Atatürk, çalışmaları sırasında yer ve zaman öğeleriyle ilgili değildi. Nerede ve hangi şartlar altında olursa olsun, yurt çıkarlarını kapsayan bir görev belirdi mi, onu yerine getirmeye çalışırdı. Gezileri sırasında trende, ya da otomobil içinde evrak açtırarak çalıştığı çoktur. En keyifli eğlene anında sofrada bile karşısında görevlilerden birini gördü mü, sohbeti, konuşmayı hemen yarıda keser, ‘Beni mi istiyorsunuz?’ diye kalkıp giderdi. Ülke işlerini her şeyin üstünde tutardı. Eline aldığı herhangi bir işi de yarım bırakmaz, bitirmeden rahat edemezdi. Bazen hiç durmadan okuduğu, kırk sekiz saat aralıksız çalıştığı da olmuştur. Çankaya Köşkünde eline geçirdiği bir tarih kitabını bitirmek için iki gün, iki gece hiç yatağa girmemiş, şezlongda dinlenmekle yetinmişti. Yalnız kaldığı, ya da okuduğu zamanlar masaya pek iltifat etmez, koltuğa bağdaş kurup oturmayı daha çok severdi.
Tarihle uğraştığı sıralarda. Atatürk içerde çalışıyor, ben kapıda oturmuş bekliyordum. Ara sıra uyumamak için banyoya girip, yüzüme su vuruyor, sonra anahtar deliğine gözümü uydurup, bir post üzerinde yüzükoyun uzanıp Nutku hazırlayan Atatürk’ü gözetliyordum. Saat sabahın beşine geliyordu. Uykumu dağıtmak için elime bir kitap almıştım. Adı ‘İzmir’in İşgali’ idi. Çok meraklı olan bu kitaba kendimi kaptırdığım halde, tüm uğraşım boşa gitmiş, şafak sökerken dayanamamış, yorgunluğun etkisiyle uyuya kalmışım.
Bu sırada Atatürk zile basmış, fakat ben koltukta derin bir uykuya daldığım için uyanamamışım. Zille uyandıramayınca, kendisi çağırmak zorunda kalmış. Bir de baktım ki, kapıyı aralamış:
-‘‘Çelebi, Çelebi.’’ Diye sesleniyor.
Hemen yerimden fırladım:
-‘‘Paşam. Emriniz…’’ diyebildim.
Ama bendeki korkuyu varın siz hesap edin. Bağıracak, parlayacak diye ödüm kopuyordu. Ellerimi önüme kavuşturmuş, bekliyordum. Fakat nedense kızmadı. Gayet sakin yüzüme bakarak:
-‘‘ Bana bir kahve getiriniz,’’dedi.
Söyleyecek hiçbir şey kalmamıştı. Sadece kekeleyerek,
-Paşam, uymadım. Kitap okurken içim geçmiş.’’diyebildim.
Gidip arkadaşları kaldırdım. Hizmeti devrettim ve yatmaya gittim.
Akşam nöbet sırası yine bana gelmişti. Üçüncü gecedir ki, Atatürk gözünü kırpmıyordu. Kütüphanede yere serili bir postun üstüne uzanıyor ve çalışıyordu. Notların arasına gömülmüştü. Yerler tarih kitaplarıyla doluydu. Sadece duş yapıyor, kurulanıp tekrar odaya kapanıyordu. Yemeği bile kütüphaneye getiriyorduk. Yüzü hafif süzülmüş gibi geldi bana.
Çankaya Köşkü’nde sofra kuruldu. Bu on altı kişilik bir sofraydı. Konuklar gelerek yerlerini aldılar. Sabah ki uyku olayını unutmuştum bile. konuklara dönerek:
-‘‘ Bu çocuk dün gece sabaha kadar beni bekledi,’’dedi.
Birden koltuklarım kabardı, önüme baktım. Konuklar bana biraz da kıskançlıkla bakarken Atatürk:
-‘‘ Öyle ama sabaha karşı uyuyarak beklemiş,’’ demez mi?
Sonra ‘‘Senin uykusuzluğa tahammülün yok’’ diye alay etmeye başladı. Canım çok sıkılmıştı. Önceleri ‘Çelebi işini bilir Paşam,’ diye beni öven konuklar da hep birden gülmeye başladıklarından utanç içinde kıvranıyordum. İçimden kendi kendime nasıl da kızıyordum. Saat sabahın beşine kadar uyuma da, ondan sonra uyu.
Bu olay bana ders oldu. Atatürk’ün o tarihten sonra üç gün süren büyük uykusuzluk geçirdiğini hatırlamıyorum. Fakat geç saatlere dek kaldığı vakitler de bütün dikkatimi kullanarak uykuyu aklıma bile getirmemeye çalışmışımdır. O birkaç dakikalık uyku, bende unutulmaz bir anı bıraktı. Büyük adama hizmetin zor olduğunu bir kez daha anlamış oldum
Cemal Grande'
Atatürk' ün uykusuzluk rekoru
Konu Sahibi / Yazar
GAMZE
Kategori / Forum
(A)ydın (T)ürk (A)teşi
Yorumlar / Cevaplar
0
Okunma / Görüntüleme
3313
Atatürk' ün uykusuzluk rekoru
Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi