You need to enable JavaScript to run this app.

Skip to main content

Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması

Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması

Administrator
Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
Ali karul yazdı:Sevgili Ekin

Pirin ne demek oldugunu ve nasıl pir olunacagını sayfalarca anlattım,ayrıca konu nasıl pir olunacagıda degil ,yazıyı bir daha okumanı rica ediyorum.


Atatürk kendi agzıyla,ne gökten gelen vahiylere ,nede gaipten gelen mesajlarla göre yaşıyoruz diyor.

Yani Atatürk bir dergaha girip dört makam kırk kapıyı geçmedigi ortada,geriye sizin savundugunuz ilahi bir gücün,gaipten bilgilendirmesi ile pir olmuş olmalı.

Atatürkün kendisi böyle olmadıgını söylüyor ,Atatürke ragmen sizde onu pir ilan ediyorsunuz.


Sevgili şahımmerdanında ,sizinde verdiginiz cevaplar inandırıcı degil ,askeri ,vatani vsvs ne alaka sevgili şahımmerdan,

Zatı şahane açıkça söylüyor ,Ben diyor ne gökten gelene ,nede gaipten gelene inanırım.


Siz hala aynı şeyleri tekrar edip duruyorsunuz, bizlerde mecburen size aynı cevapları veriyoruz.
Hala bir dergaha girip eğitim almaktan bahsediyorsunuz. Birazda siz kendinizi, anlamak için zorlasanız ne güzel olacak.

Administrator
Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
ŞahımMerdan yazdı:Burda üfürükçülük yapan, halüsinasyon gören, insanları kandıran, dogmalarla hareket eden kimse yok...

Bu laflarınız kime sorabilir miyim?

Sayın Kul seyit,

Bu sorunun cevabını verirmisiniz lütfen.

Member
Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
Alıntı:Ali karul´isimli üyeden Alıntı
Sevgili Ekin

Pirin ne demek oldugunu ve nasıl pir olunacagını sayfalarca anlattım,ayrıca konu nasıl pir olunacagıda degil ,yazıyı bir daha okumanı rica ediyorum.


Atatürk kendi agzıyla,ne gökten gelen vahiylere ,nede gaipten gelen mesajlarla göre yaşıyoruz diyor.

Yani Atatürk bir dergaha girip dört makam kırk kapıyı geçmedigi ortada,geriye sizin savundugunuz ilahi bir gücün,gaipten bilgilendirmesi ile pir olmuş olmalı.

Atatürkün kendisi böyle olmadıgını söylüyor ,Atatürke ragmen sizde onu pir ilan ediyorsunuz.


Sevgili şahımmerdanında ,sizinde verdiginiz cevaplar inandırıcı degil ,askeri ,vatani vsvs ne alaka sevgili şahımmerdan,

Zatı şahane açıkça söylüyor ,Ben diyor ne gökten gelene ,nede gaipten gelene inanırım.




Alıntı:Ekin alıntı
Siz hala aynı şeyleri tekrar edip duruyorsunuz, bizlerde mecburen size aynı cevapları veriyoruz.
Hala bir dergaha girip eğitim almaktan bahsediyorsunuz. Birazda siz kendinizi, anlamak için zorlasanız ne güzel olacak.




Sevgili Ekin

Lütfen yazımı birdaha oku ,yazdıklarının benim yazımla uzaktan yakından alakası yok birşeyler yazmak için yazmışsın.


Senin söylediklerini dogru kabul edelim Atatürk zöhreana gibi ,Gipten gelen bilgilerle pir oldu varsayalım,Bu sizin iddanız zaten.

Bende diyorumki Atatürk Ben ne gökten gelenlere nede Gaipten gelenlere inanmam idealim bu degil diyor,Atatürk diyor ben degil.


Buyrun Atatürk'e cevap verin Atatürk'e Ragmen siz H.Bektaşi Veli yaptınız,birileride H.Ali yapıyor.

Atatürk'ün din konusunda söyledikleride ortada ,buyrun cevaplayın.
[Resim: smile.gif]Saygılar Sevgiler Ali karul.

Işık'la Kalın.


Biz aşığız ne söylesek
Sözümüzde yalan olmaz
Sır içinde sır saklarız
Hiç kimseye ayan olmaz.
Senior Member
Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
Ali karul yazdı:ATATÜRK'ÜN 1937 MECLİS AÇILIŞ KONUŞMASI


Aziz milletvekilleri,

Dünyaca bilinmektedir ki, bizim devlet yönetimimizdeki ana programımız, Cumhuriyet Halk Partisi programıdır. Bunun kapsadığı prensipler, yönetimde ve politikada bizi aydınlatıcı ana çizgilerdir. Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz.(Alkışlar)

Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt; bağrından çıktığımız Türk ulusu ve bir de, uluslar tarihinin bin bir acıklı olay ve sıkıntı ile dolu yapraklarından çıkardığımız sonuçlardır.

