Günümüzden üç milyar yıl önce yaşayan bitkiler bir tek hücreden oluşuyordu. Hücre içinde bulunan yeşil renkli maddeler yardımıyla güneş ışınlarından aldıkları enerjiyi kullanarak, kendi besinlerini kendileri yapabiliyordu (fotosentez olayı). İlk bitkiler bu özellikleri, dünyanın ortaya çıkışından o zamana kadar geçen, 1.0 ya da 2.0 milyar yıl içinde kazanmışlardı. Fotosentez yapabilme yeteneğinin ortaya çıkması, hem bitkiler, hem de bitkileri yiyerek geçinen tüm öteki canlılar için önemli bir olaydı.
O zamanki yeryüzünün ilk atmosferi içinde oksijen gazı yoktu. güneşten yayılan öldürücü ışınlar, atmosferden kolayca geçiyor, suların beşon metre derinliklerine kadar girebiliyordu. Bu yüzden ilk bitkiler durgun sularda, öldürücü ışınların geçemeyeceği fakat ışığın görülebileceği kadar derinliklerde yaşayıp geliştiler.
Günümüzden bir milyar yıl önce yaşamış olan bitkilerin ilk kalıntıları Avustralya'da bulundu. Bu bitkiler Yeşil Alglerdi. Daha önceki bitkilerden farklı olarak, hücre içinde çekirdek adı verilen bir yapı bulunuyordu. Hücre içinde bir çekirdek oluşmasıyla hücreler birbirleriyle gen alışverişi yapabiliyor; yeni kuşaklarını ortaklaşa gen vererek üretebiliyorlardı. Artık, yeni bir yavru yaparken, kendilerinin bir başka kopyasını değilde, eşlerinden gelen genlerin de karışmasıyla, yepyeni bir birey ortaya çıkıyordu. Bu şekilde üremek ana-babadaki genlerin her yavruda yeniden düzenlenmesini sağladı. Yeniden düzenlenmiş genlerden, yeni yeteneklerle yeni yavrular ortaya çıkıyor, canlı soyunda çeşitlilik artıyordu. Toplulukta çeşitlilik artınca, farklı çevre koşullarında yaşayabilme, yeni yörelere daha iyi uyum sağlayabilme, sonuçta daha başarılı olma şansları da arttı.
Cinsel yolla üremenin ortaya çıkması, evrim olayını hızlandıran önemli bir etken oldu. Döllenmeyle üreme yeteneği kazanıldıktan sonra, denizler, göller, bataklıklar farklı özellikleri olan, çok çeşitli ilkel yapılı bitki ve hayvanlarla doldu. Bu arada, bir hücreli bitkilerden çok hücreli bitkilere geçiş de sağlandı. Çok hücreli bitkilerde, hücreler arası işbölümü oldu. Her hücre grubu, farklı görevleri yerine getirebilmek için şekillendi. Bu ortam içinde, yeşil algler gittikçe çoğalıp yayıldı. Onların, fotosentez yaparken havaya bıraktıkları oksijen gazı miktarı da zamanla artıyordu. Bilindiği gibi, bitkilerin ürettiği oksijen, diğer canlıların solunumu ve yaşaması için çok gereklidir. Ayrıca, oksijen ve ondan türeyen ozon gazı, güneşten yayılan öldürücü ışınların büyük bölümünün yeryüzüne ulaşmasını engeller. Yaklaşık 400 milyon yıl önce, havadaki oksijenin ilkin % 2'ye çıkması ve giderek artması, bazı canlıların derin sulardan çıkarak önce su yüzeylerinde, sığ sularda ve sonra da karalarda yaşamasına ortam hazırladı. Bir yandan cinsel yolla üremenin ve çok hücreli bitkilerin ortaya çıkması, öte yandan canlıların karalarda da yaşayabilmelerini sağlayan yeni çevre değişmeleri, bitkilerin daha hızlı evrimleşmesini sağlıyordu. Artık, önemli biyolojik değişmelerin olabilmesi için, başlangıçta olduğu gibi birkaç milyar değil, birkaç milyon yıl yetiyordu. 20-25 milyon yıllık zaman dilimi, bitkilerin evrimi için bir patlama dönemi oldu. Denizlerle birlikte bataklıkları da çok çeşitli yeşil, kırmızı, kahverengi alg türleri kapladı. Zamanla karasal koşullara uyabilme yetenekleri olan ve bu yönde genler taşıyan pek az sayıda bitki, kuruyan bataklıklarda yaşayabildi. Sonra bunlar çoğalarak ve üstün genlerini yeni kuşaklara aktararak karalarda ilk yaşayan bitkilerin atalarını oluşturdular.
