Aliekber yazdı:Arkadaşım Senin terbiyeden yoksun konuşmanların hiç hoş değil sende saygılı ol biraz çok osmanlıyı seviyorsan senin olsun isteyende yok, Gözümüz de yok. Biz derçekleri söylüyoruz, Fatih Bir şeyler yapmış kendisine kimse bir şey söylemiyor saygısızlıkta eden yok..
Biraz Fetihte Yaşanan gerçekleri oku... olurmu
"28 Mayıs sabahı Fatih gün doğmadan uyandı, otağından çıktı, kırlardan yükselen kekik kokusunu içine çekti. Düşünceliydi. Son bir hücum için komutanlarını toplamaya hazırlanıyordu."
Sonrası malum.
Veya malum gibi.
Bertolt Brecht bu tarih anlayışını eleştirmek için şu dizelerle seslenmiştir tarihe:
Yedi kapılı Tebai şehrini kuran kim?
Kitaplar yalnız kralların adını yazıyor.
Yoksa krallar mı taşıdı kayaları?
Genç İskender Hindistan'ı zaptetti?
Bir başına mı ?
Sezar Galyalıları yendi?
Bir aşçı olsun yok muydu yanında?...
Doğru sorular soruyor Brecht. Yok muydu Fatih Sultan Mehmet'in yanında aşçıları da?!
Ya askerleri?
Ya da azap askerleri?
***
Bu soruya tekrar döneceğiz. Bir soru daha ne için fethetti İstanbul'u Osmanlı? "Müslümanlığı yaymak" için mi ?
Fetihler, Osmanlı İmparatorluğu'nun yapısının bir sonucudur. Fetihçi bir imparatorluktur Osmanlı. Fethettikçe nefes alıp veren bir canlı gibidir. Fethetmezse, nefessiz kalır ve nitekim Osmanlı'nın boğulması da böyle olmuştur.
Kendi tarihinin sonuna gelen Bizans çökerken, Osmanlı yükselmiştir... Aslında Bizans da o noktaya gelinceye kadar güçlüydü.
Elbette bir de "kuşatmanın içindekiler vardı bu savaşın. Bizans bin yıl boyunca 20 ulusun saldırılarını püskürtmüş, İstanbul'u 30 ordunun kuşatmasından kurtarmıştı. Ama artık işte kendi tarihinin sonuna gelmişti Bizans.
***
Fatih yalnız değildi elbette İstanbul'u çeviren surların karşısında. Yüzbinlerce asker seferber edilmişti İstanbul'un Fethi için. Tarihçiler 200 bin ile 300 bin arasında bir rakam verirler. Anadolu'dan tarikatlar ve şeyhlerin emrindeki müritler getirilmişti çok sayıda.
Esirler, devşirmeler hepsi seferber edilmişti bu zafer için.
1453 yılının 5 Nisan günü artık sadece bir şehir devlete dönüşmüş Bizans boydan boya kuşatılır.
Yaklaşık 2 Ay süren kuşatmada Mayıs sonlarında genel saldırı başlar.
"Birinci saldırı şeyhlerinin teşvikiyle savaşa getirilen gazacıların yanı sıra Hıristiyan köylerinden toplanan insanlarca gerçekleştirilecektir.
Bu tümüyle gözden çıkarılmış olan eğitimsiz ve düzensiz birliklerin görevi; Bizanslıları olabildiğince yormak, cephanelerinin tükenmesini ve cesetleriyle hendeklerin dolmasını sağlamaktır. Kaleyi almak gibi bir umutla değil, yolu düzlemek amacıyla ölüme sürüleceklerdir. Kös ve nekarelerin korkunç gürültüleriyle saldırıya geçerler: yılıp geri çekildiklerinde tekrar savaşa sürmek amacıyla bekleyen yeniçerilerin kılıçlarıyla karşılaşır ve tekrar saldırıya geçerler. "Ordunun zayıf kuvvetlisi böylece zafer uğruna feda edilirler..."
Surların etrafı asker cesetleriyle dolmuştur... Savaşabilme yetenekleri tükenen birliklerin yerine Rumeli ve Anadolu sipahileri savaşa sürülür. Surların bitişiğindeki hendekler, ölü ve yaralılarla dolmuş, ceset yığınlarının üzerine konulan merdivenlerle surlara tırmanılmaktadır.