Elimizdeki programın ruhu, bizi sadece bir kısım vatandaşlarla ilgilenmekten engeller, biz bütün Türk ulusuna hizmet ederiz. Geçen yıl içinde, parti ile hükümet kuruluşunu birleştirmekle vatandaşlar arasında ayrılık tanımadığımızı fiilen göstermiş olduk.(Var ol sesleri) Bu olayın bizim, devlet yönetiminde kabul ettiğimiz, «Kuvvet birdir ve o ulusundur» gerçeğine uygun olduğu ortadadır.(Alkışlar) Gücün tek kaynağı olan Türk Milletinin seçkin vekillerini, büyük mutlulukla, eğilerek selamlarım.(Bravo, yaşa sesleri, şiddetli ve sürekli alkışlar)

Atatürkün Hç Bektaşi veli oldugunu İdda eden Arkadaşların ,Atatürk'ün kendi agzından çıkan Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya yaşamdan almış bulunuyoruz kelimesinin yorumunu yapmasını rice ediyorum.

Burada açıkça bahsediyor nerelerden ilham almadıgını.?

Ey millet! Allah birdir, Şanı, büyüktür. Allah’ın selameti, atifeti ve hayrı üzerinize olsun. Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri, Cenab-ı Hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur. M. K. Atatürk

diyerek Tanrı’ya inancını belirten Atatürk,

Biz ne Bolşevikiz, ne de Komünist: Ne biri, ne diğeri olamayız. Türkler milliyetperver ve dinlerine hürmetkar bir millettir. M. K. Atatürk

diyerek Türk milleti gibi bir milletin dine bağlı olmasının gerekliliğini belirtirken şu cümlelerle dinle ilgili bakınız neler söylemiş:

Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır. önemini açıkça vurgulamıştır. M. K. Atatürk


Atatürk’ün alıntısını yaptığınız cümlesini konu alırken Atatürk’ün din ile ilgili sözlerine hiç mi göz atma fırsatı bulamadınız…

Hoş, basık olarak yazdığınız cümleden önce bir cümle daha var onu da görmeden geçmişsiniz:

“ Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır.”

Cümle çok açık…

Bir Pir olan Atatürk, o zaman ellerde gezen kitapların gökten indiğinin “sanıldığını” vurguluyor. Bütünüyle haklı; o zamanki kitaplar-Kuran, tefsirler, vs.- Hz. Muhammed zamanında var olan orijinal(öz) bilgilerden tamamıyla uzak olan güya kaynaklardır.Yukarıda alıntısını yaptığım cümlelerinde de hurafelerin, tefsirlerin dini ne kadar yıprattığından bahsediyor.

Yani Atatürk bir evliya olarak her şeyin farkında:
  • Rönesans ve reform hareketleri sonucunda Batı’da oluşan yeniliklerin Osmanlı Devleti’nde gerçek dinle hiçbir ilişkisi olmayan halifeliğin boyunduruğu altındaki din anlayışı yüzünden kabul edilmeyişinin,
  • Yüzyıllardır Osmanlı’nın yanlış politikaları sonucunda hat safhada cahil bırakılmış ve bütün dünya millet olma bilinciyle hakkını savunup çağ atlarken, hala ümmet zihniyetiyle devam eden devlet anlayışının,
  • Ortalıkta gezen yazılı ve sözlü hurafelerin, bu hurafeler sonucunda kendini mehti ilan edip de yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının başını, zihninde yarattığı güya “din uğruna” kesebilecek kadar medeniyetten, insanlıktan uzak vahşilikteki mahlukatların,
  • Kendini ermiş, evliya, şeyh ilan edip zavallı cahil halkın dini duygularını sömüren vampirlerin,
  • Muhammed’in diniyle ilişkisi olmayan ve korkular üzerine kurulmuş daha nice çarpıklıkların din diye benimsetilmeye çalışıldığının bilincindeydi Atatürk…
O, indirildiği sanılan sonradan aslından uzaklaştırılmış olan kitaba ya da ibadetlere değil, orijinal kitaba ve hakiki ibadetlere inanıyor, işte onun üzerine kurulacak olan binaya “sağlam bina” diyordu...

[BNe Yapsaydı?[/B]

O dönemin koşullarında, bilimin be'sinden dahi haberi olmayacak derecede cahil bir halka ne söyleseydi?

"Evet gaipten(görünmez alemden) sesler gerçektir!" diyerek dünyada yalnızca özel bir kaç kişinin yaşayabildiği bir gerçekten bahsedip halkı nefsi çıkarları uğruna kullanacak olan uyduruk dervişlere, o dönemde her bölgede mantar gibi çoğalmış olan her biri "ben erdim" diyen yalancı ermişlere yenilerini mi ekleseydi, onların üremesi için uygun olan ortamı mı sağlasaydı?

Mantık kurallarından bihaber olan yüzyıllarca korkularıyla sindirilmiş olan cahil halka kapasitelerinin henüz kaldıramayacağı gerçekleri mi anlatsaydı?

Atatürk kendinden beklenilen doğruları uyguladı; Hakk'ın ona verdiği görevleri yerine getirdi:
1. Yüzyıllardır hurafelerle uydurulan ve özünden dolayısıyla uzaklaştırılmış olan dinin halkı korkaklaştırma, cahilleştirme, halifenin ya da güya din adamlarının, şeyhlerin, dervişlerin kulu yapma etkilerine karşı halkın Tanrı’nın verdiği aklı kullanıp “yetişmiş” bir zihin yapısına sahip bir halk olması için gerekli adımları attı, gerekli cümleleri söyledi.
2. Aleviliğin de her ne kadar dönemlerin gerçek evliyaları sayesinde her dönemde özüne döndürülmeye çalışılsa da iletişimin, ulaşımın, teknolojinin yetersizliği sonucunda bu çalışmaların yöresel kaldığının ve zamanla özünden ayrıldığının bilincinde olarak, dönemin koşullarında dergah, tarikat gibi oluşumların yapılmak istenilen yeniliklerin önünde ciddi engeller taşıdığına kanaat vererek tüm tekke, zaviye, dergah, tarikat yapılanmalarını kapattırdı. Böylece bir ümmetten bir millete geçişin temellerini atmış oldu.
Şu sözzünü bir daha okuyun isterseniz:
Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var malzemesi iyi. Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış. Harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayi takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine olarak birçok yabancı unsur (tefsirler, hurafeler gibi) binayı fazla hırpalamış. Bugün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşerek ve sağlam temeller üzerinde yeni bir bina kurmak lüzumu hasıl olacaktır. M. K. Atatürk
Bence yeterince çatlak var, artık yeni bina kurma zamanı...Smile
"Tarih yazmak, tarih yapmak kadar önemlidir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir nitelik alır."

Mustafa Kemal ATATÜRK


Ali Rıza Bey babam ise
O Zübeyde anam ise
Al bayrağım kanım ise
Koymam ahtını Zöhre Ana
M. K. ATATÜRK

İlim ilim bilmektir
İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsin
Ya nice okumaktır
Yunus Emre
Son Düzenleme: 05/11/2008, 00:21, Düzenleyen: Bilim.
Administrator
Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
ATATÜRK GELECEGİ Mİ GÖRÜYORDU?

Bazı bilim adamlarına göre geleceği görme yeteneğinin merkezi,diansefal dediğimiz ve sempatik sinir sisteminin birleştiği beyin merkezidir.Bu sinir sistemi,Merkezi Sinir Sistemi denilen ve vücut hareketleri yani bilinçli hareketleri kontrol eden sinir sisteminden büsbütün başkadır.Bilginlere göre ,Diansefal,beynin en eski ,yani atalarımızda ilk olarak gelişen beyin kısmıdır.Belki de tarihten önemli insanın içgüdüleri ile hareket etmesini temin eden altıncı his,beynin bu merkezindeydi.Bugünkü hayatımızda merkezi sinir sistemimizin faaliyeti o kadar fazlaydı ki,”diansefal” altıncı his ortaya çıkarmıyor.Ancak belli sayıdaki kişilerde kendisini gösterebiliyor.Gelecekten haber alabilmek için yetenekler ise daha ender ortaya çıkıyor.Bu görüş doğruya,Atatürk ,Cayce,Messin gibi duyarlı kişilerde beynin bu bölümünü daha faal olduğu düşünülebilir. Beynin bu bölümünün altıncı his ile irtibatı tama olarak nedir? Atatürk’ün yaşamında “geleceği görme” gücünün kanıtları bulunmaktadır.En basit örnek Kurtuluş Savaşı’nda görülmüştür zaten. Örneğin Muhiddin Arabi’nin gelecekle ilgili yazdığı kitabında,büyük ihtimalle Atatürk’ü kastettiği anlaşılmaktadır:“Devleti Aliyye yıkılacak.Batıdan uzun boylu,mavi gözlü bir adam gelecek.

Baktığı zaman karşısındaki insanı eritecek.Serbest Fırka kuracak.

Adına da Serbest Cumhuriyet denilecek.

Dünyaya milletini tanıtacak ve 15 sene hükümdarlık sürecek”


ESRARENGİZ HİNTLİ MİHRACE ‘NİN SIRRI HALA ÇÖZÜLEMEDİ…
Bilindiği gibi Hint halkı,Kurtuluş Savaşı’nda,Atatürk’ü ve Türk halkını yalnız bırakmamış ve maddi-manevi olarak ,Türk halkının yanında yer almışlardı. Kurtuluş Savaşı’ndan yıllar sonra ,1929 yılında,Bir Hintli Mihrace,Atatürk’ü Pera Palas’taki(ayrıntılı bilgi için medya yorumlarına bakabilirsiniz) 101 no’lu odasında ziyaret etmeye gelmişti…

Ne amaçla ziyaret ettiği bilinmemesiyle birlikte bir başka nokta da,Mihrace’nin kim olduğudur.Mihrace’nin ,Atatürk’e sunduğu hediyenin kendisinde de bir sır gizliydi… Bu hediye altın sırmalı Hint işi bir ipek seccadeydi.

Seccadenin üzerindeki desende,bir şamdanın asılı olduğu bir düz kemeri;her iki yanında birer güvercini bulunan,beş kubbeli bir diğer kemerin çevrildiği görülüyordu.Bordür motifi,fillerden oluşuyordu. Desenin en ilginç unsuru ise,her iki kemerin arasındaki,dal kıvrımı ve gül motifleriyle süslü boşlukta yer alan romen rakamlı bir saat kadranıydı: Bu saat 09.08’i gösteriyordu. Seccade halen Perapalas’da bulunmaktadır.

BULGAR IVAN MANELOF’A SÖYLEDİGİ KEHANETLER…

Mustafa Kemal başından beri Türk Milleti’nin yaşadığı zor koşullardan sıyırıp çıkaracağını biliyordu.1906’da Bulgar Ivan Manelof ile Selanik’de yaptığı konuşmalardır:

“Bir gün gelecek,ben,hayal olarak kabul ettiğiniz bu inkilapları başaracağım.Mensup olduğum Türk Milleti bana inanacaktır. Düşündüklerim demogoji mahsülü değildir.Bu millet gerçeği görünce arkasından yürür.Saltanat ortadan kalkacaktır.Devlet mütecanis(tek çeşit) bir unsura dayanamayacaktır.Din ve devlet işleri birbirinden ayrılacaktır.Batı medeniyetine döneceğiz.Batı medeniyetine girmemize engel olan yazıyı atarak,Latin kökünden alfabe seçilecektir.Kadın ve erkek arasındaki farklar kalkacaktır.Emin olunuz ki hepsi bir bir olacaktır…”

Atatürk bu konuşmayı yaptığı sırada Abdülhamit ülkenin tek hakimiydi.Ve padişahlık kuvvetli ve kutsal bir kurumdu.

ÖNCEDEN YAPILAN BİR UYARI AMA….

Çanakkale Savaş sırasında Mustafa Kemal Nablus Karargahı ‘nda ikinci defa 7 nci Kolordu Kumandanı olduğu yıllarda yaşanan bu olayı kendisi daha sonra şöyle anlatmıştır:

-“Bir gün Erkanı Harbiye Reisi bana o günkü raporlarını okudu.Basit raporlardı,her zamanki gibi…Yalnız bu raporlarlar içinde bir nokta dikkatimi çekti…”

Evet görünürde hiç bir sonuç çıkartılamayacak bu rapordan Mustafa Kemal inanılmaz bir sonuç çıkartmış ve çok değil bir veya iki gün sonra İngilizler’in büyük taaruzu başlamıştır.Bundan sonrası Mustafa Kemal’in kendi ağzından:

“Yataktan kalktım,giyindim.İş odasına girerek bir muharebe emri yazdım.”
Emirde şunlar yazıyodu:

“Düşmam 19 Eylül akşamı taaruz edecektir.” “Sonra bu emre alınması gereken tedbirleri ilave ettim.Bu emri Grup kumandanı olan Liman Fon Sanders Paşa’ya da gönderdimÇok hürmet ettiğim bu zat,benim raporuma gülmüş ve ‘ihtiyattan zarar gelmez” diye bana da bir şey söylemeye lüzum görmemiş”

19 Eylül gecesi kolordu kumandanları telefon başında çağırarak verdiği emirlerin ve alınması gereken tedbirlerin yerine getirilip getirilmediğini sordu.Kendisine tüm tedbirlerin alındığı bildirildi.Ancak ne yazık ki,kolordu kumandanları da böyle bir emri ciddiye almamışlar ve gerekli hiç bir önlemi almamışlardı. Mustafa Kemal gerekli tedbirlerin alınıp alınmadığını öğrenmek için bir müddet sonra telefon açtı… Olayın sonucunu yine Mustafa Kemal’den dinleyelim:

“Ben daha telefon konuşmamı bitirmeden,düşman topçusu muharebe hattımız üzerine ateş etmeye başladı.Gece muharebe ile geçti.Benim ordumun sağ cenahındaki ordu yarıldı,esir oldu ve boş kalan cepheden geçen düşman süvarileri Leyman Fon Sanders’in karargahına bastı.Hakikat anlaşılmıştı.Fakat neye yarar…”

DÜŞMAN DONANMASI İLE İLGİLİ KEHANETİ…

Almanya ile birlikte,Birinci Dünya Savaşı’na giren Osmanlı İmparatorluğu her şeyini kaybetmiş durumda idi. 30 Ekim 1918’de imzaladığı Mondros mütarekesi ile Türk topraklarını kaybettiği gibi yavaş yavaş tarih sahnesinden de silinmeye başlamıştı… İstanbul’un işgal edildiği günlerde,İstanbul’a dönen Mustafa Kemal düşman zırhlılarını Dolmabahçe önünde gördüğü zaman üzüntüyle:
“Geldikleri gibi gidecekler..”

Daha sonrasını zaten biliyoruz.Sonuç olarak geldikleri gibi gittiler. İşin ilginç tarafı Nostradamus’un da bu konuyla ilgili bir kehanetinin bulumasıdır.”Centurien” adlı kitabdaki kehanet şu şekildedir:Kongre başkanını tutan devlet adamları İşgal kuvvetlerince sürülecek Malta’ya
Girilmiş İstanbul’a alınmış Rodos Adası Ama geldikleri gibi gidecekler 4 Eylül 1919’da hatırlanacağı gibi Sivas Kongresi toplanmıştı.Kongre Başkanlığı’na, işgal kuvvetlerine karşı açıkça tavır alan Mustafa Kemal seçilmişti.Kurtuluş Savaşı’nı ve Atatürk’ü destekleyen İstanbul’daki mecliste olan milletvekilleri de işgal kuvvetlerince Malta Adası’na sürgüne gönderilmişti.Bu hatırlatmanın ışığında dörtlük bir kere daha okunursa ,durum daha iyi anlaşılacaktır.

MUSTAFA SAGİR’İN CASUS OLDUGUNU İLK KONUŞMADA BİLMESİ…

16 MART 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi üzerine ,Kemalettin Sami Paşa Anadolu’ya Geçerken gemide bir Hintli ile tanışır.Bu adam Mustafa Sağır’dir. Milli Harekete yardım için Hint müslümanlarını’nın kendisini gönderdiklerini söyler.Böylelikle paşayı etkilemiştir.Ankara’ya telgraf çeken Sami Paşa,Mustafa Sagir’e ilgi gösterilmesini ister.Bir süre sonra Sami Paşa Atatürk’e Hintliyi anlatır ve görüşmesini rica eder.Ertesi gün Atatürk ,Mustafa Sagir’i kabul eder. Bu görüşme uzun sürer.Hintli gönderilir.İki paşa yalnız kalınca Atatürk:
“Bana bak Kemal bu adam casus!…” der Sami paşa:”Aman paşam siz de çok şüphecisiniz” diyerek Atatürk’e inanmaz. Atatürk konuşmayı keserek yaveri Hayati Bey’i çağırır ve şu emri verir:

-“Bu Hintli İngiliz Casusu olacak..Kendisini takip etsinler.Mektuplarını da sansürde çok dikkatli okusunlar…”

Bundan sonra mektuplar o zamanlar kimya hocası olan Avni Refik Bey’e verilir.Bir iki tecrübeden sonra gizli yazılar bulunur.Mustafa Sagir yakalanarak suçu itiraf ettirilir ve idam edilir.

GÖZLE GÖRÜLMEYEN YERİ BİLMESİ….

Sakarya Savaşı’ndan sonra bir subay cepheden alınan bilgileri Başkomutan Mareşal Gazi Mustafa Kemal’e okuyordu.Kağıttaki notta cephe komutanlarından biri ,Seyit Gazi’nin kuzey-doğu tarafında bir düşman fırkasının göründüğünden bahsediyordu… Bunun üzerinde Mustafa Kemal kaşlarını çatarak:
“ Hayır!..Orada düşman yoktur..İyi baksınlar..”
Subay öğle yemeğinde geri geldi.Biraz da sıkılarak: -
“Haber aldım komutanım.Bahsedilen yerde düşman yoktur.”

BU KEHANETİNE DÜŞMAN GÜÇLERİ DE İNANMAMIŞTI…

Düşman Ordusu’nu tamamıyla yoketmek amacıyla başlatılan Büyük Taaruz amacına ulaşmıştı.Ordularını korkunç sondan kurtarmak isteyecek olan itilaf devletlerinden durumu gizleme amacı güden fakat bu başarıları haber alan itilaf devletleri kendisinden görüşmek üzere randevu istedikleri zaman.ATATÜRK elçilere:

“Sizinle 9 Eylül 1922 Nif(Kemalpaşa) kasabasında görüşebilirim.”
İşin ilginç tarafı,bu sırada Türk Orduları Nif’den çok uzakta bulunuyordu.Ve 9 Eylül’e kadar oraya çarpışarak varmak çok zor,hatta imkansız gibi görülmekteydi.Çünkü bu bir savaştı.Yani kesin tarih verilmesi norma şartlarda hiç bir şekilde mümkün değildi.Savaş sırasında neler olabileceğini kim önceden kestirebilirdi ki? Aradan 10 gün geçti.Bu olayı daha sonra ünlü Nutku’nda kaleme alarak şöyle demiştir:

“Dediğim gün Nif’te idim.Fakat benden randevu isteyenler orada yoktu…”BAŞKENT ANKARA

Atatürk’ün Ankara’yı Başkent yapmasının ardındaki sebep hayli ilginçti: -“Ben Türk’ün imkansızı imkan haline getiren kudretini bütün dünyaya göstermek için Ankara’yı istedimBir gün gelecek şu çorak tarlalar yeşil ağaçların çevirdiği villalar arasından uzanan yeşil sahalar,asfaltlar ve binalarla bezenecek.Hem bunu hepimiz göreceğiz,yakında olacak…”

Ankara 13 Ekim’de başkent oldu.Bazı Batılı devletler Ankara’nın nüfusu ve kırsallığı yüzünden büyükelçi göndermeyeceklerini açıklamalarına rağmen karar değişmedi.

RADYO VE SİNEMA HAKKINDAKİ GÖRÜŞÜ

Atatürk’ün radyo ve sinema hakkındaki sözleri onun “ileri görüşlü”lüğünü bir kez daha kanıtlıyor. -

“Sinema,gelecekteki dünyanın bir dönüm noktasıdır.Şimdi bize basit bir eğlence gibi gelen eğlence olan radyo ve sinema bir çeyrek asra kalmadan yeryüzünün çehresini değiştirecektir.Japonya’daki kadın,Amerika’daki zenci,Eskimo’nun ne dediğini anlayacaktır.Tek ve birleşik bir dünyayı hazırlamak bakımından sinema ve radyonun keşfi yanında tarihte devirler açan matbaa,barut,Amerika’nın keşfi gibi olaylar oyuncak nispetinde kalacaktır.”

Bu sözler radyonun emekleme,sinemada ise yeni yeni çalışmalar yapıldığı bir dönemde ifade edilmiştir. Bir diğer önemli nokta ise “Tek ve Birleşik Dünya “ düzeninden bahsetmesidir.Bana kalırsa herkesin İnternet’i tanıması bu olayı kavraması için bile yeterlidir.

İTALYANLARIN HABEŞİSTANA SALDIRMASI.KİM BİLEBİLİRDİ Kİ?

Bu olayı aktaran Atatürk’ün yakın arkadaşı Münir Hayri Egeli’dir.Egeli’nin ağzından naklediliyorum: Habeşistan Savaşı başlamadan önce İtalya’nın Rodos’a askeri harekatta bulunduğu günlerdi…Bir akşam Atatürk’ün sofrasına davet edilenler onu balkonda gezinirken buldular.Atatürk:”Tevfik Rüştü” nerde?” Diye sordu.Ankara Palas’da bazı sefirlere ziyaret veriyorlar,dediler. Daha sonra hep birlikte davetin verildiği Ankara Palas’a gidildi. Atatürk Arnavutluk Elçisi Asaf Bey’in yakınında giriş ve çıkış kapısını iyi görebileceği bir yere oturdu. Atatürk:

“Asaf Bey,gazetelerde bir takım resimler görüyorum.Arnavutluk’da operet mi oynanıyor?”.

Bu sözleri ile Kral Zogo’nun sorguçlu resimlerini kastettiğini anlayan elçi şaşırıyor…Atatürk devam ediyor: -

“Cumhuriyet’de ne zarar görüldü ki,krallık ilan edildi.Hem takip edilen politika tehlikelidir.İtalya’nın Arnavutluk’u Balkanlar’da bir basamak yapması muhtemeldir.”

Müdahaleye kalkan İtalyan sefirine Ata:

“Haber aldığımıza göre Roma’da bazı öğrenciler elçilik önünde gösteri yaparak Antalya’tı istemişler.Antalya sigara paketi midir ki sefir cebinden çıkarıp versin.Antalya buradadır.Buyurun alın.Hem benim bir teklifim var.Hakikaten böyle bir şey düşünüyorsa,Musolini’ye müdahale edelim.Antalya’ya asker çıkarsın.Bütün ihracaat tamam olunca harp ederiz.Mağlup eden hakkına razı olur.”

Bu sözleri duyan İtalyan elçisi atılıyor:”Bu bir harp ilanı mıdır?”
Atatürk:
“Hayır ben burada bir fert olarak konuşuyorum.Türkiye de harp ancak Türkiye Büyük Millet Meclis’nin yetkileri içindedir.”
Bu durum üzerine Başbakan İsmet Paşa’ya haber verilir telefonla.Ve Ankara Palas’a çağrılır. Atatürk bunu haber alınca:
“Hükümet geliyor,biz gidelim” der. Çankaya’ya döndüğü zaman şunları söyler:
“İtalya ile harp tehlikesi yoktur.Rodos’a yapılan hareket Habeşistan’a yönelecektir.”

O yıllarda İtalya’daki faşist yönetim kendine yeni sömürgeler arıyordu.Avrupa gazetelerinde zaman zaman İtalya’nın Rodos Adası’na yakın Anadolu topraklarını işgale hazırlandığına ilişkin haberler yayınlanıyordu.Türk hükümeti de her ihtimale karşı bütün tedbiri almıştı.Ancak Atatürk’ün söylediği yine gerçekleşti ve İtalya Türkiye yerine Habeşistan’a saldırdı.

[color=#ff0000]RUSYA’NIN GELECEGİ


Kurtuluş Savaşı sırasında en büyük desteği Rusya’dan alan Mustafa Kemal,savaş sonrasında ise ilişkileri belli bir düzeyde sürdürüyordu.Çünkü Lenin’den sonra iktidarı ele geçiren Stalin Rusya’yı keyfi bir şekilde yönetiyordu… 1936 yılında Atatürk her zamanki gibi Çankaya’daki akşam yemeklerinde ülkenin sorunlarını konuşurken,masadakiler sık sık Paşam,Ruslar şöyle ileri adımlar atıyor,ekonomide,sanayide,askeri alanda şöyle başarılı oluyorlar diye anlatıyordu. Atatürk’ün bunun üzerine yemeği bırakıp masanın üzerindeki içinde meyvelerin bulunduğu tabağı alıyor ve yere atacakmış gibi yapıyor.Masadakilere :

“Eğer bunu yere bıraksam kaç parça olur?” diye soruyor. “40 parça olurdu Paşam”diyorlar. “Hayır..” diyor Atatürk,soruyu yine tekrar ediyorlar,aynı cevabı alıyor.Bunun üzerine “Bilemediniz…” diyor. Ve devam ediyor:“Biraz sabredin…Yurtta Sulh,Cihan’da Sulha sarılın.Çünkü 60 yıl sonra Rusya 60 parça olucak.Bu nesil Bolşevik ihtilali yaptı.Kan kussa,kızılcık yedim der.Oğulları da babalarının istikametinde gider.Ama ondan sonraki nesil Rusya’yı 60 parçadan böler…”Bu sözler 1936 yıllarını şöyle bir hatırlayalım..Henüz daha II.Dünya Savaşı çıkmamış ve Rusya büyük bir güç olmamışken,bu söz söylenmiştir.Anlattığı şeyler 64 yıl sonra gerçekleşmiştir.Atatürk devam etmiştir: -

“Bu gün Sovyetler Birliği dostumuzdur,komşumuzdur,müttefikimizdir.Bu dostluğa ihtiyacımız vardır.Fakat,yarın ne olacağını kimse bugünden kestiremez.Tıpkı Osmanlı gibi,tıpkı Avusturya Macaristan İmparatorluğu gibi parçalanabilir,ufalanabilir.Bu gün Rusya’nın elinde sımsıkı tuttuğu milletler avuçlarından kaçabilirler.Dünya yeni dengeye ulaşabilir.İşte o zaman Türkiye ne yapacağını bilmelidir.Bizim,bu dostumuzun idaresinde dili bir,inancı bir,özü bir kardeşlerimiz vardır.Onlara sahip çıkmaya hazır olmalıyız.Hazır olmak yalnız o günü susup beklemek değildir.Hazırlanmak lazımdır.Milletler buna nasıl hazırlanır?Manevi köprüleri sağlam tutarak..Dil bir köprüdür.İnanç bir köprüdür.Tarih bir köprüdür.Köklerimize inmeli ve olayların böldüğü tarihimiz içinde bütünleşmeliyiz.Onların bize yaklaşmasını beklemeliyiz,bizim onlara yaklaşmamız gerekliliğidir.Rusya bir gün dağılacaktır.O zaman Türkiye onlar için örnek bir ülke olacaktır.”diyen Atatürk :

“Türkiye 21 nci Yüzyılı şekillendiren Avrasya için bir kilit ülke konumundadır.Onlar bizi örnek alacaklardır.” diye görüşünü bildiriyor. Atatürk’ün ileri görüşünü 1999 yılından 2000 yılına girerken gözlem yapan ve gazeteleri televizyonları yani kısacası dünyayı takip eden herkes şu an bile anlayabilir.

AVRUPA BİRLİGİNİN KURULUCAGINI BİLİYORDU…

Atatürk dış politikaya da önem verilmesini çok iyi biliyordu.Türkiye’nin komşularında meydana gelebilecek olaylardan etkilenebileceğini savunan Atatürk bir akşam Çankaya Köşkü’nde çocukluk ve mahalle arkadaşı Asaf İlbay’ın da aralarında bulunduğu dostlarına dış siyaset hakkında dış siyaset hakkında şunları anlatır: -

“Bir Balkan Birliği’ne lüzum vardır.Beni bırakınız ki fırkamın lideri olarak Balkanlar’da bir seyahat yapayım.Balkan devlet adamlarıyla konuşayım ve efkarı umumiyeyi hazırlayayım.Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görüyorum.Balkan Birliği kurulabilirse,bir Avrupa Birliği’ne yol açılabilir.Batı devletleri de er geç birleşmiş olacaklardır.”

Avrupa Birliği düşüncesi ilk olarak ancak II.Dünya savaşı sonrasında ortaya çıkabilmiştir.1960’ların başında Batı ülkeleri tarafından üzerinde konuşulmaya başlanmış olan bu düşünce,1980’lere gelindiğinde ancak genişlemeye başlayabilmiştir. Oysa ki,Atatürk bakışlarını bir noktada yoğunlaştırarak dalgın bir halde ısrarla şunları şunları söylüyordu:

“..Evet,bir Balkan Birliği ve sonra da Batı Devletleri Birliği beşeriyeti ve ulusları,görünür görünmez felaketlerden koruyabilir.Yoksa insanlığın başına gelecek sefalet ve ıstıraplara ölçü yoktur.Dünya bir uçurama doğru gidiyor…”

UÇAKLARLA İLGİLİ KEHANETİ

Atatürk uçakların henüz daha bırakın savaşlarda kullanılmasını normal günlerde bile kullanılmadığını ve birçok kimse için ölüm kutusundan başka bir şey olmayan günlerde ,Fransa’da Abidin Daver’e söylediği uçaklarla ilgili şöyle demiştir:

“Teyyareler gün gelecek savaşlarda önemli roller oynayacaktır.”
1908 yılında söylenen bu söz ,Abidin Daver’in hiç aklına yatmadığını itiraf etmiştir.Çünkü o yıllarda uçağı savaşta kullanılması akıllarda dahi yok gibi bir şeydi.

ANNESİNİN ÖLÜMÜYLE İLGİLİ GÖRDÜGÜ RÜYA…

Zübeyde Hanım rahatsızlığı artığından Uşşakizadeler ‘in evinde oğluna hasret vefat eder.Ancak bu haber Paşa’ya nasıl haber vereceklerini düşünüyorlardı. Annesinin ölümünden habersiz olan Mustafa Kemal ,aynı saatlerde trenle çıktığı Yurt gezisinde uyumaktaydı. Gecenin ilerleyen saatlerinde gördüğü kabus gibi rüya yüzünden kan ter içinde uyanır..Bir sigara yakar ve zile basarak kompartımanındaki hizmetine bakan Ali Çavuş’u çağırıp: -“Gördüğüm rüya canımı sıktı…”der. Ali Çavuş :

“Hayırdır Paşam” deyince Atatürk de rüyasını anlatır: -“Pek hayır olacağa benzemiyor.Kırlık bir yerdeymişiz.Her taraf yeşillik.Birden bire sel geliyor,annemi alıp götürüyor.Endişe ediyorum.Yaverlere söyle,İzmir’e telgraf çekip annemin sağlık durumunu sorsunlar…”

Acı haber tez gelir derler…Kısa bir süre sonra Yaver Salih’in yolladığı şifreli telgraf le gelir.Atatürk telgrafın şifreli olduğunu derhal anlayarak: -“Annem öldü mü?” Ali Çavuş üzgün bir şekilde telgrafı uzatır: -

“Başınız sağ olsun Paşam.” Gözleri yaşla dolan Atatürk :
“Bana malum oldu..Bana malum oldu…Bunun kabusunu gördüm ben..Anam..Zavallı çilekeş anam..Benim anam öldü başka analar sağ olsun..”
diyerek koltuğuna çöker. Vatan hizmetinin zorunluluğu yüzünden annesinin cenaze törenine katılamaz
Administrator
Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
Ali karul yazdı:Sevgili Ekin

Lütfen yazımı birdaha oku ,yazdıklarının benim yazımla uzaktan yakından alakası yok birşeyler yazmak için yazmışsın.


Senin söylediklerini dogru kabul edelim Atatürk zöhreana gibi ,Gipten gelen bilgilerle pir oldu varsayalım,Bu sizin iddanız zaten.

Bende diyorumki Atatürk Ben ne gökten gelenlere nede Gaipten gelenlere inanmam idealim bu degil diyor,Atatürk diyor ben degil.


Buyrun Atatürk'e cevap verin Atatürk'e Ragmen siz H.Bektaşi Veli yaptınız,birileride H.Ali yapıyor.

Atatürk'ün din konusunda söyledikleride ortada ,buyrun cevaplayın.

Sayın karul,
Alakayı kuramamak sizin sorununuz.Biraz çaba sarfedin diye boşa söylemiyoruz.
Anlamadığınız bir şey var, pirler gaipten gelen bilgilerle pir olmazlar. Onlar Kırklar dergahının bir parçasıdır. Bu dünyaya bir ışık olarak gelirler ve vakti geldiğinde Hak tarafından onlara gerçek kimlikleri bildirilir. Yoksa sizin iddia ettiğiniz gibi gaip bilgileriyle pirliğe ulaşmazlar. Onlar zaten pirdir.

Mustafa Kemal ise,
kendilerini insanlara şeyh, şıh gibi isimlerle tanıtıp, onları sömüren, kendilerini Allah'ın sevgili kulu gibi gösterip ülke menfaati için bir çaba sarfetmeyenleri, bununla birlikte ülkesini kurtarmak için canını ortaya koyanlara kafir, dinsız yaftası yapıştırıp, çevrelerindekileride bu şekilde zehirleyenleri kastetmiştir.
Mustafa Kemal ne Allah'ın sözünü nefesini, ne de kerametini inkar etmemiştir. O Allah'tan gelendir. Sizin bunu kabul emenizin ya da etmemenizin hiç bir önemi yoktur. Sadece gerçeği görmemekte ısracısınız okadar.
Ayrıca sakıncası yoksa sizin Allah'a olan inancınızı öğrenmek isterim.

Administrator
Atatürk'ün 1937 meclis açılış konuşması
sevgili TUNÇ noktayı koymuşsunuz...Smile
"ilmin sözü Ali'dir..."



Zöhre Ana...

İçerik sağlayıcı paylaşım sitesi olarak hizmet veren Pir Zöhre Ana Forum sitemizde 5651 sayılı kanunun 8. maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre tüm üyelerimiz yaptıkları paylaşımlardan kendileri sorumludur. Sitemiz hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetleri İletişim bağlantısından bize ulaşıldıktan en geç 3 (üç) gün içerisinde ilgili kanunlar ve yönetmenlikler çerçevesinde tarafımızca incelenerek, gereken işlemler yapılacak ve site yöneticilerimiz tarafından bilgi verilecektir.