Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
Ali karul yazdı:ATATÜRK'ÜN 1937 MECLİS AÇILIŞ KONUŞMASI
Aziz milletvekilleri,
Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.(Alkışlar)
Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.
Elimizdeki programın ruhu, bizi sadece bir kısım vatandaşlarla ilgilenmekten engeller, biz bütün Türk ulusuna hizmet ederiz. Geçen yıl içinde, parti ile hükümet kuruluşunu birleştirmekle vatandaşlar arasında ayrılık tanımadığımızı fiilen göstermiş olduk.(Var ol sesleri) Bu olayın bizim, devlet yönetiminde kabul ettiğimiz, «Kuvvet birdir ve o ulusundur» gerçeğine uygun olduğu ortadadır.(Alkışlar) Gücün tek kaynağı olan Türk Milletinin seçkin vekillerini, büyük mutlulukla, eğilerek selamlarım.(Bravo, yaşa sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar)
Atatürkün Hç Bektaşi veli oldugunu İdda eden Arkadaşların ,Atatürk'ün kendi agzından çıkan Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz kelimesinin yorumunu yapmasını rice ediyorum.
Burada açıkça bahsediyor nerelerden ilham almadıgını.?
Ey millet! Allah birdir, Şanı, büyüktür. Allah’ın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. M. K. Atatürk
diyerek Tanrı’ya inancını belirten Atatürk,
Biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkar bir millettir. M. K. Atatürk
diyerek Türk milleti gibi bir milletin dine bağlı olmasının gerekliliğini belirtirken şu cümlelerle dinle ilgili bakınız neler söylemiş:
Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır. önemini açıkça vurgulamıştır. M. K. Atatürk
Atatürk’ün alıntısını yaptığınız cümlesini konu alırken Atatürk’ün din ile ilgili sözlerine hiç mi göz atma fırsatı bulamadınız…
Hoş, basık olarak yazdığınız cümleden önce bir cümle daha var onu da görmeden geçmişsiniz:
“ Fakat bu prensipleri, gökten indiği
sanılan kitapların
doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır.”
Cümle çok açık…
Bir Pir olan Atatürk, o zaman ellerde gezen kitapların gökten indiğinin “sanıldığını” vurguluyor. Bütünüyle haklı; o zamanki kitaplar-Kuran, tefsirler, vs.- Hz. Muhammed zamanında var olan orijinal(öz) bilgilerden tamamıyla uzak olan güya kaynaklardır.Yukarıda alıntısını yaptığım cümlelerinde de hurafelerin, tefsirlerin dini ne kadar yıprattığından bahsediyor.
Yani Atatürk bir evliya olarak her şeyin farkında:
- Rönesans ve reform hareketleri sonucunda Batı’da oluşan yeniliklerin Osmanlı Devleti’nde gerçek dinle hiçbir ilişkisi olmayan halifeliğin boyunduruğu altındaki din anlayışı yüzünden kabul edilmeyişinin,
- Yüzyıllardır Osmanlı’nın yanlış politikaları sonucunda hat safhada cahil bırakılmış ve bütün dünya millet olma bilinciyle hakkını savunup çağ atlarken, hala ümmet zihniyetiyle devam eden devlet anlayışının,
- Ortalıkta gezen yazılı ve sözlü hurafelerin, bu hurafeler sonucunda kendini mehti ilan edip de yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının başını, zihninde yarattığı güya “din uğruna” kesebilecek kadar medeniyetten, insanlıktan uzak vahşilikteki mahlukatların,
- Kendini ermiş, evliya, şeyh ilan edip zavallı cahil halkın dini duygularını sömüren vampirlerin,
- Muhammed’in diniyle ilişkisi olmayan ve korkular üzerine kurulmuş daha nice çarpıklıkların din diye benimsetilmeye çalışıldığının bilincindeydi Atatürk…
O, indirildiği sanılan sonradan aslından uzaklaştırılmış olan kitaba ya da ibadetlere değil, orijinal kitaba ve hakiki ibadetlere inanıyor, işte onun üzerine kurulacak olan binaya “sağlam bina” diyordu...
[BNe Yapsaydı?[/B]
O dönemin koşullarında, bilimin be'sinden dahi haberi olmayacak derecede cahil bir halka ne söyleseydi?
"Evet gaipten(görünmez alemden) sesler gerçektir!" diyerek dünyada yalnızca özel bir kaç kişinin yaşayabildiği bir gerçekten bahsedip halkı nefsi çıkarları uğruna kullanacak olan uyduruk dervişlere, o dönemde her bölgede mantar gibi çoğalmış olan her biri "ben erdim" diyen yalancı ermişlere yenilerini mi ekleseydi, onların üremesi için uygun olan ortamı mı sağlasaydı?
Mantık kurallarından bihaber olan yüzyıllarca korkularıyla sindirilmiş olan cahil halka kapasitelerinin henüz kaldıramayacağı gerçekleri mi anlatsaydı?
Atatürk kendinden beklenilen doğruları uyguladı; Hakk'ın ona verdiği görevleri yerine getirdi:
1. Yüzyıllardır hurafelerle uydurulan ve özünden dolayısıyla uzaklaştırılmış olan dinin halkı korkaklaştırma, cahilleştirme, halifenin ya da güya din adamlarının, şeyhlerin, dervişlerin kulu yapma etkilerine karşı halkın Tanrı’nın verdiği aklı kullanıp “yetişmiş” bir zihin yapısına sahip bir halk olması için gerekli adımları attı, gerekli cümleleri söyledi.
2. Aleviliğin de her ne kadar dönemlerin gerçek evliyaları sayesinde her dönemde özüne döndürülmeye çalışılsa da iletişimin, ulaşımın, teknolojinin yetersizliği sonucunda bu çalışmaların yöresel kaldığının ve zamanla özünden ayrıldığının bilincinde olarak, dönemin koşullarında dergah, tarikat gibi oluşumların yapılmak istenilen yeniliklerin önünde ciddi engeller taşıdığına kanaat vererek tüm tekke, zaviye, dergah, tarikat yapılanmalarını kapattırdı. Böylece bir ümmetten bir millete geçişin temellerini atmış oldu.
Şu sözzünü bir daha okuyun isterseniz:
Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır. M. K. Atatürk
Bence yeterince çatlak var, artık yeni bina kurma zamanı...
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."
Mustafa Kemal ATATÜRK
Ali Rıza Bey babam ise
O Zübeyde anam ise
Al bayrağım kanım ise
Koymam ahtını Zöhre Ana
M. K. ATATÜRK
İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yunus Emre