İKİNCİ GELİŞ (2 Eylül -16 Ekim 1919)
Doğu Anadolu’nun sorunları için toplanmış olan Erzurum Kongresi, Mustafa Kemal Paşa’nın katılması sonucu aldığı kararlarla ulusal bir kongre oldu. Asker ve sivil aydınlar, toplumun çeşitli kesiminden insanlar, tüm ulus adına ve ulusal bir amaç için ilk kez Erzurum’da bir araya geldiler. Ord. Prof. Enver Ziya Karal’ın belirttiği gibi, kongrenin verdiği kararlar vatanın bütününü ve ulusal sınırlar dışında vatan olamayacağı belirtildi. Bağımsızlık için hiçbir ayrıcalık verilmeyeceği açıklandı. Bütün kararların yürütülmesi için de bir temsil heyeti seçerek, Anadolu’da ulusal bir devletin yürütme gücü olan ulusal bir hükümet kurmak hususundaki niyet ve inancı ifade etti.68
Erzurum Kongresi başarıyla sonuçlanmış, bunun yankıları Sivas’ta da duyulmuştu. Artık sıra Sivas Kongresi’ne geliyor, bunun hazırlıkları devam ediyordu. Sivas delegelerini Erzurum çıkışı Ilıca’ya kadar uğurlayan Mustafa Kemal Paşa, kongreye katılmak için gelen delegelerin hanlardan, otellerden alınarak onların, uygun yerlerde ağırlanmasının gerektiğini söylemişti. Sivas halkıda buna uygun olarak davranmıştı.
Nihayet, Ağustos ayı içinde her taraftan bir takım temsilcilerin Sivas’a hareket ettikleri ve bir kısmının Sivas’a gelmeye başladıkları görülüyordu. Hatta gelen temsilcilerin bir kısmı Erzurum’dan Sivas’a ne vakit hareket edileceğini sormaya başlamışlardı. Artık Erzurum’dan ayrılmak gerekiyordu. Paşa;
’29 Ağustos’da Erzurum’dan ayrılmalıyız’, emrini verdi.
Paşa çok heyecanlı. Mümkün olabilse kongreyi hemen toplamak için kuş gibi Sivas’a uçacaktı. Ancak çeşitli imkansızlıklar, menfi faaliyetler, nakil vasıtalarının sınırlı oluşu, tesbit edilen günden önce kongrenin toplanmasına müsade etmiyordu. Hatta gününde kongreyi toplayabilmek dahi muhakkak ki büyük bir şans ve muvaffakiyet olacaktı.69
İşte tüm bunlar düşünülerek tehlike göze alınmış ve yolculuk tekrar başlamıştı. Herhangi bir olay çıkmadan Erzurum-Sivas arasındaki tehlikeli boğazlar geçilmişti.70 Nihayet geliyor müjdesi bütün Sivas’ı bir anda harekete geçirmişti. O zaman Karakol komutanı Yüzbaşı İbrahim Bey bir anısını şöyle anlatmaktadır.
’Sivas Merkez Karakol Kumandanı bulunuyordum. Bir sabah seni Tabur Komutanı istiyor, dediler. Derhal gittim. Ali Şefik Bey, şu emri verdi:
[COLOR="#008080"]Sivas’tan Hafik’ e kadar Mustafa Kemal Paşa’nın bir tecavüze uğramaması için tertibat alın.
Derhal bölüğe geldim ve birkaç ay evvelki bir emri hatırlayarak hemen Tabur Kumandanı’na gittim.
Hayyen ve meyyiten derdestine emir olduğu halde nasıl tertibat alacağız, dedim. Gülerek;
O emir yerinde durmakta olsun, asıl işin ehemmiyeti bundadır. Böyle şeyler ağzından çıkmasın, sen tertibatını al, dedi.’ 71
2 Eylül 1919 Salı sabahı şafakla uyanan Sivas, büyük bir sevinç içinde tarihin en mutlu günlerinden birini yaşıyordu. Şehirde genel bir kaynaşma, herkesin yüzünde mutlu bir sevincin ışıkları görülmekteydi.
Şehirdeki bütün fayton ve yaylı arabaları bu işe tahsis edilmişti. O zamanki Hürriyet ve İtilaf Partisi mensupları hariç, şehrin bütün ileri gelenleri dükkanını kapayan halk bu karşılamaya katılmıştı. Yürekleri dudaklara toplayan heyecan, şu iki kelimeyle vücut buluyordu: ’Bugün Mustafa Kemal Paşa geliyor.’ Şehre beş kilometre mesafede çadırlar kurulmuş bekleniyordu. 72
Kılavuz Tepe’de kulaktan kulağa: ’Hafik’ten hareket etmiş, yaklaştı, şimdi gelir,’ diye konuşulurken Seyfebeli’nin eğri büğrü yollarında Sivas’a doğru ilerleyen bir otomobil kâh kayboluyor, kâh çıkıyordu. Beklenen görünmeye başladı. Can çekişen bir milletin doktoru son süratle yaklaşıyordu. Otomobil tam tepede durdu. Herkes koştu.
’Hoş geldiniz, safa geldiniz,’
diyerek, elini öpüyor ve sıkıyorlardı. Yanında Şeyh Fevzi Efendi, Hoca Raif Efendi, Rauf Beyle otomobilden indiler.73 Karşılamaya gelenlerin ellerini birer birer sıktılar. Karşılayanlar arasında Sivas Kolordu Komutanı Selahattin, Sivas Müdafaa-i Hukuk Başkanı Rasim (Basara), Sivas Müftüsü Abdurrauf Efendi de vardı.74 Paşa’nın üzerinde kurşuni bir avcı elbisesi, başında kalpak ve göğsünde bir liyakat madalyası taşıyordu. Dükkanını kapatarak bu kahramanı görmek üzere karşılamaya koşmuş olan binlerce halkı selamlayan Paşa ve arkadaşları tekrar otomobillere binerek gurub vaktinde Sivas’a girdiler.75
Sivas halkı caddenin her iki tarafına dizilmişti. Alkışlarla ve: ’Hoş geldiniz Paşa,’’ sesleriyle, içten gelen bağlılık ve inançla onu karşılıyorlardı. Otomobille kongreye tahsis edilen sultani binasına kadar aynı coşkuyla uğurlandı. Vali Reşit Paşa sultaninin kapısındaydı. Paşa’yı burada karşıladı ve :
’Hoş geldiniz Paşa,’ diyerek ayrıldı.76
Vali anılarında karşılama olayını da ayrıntılarıyla anlatmakta: ’... Bende merasime iştirak edecek miydim, etmeyecek miydim?’ 77, demekte ve yine kendi deyimiyle sürüden ayrılırsa Paşa’nın, sürüye katılırsa hükümet-i merkeziyenin dikkatini çekecekti. Bir takım düşüncelerden sonra şu kararı almaya karar verdi: ’... Vali sıfatı ile istikbal merasimine iştirak ettiğim takdirde Bab-ı Ãli’yi gücendirmiş olacağıma göre, istikbale çıkacak halk arasında görünmek. Lakin Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları gibi hayatlarını vatanın hayrına ve selametine vakfetmiş, büyük ruhlu insanları karşılamamak gibi bir küçüklüğün azabından ve hicabından kurtulmak içinde istikbale çıkmak.’ 78 Nitekim Vali planladığı gibi istikbale çıkmıştı.79
Milli tarihin büyük Türk Rönesansı, ihtilal ve kurtuluş kongresi olan Sivas Kongresi tüm kuvvetlerin tek elde toplanması gereğinin bir sonucu, Milli Mücadele şuurunun ise başlangıcı olacaktı. Sivas Kongresi, başsız olan bu teşkilata ve kararsız silahlı mücadeleye kılavuzluk etmek ve düzen sağlamak üzere emir ve komutayı ele almak bakımından büyük bir önem taşıyacaktı.
Kongre 4 Eylül 1919 günü çalışmalarına başlayacaktı. Mustafa Kemal Paşa’yı coşkun tezahüratla karşılayan Sivas halkı kongrenin yapılacağı gün saat on üçten itibaren kongrenin yapılacağı sultaniye giden yolları doldurmuştu. Günün perşembe oluşu da ayrıca bir uğur sayılıyor, namazdan çıkan, işini gücünü bırakan herkes kongre binasına geliyordu. Kongre delegeleri birer birer gelerek binaya giriyorlardı.84
Kongre saat on dörtte geçici olarak başkanlık makamında bulunan Mustafa Kemal Paşa’nın açış nutkuyla açıldı. Paşa açış nutkunda Mondros Mütarekesi’nin imzalanmasından Sivas Kongresi’ne kadar olan tüm olaylara değinerek, ’... Sivas Kongresi yurdumuzun ve ulusumuzun bölünmez bir bütün olduğunu gerektiği gibi ortaya koyup ispatlayan kararları alacak esasları koyacaktır...’ 85 diyordu.
Kongre çalışmalarını ayrıntılarına girmeden ana hatları ile vermekle yetineceğim. Çünkü bu konuda ayrıntılı bir eser bulunmaktadır.86 İlk günkü oturumda başkanlık konusu gündeme alındı. İsmail Fazıl Paşa, başkanlığın birer gün, yahut birer hafta devam etmek üzere sırayla olmasını ve üyelerin veya temsil edilen vilayet ve sancak isimlerinin baş harflerine göre alfabe sırasıyla yapılmasını teklif etti. 87 İşin ilginç yanı, bu teklifi yapan İsmail Fazıl Paşa’nın temsil ettiği vilayetin ismi elif ile başladığı gibi, adının ilk harfi de elif ile başlıyordu. Önerisi reddedildi ve yapılan gizli oylama ile Mustafa Kemal Paşa kongre başkanlığına seçildi. 88 Yine aynı gün millete hitaben bir de beyanname yayınlandı.89
Sivas Kongresi’nin gündemini Erzurum Kongresi’nin nizamname ve beyannamesi metni ve bir de daha önce Sivas’a gelmiş olan yirmi beş kadar üyenin hazırladığı muhtıra teşkil edecekti. Yalnız ilk üç gün üyelerin İttihatçı olmadığını isbat için yemin formülü hazırlamakla, padişaha ariza yazmakla ve kongrenin açılışı dolayısı ile gelen telgraflara cevap vermekle ve özellikle kongre siyasetle uğraşacak mı, uğraşmayacak mı konusunun tartışılmasıyla geçti. 90 Sonunda bütün delegelerin tek tek okuduğu yemin formülü hazırlandı. Ayrıca padişaha da bir ariza yazıldı. 91 Nihayet, kongrenin dördüncü günü asıl konuya geçildi ve aynı günde Erzurum Kongresi Nizamnamesi metni görüşülerek bazı değişiklikler sonucunda kabul edildi. Bunlar:
[COLOR="#800000"]1. Cemiyetin adı ’Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ idi. ’Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ oldu.
2. ’Heyet-i Temsiliye, bütün Doğu Anadolu’yu temsil eder’ kaydı yerine ’Heyet-i Temsiliye, bütün vatanı temsil eder’ dendi. Mevcut üyelere altı kişi daha eklendi.
’Her türlü işgal ve müdahale Rumluk ve Ermenilik kurmak gayesiyle yapılmış sayılacağından, topyekün savunma ve direnme esası kabul edilmiştir’ yerine, ’her türlü işgal ve müdahalenin ve bilhassa Rumluk ve Ermenilik kurmak gayesi güden hareketlerin reddi hususlarında topyekün savunma ve direnme esası kabul edilmiştir’ denildi.
4. ’Osmanlı Hükümeti’nin yabancı devletlerin bir baskısı karşısında buraları (yani Doğu vilayetlerini) bırakmak ve ilgilenmek zorunda kaldığı anlaşıldığı takdirde alınacak idari, siyasi, askeri tedbirlerin tayin ve tesbiti’ maddesindeki ’buraları’ yerine ’vatanın herhangi bir parçasını bırakmak ve ilgilenmemek’ şeklinde daha geniş bir kayıt kondu.92
8 Eylül günü İsmail Hami Bey tarafından hazırlanmış ve 25 delegenin imzasını taşıyan ’Amerikan Mandası’ isteyen önerge gündeme alındı. Erzurum Kongresi’nde ’Manda ve himaye kabul olunamaz’ gibi bir madde yer almasına rağmen, Sivas Kongresi’nde bu konu büyük bir taraftar bularak tekrar gündeme geliyordu. Ulusal savaşı kendi içinde çökertebilecek, başka bir ülkenin güdümüne girmek gibi aşağılayıcı bir durum olan ’Manda’ sorununa bakalım. I. Dünya Savaşı galiplerinden İngiltere ve Fransa, Rusya’nın bulunmamasından yararlanarak Orta Doğu’yu aralarında paylaşıyorlardı. Buna kılıf bulmak üzere Paris Barış Konferansı’nda, Orta Doğu ülkelerinin kendilerini yönetemeyeceği için İngiltere ve Fransa’nın bu görevi yerine getirmesine karar verildi. 14 maddelik ilkelerini yayınlamış bulunan Amerika başkanı da Amerika’nın çıkarlarına ters düşmemek koşuluyla bunu kabul ediyordu. Suriye ve Lübnan Fransız, Irak ve Filistin İngiliz mandası yani güdümüne bırakıldı. Ermenistan için Amerikan mandası düşünülüyordu. İşte bu sırada Türkiye’de bazı kimseler Türkiye içinde bir Amerikan mandası sağlanması için çaba harcamaya başladılar. 1919 yılı Temmuz ve Ağustos ayında Kara Vasıf ve daha sonra Halide Edip ve Bekir Sami’nin bu konuda önerilerini bildiren telgrafları Mustafa Kemal Paşa tarafından red edilmişti. Bu kişiler, Amerika’nın dünya üzerindeki insani değerleri sürdüren en büyük demokrasi olduğunu, Amerika sayesinde Türkiye’nin de kurtulabileceğini ve uygarlaşacağını ve kendi kendini yöneteceğini ileri sürüyorlardı. Halide Edip Hanım 10 Ağustos tarihli mektubunda, Sivas Kongresi toplanana kadar Amerika’nın Türkiye’deki komisyonunu alıkoyabileceklerini hatta Sivas’a Amerikalı bir gazeteci gönderebileceklerini yazıyor, savaş ile çözüm bulunamayacağını ileri sürüyordu.93
Manda konusu şimdi hem de büyük bir taraftar bularak Sivas Kongresi’nin gündemine giriyordu. Bu kadar geniş bir taraftar bulması Mustafa Kemal Paşa’yı çok üzdü. Rauf ve Refet beyler gibi, Amasya Genelgesi’ni imzalamış kimseler bile şimdi bu öneriyi destekliyorlardı. İstanbul’dan gelen Kara Vasıf Bey bu konuda oldukça etkili idi. Sonra, birde Amerikalı gazeteci getirmişlerdi. Browne adındaki bu gazeteciye ’Manda’ yanlıları büyük ilgi ve saygı gösteriyorlardı. Mandacılar diye bilinen kişilerin bu görüşlerini mektuplarından ve kongre tutanaklarından şöyle özetleyebiliriz: ’Yirminci yüzyılda 50 milyon lira borcu, harap bir memleketi, pek münbit olmayan bir toprağı ve ancak 10-15 milyon lira geliri olan bir kavim için bir dış himaye olmaksızın yaşamak imkanı olamaz. Bağımsız yaşamaya mali durumumuz elverişli değildir. Parasız, ordusuz ne yapabiliriz? Onlar uçak ile havada uçuyorlar, biz henüz kağnı arabasından kurtulamıyoruz... Bu gün bağımsızlığımızı kurtarsak bile yine günün birinde bizi paylaşırlar. Eğer İzmir Yunanistan’da kalsa ve aramızda bir savaş açılsa, düşmanımız Yunanistan’dan gemi ile asker getireceği halde, acaba biz Erzurum’dan hangi trenle taşımacılığımızı yapabiliriz? Bir de diyelim ki, biz dış ve iç tam bir bağımsızlık isteriz. Fakat, acaba kendi başımıza yapabilecek miyiz? Yapamayacak mıyız? Ondan önce, acaba bizi kendi başımıza bırakacaklar mı bırakmayacaklar mı?41Tartışmalı geçen bir oturumdan sonra 95 Amerikan Kongresi’ne bir telgraf çekilerek ’Manda’ istenmesini öngören Rauf Bey’in önerisi 9 Eylül de kabul edildi. 96 Telgrafın o sırada Sivas’ta bulunan Amerikalı Gazeteci Mr. Browne kanalıyla derhal iletilmesi benimsendi. 97 Çok ilginçtir ki mandacı grupla Mustafa Kemal Paşa’nın ilişkileri Cumhuriyet’in ilanı ve saltanat ve hilafetin kaldırılması sırasında da aynı biçimde oluştu ve kendisine engel olmak istediler. Mandacıların bu fikirlerine karşı Mustafa Kemal Paşa tam bağımsızlık için ’Ya istiklal ya ölüm’ parolasıyla yanıt verdi. Para bulunsun veya bulunmasın ordu mutlaka olacaktır, düşman gemi ile kamyon ile asker ve cephane taşırken, Türk ulusu kağnısıyla, sırtıyla cephane taşıyacak, asker yürüyerek ve çoğu kez yarı çıplak ve yan aç cepheye gidecektir. Yaralılar için, hastalar için ilaç bulunamayacaktır, ama Türk ulusu bütün bu güçlüklere rağmen Mustafa Kemal Paşa’nın önderliğinde bu savaşı kazanacaktır. Yine aynı gün, yani 9 Eylül’de Ali Fuat Paşa’nın ’Garbi Anadolu Umum Kuva-i Milliye Komutanlığı’na tayin olunmasına kongre heyetince karar verildi.98
Bu arada Trabzon’dan gelen bir telgrafta Sivas Kongresi’nin genel bir kongre olmasına ve bir Temsil Heyeti seçmesine karşı olduklarını bildirdiler. Erzurum’dan da buna benzer haberler geliyor, Mustafa Kemal Paşa’nın Padişahı indirip kendisinin geçmek istediği, şimdiden diktatörlüğe başladığı söyleniyordu.99
Bu türdeki haberlere bir de Elazığ Valisi Ali Galip’in İngilizlerin de yardımını sağlayıp kongreyi basacağı haberi eklendi. Bu olay padişahın, hükümetin ve İngilizlerin ortak bir teşebbüsü idi ki amacı, Sivas Kongresi’ni önlemek ve böylece milli hareketi daha başlangıcından boğmaktan ibaretti. Bu olay şu şekilde açığa çıkmıştı. Sivas Valisi Reşit Paşa’nın hanımının dostu Aliye hanım ismindeki öğretmen, valiye Konya’dan çektiği telgrafta: ’Ben bu gün bir gazetede sizin azledildiğinizi okudum. Öyle ise Sivas’a gelmeyeyim’ diyordu. Vali bu telgrafı alınca, doğru kongre binasına giderek Mustafa Kemal Paşa’ya gösterdi. Bunun üzerine Mustafa Kemal Paşa maiyetindeki bazı zabitleri telgrafhaneye göndererek ne kadar muhabere evrakı varsa alıp gelmelerini söyledi. İşte bu şekilde İstanbul’dan Harbiye Nazın Süleyman Şefik ve Ali Galip Bey’le olan muhabereleri tam ve açık bir şekilde ele geçmişti. Yedi sekiz gündür devam ettiği anlaşılan bu muhabereden İstanbul Hükümeti’nin Sivas Kongresi’ni Ali Galib’e bastırıp, temsilcileri yakalatmak istediği anlaşılıyordu.100 Bunun üzerine gerekli tedbirler alındı ve Malatya’da bulunduğu anlaşılan Ali Galib’in üzerine kuvvet gönderilmesi sonucu kendisi ve beraberindekiler kaçmak zorunda kaldı.
Bir yandan kongredeki mandacıların çalışması, diğer yandan Trabzon’un alehte hareketi, İstanbul Hükümeti ve İngiliz’lerin kışkırtması sonucu harekete geçen Elazığ Valisi Ali Galib’in kongreyi dağıtma teşebbüslerine rağmen kongre, çalışmalarını başarıyla tamamladı. 11 Eylül’de Sivas Kongresi Beyannamesi yayınlandı. 101 Yurt içine ve dışına gönderilen bu beyanname çok etkili oldu.
Dıştan ve içten gelen bütün zorluklara karşın Sivas Kongresi Türk tarihinde başlı başına bir dönüm noktası oldu. Ulusal ihtilal, savaş, kurtuluş, inkılâp, cumhuriyet devrini getiren hamlenin vatan bütünlüğü adına temelini Sivas Kongresi attı.102 Sivas Kongresi aldığı kararlar ve kurduğu örgütle 22 Haziran 1919 tarihli Amasya Genelgesi ile ilk adımı atılan bir mücadelenin, yani vatanın parçalanma tehlikesini önlemekte Osmanlı Hükümeti’nin gösterdiği acizlik karşısında ulusun kendi kaderini kendi eline almak uğraşının zafere ulaşması demekti. İhtilalin ilk gazetesi ’İrade-i Milliye’ Sivas’ta çıktı.103 Yabancı bir devletin güdümünde yaşama önerisi olan manda konusu bir daha gündeme gelmedi. Mustafa Kemal Paşa’nın ’Ya İstiklal, Ya Ölüm’ parolası bundan sonra temel ilke olarak yaygınlaştı ve benimsendi. Türk ulusunun onurlu ve şerefli bir ulus olarak yaşaması ve bunun ancak tam bağımsızlıkla sağlanabileceği burada kesinleşti. Ulusal sınırlarımızın esasları burada saptandı.
’Ya başaramazsanız’ diye soran Amerikalı gazeteciye Mustafa Kemal Paşa şu yanıtı verdi: ’Bir ulus varlığını ve bağımsızlığım sağlamak için, düşünce sınırlarını aşan girişimler ve fedakarlıklarda bulunduktan sonra başarılı olur. Ya başarılı olamazsa demek, o ulusun ölmüş olacağına karar vermek demektir.’
Sivas Kongresi kararlarıyla, Erzurum’da alınan kararlar onaylandı. Bütün Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ’Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ adı altında birleştirildi ve Temsil Heyeti bütün ülke için geçerli oldu. Bütün sivil ve askeri güçler bir otorite altına alınmaya başlandı ve İstanbul Hükümeti’nin otoritesine üstünlük sağlandı. Batı Anadolu da bu otoriteye bağlandı. Ali Fuat Paşa, bütün Kuva-i Milliye’yi kapsamak üzere ’Umum Kuva-i Milliye Kumandanlığı’na atandı. Sivas Kongresi’yle Mustafa Kemal Paşa’nın, bütün ulus bireylerini ve düşüncesini ulusal iradeye ortak etmek ve bağlamak konusunda gösterdiği basan sayesinde, padişah iradesi yıkılıyor ve ulusal egemenlik ilkesi geliyordu. Böylece ulusal bağımsızlık yanında ulusal egemenlik de aşama aşama kaçınılmaz bir şekilde gerçekleşiyordu. Bu tarihten itibaren Mustafa Kemal Paşa’yı kurulmakta olan yeni Türk Devleti’nin hukuki ve fiili iktidarını temsil ettiği için de, milli hükümetin başkanı olarak kabul etmek gerekir.104
Sivas Kongresi’nin toplanması ve tüm ülkeyi ilgilendiren kararlar alması içte ve dışta büyük yankılar yapmakta gecikmedi. Kuva-i Milliye ruhu tüm ülkede hızla yayılmaya başladı. Batılı devletler bu olayı, devlete başkaldırma olarak nitelemelerine rağmen, kendi kamuoylarında bu hareketin ulusal bir dava olduğu anlaşılmaya başlandı. Fakat İstanbul Hükümeti, bu kongreyi meşru olmayan bir isyan olarak değerlendirdi. Sadrazam Damat Ferit Paşa; ’Bir Fransız gazete muhabirinin
Mustafa Kemal Paşa tarafından icra edilen hareketin mahiyeti nedir?’ sorusuna:
’Bu hareket hiç bir askeri şekle haiz olmayıp milletin esaslı kısmına dayanmaz. Bu hareketi icra etmeye çalışanlar, harp zamanında zabit olup bugün, herhangi bir sanatı icra etmek için Anadolu’nun ötesine, berisine yayılan birtakım gençlerdir. Bu hareket sönmüş bir saman ateşi gibidir...’ 105 diyordu. Anadolu’da İttihatçılık ve Bolşeviklik yapıldığı ileri sürülüyordu. İstanbul basınında çıkan alehtar yazılar, ulusal savaşı yapanları hayalci olarak nitelerken, ülkenin gerçek kurtuluşunun ancak siyaset ile başarılabileceğini ileri sürüyordu.106
13 Eylül’den itibaren kongreye katılan delegeler yerlerine dönmeye başladılar. Heyet-i Temsiliye Sivas’ta kalarak delegelerin ayrılışından sonraki dönemde de çalışmalarına devam etti. Milli Mücadele fikrinin millete mal edilmesiyle memleket kaderinin iyi bir yöne yöneltilebileceğine inanan aydın fikirli yurtsever kimselerle, milli bağları kuvvetli halk toplulukları Sivas Kongresi’nde alınan kararları benimsemişlerdi. Kongrenin bitmesinden hemen sonra 12 Eylül’de Anadolu ile İstanbul Hükümeti arasında her türlü telgraf ve posta haberleşme ve ulaştırması kesildi. Bu karara gönülsüz bir şekilde olmakla birlikte önce Sivas, Erzurum ve Elazığ illeri uydu. Fakat Trabzon, Kastamonu, Ankara, Konya ve pek çok il derhal karşı direnişe geçtiler. Kısa bir süre sonra diğer illerle de bağlantı kuruldu. Mr. Browne, Chicago Dail News’a gönderdiği bir telgrafta şöyle diyordu: ’Bu gece gördüğüm kadar iyi işleyen bir telgraf şebekesi ömrümde görmedim. Yarım saat içinde, Erzurum, Erzincan, Musul, Diyarbakır, Samsun, Trabzon, Ankara, Malatya, Harput, Konya ve Bursa hep birbiriyle haberleşme halinde idiler. Bütün bu yerlere ulaşan telin bir ucunda Mustafa Kemal oturuyor, öbür ucunda da bu şehir ve kasabaların askeri ve mülki idare amirleri bulunuyorlardı. Durum olduğu gibi kendilerine anlatıldı ve bir tek istisna ile bütün Anadolu, Mustafa Kemal’e kendi dilediği gibi hareket etmesini ve işin sonuna kadar gitmesini emretti. Yalnız Konya, şehrinde İtalyan birlikleri bulunduğundan tarafsız kalmak zorunda olduğu cevabını verdi.’ 107
Anadolu’nun İstanbul’la ilişkisini kesmesi Milli Mücadele tarihinin ilk kuvvetli hamlesiydi. Çünkü milletin saraydan ve onun uşağı olan İstanbul Hükümeti’nden kuvvetçe, nispet kabul etmez derecede üstün olduğu ancak bu hamle ile meydana çıkmıştı. Milletin Avrupalı şu veya bu devlet tarafından yapılan tehditlere aldırmayacağı ve kendi amaçlarına göre harekette tereddüt göstermeyeceği yine bu olayla ilk defa anlaşılmıştı. Mustafa Kemal Paşa’nın milleti temsil etmekte haklı olduğu ve çünkü millete verdiği talimatın harfi harfine tatbik edildiği de yine bu olayla ortaya çıkmıştı. Anadolu halkı da önderinin isteklerine uyduğu gibi her geçen gün bu mücadeleye daha da bağlanıyordu.
Anadolu’nun bu baskıları karşısında Damat Ferit Paşa Hükümeti istifa etti. Bunun üzerine padişah, yeni hükümeti Tevfik Paşa’ya kurdurmak istedi. Tevfik Paşa kabul etmeyince 2 Ekim’de Ali Rıza Paşa Sadrazam olarak atandı. Ali Rıza Paşa, milliyetçilerin baskısının önemini biliyordu. Mustafa Kemal Paşa, Ali Rıza Paşa’ya Erzurum ve Sivas Kongrelerinin kararlarına saygılı olmak koşuluyla yardımcı olacağını vaadetti. Buna rağmen Ali Rıza Paşa, İstanbul’da iyi niyetli bir hükümet bulunduğunu ileri sürerek, Heyet-i Temsiliye’nin çalışmalarına gerek kalmadığını üstü kapalı bir biçimde belirtmeye çalıştı. Mustafa Kemal Paşa ile İstanbul Hükümeti arasında 3 Ekim’den itibaren başlayan yazışmalarda, Mustafa Kemal Paşa İstanbul Hükümeti’nin, Erzurum ve Sivas Kongreleri kararına bağlı olmasını, Milli Meclis toplanana kadar hükümetin önemli kararlar almamasını, barış konferansına Temsil Heyeti’nin güvenini kazanmış kimselerin gönderilmesini, hükümetin yayınlayacağı bildirilerin kendisi tarafından görülmesini, atama işlemlerinin Temsil Heyeti’nce uygun bulunmasını, Genelkurmay Başkanlığı’na Cevat veya Fevzi Paşa’nın getirilmesini istiyordu. İstanbul Hükümeti de bu isteklere karşı, bu isteklerin bazılarını kabul etmekle beraber, Temsil Heyeti’nin kendileriyle işbirliği yapmasını, İttihatçılıkla ilişkileri olmadıklarını, seçimlerin serbest yapılacağını ve hükümet işlerine karışmayacaklarını açıklamasını istiyordu. Ancak bütün bu yazışmalar bir sonuç vermediği için İstanbul Hükümeti Anadolu’ya bir temsilci göndermeye karar verdi. Bu öneriyi yapan Salih Paşa temsilci olarak görevlendirildi. Ali Rıza Paşa’nın isteği üzerine, Amasya’da bir görüşme yapılması Mustafa Kemal paşa tarafından kabul edildi.
Mustafa Kemal Paşa Amasya’ya gitmeden önce, komutanlara iç ve dış politika konusu ile ordunun durumu hakkında fikirlerini sordu. Aldığı yanıtlar onların bu konularda yetersizliğini ve bütün işlerde kendisinin karar vermesi gerektiğini ortaya koyuyordu.108
Mustafa Kemal Paşa, yanında Rauf ve Bekir Sami Bey’lerle birlikte 18 Ekim’de Amasya’ya geldi. Salih Paşa’nın gelmesinden sonra 20 Ekim’de görüşmeler başladı. Ve Sivas Kongresi’nce kabul edilmiş bulunan esaslar üzerinde görüşmeler 22 Ekim’e kadar sürdü. Taraflar şu esaslar üzerinde anlaştılar:
[COLOR="#FF8C00"]’1. Türk vilâyetlerinin düşmana şu veya bu suretle terk olunmaması, hiç bir himaye ve manda kabul edilmemesi, Türk vatanının bütünlüğünün ve istiklâlinin korunması.
2. Müslüman olmayan topluluklara Türk memleketlerinin siyasi hakimiyet ve sosyal dengesini bozacak biçimde imtiyazlar verilmemesi.
3. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin hukuki bir teşekkül olmak üzere İstanbul Hükümeti’nce tanınması.
4. İtilâf Devletleri ile Osmanlı Devleti arasında barışın kurulması için toplanacak konferansa Heyet-i Temsiliye tarafından da uygun görülen kimselerin gönderilmesi.
5. Osmanlı Meclis-i Mebusanının İstanbul’da toplanmasının güvenlik bakımından uygun olmadığı.’10 9
Son madde, yani Meclisin İstanbul’un dışında toplanacağı hükmü, anayasaya aykırı olacağı gerekçesiyle İstanbul Hükümeti tarafından doğrudan kabul edilmedi. Mustafa Kemal Paşa da ısrar etmedi.110
Amasya’da varılan anlaşma ile İstanbul Hükümeti Temsil Heyeti’ni tanımış oluyordu. İstanbul Hükümeti’nin temsilcisi, Amasya Genelgesi’nin yayınlandığı şehre getirildi ve genelgenin imzalanmasından tam üç ay sonra milli iradeyi kabul etti. Mustafa Kemal Paşa böylece ’Milletin istiklâlini, yine milletin azim ve iradesi kurtaracaktır’ ilkesini ilan ettiği şehirde, bütün ülkeye ve dünyaya gücünü gösteriyordu.
Mustafa Kemal Paşa Amasya’ya geldiği sırada Sivas’ta Şeyh Recep adında birisi 18 Ekim akşamı adamları ile Sivas postanesini basıp, silah tehditi ile Salih Paşa’ya ve 19 Ekim’de de Mustafa Kemal Paşa’ya birer telgraf çekti. Salih Paşa’ya bağlılık dile getirilirken, Mustafa Kemal Paşa tehdit edilerek, halkın ancak padişaha bağlı olacağı belirtiliyordu. İstanbul’a çektiği telgraflarla da, padişaha bağlılıkları belirtilerek Salih Paşa’nın Sivas’a gelmesi isteniyordu. Mustafa Kemal Paşa bu olaya çok önem vererek suçluların tutuklanması için Sivas Valisi’ne emir verdi. Suçlular tutuklandıysa da Vali bu olayı fazla önemsemedi. Oysa hareket İstanbul’da Mustafa Kemal Paşa’nın otoritesinin sarsıldığı biçiminde yorumlanıyordu. Sonradan anlaşıldı ki, bu olayın arkasında İngiliz Muhipler Cemiyeti ve Sait Molla vardı.111
16 Ekim’de Sivas’tan ayrılan Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşları 28 Ekim 1919’da karargahları olan Sivas’a geri döndüler.