Merdivenlerden çıkan askerlerin üzerine taşlar atılır, kaynar sular ve yağlar dökülür, sura çıkmayı başaranlar öldürülür.
Ve işte yine tam bu sırada Osmanlı topçusu kendi askerlerinin de bulunduğu surlara ateşe başlar. Osmanlı tarihçisi Krivotulus bu saldırıda "iki taraftan da ekserisi can verdi " diye yazar. Ama Osmanlı'nın kendi askerlerini öldürme pahasına gerçekleştirdiği bu saldırı da sonuç vermez ve üçüncü dalga olarak yeniçeriler savaşa sürülür...
Öyle sadece gemileri kaydırıp Haliç'e indirerek kazanılan bir savaş değildir bu. İmparatoluğun fetihleri için hendekler yoksul köylülerin cesetleriyle doldurulmuştur.
Fethin sonrası da en az kendisi kadar kanlı ve acılıdır.
Savaş öyle karşılıklı nezaket içinde geçmemişti. Hele ki İstanbul'a girilirken, kimsenin kılına dokunulmadığı gibi yalanlar, kuyruklu bir yalandı. Bu bir savaştı, hem de iki fetihçi, yağmacı, işgalci imparatoluklar arasındki bir Ortaçağ dönemi savaşıydı.
"Güneş doğarken Türkler, topçu ateşinin San Romano kapısı çevresini yerle bir ettiği surlardan kente girmeden önce, onlarla Hıristiyanlar arasında öylesine şiddetli bir çarpışma oldu ve öylesine çok insan öldü ki, ilk ağızdan toplanacak ölüler yirmi arabayı doldururdu. Daha sonra ikinci dalga doğruca kente yöneldi; buldukları herkesi... hangi durumda olursa olsunlar kılıçtan geçirdiler."
Böyle anlatıyor tarih.
Yalnız "yabancı" tarihçiler değil, Osmanlı tarihçileri de böyle anlatır. Zaten başka türlü de olamazdı. Çünkü ... Çünkü kuşatma iyice uzamış askerin morali bozulmuş, şevki kırılmıştı.
Bizans imparatoru uzlaşma önermiş , Osmanlı yönetiminin bir kesimi de bu önerinin kabul edilmesi yönünde görüş belirtmekteydi.
Ama bu kadar uzun bir kuşatmadan sonra Padişah II. Mehmet'in fetihten vazgeçmesi mümkün değildi. Böyle bir şey, hem Osmanlı'nın dünyadaki konumunu, hem de Fatih'in iktidarını sarsardı.
İşte bu nedenle Fatih son kez topyekün bir saldırı kararı verir. Zaferi garantilemek için askere "üç gün yağma" sözü verilmiştir. İstanbul şehrinin üç gün yağmalanmasının şehri nasıl tahrip edeceği, nasıl bir katliama yol açacağı kuşkusuz Fatih ve Osmanlı ordusunun komutanları tarafından biliniyordu . Ama Osmanlı'nın esirlerden, Sırplardan Türkmenlere kadar her milletten ve kesimden askerini savaştırmanın başka yöntemi de yoktu.
Tarihi gerçek budur. Bunu çarpıtmak hamasi bir Osmanlıcılık'tan başka bir şey değildir.
Nitekim İstanbul'a girildiğinde, şehir tarihin gördüğü en büyük yağmalardan birine sahip oldu. Üç gün sonra, ancak o zaman Fetih Kutlamaları yapılmaya başlandı.
Kutlamalar dedik de; son olarak bu noktada ilginç bir tarihi not daha düşelim. Belki şaşıracaksınız ama Osmanlı'nın tüm tarihi boyunca İstanbul'un fethi fetih günlerinden sonra hiç kutlanmamıştır.
29 Mayıs 1919'da, yani İstanbul'un fethinin 466. yıldönümünde İstanbul ingiliz ve fransız emperyalistlerinin işgali altındaydı ve Fatih Sultan Mehmet'in kan bağıyla ve konumuyla devamı olan Vahdettin, İngilizler'e sığınıyor, İstanbul'un yönetimini onlara teslim ediyordu.