Bu Devon dönemi 50 milyon yıl kadar sürdü. Kara yaşamına uyabilmek için ilk kök, gövde ve damar sistemi bu devrede gelişti. Bitkinin kalınlığına büyümesini sağlayan kambiyum dokusu, gerçek yapraklar bu dönemde ortaya çıktı. Dış etkilere karşı korunabilmek ve aşırı su kaybını önleyebilmek için, gövde, dal ve yaprakların dışa bakan yüzeyleri mumsu bir tabakayla örtüldü. Artık, bitkiler karalara başarılı bir çıkarma yapmış, daha geniş alanlara yayılabilmek için gerekli aygıtlarla donatılmışlardı. Bu değişmeleri gösteremeyenler ya ilkel durumları koruyup pek az değişiklerle bugünlere kadar geldiler; ya da uygun olmayan çevre koşulları altında doğal olarak ayıklandılar ve soyları yok olup gitti. Bundan 345 milyon yıl önce yeryüzünde sıcak, ama nemli ve yağışlı bir iklim egemendi. Bu Devon döneminde görülen evrimsel patlama, Karbon döneminde en yüksek noktasına ulaştı. Kırk metre boy yapabilen dev yapılı yosunlar, atkuyrukları, tohumlu eğreltiler ve öteki tohumlu bitkiler bataklıkları, sığ suları , karaları kaplıyor; çok sık ve geniş ormanlar oluşturuyorlardı. O zamanlarda denizler sığdı. Yeryüzü üzerinde hafif alçalıp yükselmeler, bu muhteşem ormanların zaman zaman sular ve bataklıklar altına gömülmesine yol açtı. Yeryüzünün alçalıp yükselmesi ve ormanların gömülmesi, milyonlarca yıl aralıklarla, birçok kez tekrarlandı. Bugün ''kara elmas'' dediğimiz kömürün, doğal gazların ve petrolün çoğu, karbon dönemi denilen bu dönemde yaşamış bitki ve öteki canlıların kalıntılarıdır. Karbon döneminden sonra 50 milyon yıl kadar süren Perm döneminde kıtalar yükselmeye, denizler çekilmeye, çok soğuk ve kurak bir iklim egemen olmaya başladı. Kısa süre içinde (jeolojik anlamda) ortaya çıkan bu ani değişmeler sonucu, yaşadıkları çevrenin değişme hızına uymadığı için pek çok bitki türü, Perm döneminde tükenip gitti. Bu büyük değişme, Mesozoik çağının=ikinci zaman= başlangıcı oluyordu.
İkinci zaman başlarında (190 milyon yıl kadar önce) Perm döneminin sert iklimi yavaş yavaş ortadan kalkıyor, yerine daha ılıman bir iklim geliyordu. Karbon dönemindeyken pek az gösterişsiz olan koniferler=çamgiller=, İkinci zamanda çeşitlendiler, çoğaldılar. Bugünkü, reçine kokulu ormanların, çamların, sedirlerin, göknarların, ladinlerin ataları, o zaman yeryüzünde egemen olan bitkilerdi. 120 milyon yıl kadar önce, kimilerinin soyu tükendi, kimileri de bazı değişiklerle bugünlere kadar evrimleşmeyi sürdürdüler.
Doğada, her boşluğun yerini yeni olaylar, yeni varlıklar doldurur. Bu kez, azalan koniferlerin yerini, önceden çok az sayı ve çeşitte varlıklarını sürdüren çiçekli bitkiler Angiosperm=Kapalı Tohumlular= aldılar. Bugünkü meşe, ceviz, kestane ve meyve ağaçlarının çoğunun ataları, son 50-60 milyon yıl içinde ortaya çıkıp çeşitlendiler; çeşitli ortamlara yayılıp serpildiler. Çiçekli bitki türleri çeşitlenip çoğalırken, kuşlar ve börtü-böcekler de onlara bağlı olarak evrimleşip çoğaldılar. Arılar ve çiçekler taa o zamanlar kucaklaşmaya başladılar.=(İnsanlar ne zaman kucaklaşacaklar çok merak ediyorum)= Bitkiler onlara meyve, tohum, bal verdi. Onlar da bitkilerin tohumlarını, çiçek tozlarını taşıdılar, yaydılar. Bir bakıma, kuşlar böcekler ve çiçekli bitkiler ortaklaşa evrimleştiler, örnek sayılabilecek işbirliği ile.
Tertiar dönemi sonlarına doğru yeryüzü iklimi soğumaya başladı. Birkaç yüzbin yıllık aralıklarla, birbiri ardından gelen dört buzul devri yaşandı. Son buzul devri günümüzden onikibin yıl öncesine kadar sürdü. Buzul Çağı'nda, çevrede büyük ve hızlı değişmeler oldu. Kuzey Yarımküresinde yaşamakta olan birçok bitki ve hayvan türünün soyu tükendi. Öte yandan, çevredeki değişmelere genetik değişmeler (mutasyonlar) yaparak uyum sağlayabilen (ve eskilerden farklı olan) pek çok yeni bitki türü ortaya çıktı. Çiçekli bitkiler içinde evrimleşen ve çok farklı ortamlara uyum sağlayabilen bu bitkiler, otsu bitkilerdi.
Otsu bitkilerin çoğu, tohhumdan filizlenince birkaç ay içinde büyür, gelişir ve tekrar tohum verirler. Sert çevre koşulları altında gövde ve yapraklar ölse bile, iyi korunan tohumlar ve toprak altındaki organları, uygun olmayan mevsimleri zarar görmeden geçirir, gelecek büyüme mevsiminde filizlenip büyürler, farklı ortamlara üstün uyum esnekliği gösterirler. Sonuç olarak, evrim süreci içinde bu avantajlardan yararlanarak çok çeşitli otsu türler ortaya çıktı. Her biri çoğaldı, serpildi. Bugün insanlara sebze, tahıl, ilaç, giysi, süs... olan bitkilerin çoğunun ataları, son iki milyon yıl içinde, Buzul Çağının yarattığı çalkantı ortamında, fırsatları değerlendirip ortaya çıktılar.
Biz insanların bitki evrimine yapabileceği en büyük katkı, milyonlarca yıl ötesinden günümüze kadar gelen zengin genetik kaynakları ve genetik mirası, onların doğal çevresini bozmadan sürdürebilmek, gelecek nesillere mirası aktarabilmektir....
Bitkilerin Evrimi
Konu Sahibi / Yazar
PELİN
Kategori / Forum
Çevremiz ve Diğer Canlılar
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
3376
Bitkilerin Evrimi
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi
![[Resim: 114ld.jpg]](http://b1112.hizliresim.com/s/c/114ld.jpg)