Yunanlı Araştırmacı Christos Retoulas Akşam gazetesine verdiği röportajda Atatürkün Laiklik kavramını ele aldı.
Retoulasın Atatürkle ilgili yaptığı açıklamalardan satır başları ise şöyle:
]DÜNYEVİ İŞLER VE DİNİ İŞLER AYRILDI
Atatürk zamanındaki laiklik konseptinin Batı laikliklerinden farkı neydi?
Batı ülkelerindeki laiklik, dinin devletten ayrılıp, kurumsallığının sona erdirilip, özelleştirilmesi anlamına geliyor. Ama Atatürk zamanında oluşturulan Türkiye laikliği modeline bakınca, yapısal değil ama kavramsal ayrım oldu. Bu çerçevede dünyevi işler ve dini işler olarak bir ayrım yapıldı. Tabii, bu kavramsal bir ayrım. Ama yapısal olarak bunu göremiyorsunuz. Çünkü din kamu hayatında kalmaya devam etti. Bunu en iyi göstergesi de Diyanet İşleri Başkanlığı.
]VAHDET-İ VUCUDU HAYATA GEÇİRME PROJESİYDİ
Ne kastediyorsunuz?
Diyanet, İslamın laiklik yoluyla yeniden kurulması, düzenlenmesinin işareti. Bu, din hem özel hem de kamu hayatında kalmaya devam ediyor demektir. Çünkü Diyanet yoluyla aynı zamanda cami hutbelerini de almaya devam ediyorsunuz. Yani, din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı ama din kamu yaşamında kalmaya devam etti. Kemalizm projesinde İslamı ulusal bir din haline getirme fikri vardı. Ama ne yapıldığına bakarsanız, bu Vahdet-i Vücudu hayata geçirme projesiydi.
]KEMALİZMİN ALT YAPISI VAHDET-İ VÜCUDDU
Atatürk, Osmanlıdaki Vahdet-i Vücud felsefesini mi canlandırmaya çalıştı laikleşme süreciyle beraber?
Evet, bu kesinlikle doğru. Kemalizmin dini projesi Vahdet-i Vücuddu. Kemalizm laikliğine şekil veren, onun alt yapısı Vahdet-i Vücuddu. Ama aynı modeli dünyevilik konseptini ön plana çıkararak yaptı. Atatürk, o döneme göre ırkçılıkla asla ilgisi olmayan bir milliyetçilik anlayışıyla İslama ayrı bir yer verdi. Bu nedenle Avrupadaki kanlı laikleşme sürecine kıyasla çok daha yumuşak bir laikliğe geçiş süreci yaşandı Türkiyede.
Bizde de karşı çıkan çok insan oldu gerçi...
Avrupa ile kıyaslayınca çok daha kansız bir süreç oldu Türkiyede. Ayrıca, laikleşme sürecine karşı savaşanlar ya Batı aydınlanmasının etkisindeki aşırı liberaller, yani Batıyı koşulsuz taklit edenler ya da gerçek Osmanlı İslamı olmayan 18inci yüzyıl İslamının takipçileriydi. Bu ikinci grup, aslında Vahdet-i Şuhudun en sert anlayışının ve de İslamın sırf zahir ve tutucu anlayışının takipçileriydi.
]ATATÜRKÜN DÖNEMİNDE ŞİKAYET OLMADI
Ama Aleviler Diyaneti Sünni İslamı temsil etmekle eleştiriyorlar...
Aslında bu hep böyle değildi. Atatürk zamanında Diyanetin uygulamaları karşısında Alevilerin öyle bir şikayeti olmamış.
]ATATÜRKÜN ALEVİLİKLE DİNİ BAĞLANTILARI VARDI
Atatürkün kendi dini anlayışıyla ilgili tespitleriniz neler? Dindar bir figür müydü?
Atatürk Vahdet-i Vücud tasavvufunun piri, efendisiydi. Bazı birincil Yunanlı kaynaklar Zübeyde Hanımın Selanik Mevlihanesi ile yakın bağları olduğuna kişisel tanıklık etmektedirler. Kendisinin anne tarafı Yunanistanın Sarıgöl bölgesindendir ve orası tümüyle Bektaşi etkisindedir. Atatürkün aslen Kocacıklı olan baba tarafının Bektaşilik/Alevilik ve Mevlevilikle dini bağlantıları vardır. Kendisi de çocukken Mevlevi ayinlerine katılmıştır. Elmalılı Muhammed Hamdi Yazırın Hak dili Kuran dili adlı Sünni Vahdet-i Vücud tasavvufuna kılavuz olan tefsiri yazmasını bizzat yönetmiş ve düzeltmiştir. Atatürk 3 tasavvuf geleneğine önem vermekteydi: Bektaşi/Alevi, Mevlevi ve Melamilik.
]Haberci7.com'dan
]ALINTIDIR....
Atatürkün Alevi Olduğu Doğru
Biz cahil dediğimiz zaman, mektepte okumamış olanları kastetmiyoruz. Kastettiğimiz ilim, hakikati bilmektir. Yoksa okumuş olanlardan en büyük cahiller çıktığı gibi, hiç okumak bilmeyenlerden de hakikati gören gerçek alimler çıkabilir.
Mustafa Kemal Atatürk
Mustafa Kemal Atatürk
![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)