Cumhuriyet'in ilk döneminde de İstanbul'un fethi diye bir kutlama yoktur. Zaten Cumhuriyet kutlasa kutlasa, elbette fetihi değil; İstanbul'un emperyalistlerin işgalinden kurtulmasını kutlayabilirdi.( ki kutlanması gereken de budur zaten, çünkü Bizans'tan fethedilen İstanbul, sonra Bizans'ın mirasçıları tarafından tekrar geri alınmıştı. İstanbul'un yeniden Türkiye'nin olması ise,ancak Kurtuluş Savaşı sonucundadır.)
İstanbul'un fethi ilk olarak 1953'te Demokrat Parti tarafından kutlanmış, Emperyalizm işbirlikçilerinin başlattığı bu geleneği günümüzde işbirlikçi islamcı gericiliği sürdürüyor. Ve fetih için bu kadar şaşalı törenler yapanlar, nedense İstanbul'un emperyalist işgalinden kurtuluşunu unutturmaya çalışıyorlar. Bu da, aslında fetih kutlamalarının işbirlikçiliği gizlemenin, gericilerin yağmacı imparatorluk özlemlerinin bir ifadesi olduğunu gösteriyor...
Kaynak; Yürüyüş Dergisi
Osmanlı Tarihini iyi oku kendi milletine zulüm uygulayan Türk Milletini aşağılayan İktidar için kendi kardeşini bile kesen acımayan birileri Başkasına acırmı.! Diyeceksin şimdi Osmanlının geleceği için, sen benim külağıma anlat onları.
Tarihte yazılanlar okusana delisi manyağı hepsi var niye yüceltiyorsun bunları Osmanlıymış...!
Mustafa Kemal Atatürk Vatan için yedi düvelle savaşdı O Yüce İnsan Yok olmakta Olan ülkeden yeniden bir vatan ve ulus Yarattı. Ya Osmanlı Tüm Vatanı Yakıp yıkanlarla işbirliği içine girdi, Ülkeyi satıp Kaçan O Osmanlı Padişahı değilmi ve Şakşakçılar, Hainler, Gericiler, Yobazlar Yüzlerce Hainlikler yaptılar bu Vatan istila edildiğinde.
Geçmişte Kendi milletini Katleden Başka Bir yönetim varmı. Osmanlı Hariç Tarihi İyi Oku At gözlüğüyle sen Bakma.
Eğer Kutlanacak Birşey Varsa Emperyalist güçlerin işgal ettiği İstanbul'dan Çekildikleri gün kutlanmalı. Asıl Kurtuluş o gündür.
Pir'im Zöhre Ana'ya Karşı bilgisizce konuşma şuursuz ve bilgisiz söylevlerin içinde seni uyarıyorum Edepli ol.
Tarih Hiç doğru yazarmı gerçeği, ben kestim katlettim dermi. Hırsız ben hırsısım diye tarihe yazarmı. Katil ben katilim diye söylermi.
Pir Zöhre Ana Gerçeğin Işığıdır, Doğrular Gerçeklerden öğrenilir.
Osmanlının iyiside Vardı Kötüsüde koskoca bir imparatorluğun içinde kimseyi Karalamak istemediğimiz gibi yüceltmekte istemeyiz. Amaç sadece doğruların bilinmesidir. Gerçekleri Yalanlar gizlememeli Çok değerli insanların yetiştiğide bir gerçektir bunu kimse inkar edemez. Ama bir o kadar da tersi vardı. Yapılan bir sürü savaşları masumane gösteremeyiz. Doğrusu ve yanlışı gerçekleri ile anlatılmalı. Fatih Sevabı ve gühanı ile tarihtir artık ama Ak Kaşıkta değildir. Günahı ve sevabı kendinedir.
sen maasallah her tarihçiye inanıyormusun ??? git biraz murat bardakcıoglunun yavuz b ilber ortaylının kitaplarını okuda bak bakalım Osmanlımız dünya medeniyetine neler katmıs.yalnız tarafsız olarak duygularını katmadan oku anladın mmı ?? bak sana bi kac bişi anlatıyım da birazcık kapalı olan beynine bişiler gider İNŞALLAH.
İstanbuldan Viyanaya doğru giden islâm ordusu, Belgrad yakınlarında, bir su başında, mola veriyor. Çeşme, abdest alan, kablarına su koyan askerlerle dolu. Yakındaki bir kilisenin papazı, güzel kızları süslüyor. Ellerine birer kab verip, çeşmeye gönderiyor. Papaz pencereden gizlice seyr ediyor. Kızlar gelince, askerler hemen kenâra çekiliyor. Kızlar rahatça doldurup kiliseye dönüyorlar. Papaz, islâm askerlerinin bu güzel ahlâkını, faziletini, edebini ve merhametini görünce, (Bu ordu hiç yenilmez. Boş yere kanınızı dökmeyin!) diyerek haçlı kumandanlarına haber gönderiyor.
şimdi ben size bunu yazdımya.siz dersiniz osmanlı hareminde sex oluyodu karılar kızlar soyuluyodu fuhuş vardı falan filan...hatta ve hattta durun siz söylemeyin ben şimdiden yazıyımda bosuna yorulmayın ne diecektiniz " işte efendim muhteşem yüzyıl dizisinde herseyi biz ayan beyan gördük kanunui hürremi götürüyodu" biraz gercekci olun be öküz altında buzagımı arıyorsunuz ?? osmanlı haremine padişahtan baska kim girebilmiş ?? sadrazam bile giremiyodu hatta ömründe hareme girmeyen sadrazamlar bile var.padişah sadece haremde kendisi karısı cocukları ve hizmetcileri bulunuyordu.onun için sakın gelipte bilip bilmeden birilerini hemde böle büyük padişahlarımızı islama insanlıga hizmet eden insanları karalamayın.ben padişah diyipte tapmıyorum.elbetteki hataları vardır 1 hata 1000 dogruyumu silecek?? bn osmanlının dünyaya ve özellikler İSLAM dinimize verdigi hizmet ve mücadeleden dolayı atalarıma sonsuz derece minnettarım...
alın size bir bilgi daha bak buda yabancı sayın arkadasımm.
Bir Mısrlı yazar, Osmanlı zaferlerini, yoksa Attillânın orduları gibi, barbar istilâsı sanıp yanılmakta mıdır? İngiliz lordu Davenportun kitabını okumuş olsaydı (İslâm orduları her gittiği yere, adalet, fazilet ve medeniyet götürmüştür. Boynunu büken mağlup düşmanı dâimâ af ile karşılamıştır) bilgisini öğrenir de, yazılarında biraz edebli davranırdı. Abbâsilerden sonra, islâm halifelerine Mısrda zından hayatı yaşatan, hilâfet haklarını onlardan gasb edenler, hutbelerde kendilerine (Sultanül-haremeyn) demekten hayâ etmiyorlardı
bu arada sayın arkadasım sana Kuşatma 1453 kitabını öneriyim.Okay Tiryakioğlu timaş yayınları.
demissinki osmanlı tarihini iyi oku.evet dogru iyi okumalıyım.hatta iyi okumalıyız.ben bunu kabul ediyorum ben osmanlı tarihini iyi okuyamadım daha cok eksik bilgilerim var keske olsaydıda ben size gelip anlatsaydım.sevmeyin lann tamam bari saygı duyun be gelmeyin bu kapitalistlerin oyununa atalarınıza sahip cıkın.osmanlı iyiligiylede kötülügüylede bize miras kaldı iyiliklerini kullanıcaz kötülüklerini yanlıslarınıda ders alıcaz ki osmanlıdan dahada güclü bir devlet olalım dünyaya hükmedelim.bu pisliklerin elinden kurtaralım herkese türk'ün ve islamın gücünü hoşgörüsünü adaletini gösterelim..biz bunun için cabalamamız lazım.
kendi milletini kesen diyosun?? afedersinde belinin altında 2 tane canak var her zaman arkanda kalan bi yer sanırım o tarafından uyduruyosun.camur at izi kalsın.ulan varya avrupalılar bile senin kadar düşman deil be osmanlıya
hiç yoktan onlar saygı duyuyo 
ben osmanlının içinde kötü olanlar yok demiyorum.insanoglu bu çig süt emmiş.içleri kötü insan heryerde var sizlerin içinde yokmu ?? osmanlıdada var atatürk'ün zamanındada var.sen gelipte 1 padişahtan dolayı osmanlıya küfrediyorsun eziyorsun demii bak bizim Atatürk'ümüzün kurdugu devlet su an cok kötü (bana göre) bir sürü işbirlikçi hain insanlar var ama ben gelipte Atatürk'e kızmıyorum.neden herşeyi 1 kişiye yıkıyorsunuz ?? sonrada bana at gözlügüyle bakıyorsunuz diyosunuz !! bu ne çelişkidir. zaten actıgım konuyu siz saptırdınız bakın ulu önderimiz en son sözünde ne demiş "II.Mehmed büyük adamdır büyük" ulu önderimizinde bir FATİH SULTAN MEHMET hayranlıgı oldugunu neden görmüyosunuz??
birde yine tarihçiden örnek vermissin İskenderin Aşçısı vs vs... dogru güzel örnek iyi yazmıs bertol brecht ama sen merak etme alicim biz liderleri tanıdıgımız kadar Ulubatlı Hasan'ımızıda Akşemseddini'de Nene Hatunuda Sütçü İmamıda bir bir onlar kadar seviyor saygı duyuyoruz.tarih madem o kadar güclü diyosun bende buna inanıyorum yazsın o zaman İskenderin Sezarın Aşçısınıda bizde ögrenelim..bir de sen merak etme bak Peygamber Efendimiz(s.a.s) ne demiş : "İstanbul elbet bir gün fetholunacaktır.İstanbul'u fetheden asker ne güzel asker o kumandan ne güzel kumandan" ne mutlu ki islam için vatan için canlarını veren şehit olan gazi olan insanlara...
tarih askerlerin işçilerin hepsinide yazmasada hepsini biz gönülden seviyoruz ve biliyoruz.Fatih'in aşçısı askerini bilmedigimiz gibi Mustafa Kemal'imizinde aşçısını askerini bilmiyoruz ama gönülden seviyoruz.bunlar Atatürk'ümüz içinde gecerli o zaman sen bu konuda Fatihi yerden yere vuruyosun demekki Atatürküde yerden yere vuruyosun anlamına geliyo be alicik.Tarih liderleri hatırlar.Atatürk'ün Anafartalardaki conkbayırındaki kahramanca savaşmasını FATİHİN kardn gmileri yürütüp haliçe indirmesini ayasofyanın ve tarihi yapılara zarar vermemesinide anlatır.
pir zöhre ananıza ellemiyorum ne haliniz varsa görün.bu arada Hz.muhammed'in elçisi filan diyosunuz ne kadar günaha giriyosunuz bilmem biliyormusunuz.bu arada siz alevilerin sitelerine baktımda ananızla ilgili bişiler buldum.bak ben yazmadım şimdiden söyleyim aksam gazetesinde yazılan haberin alevi sitelerinde paylasılmıs halini kopyalayıp yapıstırıyorum size.
[BZöhre Ana'yı Duydunuz mu?
Yozgatlı, yakın köylümüzdür.Ankara'da yaşar. Alevi toplumu içinde ortaya çıkan inanç tacirlerinden biridir.
İrtica merkezi açık
Rıza Zelyut
Eğer yargıçlar, suçluların hukukunu korumada gösterdikleri duyarlılığı, hukuku korumada da gösterseler, bugünkü hukuk rezaletlerini yaşamazdık.
Cumartesi ve pazar gününü Ankara'da geçirdim.
1998 yılının onuncu ayından 12. ayına kadar Ankara'daki bir irtica merkezini gündeme getirmiştim. Kendisine 'Zöhre Ana' adını takan, Süheyla Gülen isimli bir kadın, Mamak'ta bir büyük bina yaptırmış, buradan hastalara şifa dağıttığını iddia ederek büyük paralar toplamıştı.
İnsanları akıldışına yönlendiren bu faaliyeti de irtica olarak görmüştük ve Ankara Savcılığı'nı göreve davet etmiştik. Sonunda bu kadın hakkında dava açılmış. Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen dava sonucunda, 'Zöhre Ana' lakaplı Süheyla Hanım'a 1 yıl hapis cezası verilmiş. Ceza Tekke ve Zaviyeler Yasası'nı çiğneyenlere verilen en üst ceza... Ayrıca paraya çevrilmemiş, tecil de edilmemiş. Süheyla Hanım'ın avukatları bu kararı temyiz etmişler...
Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesi'ni devrim uygulamada gösterdiği bu duyarlıktan dolayı kutluyoruz.
YA DİĞER MAHKEME?
Ankara Valiliği, Mamak'taki umut ticareti yapan bu mekanın kapatılması için 31. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde dava açmış.
Mahkemeyi arayıp bilgi almak istedik.
Anladık ki mahkeme yargıcı Süheyla Hanım'ın dava dosyasını özel korumaya almış. Bize, Süheyla Hanım'ın avukatlarından bilgi almamızı söyledi.
Fırsatını bulsa bizi bir kaşık suda boğacaklardan bilgi almamızı öneren bu hukuk adamına bir şey diyemedik...
İşin ilginç yanı şuydu: Asliye Ceza Mahkemesi, Zöhre Ana nam Süheyla Hanım'ı 1 yıl hapis cezasına çarptırıyor ama bu kadının icraat yaptığı mekanı kovuşturan yargıç bundan habersiz. Sayın yargıç, gecekondu bölgesine yaptırılan bu süperlüks irtica merkezinin kapatılması için hala belge toplamakla meşgulmüş.
Öğrenebildiğimiz bu kadar...
Mahkeme yargıcı, Süheyla Gülen'in hukukunu korumakta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlarından daha titiz görünüyor.
Kendisini şiddetle kutluyorum.
Halkı kandıranların hukukunu korumakta bu kadar hassas davranan yargıçlarımız oldukça sırtımızın yere gelmeyeceğinden eminim.
Ankara Mamak'ta yaptığım görüşmelerde anladım ki burada yıllarca müthiş paralar kazanan Süheyla Hanım, herkesi etkilemiş. Mamak'taki karakolda görüştüğüm bir komiser, Zöhre Ana olayını izlediğimi anlayınca telefonuyla oynamaya başladı ve bize yüz vermedi.
Adliye'den zabıtaya kadar her kesimi dolaylı yollardan etkileyen Zöhre Ana'nın irtica merkezi ise hala açık. Gidip gördük, içeride adamlar, dışarıda adamlar... Burası, Ankara, yani cumhuriyetin başkenti için bir utanç anıtıdır.
Sanıyorum ki Ankara Valiliği konuyu duyarlılıkla izleyecektir. [/B]
hatta ben size linkinide atıyım.bak siz alevilerin içindede ananıza inanmayan dalga gecen yerden yere vuran çok
[url=http://www.piryolu.com/forum/alevilik-ve-aleviler-ana-forum/4095-zohre-ana-ile-ilgili-ne-dusunuyorsunuz.htmlZöhre Ana ile ilgili ne düşünüyorsunuz - Türkiye'nin alevi, bektaşi, kızılbaş site ve sosyal ağı[/url]
alın size bir alıntı veriyim:
]ALINTI: gerçek bi örnek paylaşmak istiyorum ankarada yaşayanlar bilir zöhre ana diye bi kadın var. babamın halası ve eşi ona resmen tapıyorlar... hemde inanılmayacak şekilde ... ve hala ve eşi gibi bir sürü ona tapan insanlar var.. kadının eskiden küçük bi gecekondusu vardı şimdi süper bir malikanesi özel uçağı korumaları filan dehşet derecede bi zenginliği var.. halamlar çocukları olmadıkları için oraya gitmişlerdi bundan yıllar önce ... ilk başlarda çocuğunuz olacak demişti.. sonradanda çocuk vermiyorum size hayırsız olacağı için demiş.. düşünebiliyormusunuz ona kalmış çocuk verip vermemek.. ve babannemin bi kurbanı vardı haydar sultana oraya götürecektik. bu zöhre ana denen kadın götürmeyin oraya Hz. Ali nin Haydarı sultanın canlısı varken burda orada kesmeyin demiş ... babannem gerçi bundan sonra anladı ve inancı da bitti o kadına.. ama işte insanlarımız o kadar bağlamışlarki kendilerini birşeylere inanmaya tapmaya gözleri kör edercesine ... bende mi var bişi insanlardamı anlamadım
ya bunu anlatmak istedim insanlarımız ne kadar körüne körüne inanıyor tapıyor bazı şeylere ...
bak bunları ben yazmadım ha sizinkiler diyor.
benim sizin görüşünüze saygım var ne haliniz varsa görün ama size sunu diyorum Allah sizi ıslah etsin.
Allah indinde hak din İSLAM'dır.(Ali İmran 19)

![[Resim: imza3cp.gif]](http://img29.exs.cx/img29/203/imza3cp.gif)