[COLOR="YellowGreen"]Olay İngiltere’de geçiyor:
Yaşlı bir bey sabah erken evinden çıkmış yolda ilerlerken, bir
bisikletlinin kendisine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
Hemşireler adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar ama biraz beklemesini ve
röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını
inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı bey huzursuzlanmış, acelesi olduğunu ,
istemediğini söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuş.
Adamcağız karım huzur evinde kalıyor her sabah onunla kahvaltı etmeye
giderim. Geç kalmak istemiyorum, demiş. Karınızın siz gecikince merak
edeceğini düşünüyorsunuz herhalde demiş hemşire.
Adam üzgün bir ifade ile ne yazık ki karım Alzheimer hastası ve benim kim
olduğumu bilmiyor demiş. Hemşireler hayretle madem sizin kim olduğunuzu
bilmiyor neden her gün onunla kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz demişler.
Adam buruk bir sesle "ama ben onun kim olduğunu biliyorum" demiş.
Ayfer'in Bloğu
Konu Sahibi / Yazar
AYFER
Kategori / Forum
Üye Blogları (Günlükler)
Yorumlar / Cevaplar
614
Okunma / Görüntüleme
100914
Ayfer'in Bloğu
.|»DÏ
ЯgÏ
ĞAÑÑÅ«|. ( Ayfer'in Bloğu )
Zaman akıp gidiyor dur demek olmaz
Sarılıp da geçmişe avunmak olmaz
[color=PurpleNe sen kalırsın ne de ben bu dünyada [/color]
[COLOR="Purple"]Umudun kaybedip pes etmek olmaz
Bir kez olsun çevir yüzün bak şu toprağa
Her gün bir çiçek açıyor diyor merhaba
Bütün geceler mecbur varır sabaha
Umudun kaybedip pes etmek olmaz
Gönül isterdi ki hep iyi olsun çok iyi olsun
Bütün acılar bitip her an hoş olsun
Ama ne yaparsın insanoğlusun
Acı olmayınca tatlı da olmaz
Sarılıp da geçmişe avunmak olmaz
[color=PurpleNe sen kalırsın ne de ben bu dünyada [/color]
[COLOR="Purple"]Umudun kaybedip pes etmek olmaz
Bir kez olsun çevir yüzün bak şu toprağa
Her gün bir çiçek açıyor diyor merhaba
Bütün geceler mecbur varır sabaha
Umudun kaybedip pes etmek olmaz
Gönül isterdi ki hep iyi olsun çok iyi olsun
Bütün acılar bitip her an hoş olsun
Ama ne yaparsın insanoğlusun
Acı olmayınca tatlı da olmaz
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
.|»DÏ
ЯgÏ
ĞAÑÑÅ«|. ( Ayfer'in Bloğu )
[B][COLOR="DarkSlateGray"]Anneannesinin sözleri yankılandı kulaklarında: 'Oğlum namaz hiç bu vakte bırakılırmı?' Anneannesinin yaşı yetmişe dayanmış, ama ezan okunduğu vakit yerinden sıçrar, yaşından beklenmeyecek bir hızla abdestini alır ve namazını kılardı. Kendisi ise,nefsini bir türlü yenemiyordu. Ne oluyorsa, hep... namaz son dakikalara kalıyor, bu sebeple namazını alelacele eda ediyordu. Bunu düşünerek kalktı yerinden, gözü saate kaydı. Yatsı ezanının okunmasına on beş dakika kalmıştı. Başını her iki yöne pişmanlıkla sallayarak, "Yine geciktirdim namazı." dedi kendi kendine. Kıvrak hareketlerle abdestini aldı ve daha elini yüzünü tam kurulamadan kendisini odasına attı. Mecburen, hızlı hareketlerle namazı eda etti. Tesbihatını yaparken anneannesini düşünmeden edemedi. "Bu halimi görse, tatlı-sert kızardı yine bana." dedi.
Çok seviyordu onu... Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece.... Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu.
Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...." Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım, Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi.
Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı." Olamaaaazzzz" diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu.
Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar... Namazım... Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. "Namazlarım... Namazlarım... Namazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler.
Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz ?" dedi. İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız ? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum\"dedi.... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu. [ Ya kılmayanlar..!?] [/B]
Çok seviyordu onu... Hele öyle bir namaz kılışı vardı ki, onu hep bir gökkuşağı hayranlığıyla seyrederdi. Namazda öyle bir mahviyeti vardı ki... hicabından renkten renge girerdi. O gün akşama kadar derse girmişti. Müthiş bir ağırlık vardı üzerinde. Duasını yaparken, başını ellerinin arasına alıp secdeye durdu. Namazdan sonra bir süre bu şekil tefekkür etmeyi severdi. Gözleri kapanır gibi oldu. "Ne kadar da yorulmuşum." dedi. Daldı gitti öylece.... Kıyamet kopmuştu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Her yön insanlarla doluydu. Kimi dona kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafı izliyor; Kimi sağa sola koşturuyor, kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibi atıyor, adeta kafesinden kurtulmaya çalışıyor,soğuk soğuk terler döküyordu. Hayattayken kıyamet, sorgu sual ve mizan hakkında çok şey duymuş ve ahiret hayatı adına bu kavramlar kendisi için köşe taşı olmuşlardı. Ama mahşer meydanında ki ürperti, korku ve bekleyişin bu denli dehşet vereceğini düşünmemişti. Hesap ve sorgu devam ediyordu.
Bu arada onun ismini de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. "Benim ismimi mi okudunuz?" dedi dudakları titreyerek..... Kalabalık birden yarılmış, bir yol olmuştu önünde. İki kişi kollarına girdi. Mahşer meydanının vazifelileri oldukları belliydi. Kalabalık arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir yere gelmişlerdi. Melekler her iki yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi. Bütün hayatı, bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerinin önünden...." Şükürler olsun " dedi, kendi kendine ve devam etti; " Gözlerimi dünyaya açtım, Hep hizmet eden insanları gördüm. Babam sohbetlerden sohbetlere koşuyor, malını islam yolunda harcıyordu. Annem eve gelen misafirleri ağırlıyor, yemek sofralarının biri kalkıp, bir yenisi kuruluyordu. Ben ise, hep bu yolda oldum. İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım. Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan kaçındım. "Kirpiklerinden aşağı gözyaşları dökülürken, "Rabbimi seviyorum, en azından sevdiğimi zannediyorum." Diyordu. Ama bir yandan da "O'nun için ne yapsam az, Cennet'i kazanmama yetmez." Diye düşünüyordu.Tek sığınağı Allah'ın rahmetiydi.
Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk terliyordu. Sırılsıklam olmuş, zangır zangır titriyordu. Gözleri terazinin ibresindeki neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Vazifeli melekler ellerinde bir kağıt, mahşer meydanında ki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini kapamış, okunacak hükme kulak kesilmişti. Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı duyuyordu? İsmi cehennemlikler listesindeydi. Dizlerinin üstüne yığıldı. Hayretten dona kalmıştı." Olamaaaazzzz" diye bağırdı. Sağa sola koşturdu. "Ben nasıl Cehennemlik olurum? Hayatım boyunca hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım." Diyordu.
Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Vazifeli iki melek kollarından tuttu. Ayaklarını sürüyerek ve kalabalığı yararak alevleri göklere yükselen Cehennem'e doğru yürümeye başladılar. Çırpınıyordu. Medet yok muydu? Bir yardım eden çıkmayacak mıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla karışık döküldü.."Hizmetlerim... Oruçlarım.... Okuduğum Kur'anlar... Namazım... Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?" diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu. Cehennem melekleri onu sürüklemeye devam ettiler. Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son çırpınışlarıydı. Resülullah, "Evinin önünde akan bir ırmak içinde günde beş defa yıkanan bir insanı o ırmak nasıl temizler, günde beş vakit namazda insanı günahlardan öyle temizler." Buyuruyordu. "Oysa ki benim namazlarım da mı beni kurtarmayacak?" diye düşünüyordu. "Namazlarım... Namazlarım... Namazlarım." diye diye hıçkırdı. Vazifeli melekler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler; Cehennem çukurunun başına geldiler.
Alevlerin harareti yüzünü yakıyordu. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuştu. Ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm oldu. Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Cehennem meleklerinden birisi onu itiverdi. Vücudunu birden bire havada buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir iki metre düşmüştü ki, bir el kolundan tuttu. Başını kaldırdı. Yukarıya baktı. Uzun beyaz sakallı bir ihtiyar onu düşmekten kurtarmıştı. kendisini yukarıya çekti. Üstündeki başındaki tozu silkerek ihtiyarın yüzüne baktı. "Siz de kimsiniz ?" dedi. İhtiyar gülümsedi: " Ben senin namazlarınım." "Neden bu kadar geç kaldınız ? Son anda yetiştiniz. Neredeyse düşüyordum\"dedi.... İhtiyar yüzünü gererek, tekrar güldü; Başını salladı; " Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı? Secdeye kapandığı yerden başını kaldırdı. Kan-ter içinde kalmıştı. Dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu.Bir ok gibi yerinden fırladı. Abdest almaya gidiyordu. [ Ya kılmayanlar..!?] [/B]
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
.|»DÏ
ЯgÏ
ĞAÑÑÅ«|. ( Ayfer'in Bloğu )
[COLOR="YellowGreen"][B]Hiç Böyle Bir Dostunuz Oldu Mu?
Dâima düşünceliydi.
Susması konuşmasından uzun sürerdi. Lüzumsuz yere konuşmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı.
Dünya işleri için hiç kızmazdı.
Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği sever, kimseye kin tutmaz ve intikâm almazdı.
Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
* * *
Kendisini üç şeyden alıkoymuştu:
1- Kimseyle çekişmezdi.
2- Çok konuşmazdı.
3- Boş şeylerle uğraşmazdı.
* * *
Kendinden bir şey uman kimseyi, umutsuzluğa düşürmezdi. Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi; ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ne de ayıplardı. [/B]
Dâima düşünceliydi.
Susması konuşmasından uzun sürerdi. Lüzumsuz yere konuşmaz; konuştuğunda ne fazla, ne eksik söz kullanırdı.
Dünya işleri için hiç kızmazdı.
Kendi şahsı için asla öfkelenmez ve öç almazdı.
Kötü söz söylemezdi.
Affediciliği sever, kimseye kin tutmaz ve intikâm almazdı.
Düşmanlarını sadece affetmekle kalmaz, onlara şeref ve değer de verirdi.
* * *
Kendisini üç şeyden alıkoymuştu:
1- Kimseyle çekişmezdi.
2- Çok konuşmazdı.
3- Boş şeylerle uğraşmazdı.
* * *
Kendinden bir şey uman kimseyi, umutsuzluğa düşürmezdi. Hoşlanmadığı bir şey hakkında susardı.
Hiç kimseyi; ne yüzüne karşı, ne de arkasından kınar ve ne de ayıplardı. [/B]
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Son Düzenleme: 03/11/2008, 22:38, Düzenleyen: AYFER.
.|»DÏ
ЯgÏ
ĞAÑÑÅ«|. ( Ayfer'in Bloğu )
[COLOR="Indigo"]Bir umuda bağlıydı pamuk ipliği hayatımız
bir umut ki ayışığı renginde
bir umut ki gözlerinin sabah dünyaya doğduğu gibi
isyan isyan büyüyen gece
susarsa sabahın kızıllığına
bülbül kafesle dost olursa bir gün
dudaklarımdan şarkılar değil de
ağlar gibi bir ses dökülürse
dökülülürsek sonbaharı beklemeden
o an artık gelmesende olur
çünki ben senden
ve seni kucaklayan dünyandan vazgeçmişimdir
bunu böyle bilesin.
bir umut ki üşüyen elllerime ellerinden daha yakın
bir umut ki yün bir eldiven kadar hissiz ama dost
bir umut ki buzla ovar gibi yakıcı
sessizlik kelime kelime büyüdüğünde
sessizce bir tomurcuk açar ansızın
kaf dağından yuvarlanan küçük dağlar
nasıl isyan ederse kudretine haksızlığın
nasıl bağıra çağıra
nasıl çığlık çığlığa
toz duman olursa ırmaklara karışıp
dünya denilen bu hengame de öyle oyalar
öyle sağır eder yüreğini.
dipsiz kuyulardan bağırmak
tıkanıp ağlayamamak
ve yeniden doğamamak kadar sancılı bir andayım şimdi
çünki şiir kimsenin bilmediği bir şelaledir gönlümden gönlüne akan
eski bir tüfek gibi geri teper deler geçer sahibini
sözlerime aç ki ağuşunu sönsün içinde ateşler
aç ki kapılarını ardına dek
aç ki bayraklarını
bir serin bahar rüzgarı olayım aç ki kalbini
bir umut ki adı konmamış
bir umut ki umut gibi değil hüsran gibi
bir umut ki ham bir meyve henüz daha olmamış..
gülümün yapraklarıyla fal bakan katiller
sarhoşsalar şimdi zaferin şerbetiyle
tam tam sesleri duyuyorsak hala zamana inat
ve kazanlarda çiğ et fokurduyorsa
şeytanla halay çekenler bilsin ki
umuda kılıç çekilmez
çünki umut içimde bir siperdir korkulardan arınmış
çünki umut bir güldür içimde
henüz daha solmamış.
bir umut ki ayışığı renginde
bir umut ki gözlerinin sabah dünyaya doğduğu gibi
isyan isyan büyüyen gece
susarsa sabahın kızıllığına
bülbül kafesle dost olursa bir gün
dudaklarımdan şarkılar değil de
ağlar gibi bir ses dökülürse
dökülülürsek sonbaharı beklemeden
o an artık gelmesende olur
çünki ben senden
ve seni kucaklayan dünyandan vazgeçmişimdir
bunu böyle bilesin.
bir umut ki üşüyen elllerime ellerinden daha yakın
bir umut ki yün bir eldiven kadar hissiz ama dost
bir umut ki buzla ovar gibi yakıcı
sessizlik kelime kelime büyüdüğünde
sessizce bir tomurcuk açar ansızın
kaf dağından yuvarlanan küçük dağlar
nasıl isyan ederse kudretine haksızlığın
nasıl bağıra çağıra
nasıl çığlık çığlığa
toz duman olursa ırmaklara karışıp
dünya denilen bu hengame de öyle oyalar
öyle sağır eder yüreğini.
dipsiz kuyulardan bağırmak
tıkanıp ağlayamamak
ve yeniden doğamamak kadar sancılı bir andayım şimdi
çünki şiir kimsenin bilmediği bir şelaledir gönlümden gönlüne akan
eski bir tüfek gibi geri teper deler geçer sahibini
sözlerime aç ki ağuşunu sönsün içinde ateşler
aç ki kapılarını ardına dek
aç ki bayraklarını
bir serin bahar rüzgarı olayım aç ki kalbini
bir umut ki adı konmamış
bir umut ki umut gibi değil hüsran gibi
bir umut ki ham bir meyve henüz daha olmamış..
gülümün yapraklarıyla fal bakan katiller
sarhoşsalar şimdi zaferin şerbetiyle
tam tam sesleri duyuyorsak hala zamana inat
ve kazanlarda çiğ et fokurduyorsa
şeytanla halay çekenler bilsin ki
umuda kılıç çekilmez
çünki umut içimde bir siperdir korkulardan arınmış
çünki umut bir güldür içimde
henüz daha solmamış.
Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
.|»DÏ
ЯgÏ
ĞAÑÑÅ«|. ( Ayfer'in Bloğu )
Canımm, Blogun hayırlı olsun
Dökdürmüşsün vala ha
Dökdürmüşsün vala ha
.
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet:
İyi Biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, Şeyhler, Dervişler, Müritler, Meczuplar Memleketi olamaz.
En Doğru, En Hakiki Tarikat, "Medeniyet Tarikatı"'dır. "
İyi Biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, Şeyhler, Dervişler, Müritler, Meczuplar Memleketi olamaz.
En Doğru, En Hakiki Tarikat, "Medeniyet Tarikatı"'dır. "
![[Resim: ataturkimzale.gif]](http://img6.imageshack.us/img6/8138/ataturkimzale.gif)
.|»DÏ
ЯgÏ
ĞAÑÑÅ«|. ( Ayfer'in Bloğu )
ALİ_HAYDAR yazdı:Canımm, Blogun hayırlı olsunayY saol canım eevet öle oldu biras daha dur bu ne
Dökdürmüşsün vala ha

Anamın adı Hüsniye Ana
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
Babam Şah Üseyin kafası kopa
Horasan ilinden Karyağdı Ana
Kimseler bilemez Sultanım burada
![[Resim: zohreanaxq1.jpg]](http://img83.imageshack.us/img83/4249/zohreanaxq1.jpg)
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi