübareğin verdiği mücadelenin büyüklüğü bir kez daha ortaya çıkıyor.
Alevilik yolu, tarihi, inançları ve ibadetleri yolun sahiplerinden öğrenilmeyecek te kimden öğrenilecek sorarım herkese ?
HAKTAN ALIP HALKA VEREN, HAKKIN NURU, IŞIĞI, EHLİBEYT EVLİYASI, MÜRŞİT ZÖHRE ANA'DIR.
Postuna niyaz ederim...
Alevilik, bin beş yüz yıldır süregelen tehdit ve asimilasyon politikalarına karşı biliyoruz ki varlığını koruyacak ve inançlarını, ibadet ritüellerini ve kültürünü sonsuza kadar yaşatacaktır. Ancak, Aleviliğin sadece yaşaması değil, yaşarken bilinirliğinin artması, Alevi toplumuna yüzyıllardır atılan iftiralar neticesinde meydana gelen önyargıların yıkılması, Alevilerin yaşamın her alanında varlığını göstermesi ve örgütlenerek güçlenmesi gerekmektedir. Bunu da ancak bilinçli ve kendine güvenen Alevi Bektaşiler yapabilirler.
Yüce Pirimiz Zöhre Ana'nın, bu ahir zamanda Ehlibeyt, Hak sancağını çekmesi ve toplumu Aleviliğin kirlenmiş, değiştirilmiş bilgilerinden kurtarması düşünüldüğünde mübareğin verdiği mücadelenin büyüklüğü bir kez daha ortaya çıkıyor.
Alevilik yolu, tarihi, inançları ve ibadetleri yolun sahiplerinden öğrenilmeyecek te kimden öğrenilecek sorarım herkese ?
HAKTAN ALIP HALKA VEREN, HAKKIN NURU, IŞIĞI, EHLİBEYT EVLİYASI, MÜRŞİT ZÖHRE ANA'DIR.
Postuna niyaz ederim...
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi