You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Atatürk ve aleviler

Atatürk ve aleviler

Administrator
Atatürk ve aleviler
ATATÜRK VE ALEVİLER
Ahir zaman kahramanı Atatürk
Türkiye’nin hali yaman oldu gel.
Hain, hırsız ellerine kaldı mülk
Kardeşler kardeşe düşman oldu, gel.

Asıl Türk evladı ceza görüyor
Kıtlık geldi, açlık hüküm sürüyor
Hainin, hırsızın işi yürüyor
Acı soğan derde derman oldu, gel.

Şeyhi şeytan, kendi şeytan çoğaldı
Her şeye zam geldi, bir namaz kaldı
Hortladı istibdat adalet noldu
Yalancının sözü iman oldu, gel.

Taç idi ay, güneş başında Atam
Allah’ın ordusu peşinde Atam
Dünya eğilirdi karşında Atam
Deccal çıktı, ahir zaman oldu, gel.

Söyle, yüce Tanrın Mehdi’yi salsın
Sana taş atanın eli kırılsın
Ali, Battal Gazi beraber gelsin
Anayasa inkar güman oldu, gel.

Ali İzzet Özkan can seni gözler
Şerefli, şöhretli şan seni gözler
Öksüz kalan vatan, han seni gözler
Kafir yurdumuza mihman oldu, gel.

Alevilerin yüreğinde yatan Atatürk, bir kahraman ve kurtarıcıdır…


Kurtuluş Savaşı öncesi İstanbul işgal altındadır. Alevi dergahları, Osmanlı’dan kalma şekliyle kapalıdır. Yurdun bölünmüşlüğü, duyarlı tüm vatandaşlar gibi Alevi toplumunu da üzmektedir. Bunun için bir çıkış yolu aranmaktadır. Bu sırada M. Kemal Paşanın ortaya çıkışı, Samsun’a gidişi, Erzurum kongresi ve Sivas’a geliş hareketleri Alevi toplumunun yakın ilgisini çekmektedir.


Bir tarafta halife olan padişah, diğer tarafta da halifeliğe ve Padişahlığa baş kaldırmış olan M. Kemal Paşa vardır. Yüz yıllarca halifelerden, padişahlardan çekmiş olan Anadolu Alevi’si, tek elden anlamış gibi M. Kemal Paşanın yanında yer aldı.


Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları, Erzurum Kongresinden sonra Erzincan üzerinden Sivas’a gelirken padişah., Elazığ Valisi Ali Galip’ten Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının tutuklanmasını ister. Bu haberi duyan Tunceli ve Erzincan Alevileri karşı önlem olarak, Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına destek çıkarak Sivas’a kadar eşlik ederler.

Yine Tunceli ileri gelenlerinden bir heyet, bu desteklerini Erzincan- Tercan ilçesinde Mustafa Kemal Paşa ile görüşerek, yanında yer aldıklarını belirtmişlerdir. Mustafa Kemal Sivas’a geldiği zaman ve Sivas Kongresi süresince de Sivas ve Sivas yöresi Alevilerince korunmuştur.

Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları Sivas Kongresi’nden sonra Ankara’ya giderken Alevilerin tam desteğini yanına almak için Alevilerce ser çeşme olarak itibar gören Hacıbektaş Dergahına, yani pir evine uğramayı da ihmal etmiyor. Baki öz, Kurtuluş Savaşı’nda Aleviler- Bektaşiler adlı yapıtında Mustafa Kemal Paşanın, Cemalettin Çelebi
ile görüşmesini şöyle anlatıyor;

“Atatürk, Erzurum ve Sivas Kongrelerinden sonra Ankara’ya geçerken, İlicek Çiftliği üzerinden Hacıbektaş’a gelinerek Cemalettin Çelebi ile görüşmesi programlanıyor. Fakat yolların çamur olması yüzünden bu program uygulanmıyor. Bunun üzerine Gazi Mustafa Kemal Paşa ve beraberindekiler bozuk ve bakımsız yolu izleyerek Mucur’a geliyorlar. Geceyi Mucur’da geçiriyorlar. 23 Aralık 1919 günü Mucur Kaymakam Vekili Nihat Bey’i de yanlarına alarak Hacıbektaş’a geliyorlar.

“Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu” diyor, Hacı Bektaş-ı Veli.

Cemalettin Çelebi o günlerde rahatsızdır. Bununla beraber Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarını çok belirgin bir sevgi ve saygıyla karşılıyor. M. Kemal Paşa , İstanbul Hükümetine istifasını göndermiştir. Resmi bir sıfatı yoktur. Cemalettin Çelebi, o güne kadar hiç bir konuğuna göstermediği sevgi ve yakınlıkla M. Kemal Paşa ve arkadaşlarını ağırlıyor. Ve yine devamlı açık bulunan misafirhanesi olduğu halde , konukları kendi evinde ağırlıyor. Akşam yemeğini tüm konuklar birlikte yiyorlar. Cemalettin Çelebi aşırı olmamakla beraber içki kullanıyordu. Fakat o günler hasta olduğu için doktorları tarafından kesinlikle içki kullanması yasaklanmıştı. Buna rağmen misafirlere ikram olarak sofraya içki koydurtmuştu. Cemalettin Efendi’nin bu ikramına karşılık M. Kemal Paşa’da Efendinin bu isteğini kırmamış ve bölgede özel olarak yapılan şarabı merak ederek bir iki kadeh almıştır. Mustafa kemelin bir iki kadehle yetinmesinin nedeni belki de Çelebi’nin hasta olmasından dolayı ve içki içmemesini düşünerek fazla içmemiştir. Diğer konuklarda onlara uymuşlardır. İki saat süren yemekten sonra tüm konuklar misafirhaneye alınmışlar. Çelebi Efendi’nin evinde sadece M. Kemal Paşa ve özel muhavızı kalmıştır. Cemalettin Çelebi, Mustafa Kemal ile rahat konuşmasını sağlamak ve kendilerinin rahatsız edilmemesi için kendilerine hizmette bulunan hizmetçilerini de içeri girmemeleri için nebihleşmiştir. İşte bu nedenledir ki M. Kemal Paşa ile Cemalettin Çelebi arasında geç vakitlere kadar süren konuşmanın konusu kimse tarafından bilinmemektedir. Mustafa Kemal Paşa ile Cemalettin Efendi arasında geçen bu konuşmaların içeriği daha sonraki
yıllarda Velayettin Çelebi sözlü olarak şöyle açıklamıştır;

Bu baş başa konuşmaların bir yerinde Cemalettin Çelebi, M. Kemal Paşa’ya ‘Paşa
hazretleri’ diyor;

” Cesaretli ve basiretli idarenizde Türk Milleti’nin düşmanlarını kahredeceğine inancım sonsuzdur. Yüce Allah’ın milletimize müyesser edeceği zaferden sonra Cumhuriyet ilanını
düşünüyor musunuz?”

Bu sözler üzerine; M. Kemal Paşa heyacan ve dikkatle Cemalettin Çelebi’nin gözlerine bakıyor, biraz yaklaşıyor onun elini avucunun içine alıyor, kulağına fısıldar gibi yavaş fakat kararlı bir sesle ;” O mutlu günün ilanına kadar aramızda kalmak kaydıyla evet, Çelebi hazretleri “diyor.

İnsanlığı bile bile gelenler
Biri Hacı Bektaş, biri Atatürk.
Cehaleti karanlığı silenler
Biri Hacı Bektaş, biri Atatürk.

Felsefe tasavvuf dündarlarımız
İnsanı kamilde enderlerimiz
Bilimde teknikte önderlerimiz
Biri Hacı Bektaş, biri Atatürk.

Bak Mevlana ne olursan gel demiş
Hacı Bektaş ustazı nem bil demiş
Atatürk de medeni ol gül demiş
Biri Hacı Bektaş, biri Atatürk.

Çırakman vecize söz bırakanlar
Dilimize Türkçe öz bırakanlar
Gerçeğe götüren iz bırakanlar
Biri Hacı Bektaş, biri Atatürk.


Mustafa Kemal Paşanın Samsun’a çıkışını izleyen günlerde ve Kurtuluş Savaş’ı süresince Cemalettin Çelebi ile Atatürk sıkı temas halinde olduğunu Cemal Kutay, Kurtuluşun ve Cumhuriyetin Manevi Mimarları adlı yapıtında; “ Amasya’da Mustafa Kemal Paşayı
karşılayan heyetin içinde Cemalettin Çelebi’ de vardı.” Diye yazmaktadır.

Demek ki, Anadolu topraklar henüz işgal altındayken, bağımsızlık savaşının Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başarıya ulaşacağını ve Anadolu toprakları üzerinde yeni bir devletin kurulacağına tam inanan Aleviler kurulacak devletin, yönetiminin ismini vererek
Cumhuriyet olmasını istiyor ve Mustafa Kemal Paşadan söz alıyorlar.

Aleviler, Cumhuriyetin isim babası olduğunu daha Kurtuluş Savaşı başlamadan, M. Kemal Paşanın Hacıbektaş evlatlarından ve Hacıbektaş Dergahında Postta oturan Cemalettin Çelebi ile yaptığı görüşmesinde ve bu görüşmede bize aktarılan konuşmalarında anlıyoruz. Hatta M. Kemal Paşa ile Cemalettin Çelebi arasında “ Pir evi Protokolü” diye bir antlaşma yapıldığı söylenmektedir. Bu antlaşmanın ilk maddesinin Devlet yönetiminin Cumhuriyet olacağıdır.

Aleviler, ümmetçilikten kurtulup, halkın egemenliğinin esas alındığı bir devlet yönetimini istiyorlardı. Bu istem ve görüşlerini ve hatta yönetim şeklini, yanı adını da Cumhuriyet olarak belirterek kurtuluş mücadelesi başlamadan önder kadroya söylüyor ve bu yönlü güvence alıyorlar.

Cumhuriyet: Ulusun, egemenliği doğrudan doğruya ya da belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı devlet biçim

Bunun içindir ki, Osmanlının ümmetçi ve yönetiminden kurtulmayı hedefleyen Aleviler, Kurtuluş Savaşı’na tam destek vermiş, Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının yanında yer almışlardır. Kurtuluş savaşı süresince Mustafa Kemal Paşaya hiç desteklerini esirgemeyen Anadolu Alevileri, cumhuriyetin ilanından, tüm devrim yasalarına kadar Mustafa Kemal Paşanın yanında olmuş ve bu çağdaş değişimin öncülüğünü yapmışlar.

İlk Mecliste çoğunluğu elinde bulunduran Alevi Millet Vekilleri’nin destekleri ile Cumhuriyet 128 ret oyuna karşılık 158 kabul oyunda yine Alevi Millet Vekillerinin büyük gayretlerini görmekteyiz. Bu destek ve gayret Devrim Yasalarının bir biri ardına çıkarılmasında da görmekteyiz.

Atatürk, koşulları ve olanakları özenle değerlendirip gözeterek , zamanlamayı beceriyle yaparak ilkelerini gerçekleştirmiş, amaçlarına ulaşmıştır. Böylece Cemalettin Çelebi diğer Alevi ileri gelenlerine ve Osmanlı yönetiminden rahatsız olan çağdaş düşünen insanlara Devlet Yönetiminin Cumhuriyet olacağı yönlü verdiği sözünü de böylece yerine getirmiştir

Aleviler, Türkiye Cumhuriyeti’nin 29 Ekim 1923 tarihinde kurulması ile birlikte, Osmanlı dönemindeki konumlarından çok çok daha iyi konuma gelmiş ve laik yapı içerisinde hiç değilse yasalar önünde, diğer vatandaşlar gibi birinci sınıf vatandaş olmuşlardır. Bu aşamada Aleviler,Türkiye Cumhuriyeti baz alındığında bütünün olmazsa olmaz bir parçası, organı, daha doğrusu kendisi olmuşlardır. Alevilerin bu konumu 1950’lere kadar sürmüştür.

Saltanatın ve Hilafetin kaldırılması, Cumhuriyet’in ilanı, Şeriye ve Evkaf Vekaletinin kaldırılması, Tevhidi Tedrisat Yasası’nın kabulü ve diğer düzenlemeler, çağdaş atılımlar olarak gerçekleştirilmiş, hukuk devleti aşamasına geçilmiştir. Bunun sonucu olarak 10.4.1928 tarihli 1222 sayılı yasa ile anayasanın 2.ci maddesi değiştirilerek dinle ilgili bölümü çıkarılmıştır. Daha sonra da 5.12.1937 tarihli ve 3115 sayılı Yasa ile Anayasanın 2. Maddesi “ Türkiye Devleti, Cumhuriyetçi, Milliyetçi, Halkçı, Devletçi, Laik ve İnkilapçı şeklinde değiştirilmiştir.

Cumhuriyet, Laik Yönetim, Laik Hukuk ve Laik Eğitim üzerine kurulmuştur. Medeni yasamız hukuk devriminin anıtıdır. Çünkü dinsel hukuktan , çağdaş hukuka geçiş ancak ve ancak Laiklik ile gerçekleşebilir. Bu nedenle Laikliğe; çağdaşlaşma da denilebilir.

CUMHURİYET YÖNETİMİ VE 15 YILDA YAPILANLAR

1923-1938 arası gerçekleştirilen işler olağanüstüdür. Şimdi neler yapıldığını maddeler halinde ele alalım;

1- Köylüye yük oluşturan “aşar”, fakir bütçenin 1/3’ünü oluşturmasına karşın kaldırıldı.
2- 716 sayılı anayasaya dayanılarak 1923-1924 yılları arasında köylüye 6.787.234 dönüm tarla, 157.422 dönüm bağ, 169.659 dönüm bahçe, 1934-1938 arasında ise 2.999.825 dönüm toprak dağıtıldı.
3- Köylülerin birbirine kefil olarak kredi almaları sağlandı. Çiftçi kredi faizleri düşürüldü, vergiden muaf tutuldu. Kooperatifçilik teşvik edildi.
4- 1926 yılına kadar 27.850 km. yolun tesviye ve stabilize serilme işi tamamlandı. 1933’e kadar 2.212 km. yeni demiryolu yapıldı.
5- 1923 yılında 34 bin ton olan deniz ticaret filosu 1927 yılında 130 bin tona çıkarıldı.
6- Kabotaj hakları ulusal bayrağın tekeline alındı.
7- On yılda, kösele ve un hiç ithal edilmez hâle geldi. Şeker ithalatı %37, deri ithalatı %90, çimento ithalatı %96.5, kereste ithalatı %83.5 oranında azaldı.
8- 1923-1932 yılları arasında pamuklu dokuma üretimi %280, maden kömürü üretimi %250, çimento %630, kösele %210, yünlü mensucat üretimi %500 arasında arttı. Şeker hiç üretilmez iken 27.549 ton üretildi.
9- Sanayi Maden Bankası ve Sümerbank, 1938’e kadar 26 büyük fabrika kurdu ve geliştirdi.
10- 1923 yılında dış ticaret 36.1 milyon dolar açık vermiş, 1936 yılına 20.1 milyon dolarlık dış ticaret fazlası elde edilmişti.
11- Dış borç sadece kibrit tekeli kurmak ve demir yollarını devletleştirmek için alındı ve kısa sürede geri ödendi.
12- 1923-1938 arası karşılıksız hiç para basılmadı ve sürekli denk bütçe gerçekleştirildi.
13- 1925-1927 yıllarında yıllık enflasyon %1 idi. 1938’de Türk parası yabancı paralara karşı değer kaybetmedi. Bazılarına karşı değer kazandı. 1924 yılında 9.5 kuruş olan Fransız Frangı 1929’da 7.7 kuruşa düştü.
14- 1938 yılında devlet hazinesinde 26 ton altın ve 36 milyon liralık döviz stoku vardı.
15- Ekonomik alanda yapılan işlerden başka, Türk toplumunu bir çağdan alıp yeni bir çağa taşıyan sosyal devrimler yapıldı. Saltanat ve Hilafet kaldırıldı. Ve CUMHURİYET kuruldu.

Yukarıda sadece bir kısmını yazdığım, Cumhuriyet dönemi yenilikleri halkın hem sosyal, hem ekonomik bakımdan çağdaş ülkeler seviyesine gelmesini sağlamıştır.


NİÇİN BUGÜN DE ATATÜRKÇÜLÜK

Atatürkçülük, sürekli gelişmeyi öngören bir düşünce ve eylem hareketidir. Durgunluğu, gericiliği kabul etmez. Ülke sevgisini her şeyin üzerinde tutar. Türk ulusunun bağımsız ve özgür bir ulus olarak bir uygar dünyada yerini alması için giriştiği mücadeleden asla ödün vermez.

Ulusçuluğu; evrensel boyutlu insan sevgisine, halkçılığı; emeğe ve emekçiye duyulan saygıya, Anadolu insanına olan bağlılığa dayanır. Cumhuriyetçilik ve Laiklik anlayışı, Demokrasi ve İnsan Hakları ve Özgürlüğü hedeflemiştir.

Ona göre düşünen, araştıran ve sorgulayan insan yetiştirmek, mutlu ve varlıklı bir toplum oluşturmanın temel koşuludur.

Devletçiliği, kalkınmanın ve ekonomik büyümenin olmazsa, olmaz koşulu sayar. Devletin büyümesi ve güçlenmesi, onun için bir varlık nedenidir. Ekonomik gücü ve yatırımları olmayan devletin,toplumu yönetemeyeceğine inanır.

Devrimciliği ise, sona ermeyen bir gelişme içinde varlığını bulan, sürekli devrimciliktir. Dediğini yapan, yapamayacağını söyleyen bir devrimciliktir.

Bu ideolojik yapısı ile Atatürkçülük, gerek Kurtuluş Savaşı ve gerekse savaştan sonra uyguladığı kalkınma modeli ile yoksul dünya uluslarına örnek olmuş Evrensel bir düşünce sistemidir.

Ülkemizde gerçekleştirdiği toplumsal dönüşümler aşılamadığı gibi bugün sosyal anlamda daha da geri bir duruma gelinmiştir. Türkiye, Atatürkçülükten ayrıldığı oranda ağır sorunlarla karşılaşmıştır. Bugün Türkiye’nin her zamankinden çok Atatürkçülüğe gereksinmesi vardır.

Cem Vakfı

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.